Jack London – Altta Kalanlar

Altta Kalanlar Kitap Kapağı Altta Kalanlar
Jack London
Yalçın Yayınları
199

Jack London, Londra'nın doğu yakasındaki; Whitechapel, Hoxton, Spitalfields, Bentham Green ve Wapping'i kapsayan bir bölgeyi, buradaki insanların arasına karışarak, onlar gibi giyinip, onlar gibi yaşayıp, onlar gibi karnını doyurarak bu yapıtını yaratmıştır.
Bu yaratış, öylesine bir doğallık içermektedir ki, Jack London'ın kendi ifadesiyle; üzerindeki ceketten başka kaybedecek şeyi yoktur. O ceket de eski giysiler satan bir dükkândan alınmıştır.
Buradaki yaşam hem gridir, hem de bulanık. Burada yaşayanlar acz içinde, umarsız, umutsuz, hastalıklıdır. Temizlik için yapılan en ufak bir girişim bile, kahkahalarla karşılanır burada. Buralara yağan yağmur bile doğallıktan uzaktır ve ortalığı temizleme gücünden yoksundur. O da her şey gibi yağlıdır, düştüğü yeri daha çok pisletir. Buradaki duvarların ardında, sıkıntı içindeki insanlar yaşamını sürdürür. Burada ruh inceliğinden söz etmek alay konusu olur, dünya nimetleri yoktur burada.
Londra'da öyle sokaklar vardır ki, burada yaşama gözlerini açan çocukların yüzde ellisi, iki yaşına varmadan ölür. Geriye kalan çocukların yüzde ellisi de beş yaşına ulaşmadan yaşama gözlerini yumar. Denilebilir ki, buralarda korkunç bir katliam hüküm sürmektedir. Londra'nın kenar mahalleleri, ucu bucağı belirsiz bir mezbahadır.
Jack London'ın tanıklığıyla tarihe not olarak düşülen Altta Kalanların hikâyesinin üzerinden yalnızca bir yüzyıl geçti. Batının bugünkü uygar İngilteresi milyonlarca ezilmişin cesedinin yer aldığı temel üzerinde inşa edilmiş.
Jack London, bu belgeyi, o eşsiz üslubuyla hikâyeleştirmiş. Yalçın Yayınları olarak; bu sürükleyici ve bir solukta okunan yapıtın yeni basımını yayınlamaktan onur duyuyoruz.

Paul Auster – Kış Günlüğü

Kış Günlüğü Kitap Kapağı Kış Günlüğü
Paul Auster
Can Yayınları
200

Her yazar, kitaplarına kendini de saklar. Ama gün gelir satır aralarında anlatmaktan vazgeçer kendisini. Artık yaş kemale ermiştir. Yaşadıkları, yaşayamadıkları, düşleri, gerçekleri... Hesaplaşma zamanıdır. Paul Auster'ın kendi hikâyesine dönerek yazdığı Kış Günlüğü, sıradan bir yaşamöyküsü değildir, usta bir kalemden çıkmış roman gibi bir yaşamdır.

Yazar bu kitabı neden yazdığını kendi cümleleriyle şöyle açıklar:
"Ne de olsa zaman azalıyor. Belki de şimdilik hikâyelerini bir yana bırakıp hayatının anımsadığın ilk gününden bugüne kadar bu bedenin içinde yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu incelemeye çalışsan iyi olur."

Marquis De Sade – Karıma Mektuplar

Karıma Mektuplar Kitap Kapağı Karıma Mektuplar
Marquis De Sade
Kafekültür Yayıncılık
150

