Dagobert Von Mikusch – Atatürk

Atatürk Kitap Kapağı Atatürk
Dagobert Von Mikusch

Bu kitap sadece bir Atatürk biyografisi değildir. Atatürk’ün yaşantısı ele alınırken, hem onun içinde yaşadığı Osmanlı İmparatorluğu, hem de bu imparatorlukla ilişkileri olan diğer ülkeler, sosyal, siyasal ve ekonomik açılardan inceleme konusu yapılmakta, böylece ortaya karşılaştırmalı bir tarih tablosu çıkmaktadır. Bu arada Atatürk’le ilgili çeşitli olaylar anlatılırken, bunlarla Avrupa tarihindeki benzerleri arasında karşılaştırmalara yer verilmektedir. Burada yazarın, inceden inceye yapılmış gözlemlere dayanarak, özgün değerlendirmelere yönelen bilim adamı kişiliğiyle karşılaşıyoruz. Bu değerlendirmelerde göze çarpan bir özellik, yazarın Atatürk’ün kişiliğine ve eylemlerine duyduğu derin ve içten hayranlıktır. Ne var ki bu hayranlık, Doğu edebiyatlarında örneklerine pek çok rastlanan bir övgü, bir kaside bi­ çiminde dile getirilmiyor. Olağanüstü nitelikte bir kişiliğin, çağdaşlarından nasıl farklılaştığı, gerçekçi ve akılcı tutumuyla kendisini olayların akıntısına kaptırmayıp, aksine onların üstüne çıkmayı nasıl başardığı, her zaman nasıl hep haklı çıktığı vurgulanıyor. Kitap, Türk okuyucusu için de­ ğil, Avrupalı okuyucu için yazılmıştır. Yazar bu okuyucuya özellikle bir noktayı belirtmeye ayrıca özen gösteriyor. Bu da, Atatürk’ün nice uğraşlarla dolu hayatında, özellikle de Kurtuluş Savaşı’nda içinde bulunduğu elverişsiz koşullardır. İlk bakışta Avrupalının yadırgayacağı böylesi bir ortamda, Atatürk’ün başarılamaz denileni başarmasının, kazanılmaz denilen savaşları kazanmasının, yapılamaz denilen devrimleri yapabilmesinin, asıl hayranlık duyulması gereken eylemler olduğunu belirtiyor. Ayrıca, uzağı görebilen, çok geniş kapsamlı düşünebilen bir büyük adamla, ancak önündekini görebilen, alışılmışın dışında düşünemeyen bir yığın küçük adamın yazgılarım birleştirmelerinden do­ ğan bunalımlar üstünde durulup, bunca olumsuz koşula rağmen, Atatürk’ün bu bunalımlardan sıyrılışlarında gösterdiği beceriye özellikle değiniliyor. O zaman, çağım aşan bir önderin, kendi insanlarını çağmm düzeyine getirebilmek uğrunda verdiği zorlu savaş bir destan niteliğine bürü­ nüyor. Böylece Atatürk de, mutlu sonla biten bir trajedinin kahramanı olarak destanlaşıyor. Yazarın O’na duyduğu hayranlık, bu destanın dile getirilişindeki içten heyecanda kendisini bulmaktadır. Burada da yazarın sanatçı kişiliğiyle karşılaşıyoruz. Kitap, yer yer bir romamn sürükleyici havasına girmekte, başarılı betimlemelerle bütün bir çağ, insanlarıyla, törcierile. olumlu-olumsuz yanlarıyla gözümüzün önüne serilmektedir. Çoktan tarihin malı olmuş kişiler, geçmişin 6 karanlıklanndan çıkıp satırların arasında dolaşıyor. Her milletten politikacılar, askerler, hükümdarlar, serüven adamlardır bunlar. Kimine iyi diyoruz, İdmine kötü; kiminin davranışını olumlu buluyoruz, kimininkini olumsuz; kiminden hoşlanıyoruz, kimine öfkeleniyoruz; tıpkı bir romanda olduğu gibi. Bu kitapta tarih romanlaşıyor. Burada da yazarın romancı kişiliğiyle karşılaşıyoruz. Ele aldığı konuyu derinlemesine ve iyi niyetli bir tutumla inceleyen: tarihe yön vermiş bir büyük adama duyulan hayranlığa, bir destamn coşkusu içinde okuyucuyu da ortak edebilmeyi başaran; yakın tarihi hem Türklerin, hem diğer ülkelerin açısmdan ele alarak, olayların gelişmesindeki heyecanı bize verebilen bu kitabın, Türk okuyucusunun da büyük ilgisini çekeceğine inanıyoruz. Kitap ilkin 1929’da yayınlanmış, daha soma bir son bölüm eklenerek defalarca basılmıştır. İngiltere, Fransa, İtalya ve Amerika’da yayınlanan bu eser, toplam yedi yabancı dile çevrilmiştir.

