Ferdynand A. Ossendowski – Agarta’nın Kapılarında Hayvanlar, İnsanlar ve Tanrılar
Anlatı / 19 Eylül 2017

Kitap Adı: Agarta'nın Kapılarında Hayvanlar, İnsanlar ve Tanrılar Yazar: Ferdynand A. Ossendowski Yayıncı: Dharma Yayınları Sayfa Sayısı: 340 “Agarta’nın Kapılarında”da, F. A. Ossendowski’nin, 1917’de Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi sonrasında, Büyük Okyanus kıyılarına doğru Bolşeviklerden kaçışı sırasında yaşadığı olağanüstü serüven anlatılmaktadır. Önceleri, bir rejim karşıtlığından kaynaklanan basit bir kaçış gibi başlayan Ossendowski’nin öyküsü, bir yandan Asya’nın çetin ve acımasız, bir o kadar da görkemli doğa koşullarının tam orta yerinde geçen bir varoluş mücadelesidir. Yazar, bu soluk kesen serüven sırasında karşısına çıkan, “Sırların Sırrı”nın, yüzyılların efsanesi, esrarengiz yeraltı ülkesi Agarta’nın peşine düşüyor.

İbrahim Yıldırım – Kumcul
Anlatı / 4 Eylül 2017

Kitap Adı: Kumcul Yazar: İbrahim Yıldırım Yayıncı: altkitap Yayınevi Edebiyat Bazen İnsanın Canını Yakar! – Murat Gülsoy “Yıllar önceydi, köksüz bir kum bitkisi gibi savrulup duruyordum: o zamanlar benim gibi olanlara bir ad koymuştu: kumcul.” Bu cümleyle başlıyor İbrahim Yıldırım’ın Kumcul’u. Kumcul bir karabasan, yazarının deyimiyle. Her şey bir metaforla başlıyor. Köksüz bir kum bitkisi. Bir çöl canlısı. Kum, çöl, yağmur sıkıntısı ve bekleyişi, savrulma anlatının sonuna dek giden izlekler. Üç bölümden oluşuyor bu anlatı. Yer değiştirme, yeni bir yer ve tufan… Kafkaesk bir atmosferin içine bir anda giriyorsunuz bu anlatıda. Birinci tekil şahıstan anlatılan hikayeyi farklı açılardan okumanız / yorumlamanız olası. Fakat tüm bu okuma seçenekleri, size ister istemez yaşadığınız zamanı, yakın geçmişte yaşanmış toplumsal sorunları anımsatıyor. Sanki, her şeye, tüm geçmişe yazarın sade bir dille oluşturduğu metaforik optiğinden bir daha bakıyorsunuz. Görmek, duymak, koklamak, dokunmak istemediklerinizi şiirsel bir doku içinde okumak zorunda kalıyorsunuz. Edebiyat her zaman eğlendirmez. Çoğu zaman insanın canını yakar. Sözcükler bazen yaralarımıza tuz tanecikleri gibi serpilir. Takmakta zorlandığımız pembe gözlüklerin camlarını çatlatır. Arkasındaki dünyanın karanlığı sızar okuduğumuz kitabın sayfalarından. Hatırlatır. Zorlar. İbrahim Yıldırım’ın bu kısa ama yoğun anlatısı okuduktan sonra zihinlerimizin kumları arasında savrulmaya devam edecek.

Demir Özlü – Bir Beyoğlu Düşü
Anlatı / 22 Haziran 2017

Kitap Adı: Bir Beyoğlu Düşü: Berlin'de Sanrı Kanallar Yazar: Demir Özlü Yayıncı: İş Bankası Kültür Yayınları Sayfa Sayısı: 184 Demir Özlü’nün üç anlatısı Bir Beyoğlu Düşü (1985), Berlin’de Sanrı (1987) ve Kanallar (1991) YKY’de tek ciltte toplandı. Öykü ve romanlarıyla tanıdığımız 1950 Kuşağı’nın önde gelen yazarlarından Demir Özlü, 1980’lerde yazdığı bu novellalarla kendi anlatı dünyasının yetkin örneklerini vermişti. Gençliğin bunaltılı erotizmiyle dolu Beyoğlu, Kleist’ın izinde Wannsee’de yaşanan şiddetli aşk, Kierkegaard’a yaslı yaşam-ölüm, aşk-cinsellik sorunlarının deşildiği Amsterdam… Özlü, anlatılarında düşlerin izini sürerken bir yandan da melankoli desenliyor. Üç anlatı bir arada okunduğunda birbirine sıkı sıkıya bağlı oldukları, ortak bir duyguları besledikleri görülüyor.

