Esra Özyürek – Müslüman Olmak Alman Kalmak
Araştırma - İnceleme / 19 Mayıs 2017

Kitap Adı: Müslüman Olmak Alman Kalmak Yazar: Esra Özyürek Yayıncı: İletişim Yayınları Sayfa Sayısı: 272 İslâmiyet’in Batı dünyasındaki varlığı, uzun süredir tartışılıyor. 11 Eylül’den sonra “terör tehdidi” etrafında oluşan güvenlik teyakkuzu ve İslâmofobi, bu tartışmanın öne çıkan ama görüşü karartan bir cephesi. Avrupa’da Müslüman göçmen topluluklarının artan nüfusu ve etkinliği, daha geniş ve derin bir sosyolojik ilginin konusu. Bir de, Müslümanlığı seçen, İslâm’a geçen Batılılar var.   Esra Özyürek, ideolojiler ve geniş ölçekli sosyolojik gözlemlerle sınırlı kalmayıp günlük hayata nüfuz eden araştırmasında, Almanya örneğinde, Müslüman olan Batılıların nasıl Müslüman olduklarına mercek tutuyor. Hem ne gibi bir ihtida deneyiminden geçerek İslâm’ı benimsediklerine hem de Müslüman olduktan sonra bunu nasıl yaşadıklarına…   “Müslüman Almanlar, doğuştan Müslüman olan kişilerle yakın bir ilişki yaşadıktan sonra Müslüman olmuşlar ama din değiştirdikten sonra kendileri ile göçmen Müslümanlar arasına bir mesafe koymuşlardı”. Özyürek’in temel bir gözlemi, bu. İslâmî yaşama mümkün olduğunca “Alman görünümü” verme çabaları da, bu gerçeğin bir veçhesidir. İhtida eden Almanların/Avrupalıların “Müslüman olarak kalmalarının ya da Ümmet’e tam olarak kabul edilmemelerine rağmen İslâm’ı yaşamaya devam etmelerinin sebebi Selefilerdir”. Özyürek, bu kilit tespitini, şu kritik soruyla bağlıyor: Avrupa’da İslâm’ın geleceğine Selefi akım mı damgasını vuracak?

Erinç Yeldan – Küreselleşme Sürecinde Türkiye Ekonomisi
Araştırma - İnceleme / 19 Mayıs 2017

Kitap Adı: Küreselleşme Sürecinde Türkiye Ekonomisi: Bölüşüm, Birikim ve Büyüme Yazar: Erinç Yeldan Yayıncı: İletişim Yayınları Sayfa Sayısı: 202 Türkiye ekonomisi son otuz yıl boyunca sürekli bir kriz süreci içinde yaşamakta ve 1990´lardan itibaren `istikrarsızlık-kriz-büyüme-istikrarsızlık`sarmalında bir kısır döngü içinde itilmiş görülmektedir. Türk iktisat yazınınıda yapılan tartışmalar krizin ana nedenini genellikle sadece bir `kamu maliyesi` sorunu olarak görmekte ve krizi doğrudan doğruya kamu ekonomisinin `büyüklüğüne` ve `beceriksizliğine` bağlanmaktadır. ancak bu tür açıklamalar krizin tarihsel gelişimini Türk sosyo-ekonomik yaşamından tamamen soyutlayarak, sanki tek başına, kendiliğinden oluşan bir süreç olarak değerlendirmekte; krizin ardında yatan toplumsal bölüşüm ilişkilerini, bu ilişkilerin yarattğı sermaye birikimi ve sınıfsal çatışmaları göz ardı etmektedir. Böylece kriz olgusu tarihsel gerçekliğinden tamamen soyutlanmakta ve nihai göstergelerin düz yazı ile anlatımından öteye gidememektedir. Elinizdeki bu çalışma, Türkiye ekonomisinde gözlenen istikrarsızlık ve kriz olgusunu veri olarak almak yerine, `niçin?` ve `kim için?` sorularını sormayı amaçlıyor. Bu çalışma boyunca kriz süreci toplumsal sınıfların çıkar çatışmalarını gözeten bir bölüşüm perspektifine dayandırılmakta ve gerek kamu kesiminin finansman krizi, gerekse dışa açılım sürecindeki dengesizlikler, aslında ulusal ekonomide iktisadi artığın yaratılması ve yeniden dağıtılmasına yönelik dolaylı ya da doğrudan mekanizmaların doğal bir sonucu olarak algılanmaktadır. Türkiye gibi kapitalistleşme sürecine çarpık, denetimsiz ve eksik rekabetçi piyasa koşullarında eklemlenen çevre…

