Hasan Cemal – Kürtler

Kürtler Kitap Kapağı Kürtler
Hasan Cemal
Doğan Kitap
592

Kürtleri, Kürt sorununu, PKK ile şiddet ve terör yıllarını perde arkasında olup bitenlerle öğrenmek ister misiniz? Güneydoğu'yu, Kuzey Irak'ı kan ve ateş coğrafyasını bir gazetecinin gözlüğüyle gezmeye ilgi duyar mısınız? Ya da Ortadoğu'da terör ve şiddetin beşiği Bekaa Vadisi'ne uzanıp Apo'yla bir geceyarısı buluşmasına ne dersiniz? Cudi Dağı'nın tepesinde askerle sabahlamak, Diyarbakır'da, Şırnak'ta PKK'lılarla, Kürt aydınlarıyla buluşmak, Cizre'de, Dicle Nehri'nin kıyısında veya Kızıltepe ile Viranşehir'de Kürtlerle kebap yemek, Ankara'da devlet büyükleriyle, Genelkurmay başkanlarıyla, istihbarat yetkilileriyle konuşmak, Beyrut ve Şam'da havayı koklamak, Washington'da istihbarat camiasıyla temasa geçip Türkiye'yi 1984 yılından başlayarak kanatan bir sorunu anlamaya çalışmak ister misiniz? Bu kitapta yalnız Kürtler yok, Türkler de var. Yalnız siyaset yok, özellikle insanlar ile onların yaşadıkları dramlar da var. Bu kitabın hazırlığı on sekiz yıl öncesine gidiyor. Yazılmasına gelince, "Yaşamak için ille de acı çekmek mi lazım?" diye diye iki yıl sürdü.

Nevzat Kösoğlu – Şehit Enver Paşa

Şehit Enver Paşa Kitap Kapağı Şehit Enver Paşa
Nevzat Kösoğlu
Ötüken Neşriyat
640

Osmanlı’nın çöküşü de kuruluşu gibi bir destandır. Çöküşün kahramanları olan neslin bayraktarı Enver Paşa’dır. Onların varlığıyla İmparatorluğun çöküşünü birlikte düşünmek şaşırtıcıdır ve haksızlık gibi görünür. Onların yürekleri dağ gibiydi; hayalleri de öyle... Asla küçük düşünmüyorlardı. Yüce Devlet’i, ülkesi ve milletiyle kurtarmak için kendilerini ateşlere atarken, her biri İmparatorluğun bir uzak köşesinde, bütün Müslüman dünyayı kurtarmayı düşlüyor ve bunun heyecanı ile sarsılıyorlardı. Büyük düşünmek, büyük rüyalar görmek büyük zamanların görüntüleridir. Oysa bunlar çöküyorlardı ve çökerken bile yüreklerindeki ve kafalarındaki büyüklükleri terk etmiyorlardı.

Sonra, Anadolu’ya çekildik. Artık onları anlamak zorlaştı. İnsanlarımızda yürekler daraldı, ufuklar kapandı; araya anlamsız siyasî endişeler girdi. Erzurum’u, Sarıkamış’ı “Turan” zannedip Enver Paşa’yı, “askerlerimizi Turan yolunda kırdırmakla” suçladık. Oysa, dedelerimiz Irak’ta, Filistin’de, Kafkaslar’da, Çanakkale’de vatan topraklarını savunuyorlardı. İngiliz ordularının buralarda ne aradıklarını sormak yerine, onların yüce makamlarını tartışmaya açtık...

Enver Paşa o mübarek neslin başbuğu idi.

M. Kemal Atatürk diyor ki: “Enver bir güneş gibi doğmuş, bir gurûb ihtişamıyla batmıştır; arasını tarihe bırakalım.”

İsmet İnönü diyor ki: “Enver Paşa ihtilalden önce ahlak, cesaret ve kahramanlık misali olarak tanınmıştır. Enver’e en çetin kıta hizmetleri tam ve itimatla emniyet edilmiştir. Enver Paşa şahsî meziyetleriyle iyi bir asker, iyi bir subay olarak, cemiyetin kusur olarak bildiği unsurlardan, insanın tasavvur edemeyeceği kadar nasibi olmayan bir tiptir.”

