Mircea Eliade – Demirciler ve Simyacılar

Demirciler ve Simyacılar Kitap Kapağı Demirciler ve Simyacılar
Mircea Eliade
Kabalcı Yayınevi
264

Eliade bu kitabında madencilik, demircilik ve metal işciliği gibi mesleklere özgü bazı mitleri, ayin ve simgeyi dinler tarihi açısından ele alıyor. Yazarın amacı, bilim tarihini inceleyen uzmanlarınkinden tümüyle farklı. Eliade burada arkaik toplumların madde karşısındaki tavırlarını inceliyor; insanoğlunun cevherlerin varoluş biçimini değiştirebilme gücüne sahip olduğunu anlayınca yaşadığı tinsel maceraların izini sürmeye çalışıyor.

Andrey V. Anikin – Altın… Sarı Şeytan

Altın... Sarı Şeytan Kitap Kapağı Altın... Sarı Şeytan
Andrey V. Anikin
Yazılama Yayınevi
204

Dünya ölçeğinde zafere ulaştığımız zaman, altını, dünyanın en büyük kentlerinden bazılarının sokaklarında umumi tuvaletler yapmak için kullanacağımızı düşünüyorum. Altını, onun uğruna, büyük özgürlük savaşı denen 1914/18 savaşında on milyon insanın nasıl öldürüldüğünü, otuz milyonunun nasıl sakat kaldığını unutmayan kuşakların yararına uygun olarak en adil ve en eğitici kullanma yolu bu olacaktır Yalnız bu sırada RSFSC'de (Rusya Sovyet Federe Sosyalist Cumhuriyeti) altın biriktirmeli, bu altını en yüksek fiyattan satmalı ve en düşük fiyattan malar almalıyız.
Vladimir İlyiç Lenin

Ahmet Haldun Terzioğlu – Alp Er Tunga: Saka Türklerinin Büyük Hakanı

Alp Er Tunga: Saka Türklerinin Büyük Hakanı Kitap Kapağı Alp Er Tunga: Saka Türklerinin Büyük Hakanı
Ahmet Haldun Terzioğlu
Panama Yayıncılık
400

Alp Er Tunga...
Saka Türklerinin Büyük Hakanı...
Adına yakılan bir ağıtın, bir sagunun
günümüze kadar adını taşıdığı kahraman!

Türk Milleti çok büyük kahramanlar yetiştirmiştir.
Bu, Türk Milleti'nin en büyük hasletidir.
Kahramanlar unutulmamalıdır!
Kahramanlar yaşamalı, yaşatılmalı, hatırlanmalı...
Gelecek kuşaklara anlatmalı, tanıtmalıyız onları!
Çünkü bir millet, ancak kahramanlarıyla yaşar!
Kahramanları yaşadıkça yaşar!
Nesiller, onları örnek aldıkça yaşar!

Alp Er Tunga...
Büyük Türk Kahramanı...
Bu kitap, onun çok az bilinen hayatına ışık tutsun,
unutulmasın, adı yalnızca bir ağıt, bir sagu içinde
kalmasın diye yazılmıştır!
Tarihe, gerçeklere, bilgilere sadık kalınmıştır!

Ecvet Güresin – 31 Mart İsyanı

31 Mart İsyanı Kitap Kapağı 31 Mart İsyanı
Ecvet Güresin
Cumhuriyet Yayınları
136

31 Mart'ı hazırlayan nedenler üzerinde çeşitli görüşler vardır. Kimine göre olay doğrudan doğruya İttihat ve Terakki tarafından tertiplenmiştir. Mesela Mizancı Murat Bey bu iddiadadır. Ona dayanarak olayı inceleyenler de böyle iddiaları ortaya sürmüşlerdir.Kimine göre hürriyetin anarşi haline getirilmesi, İttihat ve Terakki'çilerin yanlış tutumu isyanda rol oynamıştır Kimine göre ise 31 Mart'ta Yahudilerin, Masonların tertibini aramak gerekir. Ayrıca İttihatçılar arasında tertip suçunu Abdülhamid'e yükleyenler de vardır.