Onu yeniden tanıtmaya gerek yok. O, Marquis de Sade, 1776 yılında özgürlüğünün son saatlerini sürmektedir hâlâ ve 35 yaşındadır. Mahpusluğun ne demek olduğunu kısa tutukluluğu ile tatmış olsa da, 1772 yılında patlayan yeni bir fuhuş olayını hiç ummadığı kadar pahalıya ödeyecektir. Öyle ki İtalya'ya kaçan markinin gıyabında idam kararı çıkartılır. 1775 yılında, “küçük kızlar” davası, mevcut hapis cezasına on üç yıl daha eklenmesine sebep olur. 13 Şubat 1777'de Paris'te tutuklanarak, Vincennes Şatosu'na götürülse de kralın özel izniyle hayatta kalmayı başarır; 1790’da buradan çıkarken akıl hastalarının arasında geçireceği on üç yıllık esaretten henüz habersizdir.
Gamsız, zevk düşkünü bu soylu gencin hayatı, sürgünlerle geçen bir yaşama dönüşür. Her şeyden elini eteğini çektiği bu uzun süreçte yazmaya başlayacak ve mektup yazmada ustalaşacaktır. Bu "özgürlük âşığı", artık, tek ve en sadık sırdaşı, karısı Renée-Pélagie’ye yolladığı mektuplarda, bu ustalığından örnekler sergiler. Mektupları aracılığıyla, karısına yalvardığı zamanlar olduğu kadar, ona hakaretler de yağdırır; tüm kötülüklerin kaynağı olarak gördüğü annesine karşı duyduğu nefreti dile getirir, ihtiyaçlarının karşılanmasını isterken kaprisler yapar; yaşadığı şaşkınlıkları, bitmez tükenmez öfkeyi, tutkuyla hep onunla paylaşır.

Hüseyin Nihal Atsız – Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz

Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz Kitap Kapağı Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz
Hüseyin Nihal Atsız
Ötüken Neşriyat
263

Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz, Atsız’ın, Büyük Doğu dergilerinin 6 Mart 1959 – 16 Ekim 1959 tarihleri arasında haftalık olarak 33 sayı neşredilen “IX. Dönem”inde tefrika edilmiş hatıratıdır. Askerî Tıbbiye yıllarından (1922-1925) Orhun dergisinin “II. Dönem”inin başına, yani Ekim 1943’e, kadar olan hatıralarını; ibretâmiz hâdiselerin içinde ve yakın tarihin mühim isimlerinin önünde cereyan eden hayat sergüzeştini, akıcı ve eşine az rastlanır bir mizah diliyle yazan Büyük Atsız, tek parti yıllarının çetin mücadele ortamında nasıl gadre uğradığının salt kişisel bir anlatısını değil, ayrıca cumhuriyetin erken dönemlerinde Türk milliyetçiliği tarihinin öncü kuşakları olarak ortaya çıkan insanların seciyelerinin yoğrulduğu vasatı aydınlatan birincil bir kaynağı da ortaya koymuştur. Ne yazık ki Büyük Doğu’nun 33. sayısından sonra kapanmasıyla akim kalıp, Atsız’ın “dram” olarak nitelendirdiği esas konusunu teşkîl edecek Irkçılık-Turancılık Davası’nın safahatına giremese de, hatıra serisinin söz konusu niteliği, bu tamamlanmamış haliyle dahi haleldâr olmamaktadır. Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz, bir neslin en büyük temsilcilerinden birinin kaleminden dökülmüş özgün bir metin olarak, ilk defa bu baskıda kitaba ilave edilen söyleşilerle birlikte, hâlâ tarihî kıymetini korumaktadır.

Hüseyin Nihal Atsız – Çanakkale’ye Yürüyüş

Çanakkale'ye Yürüyüş / Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi Kitap Kapağı Çanakkale'ye Yürüyüş / Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi
Hüseyin Nihal Atsız
İrfan Yayıncılık
268

Çanakkaleye Yürüyüş
Türk tarihini dolduran büyük zaferler arasında, Dumlupınar da dahil olduğu halde, hiç birisi Çanakkale zaferi kadar kat'î neticeli olmamıştır. Çanakkale müdafaası Sakarya müdafaasının ve Dumlupınar taarruzunun anasıdır. Çanakkale müdafaası olmasaydı cihan savaşı iki yılda bitecek ve Türkiye ortadan kalkacaktı. Türkiye ortadan kalktıktan sonra da artık bir Sakarya, bir Dumlupınar olmayacaktı.
Çanakkale müdafaası mânevî-ahlâkî bakımdan da büyük bir eserdir. Bu müdafaa madde bolluğunun, vesait zenginliğinin savaşta "her şey" demek olmadığını ispat etmiş ve yine Türk milletinin bütün cihanda baş dövüşçü ve birinci asker olduğunu bir yol daha ortaya koymuştur.