Zeki Velidî Togan diyor ki: “Enver Paşa son Türk tarihinin en büyük şahsiyetlerinden biridir. Bu zât, Türk ve dünya siyasi hayatındaki konumunu şüphesiz ki tesadüfen yahut birisinin korumasında elde etmedi.”

Ziya Nur diyor ki: “Enver’in Ravza-i Mutahhara’ya girişini canlandıran cümleler; tüyler ürpertici bir inanç ve edep yüksekliğinin muhteşem tablosudur.”

Bu kitapta, Osmanlı son dönemlerimizin büyük kahramanının hayatını ve temiz kişiliğini yakından tanıyacaksınız.

Hagop Baronyan – İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti

İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti Kitap Kapağı İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti
Hagop Baronyan
Can Yayınları
136

Hicvi ve dolayısıyla mizahı; toplumsal yozlaşmayı, kurumların bozulmasını, insanlar arasındaki bitmek bilmeyen çekişmeyi ve adaletsizliği anlatmak için bir silah olarak gayet iyi kullanan Hagop Baronyan, yaşadığı dönemde sansür baskısına uğramış ve elinden geldiğince buna direnebilmiştir.

İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti'de XIX. yüzyılın ikinci yarısının İstanbul'unda 34 mahallenin toplum yaşantısı, mahalle hayatı oldukça kuvvetli bir mizahi dille anlatılıyor. Ermeni ileri gelenlerinin Ermeni toplumunun sorunlarına ilgisizliği, zengin fakir ayrımının yarattığı çelişkiler, kadın erkek ilişkileri, kilisenin mahalle hayatı üzerindeki hegemonyası, ince ve keskin gözlemlerle aktarılıyor.

Baronyan, rengini, "siluetini" ve hatta halklarını büyük ölçüde kaybetmiş bir şehrin mazisine başka bir gözle bakmamızı sağlıyor.

Lillian Faderman – Erkek Aşkının Ötesinde

Erkek Aşkının Ötesinde Kitap Kapağı Erkek Aşkının Ötesinde
Lillian Faderman
Özne Yayınları
608

Lillian Faderman romanları, dava tutanakları, aşk mektupları ve pornografi yazını gibi çok çeşitli kaynaklara dayanarak, yüzyıllar boyunca kadınların konumunda ve kadınlar arası aşkta meydana gelen değişimleri çarpıcı biçimde sergilemektedir. Faderman kadınların aynı-cins aşkı ile kadın cinselliği konusunda sürekli değişen kurumlar arasındaki o parmak basılması güç ilişkiyi araştırıyor. Ayrıca, yeni gelişmeye başlayan feminist değerlerin, kadınların birbirine tutkularında ve erkeklerin bunlara gösterdiği-küçümsemeden hayranlığa ve sonra tiksintiye uzanan- tepkilerinde her zaman önemli bir rol oynadıklarını gösteriyor. Erkek Aşkının Ötesinde gürültüsüz ve devrim yapmış, ilk baskısından bu yana bu konudaki bütün çalışmalara temel oluşturmuştur. Kitap, tarihin unutulmuş ve gözardı edilmiş parçacıklarından parlak bir bütün örmektedir. Kadın ya da erkek bu çalışmayı okuyan kimse, kitabın duyarlılıklarının etkisinden kaçamayacaktır.

Richard Bozulich – Go Kitabı

Go Kitabı Kitap Kapağı Go Kitabı
Richard Bozulich
Dharma Yayınları
187
Kökeni, Antikçağ'a, Taoizme'e, Zen'e dayanan; binyılların gizemli, mistik ve felsefi oyunu:GO. Tahta üzerinde küçük bir yaşam provası.