Cavit Orhan Tütengil – Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak

Atatürk'ü Anlamak ve Tamamlamak Kitap Kapağı Atatürk'ü Anlamak ve Tamamlamak
Cavit Orhan Tütengil
İş Bankası Kültür Yayınları
156

Eser Tütengil'in 1953 yılından başlayarak Atatürk ve Cumhuriyet Türkiyesi üzerine yazıp yayınladığı makalelerle yanıtları ve onlara eklenen belgesel yazıları kapsıyor.Bunu yaparken, yazar, okuyucuların karşısına bir kez daha ve topluca çıkmak istiyor: 'Atatürk'ü Anlamak', Atatürkçü düşünceyi canlı tutmanın ilk basamağı; 'Atatürk'ü Tamamlamak' ise Atatürkçü eylemi geliştirmenin ilk koşuludur. Şöyle diyor düşünürümüz: 'Düşünce-eylem bütünlüğü içinde ele alınıp değerlendirilmedikçe, Atatürk'ün yüklendiği mission'un ulusal ve evrensel tarih sahnesindeki yeri açıklıkla belirlenemez'
- Server Tanilli

Burak Eldem – 2012 Mardukla Randevu

2012 Mardukla Randevu Kitap Kapağı 2012 Mardukla Randevu
Saklı Tarih Üçlemesi 1. Kitap
Burak Eldem
İnkılap Kitabevi
605

Güneş sistemimizde son sınır, Pluton değil. Modern astronomların 1930'lardan beri "Gezegen X" kod adıyla izini sürdükleri, ancak yerini henüz saptayamadıkları dev bir gök cismi, kuyrukluyıldızlara benzeyen eliptik yörüngesiyle her 3661 yılında bir dünyamızın yakınından geçiyor. Sümerler ona "Geçiş Gezegeni" anlamında Nİ.Bİ.RU dediler; Babil astronomlarıysa güçlü tanrıları MARDUK'un adıyla onurlandılar; Mısır'da, "Milyonlarca Yılın Gezegeni" diye anıldı. Son yörünge geçişini İ.Ö. 1649 yılında yapan bu dev gök cismi, Thera yanardağının patlamasını da içeren bir dizi doğal afete yol açmış; aralarında "Mısır'dan Çıkış"ın da (Exodus) bulunduğu mitlere esin kaynağı oluşturmuş; Yakındoğu başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde siyasi ve sosyal dengeleri altüstü etmişti.

Burak Eldem – Fraternis

Fraternis Kitap Kapağı Fraternis
Saklı Tarih Üçlemesi 2. Kitap
Burak Eldem
İnkılap Kitabevi
648

Üzerinde yaşadığımız gezegenin uzak geçmişine ve insan uygarlığının başlangıç aşamalarına ilişkin çok eski kayıt ve bilgileri içeren, gizemli bir "kitap koleksiyonu" düşünün; elinde bulundurana güç, prestij, hatta iktidar sağlayan, eşsiz ve paha biçilmez bir belge hazinesi. Ardından, çok az insanın orijinalini görme şansını elde ettiği, bu oldukça özel koleksiyonu binyıllar boyunca gözü gibi saklayarak elinde bulunduran ve içindeki bilgilerden aldığı güç ve öngörüler yardımıyla dünyayı değiştirmeye uğraşan, insanlık tarihinin en eski "misyon örgütü"nü gözlerinizin önüne getirmeye çalışın. İşte Burak Eldem'in yeni kitabı "Fraternis", bu gizemli bilgi kaynağının ve onun koruyuculuğunu üstlenmiş insanlarca oluşturulan "eski ideal"in, günümüzden beş bin yıl önceye dek uzanan izlerini sürüyor; bu oldukça uzun soluklu misyon hareketinin serüvenini, inişleri, çıkışları ve sakladığı "gizemleriyle" birlikte mercek altına alıyor.