Çetin Yetkin – Atatürk: Ben de Bir Insanım

Atatürk: Ben de Bir Insanım Kitap Kapağı Atatürk: Ben de Bir Insanım
Çetin Yetkin
Gürer Yayınları
160

"…Beni en çok üzen nedir bilir misiniz? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan her şeyi başta bulunandan beklemek alışkanlığı… İşte bu zihniyetle herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden bekliyor; fakat nihayet ben de bir insanım birader, kutsi bir kuvvetim yoktur ki…" Atatürk, 6 Mart 1930, Antalya

Cumhuriyet'in 3. yıldönümüydü… O, çevresindeki asker çemberini kaldırtıp, yaverini de uzaklaştırıp halkla birlikte, ellerini iki vatandaşının omuzlarına dayamış yürürken duyduğu mutluluğu tatmak isteyecekti hep. Halk nasıl da kendiliğinden onu incitmemek için arada bir boşluk bırakmıştı o gün. Epey yürümüşlerdi öylece.
"Artık otomobile binseniz..." demişti birileri.
Onlara dönüp demişti ki:
"Sen belki ömründe sevmişsindir. Fakat hiç sevildin mi? Bundaki zevk hiçbir şeyde yok. Hele aşığın Türk milleti olursa!..."
Pek çok kaynak kitap tarayarak, Atatürk üzerine yazılan anılardan derleyerek bu kitabı kaleme alan Prof.Dr. Çetin Yetkin:
"O, yalnız bir insandı da. Nasıl olmasın ki! Öyle yükseklerdeydi ki, o yüksekliklere kimse erişemezdi. Ama bu yalnızlığı yüreğinde bir sızıydı da. Sayfaları çevirdikçe onun bu yalnızlığı, ulu bir dağın eteklerinden zorlukla seçebildiğiniz doruğun gölgesi gibi düşecek üzerinize. Bu yalnızlıktan kurtulduğu anlar, ulusu ile birlikte olduğu, yurttaşlarıyla birlikte kadeh kaldırdığı, evlerine konuk olduğu, onlarla kucaklaştığı anlardı" diyor.
Atatürk: 'Ben de Bir İnsanım', yaşanmış olaylardan yola çıkarak, Atatürk'ün çocuk ve hayvan sevgisini, doğa tutkusunu, ilişkilerini, öfkelerini, bağışlayıcılığını, hoşgörü ve anlayışını, dostları ve düşmanları karşısındaki tutumunu, özlemlerini, nezaketini, merhametini anlatıyor.

Ernst Fischer – Franz Kafka

Franz Kafka Kitap Kapağı Franz Kafka
Ernst Fischer
BFS Yayınları

Kafka'nın yaratısı üzerinde onurlandırıcı değerlendirmelerden oluşma bir piramit yükselir. Ben bu piramide yeni bir taş eklemek gibi bir haddini bilmezlik yapacak değilim. Katkım, yalnızca bazı sorunlara ilişkin notlar düşmek.

Yapılması gereken şey, Franz Kafka'yı aziz ilan edilmekten korumak; en az bunun kadar önemli bir iş de, Kafka'yı dogmatik aşırılıklara kayanlar karşısında savunmak. Bir aziz değildi Kafka, aziz olmanın çok ötesindeydi: Bir büyük yazardı. Yapıtları da, bir çağın son modası olmanın çok ötesindedir; doğrudan dünya yazınıdır. Thomas Mann'ın deyişiyle, bu yapıtlar "dünya yazınının en okunmaya değer ürünleri arasında yer alır."

Bu yaratı, besinlerini ve zehrini çökmekte olan Habsburg İmparatorluğu' ndan almıştır. Bu nedenle de -eşine az rastlanır bir çelişki oluşturarak- yöreselliğin sınırlarını aşmış, vatansızlaşmıştır. Max Brod, Franz Werfel'e arkadaşının yapıtlarını ilk kez okuduğunda, Werfel şöyle demişti: "Tetschen-Bodenbach'ın ötesinde Kafka'yı anlayan tek kişi çıkmayacaktır." Yaşadığı dönem, Kafka'yı pek değerlendiremedi. Ölümünden sonra gelen ün ise olağanüstü oldu.