Clifford Geertz – Gerçeğin Ardından
Araştırma - İnceleme / 18 Mayıs 2017

Kitap Adı: Gerçeğin Ardından: Bir Antropoloğun Gözünden Bir İslam Ülkesinin Son Kırk Yılı Yazar: Clifford Geertz Yayıncı: İletişim Yayınları Sayfa Sayısı: 200 Clifford Geertz, İslâmiyet üzerine yaptığı incelemeler vesilesiyle Anglo-Sakson akademi dünyasında çok tanınmış bir isim. Antropolojinin üstadlarından sayılıyor. Gerçeğin Ardından, Geertz’in, İslâmiyet’in çeşitli yerelliklerde nasıl yaşandığını, tecrübe edildiğini, dönüştüğünü ele aldığı pek çok mukayeseli çalışmasından farklı bir eser. Bir bakıma, bütün bu çalışmalardan süzülen bir muhasebe. İslâmiyet üzerine çalışan bir antropoloğun kendi bilimsel deneyimleri ve içinde yer aldığı disiplinle hesaplaşması. Batı’da sosyal bilimlerin üzerindeki hâlenin neleri örttüğüne dair bir sorgulama… “Hikâye”, Geertz’in sıkıcı bir bilimsel toplantıda birilerinin önerisi üzerine Fas’a gitmeye karar vermesiyle başlıyor. Haftalarca arabayla gezerek Fas’ı tanımaya çalışmasını, “gözlem” amacıyla girdiği ilişkileri, mesela Endonezya’da katıldığı okul müsameresini, sonra mesela Fas Kralı’nın verdiği davetin “ağır” havasını, muhtelif bilimadamı “tuhaflıklarını”, bu arada akademi içi iktidar mücadelelerini, tatlı ve aynı zamanda edebi bir dille anlatıyor üstad. Gerçeğin Ardından, sadece “hikâye” değil ama… “Yeni” antropolojinin, sosyalbilimsel bulguları “hikâye etmesinin” bir örneği demek belki daha doğru. Zira “bulgu” ve “bilgi”den yana da zengin bir kitap bu. Geertz’in, iki ayrı dönemini gözlediği Fas ve Endonezya’daki sosyal değişim hakkında, dolayısıyla İslâm ve modernleşme deneyimi hakkında değerlendirmelerini içeriyor. Bununla birlikte, bilimin, bilginin, nesnelliğin, “doğru”nun/hakikatin, gerçeğin…

Aksu Bora – Kadınların Sınıfı
Araştırma - İnceleme / 17 Mayıs 2017

Kitap Adı: Kadınların Sınıfı: Ücretli Ev Emeği ve Kadın Öznelliğinin İnşası Yazar: Aksu Bora Yayıncı: İletişim Yayınları Sayfa Sayısı: 200 “Bizim dükkân 24 saat açık!” Ev kadınlığı, tatili, hastalık izni, emekliliği, mesai saati olmayan bir iştir. Ev dışında çalışanlar da dahil olmak üzere bütün kadınlar evde çalışırlar ve bu çalışmanın karşılığı yoktur. Çünkü ev işleri, kadın olmanın doğal bir parçasıdır. İşte bu doğallık, evde harcanan emeği görünmez kılar. Ev işlerinin “yeniden üretim” olarak etiketlenmesi de bu görünmezliği büyütür. Camları silmekle yemek yapmak, çocuklara bakmakla lavaboları ovmak aynı türden işler midir? Değilse, aradaki farkı nasıl kavramsallaştırabiliriz? Bu kavramsallaştırmayı kadınlar arasındaki farklılıkları tahlil ederken kullanabilir miyiz? Kadınların Sınıfı, toplumun temel düzenleyici ilkeleri olan sınıfın ve cinsiyetin gündelik yaşam içinde nasıl birbirleri üzerinden kurulduklarını araştırıyor. Kadınların hangi sınıftan olurlarsa olsunlar, sadece kadın olarak ezildikleri doğru olsa bile, bu ezilmenin onları kızkardeş yapıp yapmadığını sorguluyor. Sınıfsal farklılıkların cinsiyete birer “ek” olmanın ötesinde, kadınlığın kurucu bileşenleri olduğunu iddia ediyor ve bu iddiasını gündelikçiler ve ev hanımlarının ilişkisinde sınıyor. uBu kitap okurunu yöntemsel özeni ve kuramsal yeniliği ile ödüllendiriyor. Ücretli ev hizmetlerini cinsiyet ve sınıf temelli ayrımların ve eşitsizliklerin yaratıldığı, sürdürüldüğü ve bunlara karşı çıkıldığı gündelik pratikler içinde tahlil edebilmesi açısından da çerçeve kurucu ve ender…

Bartolome de Las Casas – Kızılderililer Nasıl Yokedildi?
Araştırma - İnceleme / 8 Nisan 2017

Kitap Adı: Kızılderililer Nasıl Yokedildi? Yazar: Bartolome de Las Casas Yayıncı: Şule Yayınları Sayfa Sayısı: 119 Amerika kıtası keşfedildiğinde oraya medeniyetten önce ölüm gitti. Vahşet, hırsızlık, soykırım gitti. Peki daha sonra medeniyet gitti mi? Hayır! Çünkü oranın yerlileri “Beyaz Adam”dan daha medeniydiler. Hırsızlığı, adam öldürmeyi bilmiyorlardı. Huzur içinde yaşayan büyük bir aile gibiydiler. “Beyaz Adam” gelince onu misafirperverce ve samimiyetle ağırladılar. Yiyeceklerinden bol bol ikram ettiler. Topraklarını açtılar. Hatta altınlarının da çoğunu karşılığında hiçbir şey beklemeksizin bu yeni misafirlerle (!) paylaştılar. Fakat “Beyaz Adam”ın gözü doymuyordu. Ne kadar verirlerse hep daha fazlasını istiyordu. En sonunda canlarını da istedi. Verdiler… Piskopos Bartolome de Las Casas, bu kitapta anlattığı her şeyi bizzat yaşadı. O bir “beyaz”dı. Fakat bu vahşete duyarsız kalamayacak kadar da insandı.