"Ana Tanrıça" kültünün egemen olduğu binyıllar boyunca saygınlığını koruyan "bilge kadın" geleneğinin, ataerkil ilişkilerin güçlenmesi ve sınıflı toplumun doğuşundan itibaren yaşadığı zorlu süreci ve bir yandan ayakta kalmaya ve elindeki bilgiyi korumaya çalışırken, bir yandan da dünyayı değiştirme yolunda verdiği mücadeleyi buluyoruz "Fraternis"te. Kitap, her ayrıntının üzerinde titizlikle durarak, Çatalhöyük'ten Frigya'ya, Eski Yunan'dan Roma Cumhuriyeti'ne, Haçlı Seferleri'nden Avrupa'nın burjuva devrimlerine ve nihayet günümüzün "küresel kapitalizmi"ne dek, iki farklı tarihi, birbirine paralel olarak izleyip bağlantıları gözler önüne seriyor: Hırs, bencillik, açgözlülük ve bireysel tutkular üzerine kurulmuş sınıflı toplum yapısının evrimiyle birlikte, "bildiğimiz" uygarlık tarihi ve sabırla, inançla, her türlü yönteme başvurarak onu değiştirmeye, "yanlış gidişi düzeltmeye" çalışan, bu en eski "misyon örgütü"nün bilinmeyen, gizli tarihi.

Bu uzun ve renkli yolculuk, gizemli Sibyl geleneğinden Pythagoras Kardeşliği'ne; Roma Cumhuriyeti'nin öncülerinden Mithra tapınaklarına; ezoterik kültler ve Hermetik gruplardan Cathar ve Bogomil hareketlerine; Tapınak Şövalyeleri'nden Alumbrados, Gül-Haç ve Mason localarına; İlluminati'den Fransız Devrimi ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı'na, nihayet günümüzün küresel kapitalizminin efendilerince empoze edilen postmodern "Yeni Dünya Düzeni"ne dek uzanıyor.

"Masonluğun uzak geçmişi üzerine, Masonların bilmedikleri" diye özetliyor Burak Eldem "Fraternis"i. Kitap, 2003'te yayımlanan "2012: Marduk'la Randevu"nun ardından, yazarın "Saklı Tarih" adını verdiği üçlemenin ikinci adımını oluşturuyor ve her yönüyle ilk kitabın devamı ve tamamlayıcısı niteliğini taşıyor.

Handan Salta – Cağdaş Tiyatroda Aydın Sorunu

Cağdaş Tiyatroda Aydın Sorunu Kitap Kapağı Cağdaş Tiyatroda Aydın Sorunu
Handan Salta
altkitap Yayınevi