Wadad M. Cortas – O Sevdiğim Dünya
Anlatı / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: O Sevdiğim Dünya Yazar: Wadad M. Cortas Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 240 “Bu benim hikâyem, bir Arap kadınının hikâyesi. Kayıp bir dünyanın hikâyesi.” Böyle başlıyor Cortas’ın anlatısı ve bizi yirminci yüzyılın en çalkantılı zamanlarında dünyanın en çalkantılı bölgelerinden birinde yaşamış idealist ve barışsever bir eğitimcinin; eşitlik ve özgürlük için mücadele eden, kadın haklarını sonuna dek savunan, sanatın her türünü sevip destekleyen, dil-din-ırk ayrımı yapmadan tüm insanlığı kucaklayan bir hümanistin yaşamöyküsüyle baş başa bırakıyor. Samimi bir tevazu ve sadelikle kaleme alınmış bu hatırat sadece Cortas’ın kendi yaşamını değil Arap dünyasının yakın tarihini de kapsıyor elbette: Birinci Dünya Savaşı’nın ardından nihayet Osmanlı egemenliğinden kurtulup bağımsızlıklarına kavuşmayı uman Arap ülkelerinin Batı’nın sömürgeci zihniyeti ve eylemleri karşısında uğradığı hayal kırıklığı, İkinci Dünya Savaşı’nın Ortadoğu üzerindeki etkileri, İsrail’in bir devlet olarak ortaya çıkması sırasında ve sonrasında dökülen kan, evlerinden edilen Filistinlilerin çektiği acılar ve buna duyarsız kalan dünya kamuoyu, aynı topraklardan yaşayan insanların süreğen çatışmasının getirdiği maddi ve manevi yıkım… Cortas’ın hikâyesinden görüyoruz ki bütün bu acıların ortasında insanlığa ve geleceğe olan umudunu yitirmeyen, halkların barış içinde bir arada yaşayabileceğine inanan, bu amaç uğruna canla başla mücadele eden insanlar da vardı. Ve yine bu hikâyeden görüyoruz ki hepimizin sevdiği bu dünya ancak…

Marguerite Duras – Ölüm Hastalığı
Anlatı / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Ölüm Hastalığı Yazar: Marguerite Duras Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 44 ‘Sevdiğini öldürecek gibi olma duygusunu, onu kendinize, yalnız kendinize saklama, bütün yasalara rağmen, bütün ahlaki baskılara rağmen onu alma, kaçırma isteğini duydunuz mu? Hiç bu isteği duydunuz mu? der. Hiçbir zaman, dersiniz.’

Henry Bauchau – Diotime ve Aslanlar
Anlatı / 4 Haziran 2017

Kitap Adı: Diotime ve Aslanlar Yazar: Henry Bauchau Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 57 Pers ülkesi ile Grek ülkesinin yan yana ve karşı karşıya geldiği bu küçük kitap, aşk ve tutku, yasak ve şiddet, ateş ve dans, kan ve zafer hakkında yazılmış en güzel anlatılardan biri. Henry Bauchau Diotime ve Aslanlar’ı daha önce Metis Edebiyat’ta yer verdiğimiz Oidipus Yollarda ile Antigone kitaplarının arasında yazdı. Yazar burada her iki romanda da şifacı olarak karşımıza çıkan Diotime’nin çocukluğunu ve ilkgençliğini anlatıyor

Erdal Öz – Gülün Söndüğü Akşam
Anlatı / 8 Nisan 2017

Kitap Adı: Gülün Söndüğü Akşam Yazar: Erdal Öz Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 304 “Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil” ve daha niceleri. Mamak Askeri Cezaevinde bu çocukların çoğuyla konuşmuştum. Deniz’le anlaştığımız gibi, tuttuğum notlardan yola çıkarak bir roman yazacaktım. Sorduğum sorularla onları sürekli küçük ayrıntılara yöneltmeye çalışmıştım. Roman, bu ayrıntılardan doğup gelişecekti. Ne yazık ki iş yarım kaldı. Hele belgesel bir roman için elimdeki notların yetersizliğini görünce böyle bir çalışmaya girmekten vazgeçmek zorunda kaldım. Yıllar sonra, bir başka biçimlemeyle, sonunda oluşturabildim bu kitabı. ‘Gülünün Solduğu Akşam’, serüven dolu sürükleyici bir roman gibi de okunabilir. Ama acı ve hüzün yüklü bir kitap olduğu da bilinmelidir. Anı, belge, anlatı karışımı bu kitabı dilerseniz bir roman gibi okuyun; yeter ki sizde bırakacağı hüzün kalıcı olsun. -Erdal Öz-