Rene Girard – Günah Keçisi

Günah Keçisi Kitap Kapağı Günah Keçisi
Rene Girard
Kanat Kitap
288

Girard Günah Keçisi’nde kıyım metinleri adını verdiği mitleri ve tarihsel belgeleri inceliyor. Girard’a göre bütün mitler bir topluluğu oluşturan bireylerin ortak olduğu kıyımı gizler. İlkel toplumlardaki kurban törenleri ya da ortaçağdaki cadı avı, toplu kıyımın örneklerini oluşturmaktadır. Topluluk, başına gelen bir felakete bir sorumlu arar, sorumlu olduğu iddia edilen kişiyse günah keçisidir elbette. Şiddetin ya da felaketin daha fazla yayılmasını önlemek için toplum günah keçisini kurban eder. Girard günah keçisi mekanizmasını çözümlerken kutsal metinlere de başvuruyor ve bir tarihsel metni ya da miti basmakalıp yargılarla okumaya alışmış modern gözlemciyi şaşırtacak yorumlar yapıyor.

Günah Keçisi, dinler tarihi konusundaki başyapıtların mitleri ele alışına, yapısalcı tasvirlere ve psikanaliz kuramına karşı güçlü bir eleştiri metni.

Bronislaw Malinowski – Vahşilerin Cinsel Yaşamı

Vahşilerin Cinsel Yaşamı Kitap Kapağı Vahşilerin Cinsel Yaşamı
Bronislaw Malinowski
Kabalcı Yayınevi

'Okurlar bu kitapta, derin bilgelikle birleşmiş ve yazarı antropologların en çok okunanı yapan o edebi çekiciliği bulmayı bekleyeceklerdir. Hayal kırıklığına uğramayacaklar. Canlı eğretilemeler, resimsi betimlemeler, Trobriandlıları yaşayan bir gerçeklik haline getiriyor; onları oldukları gibi görüyor ve kendimizi onların ada yaşamlarını sanki paylaşıyor gibi hissediyoruz.'

-Spectator-

'Yazar, Trobriandlıların cinsel yaşamının tüm alanlarını, bu yaşamın karmaşık tabu ve duygusal-cinsel ilişkiler sistemiyle ilişkisini, hatta bunun düşlerin gerçekdışı dünyasındaki parçalarını inceliyor. Az bilinen insan toplulukları üzerine yapılmış etnolojik çalışmaların çoğu, bununla karşılaştırıldığında, bizimle onlar arasında var olan bellibaşlı farklılıklara ilişkin basit eskizler olarak kalıyor. Profesör Malinowski'nin kitabına, yalnızca basit bir okumanın çok ötesinde, burada bir araya getirilmiş verileri özümsemeden önce birçok kez başvurmak gerekir. Kitap karşı konulmaz bir güç taşıyor. Havelock Ellis'in önsözde belirttiği gibi, zamanla değeri artacak bir klasik olacağına kuşku yok

Alfred W. Crosby – Ateş Etmek

Ateş Etmek: Tarihte Fırlatma Teknolojileri Kitap Kapağı Ateş Etmek: Tarihte Fırlatma Teknolojileri
Alfred W. Crosby
Kitap Yayınevi
198