Düşünen İnsanın” Yalnızlığı
Fakiye Özsoysal
Çağdaş Tiyatroda Aydın Sorunu adlı çalışma, ‘aydın’ kimliğini değişik açılardan sorgulayan, ‘aydın’ın kendisiyle ve yaşadığı toplumla ilişkisinin boyutlarını, iç çatışmalarını konu edinen oyunları incelemekte, oyun yazarlarının, ele aldıkları bu izleği nasıl biçimlendirdiklerini, ‘aydın’ kavramına yaklaşımlarında değişen bakış açılarını, farklı dünya görüşlerinin ve toplumsal arka planlarının konuya bakışlarına olan etkisini ortaya çıkarmaktadır. Bu bağlamda, Çek oyun yazarı Vaclav Havel ve İngiliz oyun yazarı Edward Bond’un oyunları üzerine yoğunlaşan incelemede, Türk tiyatrosunda ‘aydın’ temasını ele alan yazarların değişen bakış açıları da, Havel ve Bond’un görüşleriyle karşılaştırmalı olarak verilmekte. Melih Cevdet Anday’ın “İçerdekiler”, Oğuz Atay’ın “Oyunlarla Yaşayanlar”, Oktay Arayıcı’nın “Tanilli Dosyası” ve Behiç Ak’ın “Bina” adlı oyunlarından yola çıkılarak, yazarların konuyu ele alışlarındaki çeşitlilik de ortaya konulmakta.
Vaclav Havel’in totaliter yapıya ilişkin eleştirisi, sistemin kendisini varetmek için baskı, korkutma, dışlama, temel gereksinimlerden yoksun bırakma gibi yöntemlerle bireyi silikleştirip, önemsizleştirmesi üzerinde yoğunlaşırken, oyunlarında da, bu yapı içinde sıkışıp kalmış ‘düşünen insanın’ yalnızlığı, baskıdan kurtulmak için bireysel çabanın yetersizliği vurgulanıyor. Havel, böylesi bir sistem içinde yaşayan aydının da, dünyanın nereye gittiği, kendisinin bu yaşamın neresinde olduğu, anlamlı bir yaşam sürdürüp sürdürmediği konusunda kendisini sorgulayacak durumda olamayacağını ileri sürüyor. Oyunlarında bu görüşün yansımaları belirgin bir şekilde görülen Havel’in karşımıza çıkardığı aydınlar, sistemin yanılsama yaratan söylemine ve görüntüsüne aldanarak, dizge içinde alternatif bir yaşam tarzı geliştiremezler ve sorumluluklarını da yerine getirmekten uzaktırlar.
Edward Bond ise, ülkesinin politik yapılanmasından yola çıkarak, kapitalist düzenin işleyişine eleştiri getiriyor. Bu düzenin, insanları doğal yapılarına uygun olmayan koşullar altında ve yapay ihtiyaçlar için yaşamaya zorladığını, bunun da insanlarda şiddet duygusu yarattığını söyleyerek, karşılanmayan adalet gereksinimi karşısında bireylerin saldırganlaşmasına alternatif olarak sanatı çıkarıyor. Bond, görüşlerinde, sanatın insanca değerlerle yaşanan ve tek tek tüm bireylerin mutluluğunun amaçlandığı bir toplum yaratma işlevini taşıdığına olan inancını dile getiriyor ve bu anlamda sanatçının ya da aydının toplumsal rolünü, görevini yerine getirmesi, toplum çıkarlarından yana eleştirel bir tavır alması gerektiğini belirtiyor. Tiyatromuzdan seçilen örneklerde ise ‘aydın tavrına’ ilişkin yaklaşımlarda farklılıklar olduğu gösterilmekte. Oyunların yazıldığı dönemler ve yazarların dünya görüşleri bu farklılıkların belirmesinde bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Bu oyunlarda, kimi zaman bireysel sorunlarıyla başbaşa kalarak tüm ilgisini iç dünyasına çeviren; kimi zaman sistemle bir defa uzlaşmış, daha sonra da karşı bir tavır geliştiremeyen ya da karşı çıkışının bedelini taşıyamayacak hale getirilen; kimi zaman da yaşadığı tüm olumsuzluklara karşın ödünsüz, doğru bildiğini söylemekten geri durmayan oyun kişilerinin farklı tutumlarıyla karşılaşıyoruz.
İncelemenin sonunda, yaşanan gerçeklik karşısında eleştirel, varolanı sorgulayan, görünenin ardındakine ulaşmaya çalışan bir tutum içinde olan “düşünen insanın” ya da “aydının” tavrının, yaşadığı toplumsal gerçekliğe bağlı olarak boyut değiştirdiği vurgulanırken, yazarların konuya farklı yaklaşımlarının ardında, yaşamda kendilerini ifade etme biçimlerinin izlerini taşıdıklarına da dikkat çekiliyor.
Tiyatro alanında özellikle kuramsal açıdan Türkçe kaynakça azlığının yarattığı araştırma güçlükleri düşünüldüğünde, bu incelemenin konuyla ilgilenen tiyatro insanlarına, araştırmacılara ve kuramsal çalışmalara katkıda bulunacağı inancındayım.

Simone De Beauvoir – Kadınlığımın Hikayesi

Kadınlığımın Hikayesi Kitap Kapağı Kadınlığımın Hikayesi
Simone De Beauvoir
Payel Yayınevi
167

Kadın , Konuk Kız, Bir Genç Kızın Anıları ve elinizdeki bu kitabın kısa süre içinde büyük ilgi görmesi de bunu doğrulamaktadır. Beauvoir, Kadınlığımın Hikayesi'nde, daha önce genç kızlık döneminin sorunlarını anlattığı Bir Genç Kızın Anıları kitabında kaldığı yerden yaşamını tam bir açıklıkla anlatmaya devam ediyor. Sartre ile kurdukları ortak yaşantıyı, mutlu ve acılı günlerini, kadınlığın çeşitli sorunlarını, tanıdığı insanları, tutkularını, yazarlığını ve dünyamızın geçirdiği buhranlı dönemleri en küçük ayrıntılarına kadar anlatıyor. Bir roman gibi sürükleyici ve çarpıcı olan bu anıları severek, büyük bir ilgiyle okuyacaksınız.