Mistik bir nihilist, gerçeklerin ve aklın ötesinde kalan evrenin sözcüsü diye övülen ve ilence uğrayan Kafka, gerçekte daha çok bir mizah ustasıydı. Büyük peygamberler de çoğu kez birer mizah sanatçısıdırlar; mizah sanatçılarının arasından da peygamberlerin çıktığı görülmüştür. Kafka'nın fantastik mizah sanatı, geleceği peygamberlere özgü bir kehanet gücüyle önceden somutlaştırmıştır. Karl Kraus'un Nestroy için söyledikleri, Kafka'nın özünede uymaktadır: "Nestroy, küçük çevresini gelecekteki olayları önceden somutlaştırarak ve ancak gelecek için gösterilebilecek bir titizlikle ele alır. Kendi mizah mirasına şimdiden sahip çıkar."

Kılı kırk yaran bazı kişilerce Kafka, yalnızca küçük ayrıntıları görmüş, büyük bağlamı algılamamış olmakla suçlanır; bunlara göre Kafka, dünyayı sarsan gök gürültülerine değil, duyulması olanaksız seslere kulak vermiştir. İnsan, uyumadan hemen önce bir "çelişki" konumuna girer: Gök gürültüsünü duymazken bir saatin tiktaklarını algılar. Kafka'nın tiktaklarını duyduğu saat -sonradan ortaya çıktığı gibi- bir saatli bombaydı. Bu bomba, yıldırımın düşmediği evi havaya uçurdu. Küçük ayrıntı, yıkıma götüren büyük bağlamın habercisiydi.

Kafka,bedensel bir hastalık sonucu yaşamını yitirdi. Onun ardından hayatta kalan ailesi ise onyıllar sonra, geleceğini Kafka'nın önceden sezmiş olduğu toplumsal bir hastalıktan , Hitler'in Üçüncü Reich'ından ötürü öldü.

Ernest Fischer'in 'Franz Kafka' adlı denemesinden bir bölüm
Franz Kafka, Çev: Ahmet Cemal, BFS Yayınları, İstanbul,1985,1.baskı

İlhan Başgöz – Yunus Emre

Yunus Emre Kitap Kapağı Yunus Emre
İlhan Başgöz
Pan Yayıncılık
340
Yunus Emre hakkında bildiklerimiz üç kaynaktan gelir. Bunlardan birisi yazılı kaynaklardır. Bize yazılı ulaşmış olsalar da bunların çoğunun kaynağı sözlüdür, bu nedenle doğruluklarına güvenilmez. İkincisi sözlü tarih yahut sözlü kültür geleneğidir. Yunus Emre yedi yüz yıldır halkın dilinde, telinde ve gönlünde yaşamıştır. Orada Yunus bazen gaipten bilen bir derviş, bazen çiçeklerin dilinden anlayan bir ermiş, bazen şiirlerini balıklara ve meleklere okutan bir büyük sanat ustası, bazen de çiftinde çubuğunda, gün bulup gün yiyen yoksul bir ekincidir. Üçüncü kaynak ise Yunus Emre'nin şiirleridir. Bunlar bize hem sözlü, hem yazılı kaynaklarda ulaşmıştır.

Terry Pinkard – Hegel

Hegel Kitap Kapağı Hegel
Terry Pinkard
İş Bankası Kültür Yayınları
741

Modern düşüncenin kurucularından biri olan Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831), genel olarak Prusya mutlakıyetçiliğinin dar kafalı savunucusu, anlaşılmayacak şekilde ve anlaşılmamak için yazmış asık suratlı bir felsefeci olarak tanınır. Onun Fransız devriminin etkisiyle coşan bir devrimci; Alman milliyetçiliğine karşı çıkan bir evrenselci; kağıt oynamayı, arkadaşlarıyla tartışmayı, meyhanelerde yarışırcasına içmeyi seven ve dolayısıyla birçok kez disipline verilen bir öğrenci; dans etmekten, kızların çevresinde olmaktan hoşlanan neşeli bir genç olabileceği pek akla getirilmez.

Oysa Hegel, olumlu kişisel özellikleri, bilgisi, geniş ufku ve büyük ilgi gören dersleri sayesinde Hölderlin, Schelling, Goethe, Humboldt, Fichte, Novalis, Schlegel kardeşler, Mendelssohn gibi isimlerle dostluğunu sürdürürken içinde yaşadığı toplumun en etkin şahsiyetlerinden biri haline gelmiştir. Bir yandan da dönemin siyasi, endüstriyel, toplumsal ve bilimsel devrimlerinden doğan modernliğin kendisini düşüncesinin nesnesi yapan ilk büyük filozof olarak önem kazanmıştır. Kant felsefesinin olanaklarını geliştirerek sağlam, tutarlı ve bütünlüğü olan ideal bir sisteme ulaşmayı hedeflemiş, zenginliği, kapsamı ve olgunluğu bakımından felsefe tarihinin son büyük sistemini yaratarak bu amacına nail olmuştur.