İnsanoğlu atış ve ateş ile çevreyi belirli bir uzaklıktan değiştirebilen tek canlı türü. Bu iki yeteneğimizle tarihimizin ve dünyadaki evrimin akışını değiştirdik ve sonunda uzaya çıkmayı becerdik. Bu yetenek insanoğluna, kullandığı aletlerin boyutuyla kıyaslanması imkansız bir güç verdi. Clovis avcısı Kuzey Amerika'nın son mamutunu mızrakla; Siyonist bir fanatik, Yitzhak Rabin'i tabancayla; Wernher von Braun Londra'yı roketle vurmuştu. Benzer şekilde Usame bin Ladin'in adamları da 11 Eylül 2001'de kaçırdıkları uçaklarla New York ve Washington'da binlerce insanın ölümüne yol açtılar. Hem patlayıp hem fırlatılan şeyleri çok severiz. Bu saplantımız kendini daha masum bir biçimde düğünlerdeki havai fişek gösterilerinde belli eder. Ama, Fatih Sultan Mehmet'in dev toplarında ve 2. Dünya Savaşının atom bombasında kendini daha vahşice gösteren de aynı tutkudur. Uzaklara ateş ve korkunç gümbürtüler saçan nesneler fırlatmaya bayılırız. Fırlatıp atmak, türümüzün en ayırt edici karakteristikleri olan iki ayak üzerinde hareket etme ve alet yapma becerisinin ürünleri. Mars'ın yüzeyinde su ve dolayısıyla geçmişinde bir yaşam belirtisi olup olmadığını belirlemek amacıyla daha önce, Nisan ayında uzaya fırlatılmış olan Mars Odyssey aracı, kaderin bir dönüm noktası olan 11 Eylül 2001 tarihinde gezegene, güneşe göre saniyede 24 kilometre hızla yaklaşmaktaydı. 24 Ekim'de ilk Amerikan füzeleri Afganistan'a düşerken, araç dördüncü gezegenin yörüngesine oturmuş ve incelemelerine başlamıştı. Sonunda kendimizi gayya kuyusunda mı yoksa uzayda mı bulacağımızı kestirmek çok güç, ama bunu mutlaka ateş yağdırırken yapacağız. Elinizdeki kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde organik enerjiyle yapılan fırlatmalar, mızraklar, mızrak fırlatıcıları, oklar, mancınıklar ve arbaletlerden geçerek Rum Ateşi'ne ulaşıyoruz. Barutun keşfi ve yol açtığı gelişmeler ise ikinci bölümün konusu. Bir tarafı açık bambu kamışlarına barut doldurarak yapılan ilkel roketlerden ilk toplara, ağızdan dolma tüfek ve tabancadan, 820 kilogramlık bir mermiyi, 5 kilometrelik yükseltiye ve 14 kilometrelik menzile fırlatabilen 1914 yapımı Büyük Bertha'ya ulaşan heyecanlı yolculuk. Üçüncü bölümde ise dünya dışına ve atom altı uzaya yöneliş ele alınıyor ve bu bölüm 16 Mart 1926'da Goddard dünyanın ilk başarıyla havalanan sıvı yakıtlı roketini, Effie teyzesinin Auburn, Massachusetts'teki çiftliğinden fırlatmasıyla başlıyor. Prof. Alfred W. Crosby'nin Ekolojik Emperyalizm ve Gerçekliğin Ölçülmesi 1250-1600 adlı iki eseri daha var.

Ahmet Yaşar – Osmanlı Kahvehaneleri

Osmanlı Kahvehaneleri: Mekan, Sosyalleşme, İktidar Kitap Kapağı Osmanlı Kahvehaneleri: Mekan, Sosyalleşme, İktidar
Ahmet Yaşar
Kitap Yayınevi
138