Catherine Eagleton & Jonathan Williams – Paranın Tarihi

Paranın Tarihi Kitap Kapağı Paranın Tarihi
Catherine Eagleton & Jonathan Williams
İş Bankası Kültür Yayınları
394

"Dünyayı paranın döndürdüğü" ister doğru olsun ister yanlış, insanlık tarihinde çok az olgu böylesine kararlı ve ateşli bir ilginin odağında yer almış, bu denli ahlaki ve dinsel eleştiriye uğramış ya da bireyler, kurumlar veya devletler arasında bu denli çekişme, rekabet, hatta savaşa yol açmıştır.
Bu kitap, bilinen ilk ödeme kaydından günümüzün elektronik parasına dek, dünya genelinde Paranın Tarihi'ni incelemekte ve farklı kültürlerde para tarafından kışkırtılmış çeşitli ahlaki, siyasi ve dini tutumların yanı sıra, ekonomik ve sosyal düzeyleri de içeren bir arka plan içine yerleştirmektedir.
Eski Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarından Yunan ve Roma dünyalarında sikkeciliğin kurulmasına, parasal sistemlerin gelişiminin ve büyümesinin izini süren yazarlar, Avrupa, İslam dünyası, Hindistan ve Çin'in Ortaçağ'daki parasal sistemlerine de göz atarak geniş bir coğrafi bakış açısı geliştirmektedir. Kitabın son kısmı ise, modern dönem başında Avrupa ve her iki Amerika'nın artan rolünü, Avrupalılarla temasın Afrika ve Okyanusya'nın yerel ödeme sistemleri üzerindeki etkilerini ve geçmiş iki yüzyılın iktisadi düşüncesinin parasal ilişkiler üzerinde giderek artan etkisini irdeleyerek, paranın küresel bir olgu halini aldığı süreçler üzerinde yoğunlaşmaktadır. British Museum'un uzman küratörlerinden oluşan bir ekip tarafından kaleme alınan kitap, Paranın Tarihi 'ne hayat veren 500'ü aşkın sikke, banknot resmi, illüstrasyonlar ve haritalarla zenginleştirilmiştir.

Charles King – Pera Palas’ta Gece Yarısı

Pera Palas'ta Gece Yarısı: Modern İstanbul'un Doğuşu Kitap Kapağı Pera Palas'ta Gece Yarısı: Modern İstanbul'un Doğuşu
Charles King
Kitap Yayınevi
406

"Efsanevi ajanların cirit attığı, caz müziğinin sürgündeki Beyaz Rusların, Avrupa'nın en hızlı gece kulüplerinden Maksim'in damga vurduğu ihtişamlı kentten bahsediyoruz... Agatha Christie'nin usul usul kitabını yazdığı, Ernest Hemingway'in ağır ağır vermutunu yudumladığı, Lev Troçki'nin ada vapurunda kuşkuyla etrafına baktığı bir şehirden… Yazarın deyişiyle 'İstanbul'un dünyayı taklit ettiği değil, bizzat ürettiği,' dünya sahnesinde bir yıldız gibi parladığı günlerden…"
-Yenal Bilici, Hürriyet Gazetesi-

"İstanbul 1918'den 1920'lerin sonuna uzanan dönemde yaşlanmış bir imparatorluğun başkentinden modern, canlı bir dünya kentine dönüşüyor. Charles King'in Pera Palas'ta Gece Yarısı kitabı bu renkli değişim öyküsünü, kendi deyişiyle 'İstanbul'un caz ve sürgün dönemini' anlatıyor.
-Pınar Ersoy, Milliyet Gazetesi-