Tütkçülüğe Karşı Haçlı Seferleri
1944-1945'te bu memlekette bir dram oynandı. Resmî adı "Irkçılar Turancılar dâvası" olan bu oyun, ürpertici, acıklı bölümleri yanındaki güldürücü, katıltıcı sahneleriyle tam bir asrî dramdı. Müellifi, nice böyle eserlerin yazarı olan İsmet İnönü; rejisörü, müellifin her kelimesine sadık kalmak, hattâ kafasından geçenleri anlamak ve aynen sahneye koymak için hiçbir fedakârlıktan çekinmeyen Halk Partisi idi.

Dostoyevski – Mektuplar

Mektuplar Kitap Kapağı Mektuplar
Dostoyevski
Ararat Yayınevi
336

Dostoyevski, roman kişilerini, içinde bulunduğu toplumsal durumlar u¨zerine kurgular. Kahramanlarını kendi du¨şu¨nce ve kanaatlerinin âdeta bir sözcu¨su¨ yapar. Yine de o, bireysel ve toplumsal gerçeklikleri romanlarında daha belirsiz ve dolambaçlı bir dille aktarırken bu gerçekliği mektuplarında daha doğrudan ve sözu¨nu¨ sakınmaksızın anlatır.

Kronolojik olarak erken dönem ve geç dönem şeklinde kabaca iki gruba ayrılabilecek mektuplarından birinci gruba alınabilecek ilk mektuplarında; askerî mu¨hendislik okulunun uygunsuz atmosferiyle âdeta bir zavallı durumundaki karamsar ve duygusal ergenin kırılgan ruh hâli bu¨tu¨n ayrıntılarıyla ortaya çıkar. Bu dönem mektuplarında yazar, sorunlarla dolu kalbini, sık sık kardeşi Mihail’e açar. Kafası; Tanrı, doğa ve ruhla ilgili karmakarışık felsefî du¨şu¨ncelerle çalkalanır. Üstelik bu dönemde, evden gelen para havaleleri de seyrektir. Babasına yazdığı mektuplarında ‘demir gibi sert yoksulluğun’ tadını burada ilk defa tattığını belirtir. Bu yoksulluk, yıllarca onun peşini bırakmayacak ve kişiliği u¨zerinde silinmez izler bırakacaktır. Genellikle aynı kişiye yazdığı geç dönem mektuplarıysa gelişmekte olan bir yazarın ruh durumunu yansıtır: Âniden beliren, baş döndu¨ru¨cu¨ ve kısa ömu¨rlu¨ bir meşhur olma durumu, yaşamının sonuna kadar su¨recek edebiyat ırgatçılığının başlangıcı, sinsi depresyon atakları, belirsiz ‘ruhî’ ve sinirsel rahatsızlıklar, muhtemelen ilk sara belirtileri…

Mektuplar, Dostoyevski’nin sanatını çok yakından ilgilendirip derinden etkileyen özel yaşamının yeniden inşası açısından temel bir kaynak niteliği taşır. Bu bakımdan mektuplar, içinde bazı romanlarının kahramanlarını da yakaladığımız Dostoyevski’nin en yalın, en dolaysız toplumsal ve bireysel fotoğrafını çeken otobiyografisi olarak da okunabilir.

Ahmet Şerif İzgören & Ahmet Nacar – Sarı Siyah Bursa

Sarı Siyah Bursa Kitap Kapağı Sarı Siyah Bursa
Ahmet Şerif İzgören & Ahmet Nacar
İzgören Yayınları
136

İki usta kalem Ahmet Nacar ve Ahmet Şerif İzgören'den yine ortak bir çalışma, yine mizah dolu nostalji.