Kahvehane; kültürel birikim ortamı, sosyalleşme mekânı ve siyasi iktidar karşısında halkın sesini duyurabildiği bir kamusal alan... Osmanlı toplumunda 16. yüzyıl ortalarında bir şehir mekânı olarak gelişen kahvehaneler, yepyeni bir sivil deneyimin gelişmesine katkıda bulundular. Değişik zümrelerden ve kültür seviyelerinden insanların kahve içmek ve sohbet etmek amacıyla gittikleri bu yerler, kısa zamanda toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayan bir konuma geldi. Bu kitap, beş akademisyenin bu konudaki çalışmalarını bir araya getiriyor. Makalelerin en önemli ortak yanı "kamusal alan" kavramsallaştırmasının bir çeşit eleştirisi ve Osmanlı'da kahvehane kamusallığını anlama çabası. Selma Özkocak; kahvehanelerin gelişiminin daha geniş ölçekli gelişmelerle, örneğin 16. yüzyıl ve sonrasında artan şehirleşme, şehre göç ve bunun bir sonucu olarak sosyalleşmedeki yükseliş ve bütün bunların da özel alanın ve daha çok ev yaşamına ait geleneksel konukseverlik yapısının dönüşümü ile ilişkilendirilmesinin önemini vurguluyor. Uğur Kömeçoğlu; kahvehaneleri Sennett'in "aktör olarak insan" biçiminde kavramsallaştırması ve kamusal alanın bir sosyallik formu olarak okunması üzerinden irdeliyor ve bu mekânda gerçekleşen meddah, karagöz, ortaoyunu, âşık gösterileri gibi toplumsal performansları mekânsal ve eleştirel kamusallığın öğeleri olarak sunuyor. Ahmet Yaşar; kahvehanelerin, Osmanlı İstanbul'una girişi sırasında ve sonrasında devlet erkânı ve ulema arasındaki kötü şöhretini inceliyor ve siyasi iktidarın kahvehane kamusallığı üzerindeki kontrolünü irdeliyor. Ali Çaksu; 1826 yılına kadar Osmanlı siyasetine belirgin biçimde yön veren yeniçerilerin kahvehanelerle ilişkilerini inceliyor ve yeniçeri kahvehanesinin kahve ve tütün içilecek bir yer olmasının yanısıra bir edebiyat salonu, isyancı karargâhı, karakol, tekke, iş bürosu ve mafya kulübü gibi işlediğini örneklerle ortaya koyuyor. Cengiz Kırlı ise 1840-1845 yıllarına ait "havadis jurnalleri" adını taşıyan bir dizi belge üzerinden, mezkûr dönemde sıradan İstanbul insanının kahvede, sokakta, çarşı ve pazarda ve hatta evlerinde yaptıkları sohbet ve dedikoduları inceliyor.Tanıtım Yazısı'ndan

Jeremy Black – Dretnot, Tank ve Uçak

Dretnot, Tank ve Uçak: Modern Çağda Savaş Sanatı (1815-2000) Kitap Kapağı Dretnot, Tank ve Uçak: Modern Çağda Savaş Sanatı (1815-2000)
Jeremy Black
Kitap Yayınevi
255

Savaş gemilerinde buhar enerjisinden yararlanmaya başlayınca çok güçlü zırhlara ve büyük toplara sahip dretnotlar savaş sahnelerine çıktı. Kara savaşları için çok daha isabetli ve seri atış yapan toplar üretilmeye başlandı. Sanki dünya sessizce 1. Ve 2. Dünya Savaşları'na hazırlanıyordu. Savaş teknolojisinde asıl başdöndürücü dönüşüm 20. Yüzyılda gerçekleşti. Pervaneli uçaklardan süpersonik jetlere, büyük obüs toplarından lazer güdümlü füzelere ve tarihin en büyük imha gücüne sahip atom bombalarına bu yüzyılda bir anda geçtik.

Jeffrey Burton Russell – Lucifer: Ortaçağda Şeytan

Lucifer: Ortaçağda Şeytan Kitap Kapağı Lucifer: Ortaçağda Şeytan
Jeffrey Burton Russell
Kabalcı Yayınevi
477

Şeytan'da antik kötülüğün, İblis'te ise Hıristiyanlığın ilk dönemlerindeki kötülüğün etkileyici bir portresini çizen Jeffrey Burton Russell, Lucifer'de ortaçağ diabolojisinin gelişimini sergileyerek, kötülüğün belki de en etkin olduğu döneme, 20. yüzyıla giriş yapmaya hazırlanıyor. Ortaçağ ile yeniçağ arasında kötülük dinsel niteliklerden sıyrılıp günlük hayatın konusu olmaya başlamaktadır ve Şeytan, artık evrene egemen olma yolundadır. Ortaçağın karanlık yüzü karnavallardan, paskalya kutlamalarından, bilgi ve şairlerin coşkulu arayışlarına dek her yönüyle aydınlanıyor. Şeytan giderek yakına geliyor.

Jeffrey Burton Russell – Mephistopheles: Modern Dünyada Şeytan

Mephistopheles: Modern Dünyada Şeytan Kitap Kapağı Mephistopheles: Modern Dünyada Şeytan
Jeffrey Burton Russell
Kabalcı Yayınevi
507

Bu kitapla birlikte Şeytan, İblis, Lucifer ya da Mephistoteles, yani Kötülük'ün bin yıllık tarihi tamamlanmaktadır. Antikitede başlayan yolculuk, yeni sona ermiş olan 20. yüzyılla son bulunmaktadır.