"Charles King'in yıllarını verdiği ve Ayşen Anadol'un maharetle Türkçeleştirdiği Pera Palas'ta Gece Yarısı, bir şehrin, bir semtin, bir otelin, bir uluslararası ilişkiler mekânına dönüşmesini anlatıyor."
-Kaya Genç, Sabah Gazetesi-

Bazı tarih kitaplarını satır dahi atlamadan okursunuz; kendilerini okuturlar, bunda romanvari üslup son derece etkilidir. Charles King, Pera Palas'ta Gece Yarısı'nda işte böyle bir yoldan ilerliyor. Kitap, bir yandan da zamana yayılan titiz bir araştırmanın ürünü. Yazar, kendisinden önceki çalışmaları, hatta not ve eski yazıları hiç üşenmeden bulmuş, belgeleri sorup soruşturmuş. Tüm malzemeyi İçelleştirip romandan daha roman bir tarih anlatısı ortaya çıkarmış. Yeni bir tarihyazımı örneği olan Pera Palas'ta Gece Yarısı'nı okurken belgesel izliyor gibiyiz bir taraftan da.
-Ali Bulunmaz, Cumhuriyet Gazetesi-

"Charles King, İstanbul'un tarihine ustaca odaklanıp topladığı bilgileri de damıtarak bizlere sunuyor. Selahaddin Giz arşivinden alınmış, pek de gün ışığına çıkmamış fotoğraflar da bu ilginç öyküye eşlik ediyor. Ayrıntıları sevenler kaçırmamalı…"
-Gökhan Akçura, Radikal Gazetesi-

"Kitap, Pera Palas Oteli ekseninde, İmparatorluk'tan Cumhuriyet'e geçen bir ülkenin sancılı fakat arzulu kabuk değiştirme dönemine ışık tutuyor. Bir yandan Avrupa ve dünyada olup biten tarihsel olayları bu değişim ekseninden görülebilecek bir açıdan ele alan yazar, hepimizin adını sıkça duyduğu ama hayatları hakkında çok az şey bildiği figürleri ön plana çıkartarak okurun dönemi her açıdan daha iyi anlamasını sağlamayı amaçlamış."
-Rafi Atam, Agos Gazetesi-

"Pera Palace Hotel'in hikayesi, 19. yüzyılın sonlarında başladı. Orient Express, 1888'de Paris-İstanbul seferlerine başladığında, şehirde, bu paralı ve hatırlı yolcuların yüksek standartlarına cevap verebilecek bir otel yoktu. Bu boşluğu, 1895'te tamamlanan Pera Palace Hotel doldurdu. Levanten mimar Alexandre Vallaury'nin tasarladığı otel, Küçük Avrupa olarak bilinen Pera'nın Tepebaşı bölgesindeydi."
-Soner Can, Star Gazetesi-

"Ekim 1883'te bir Pazar akşamı, birkaç vagonluk bir tren Paris'in Doğu Garı'ndan hareket eder. 'Orient Express' adı verilen trenin ilk yolculuğudur bu. Pera Palas ise 1892'de, İmparatorluğun başkentini görmeye gelen Orient Express yolcularına hizmet vermek üzere kurulmuştur. Mermer merdivenlerin arasından bir kuş kafesi gibi yükselen ahşap ve demir karışımı asansörüyle Otel, Şark'a giden yolda Garp'ın son fısıltısı gibidir. İstanbul'un en gözde mahallesi Pera'ya bakmaktadır. Yazara göre, "Bedeli karşılığında her türlü serkeşliğin yapılabildiği bir semttir Pera. Köprüyü geçip Las Vegas'a gitmek gibi bir şeydir."
-Rüveyda Gürcan, Edebiyat Haber-