Ahmet Nacar ve Ahmet Şerif İzgören'in kaleme aldıkları, çizimlerini Sait Munzur'un yaptığı mizah ve duygu dolu Sarı Siyah'ın devamı niteliğindeki bu kitapta, iki can dostunun, Bursa'da başlayan yeni hayatlarında yaşadıkları haylaz ama masum, düşündürücü ama komik, sıcak, coşkulu, hareketli anılarını okurken çocukluğunuza gidecek, yine kahkahalara boğulacaksınız.

Akıl vermesini sever insanoğlu. Bir sürü fikrim de hazırda beklerken üstelik, içimden geçen şu: Herkes bugüne kadar hangi tohumu, hangi fidanı biriktirdiyse eksin bir yerlere. Daha çok güzellik, keyif, tebessüm dallarda sallansın, gölgesi olsun insanların. Çocuklar ayağını basacak bir karış toprak, çimen bulsunlar, çiçekleri koklasınlar, dalında erik, kiraz görsünler; varsın dalından düşsünler bir ayva ağacının. Hiç değilse daha sahici, daha elle tutulur olur hayatları.

Artık Bursa'dayız Şerif'imle. Bir sürü yeni arkadaş, yeni site, yeni paylaşım gruplarımız var; yeni oyunlar içinde yeni kahramanlarız. Bugünlerden farkımız; elle tutulur, gözle görülür, tadı, tuzu, rengi, kokusu olan şeylerdi yaşadıklarımız. Kendinizi bulacağınız satırlarda, kendi satır aralarınızı yazacaksınız okurken. Gülümseyeceksiniz; sahici, sesli ve içten...

Ahmet Nacar

Küçük İskender – Galileo’nun Pergeli

Galileo'nun Pergeli Kitap Kapağı Galileo'nun Pergeli
Küçük İskender
Sel Yayıncılık
80

Galileo'ya göre dünya dönüyordu, herkes için dururken. Küçük İskender ise onun pergelini almış, bu yüzyıla taşımış; bazen ölçüp biçiyor, bazen olmadık anda saplıyor! Çünkü Küçük İskender'in çok-yan-anlamlı cümleleri okşayıcı olduğu kadar delici, ferahlatıcı olduğu kadar yakıcı da...

Galileo'nun Pergeli, Küçük İskender'in aforizma-deneme üçlemesinin üçüncü kitabı. Dizinin önceki iki kitabı Medusa'nın Makası ile Lucifer'in Bisikleti'ydi. Okurlar önceki iki kitaptaki kıyameti çok sevdi...

Necip Fazıl Kısakürek – Babıali

Babıali Kitap Kapağı Babıali
Necip Fazıl Kısakürek
Büyük Doğu Yayınları
344

"Bâbıâli"yi okuyan bazı Müslümanlık taslayıcıların ondan gocunduklarını haber aldım. Onlar, eserin, fikir ve sanat kıymetine dikkat ettikleri halde şahsıma ait günah dolu bir hayatın açığa vuruluşunda ayrıca günah bulunduğu kanaatinde imişler....
Yazıklar olsun!..
Eğer benim gayem İlâhi rıza olmasaydı da bu çeşit insanları kurtarmak olsaydı onları kurtuluşa asla ehil saymaz, bir köşeye çekilir, "Allah"tan başka kelime etmez, yalnız nefsimizin tezkiyesiyle uğraşır ve işte bu kabil marka Müslümanlarından el etek çekerdim.