Reformasyondan nükleer çağa, günlük gazete haberlerinden savaş bilançolarına, Luther'den J.J. Rousseau'ya, John Milton'dan C.S. Lewis'a, ve Ira Levin gibi çağdaş yazarlara, Steven Spielberg filmlerine, AC/DC gibi müzik topluluklarına uzanan geniş bir alanda, Russell, görkemli bir kaynak taraması eşliğinde modern zamanlarda yaşadığımız sarsıcı entelektüel ve kültürel değişimlere bütünlüklü bir yorum getiriyor.

Artık şunu sormak olasıdır: Şeytan yeryüzüne çıktığına göre, onu bizden başkası olarak kabul edebilir miyiz?

Mircea Eliade – Demirciler ve Simyacılar

Demirciler ve Simyacılar Kitap Kapağı Demirciler ve Simyacılar
Mircea Eliade
Kabalcı Yayınevi
264

Eliade bu kitabında madencilik, demircilik ve metal işciliği gibi mesleklere özgü bazı mitleri, ayin ve simgeyi dinler tarihi açısından ele alıyor. Yazarın amacı, bilim tarihini inceleyen uzmanlarınkinden tümüyle farklı. Eliade burada arkaik toplumların madde karşısındaki tavırlarını inceliyor; insanoğlunun cevherlerin varoluş biçimini değiştirebilme gücüne sahip olduğunu anlayınca yaşadığı tinsel maceraların izini sürmeye çalışıyor.

Andrey V. Anikin – Altın… Sarı Şeytan

Altın... Sarı Şeytan Kitap Kapağı Altın... Sarı Şeytan
Andrey V. Anikin
Yazılama Yayınevi
204

Dünya ölçeğinde zafere ulaştığımız zaman, altını, dünyanın en büyük kentlerinden bazılarının sokaklarında umumi tuvaletler yapmak için kullanacağımızı düşünüyorum. Altını, onun uğruna, büyük özgürlük savaşı denen 1914/18 savaşında on milyon insanın nasıl öldürüldüğünü, otuz milyonunun nasıl sakat kaldığını unutmayan kuşakların yararına uygun olarak en adil ve en eğitici kullanma yolu bu olacaktır Yalnız bu sırada RSFSC'de (Rusya Sovyet Federe Sosyalist Cumhuriyeti) altın biriktirmeli, bu altını en yüksek fiyattan satmalı ve en düşük fiyattan malar almalıyız.
Vladimir İlyiç Lenin

Ahmet Haldun Terzioğlu – Alp Er Tunga: Saka Türklerinin Büyük Hakanı

Alp Er Tunga: Saka Türklerinin Büyük Hakanı Kitap Kapağı Alp Er Tunga: Saka Türklerinin Büyük Hakanı
Ahmet Haldun Terzioğlu
Panama Yayıncılık
400

Alp Er Tunga...
Saka Türklerinin Büyük Hakanı...
Adına yakılan bir ağıtın, bir sagunun
günümüze kadar adını taşıdığı kahraman!

Türk Milleti çok büyük kahramanlar yetiştirmiştir.
Bu, Türk Milleti'nin en büyük hasletidir.
Kahramanlar unutulmamalıdır!
Kahramanlar yaşamalı, yaşatılmalı, hatırlanmalı...
Gelecek kuşaklara anlatmalı, tanıtmalıyız onları!
Çünkü bir millet, ancak kahramanlarıyla yaşar!
Kahramanları yaşadıkça yaşar!
Nesiller, onları örnek aldıkça yaşar!

Alp Er Tunga...
Büyük Türk Kahramanı...
Bu kitap, onun çok az bilinen hayatına ışık tutsun,
unutulmasın, adı yalnızca bir ağıt, bir sagu içinde
kalmasın diye yazılmıştır!
Tarihe, gerçeklere, bilgilere sadık kalınmıştır!