Modern İstanbul'un doğuşu hiç bu kadar sürükleyici bir dille, hiç bu kadar roman tadında yazılmamıştı. Charles King, Osmanlı İmparatorluğu'nun son demlerinde inşa edilen, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde nice badireler atlatan, bugün de eski görkemine kavuşan Pera Palas'ın ekseninde İstanbul'un payitahttan küresel şehre dönüşümünü anlatıyor. Bu rengârenk anlatıda, Beyaz Ruslar Grand Rue kaldırımlarında aile yadigârlarını satarken Halide Edip kadın hakları için mücadele veriyor, Mustafa Kemal ulus devleti inşa ederken Troçki Büyükada'da sürgün hayatı yaşıyor, geleceğin Papa XXIII. Johannes'i Nazi işgali altındaki Avrupa'dan kaçanlara gizlice yardım elini uzatıyor. Bostonlu bir profesör Ayasofya'nın hazinelerini gün ışığına çıkarırken Müslüman bir genç kız Dünya Güzellik Kraliçesi seçiliyor. Her milletten ajanların kol gezdiği bir şehir İstanbul; Pera Palas yönetimi lobiye postu seren ajanların müşterilere yer açmasını rica etmek zorunda kalıyor. Udi Hrant'ın, Roza Eskenazi'nin, Seyyan Hanım'ın yanı sıra Palm Beach Seven orkestrasının nağmelerini de dinleyebilirsiniz İstanbul sokaklarında. Georgetown Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü profesörü Charles King, yirmi sekiz yıl önce ilk ayak bastığında onu büyüleyen İstanbul'un modern tarihini yeniden kurgularken Avrupa tarihinin unutulmuş bir dönemini de gözler önüne seriyor. Elinizdeki kitap, yazar Robert D. Kaplan'ın sözleriyle, "sepya tonunda bir klasik."

Fatmagül Berktay – Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın

Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın Kitap Kapağı Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın
Fatmagül Berktay
Metis Yayınları
240

Hıristiyanlık'ta Ve İslamiyet'te Kadının Statüsü Üzerine Karşılaştırmalı Bir Yaklaşım "Kadının ikinciliğinin doğal kabul edilerek bunun onun bedeninin denetlenmesinin meşru gerekçesi sayılması her üç tektanrılı dinin ortak özelliği. Bu ortak özellik, tarihsel ve coğrafi olarak üç geleneğin de aşağı yukarı aynı ya da birbirine yakın topraklarda ve benzer maddi koşullarda benzer gereksinimlere yanıt olarak doğup gelişmeleriyle açıklanabilse bile, ilginç olan, bugünkü ifadelerinde de kadınlara ilişkin tutum ve anlayışı odak almaları. Günümüzdeki Protestan ve İslamcı köktendinciliğin de kadının konfmu ve denetimi üzerinde yoğunlaştuğunu ve kendilerini toplumsal cinsiyet ve kadının. "doğru" toplumsal rolü aracılığıyla meşrulaştırdıklarını görüyoruz. Karşılaştırmalı yaklaşım, bu konuda da, partikülarizme ve oryantalizme düşülerek dinsel canlanışı salt İslam'a özgü bir olgu olarak görme yanılgısına engel olacak ve köktendönciliğin, İslam'ın "egzotik"alanıyla sınırlı ve anlaşılmaz bir şey olmadığının görülmesine yardım edecektir.

Aslı Zengin – İktidarın Mahremiyeti

İktidarın Mahremiyeti: İstanbul'da Hayat Kadınları, Seks İşçiliği ve Şiddet Kitap Kapağı İktidarın Mahremiyeti: İstanbul'da Hayat Kadınları, Seks İşçiliği ve Şiddet
Aslı Zengin
Metis Yayınları
152

Aslı Zengin kitabına temel olan araştırmanın amacını şöyle ifade ediyor: "Seks işçiliği yapan kadınların hayatlarını anlamaya çalışma çabası, devleti, devletin aldığı şekilleri, devletin şiddetini ve bu şiddetin cisimleşerek nasıl bedenlerin, insan ilişkilerinin ve hayatların maddi ve hayali parçaları haline geldiğini görmeyi gerektiriyor. Seks işçisi kadınların hayatlarına bakmak, aslında kendi hayatlarımıza da gözlerimizi çevirerek çoğu zaman kolaylıkla gözümüzden kaçan devleti görebilmeyi de mümkün kılıyor."