Pablo Neruda – Yaşadığımı İtiraf Ediyorum

Yaşadığımı İtiraf Ediyorum Kitap Kapağı Yaşadığımı İtiraf Ediyorum
Pablo Neruda
Evrensel Basım Yayın
398

Serüvenlerle dolu bir yaşam kitabı. Bir haber verme, bir hesaplaşma, lirik bir atılım, dostlara sesleniş, geçmişe ve yarınlara bir ant içmedir onun anıları. Bu anılarda şairin yaşamının bütün duraklarını, şiirlerini yaratış sürecini, başta Lorca, Alberti, Hernández, Eluard, Aragon, Nâzım Hikmet olmak üzere şair dostlarıyla ilişkilerini, Şili'nin cunta tarafından öldürülen lideri Alende'yi buluruz.

"Benim anılarım hayaletlerle dolu bir galeridir" der Neruda; "Belki ben kendi hayatımı değil de başkalarının hayatını yaşadım... Benim hayatım, bütün hayatlardan oluşmuş bir hayattır; bir şair hayatıdır.

Cahit Zarifoğlu – Bir Değirmendir Bu Dünya

Bir Değirmendir Bu Dünya Kitap Kapağı Bir Değirmendir Bu Dünya
Cahit Zarifoğlu
Beyan Yayıncılık
320

Bir Değirmendir Bu Dünya, şiirlerinden, anı yazılarından ve hikâyelerinden tanıdığımız Zarifoğlu`nu başka bir açıdan tamamlamaktadır. O herkesin entel takıldığı bir zamanda çevresindeki meraklı insanlara, dostlarına, okuyucularına ilmihal okumayı tavsiye ediyordu. Namazların tadil-i erkân üzere kılınmasını, gece namazlarına kalkılmasını, hanımlara iyi davranılmasını, çocukları adam yerine koyarak karşımıza almamızı, yollarda zikirle yürümemizi telkin ediyordu. Daha doğrusu müslüman olarak iç dünyamızı zenginleştirmek, çağa donanımlı bir müslüman olarak yetişmemiz için elinden geleni yapıyordu. Hem çocuklar için yapıyordu, hem de büyükler için.

 

Bu kitaptaki yazılara, kendi yatağında sessiz, sakin ve içten içe maveraî uğultularla akan bir nehrin zaman zaman coşup kabarması olarak da bakılabilir.

Cahit Zarifoğlu – Mektuplar

Mektuplar Kitap Kapağı Mektuplar
Cahit Zarifoğlu
Beyan Yayıncılık
136

Cahit Zarifoğlu'nun bu kitapta yer alan mektupları daha çok Mavera dergisinin çıktığı yıllara aittir. Ve hemen hepsi bu dergiyle münasebeti olan kişilere yazılmıştır. Bunlardan bir bölümü onun beraber yola çıktıkları yazar şair dostlarına, bir bölümü de dergiye ürün gönderen yazar-şair- adaylarına yazılmıştır. İçlerinde çok azı da ailesine yazdıklarıdır.

Zarifoğlu'nun mektuplarında onun sanat edebiyat anlayışını da çok özel bir dille anlatılmış görürüz. Sanat ve edebiyata nasıl bakıyor, nasıl bakmamız gerektiğini söylüyor? Bu mektuplardan bütün bu soruların cevabını bulabiliyoruz. Bu bakımdan bu metinler tıpkı açık mektupları gibi onun poetik anlayışını da yansıtırlar ki asıl önemleri de belki burada aranmalıdır. Yine onun yazdıklarında kişiliğine ve dünya görüşüne dair ipuçları da yer alır. Bütün bunları birlikte düşündüğümüzde bu mektuplar onun şahsiyet ve sanat tutumunu anlaşılması konusunda bize önemli imkânlar sunmaktadır.

Sevan Nişanyan – Aslanlı Yol

Aslanlı Yol Kitap Kapağı Aslanlı Yol
Sevan Nişanyan
Liberte Yayınları
360

Düşünce dünyamızın özgün ismi Sevan Nişanyan, okurlarının karşısına bu kez anılarından oluşan Aslanlı Yol ile çıkıyor.

Yanlış Cumhuriyet'te Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu mitlerini sorgulayan, Sözlerin Soyağacı'nda Türk dilinin tarihi köklerini titiz bir araştırmayla ortaya çıkaran, Küçük Oteller Kitabı'yla Türk turizmine yeni bir ufuk kazandıran Nişanyan, aynı zamanda Ege'nin Şirince köyünde kurduğu ütopya dünyası ile tanınıyor.

Nişanyan'ın anıları bizi Amerika'daki solculuk günlerinden Kafkasya'daki savaş meydanlarına, Etiyopya'da Nişanyan'ın bile tırmanmaya ürktüğü manastırlardan Isparta Askeri Mahkemesindeki duruşmalara, Amazon cangıllarında kaybolan arkadaşlardan Van'da kurulması hayal edilen köylere sürüklüyor. Yaşadığı hiçbir ortamda kendini "evinde" hissetmeyen, sınırları ölümcül risk pahasına zorlamayı tutku haline getiren bir insanla tanışıyoruz.

Bir macera romanı akıcılığıyla okunan hikâyelerin ardında ise, hayatı sürekli sorgulamanın manevi ağırlığına ve Nişanyan'ın kendi içinde bir bütünlük arayışındaki düşünce yapısına tanık oluyoruz.

Stefan Zweig – Balzac: Bir Yaşam Öyküsü

Balzac: Bir Yaşam Öyküsü Kitap Kapağı Balzac: Bir Yaşam Öyküsü
Stefan Zweig
Can Yayınları
516

Belki de ilk gençlik dönemlerimden bu yana beni meşgul eden büyük bir eser yazmayı denerim —Balzac hakkında kalın bir kitap, bir yaşamöyküsü ve eleştiri. Muhtemelen üç, hatta dört yıl gerektireceğini biliyorum. Ama geriye kalıcı bir şey bırakmak istiyorum, on yıllarca etkisini yitirmeyecek bir eser ... Otuz yıldır Balzac okuyorum, hayranlığımdan hiçbir şey kaybetmeden tekrar tekrar okuyorum."

1939'da Toronto'dan New York'a bir tren yolculuğu sırasında Stefan Zweig'ın, dostu Romain Rolland'a, son büyük eseri Balzac hakkında yazdığı satırlar bunlar. Sürgünlük yaşamının son döneminde Zweig'la birlikte önce Amerika Birleşik Devletleri'ne, oradan da Brezilya'ya giden bu büyük eser, son noktasını ölümün koyduğu, bitmeyen bir başyapıt. Dostu Richard Friedenthal'in, Zweig'ın ölümünden sonra tamamlayıp ilk kez 1946'da Stockholm'de yayınladığı Balzac, bir büyük ustanın bir diğerine saygı duruşu...

Franz Kafka – Milena’ya Mektuplar

Milena'ya Mektuplar Kitap Kapağı Milena'ya Mektuplar
Franz Kafka
Can Yayınları
400

Franz Kafka, Prag'da bir dost meclisinde tanıştığı gazeteci Milena Jesenská'dan öykülerini Çekçe'ye çevirmesini ister. Kafka ile Milena'nın yollarını kesişmesine neden olan bu dilek, bir ilişkinin başlangıcı, Milena'ya Mektuplar başlığı altında toplanan bu yazışmalarsa kısıtlı bir iletişimin tek aracı olacaktır.
Milena'ya Mektuplar eşi benzeri olmayan bir kitap, mektuplara örülmüş bir aşk romanıdır. Kafka'nın Milena'ya Nisan 1920 tarihli ilk mektubunda yağmurlu bir günden söz ederek deyiş yerindeyse bir roman tadında başlattığı bu yazışmalar, yazarın ölümünden kısa bir süre öncesine değin süregiderken, ümitsizliğin, çaresizliğin ve tıkanışın anlatımına dönüşür. Çünkü Kafka'nın da dediği üzere, "Mektup yazmak, hayaletlerin önünde soyunmak demektir, ki onlar da aç kurtlar gibi bunu bekler zaten. Yazıya dökülen öpücükler yerlerine ulaşmaz, hayaletler yolda içip bitirir onları."