Yazar, "Sesin Mahremiyeti", "Mekânın Cinselliği: Cinselliğin Mekânları", ve "Şiddet ve İktidarın Cinsiyeti" başlıklarını taşıyan üç bölümde aktardığı araştırmasının, seks işçilerinin feminist gündemde öncelik kazanmasına katkı sağlamasını, fuhuş üzerine yürütülecek feminist çalışmaları teşvik etmesini, bu konuyu kuşatan sessizliğin kırılmasını ümit ediyor.

Anne Phillips – Demokrasinin Cinsiyeti

Demokrasinin Cinsiyeti Kitap Kapağı Demokrasinin Cinsiyeti
Anne Phillips
Metis Yayınları
216

Liberal olsun, cumhuriyetçi olsun, bu yüzyıla damgasını vuran demokrasi anlayışlarının temeli erkektir. Cinsiyetten arınmış gibi sunulan "insan" ve "birey" kavramları kuramda da, pratikte de erkeğe işaret eder. Feminizm bu aldatmacaya meydan okudu; politikanın alanı sayılan kamusal alanla, politika dışı tutulan özel alan arasındaki sınırları sorguladı. "Özel olan politiktir" savıyla, en azından kuramsal düzeyde demokrasinin alanının genişlemesine çok önemli bir katkıda bulundu.

Ama pratikte nereye varıldı? Demokrasi, toplumsal cinsiyet olarak kadınları da içerecek şekilde dönüştürülebilir mi? Anne Phillips, farklı demokrasi anlayışları ve alternatif politikaların kadınları nasıl konumladığını sergiliyor. Biçimsel eşitlik ile toplumsal eşitlik, temsil ile doğrudan katılım kavramları arasındaki gerilimi tartışıyor. "Heterojenliği ve farklılığı tanıyabilen, ama her birimizi yalnızca bir yönle tanımlayan bir özcülüğe teslim olmayan, yeni bir politik dil bulmak zorundayız," diyor.

Marine Benjamin – Bağdatlı Bir Yahudi Ailesinin Hikayesi

Bağdatlı Bir Yahudi Ailesinin Hikayesi: Bir Ailenin Dramı, Bir Ulusun Öyküsü Kitap Kapağı Bağdatlı Bir Yahudi Ailesinin Hikayesi: Bir Ailenin Dramı, Bir Ulusun Öyküsü
Marine Benjamin
Profil Yayıncılık
320

Gazeteci yazar Marina Benjamin, Ortadoğu kökenli ailesinin egzotik geleneklerinin ve yaşam tarzının kendisine yabancı olduğunu hissederek büyüdü Londra’da. Anne ve anneannesinin aralarında evde konuştukları dil olan Arapça’yı öğrenmeyi reddetmiş ve geleneksel Arap yemeklerinin yerine hamburger ve birayı tercih etmişti. Fakat birkaç yıl önce kendi çocuğunu dünyaya getirdiği zaman, geçmişiyle arasındaki bağın yitip gitmekte olduğunu anladı. Bağdatlı Bir Yahudi Ailesinin Öyküsü’nde Benjamin, ailesinin 20. yy ilk yarısında Irak’ta yaşayan Yahudiler arasındaki tarihi içinde uzun bir yolculuğa çıkmaktadır. Benjamin’in keskin duyuları ve akıcı kalemi, hem iyi hem de kötü yönleriyle büyükannesi Regina’nın zamanındaki Bağdat’ın canlı bir tasvirini yapmaktadır. Bu kitap Yahudilerin hayatta kalmak için verdikleri savaşı anlattığı kadar “Eski Dünya’ya“ ait olan Bağdat’ın acı ve tatlı yönlerini de kapsayan bir portresini ve kökleri İslam’ın doğuşundan bin yıl öncesine uzanan ve kültürüyle Irak’ın huzurlu bir çil cennetine dönüşmesine katkısı olan renkli ve canlı Yahudi cemaatini de tasvir etmektedir. Ne var ki bu Irak ve Yahudi portresi uzaklarda kalmış bir anıdır artık.