Georgetown Üniversitesi’nde felsefe profesörü ve Hegel uzmanı olan Terry Pinkard, Napoléon’un egemen olduğu dönemde yaşamış, ölümünden sonra çokça yanlış anlaşılmasına ve aşıldığı iddia edilmesine karşın etkisini günümüze dek sürdürmeyi bilmiş olan bu güçlü düşünürün yaşamını belli bir bütünsellik içinde anlatmaktadır. Felsefenin yalnızca kavramlar arasında değil, tarihsel kişiler ve olaylar arasında da geliştiğini ortaya koyan elinizdeki biyografi, kimi zaman hayli kafa karıştırıcı olabilen Hegelci terimlerden mümkün olduğunca kaçınmakta, anahtar kavramların felsefeci olmayanlar tarafından da anlaşılabileceği genel bir bakış sunmaktadır.

Murat Bardakçı – Enver

Enver Kitap Kapağı Enver
Murat Bardakçı
İş Bankası Kültür Yayınları
784

İstanbul'da mütevazi bir ahşap evde başlayıp Hürriyet Kahramanlığı'na ve imparatorluğun en güçlü adamlığına uzanan ama ardından idam mahkûmluğuna ve sürgünlere kadar giden, 1922'de uzak diyarların haritalarda bile yeralmayan ücra bir tepesinde Rus süvarisinin namlusundan çıkan domdom kurşunu ile noktalanan 41 senelik macera dolu bir hayat…

Enver Paşa Türkçü-Turancı mı, yoksa İslâmcı mı idi? İstiklâl Harbi yıllarında neler yapmıştı? Mustafa Kemal ile mektuplaşmaları… Sıkıntılar ve hayallerle dolu sürgün seneleri… Orta Asya'daki esareti ve uğradığı mağlûbiyet… Hanımı, büyük aşkı Naciye Sultan'a hasret satırları…

Murat Bardakçı'nın, Paşa'nın ailesi tarafından doksan küsur sene boyunca muhafaza edilen ve şimdiye kadar yayınlanmamış özel evrakı ile sivil ve askerî arşiv belgelerine dayanarak kaleme aldığı Enver, tarihimizin bu çok önemli ismini her yönü ile ortaya koyarken, onun hakkında yanlış bilinen birçok konunun gerçeğini de gözler önüne seriyor.

Leo Damrosch – Jean-Jacques Rousseau

Jean-Jacques Rousseau Kitap Kapağı Jean-Jacques Rousseau
Leo Damrosch
İş Bankası Kültür Yayınları
566

Jean-Jacques Rousseau

Saat ustası maceraperest bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Jean-Jacques Rousseau (1712 Cenevre – 1778 Paris), 18. yüzyıl Avrupası’nda emekçi sınıfa mensup yoksul bir çocuğun, toplumun sınırlarını zorlayan özgün bir düşünüre dönüşmesinin simgesidir. Küçük yaşlardan itibaren yaratıcı ruhunun etkisiyle toplum ve düzenle uyum sağlayamamış, 16 yaşında evini terk ederek başına buyruk yaşamış, düzenli eğitim almamış ve çok sınırlı süreler dışında düzenli bir işte çalışmamıştır. Okuduğu kitaplardan ve gezgin hayatı sırasında toplumun her kesiminden tanıdığı insanlarla yaşadığı tecrübelerden edindiği birikimle kendi kendini eğitmeyi başararak fırtınalı ruhuna huzur sunmak için otuzlu yaşlarında yazmaya yönelmiştir.

Ancak yazmak bile Fransız Devrimi’ne doğru giden bir süreçte artık iyice yozlaşmış aristokratik davranış ve düşünce kalıplarının egemen olduğu toplumsal yapıdan ve ilişkilerden bunalan bu asi dehaya ilaç olmamıştır. Mevcut kültürün aldığı yolu tartışan ve eleştiren, öğretisini insanın doğal özüne uygun ve bu özü bozmayacak, tam tersi geliştirecek sağlıklı ve adil bir yeni kültür anlayışı üzerine kuran Rousseau, düşüncesiyle yaşayışı arasında en çok benzerlik olan özgün filozoflardan biri olarak dinsel ve siyasi egemenlerin baskısına uğramıştır.

Bu baskılardan bunalsa ve hassas ruhsal dengesini giderek yitirmeye başlasa da fikirlerinden taviz vermemiş, özellikle Toplum Sözleşmesi ile özgürlük, eşitlik, kardeşlik arayışının ışığı ve Fransız Devrimi’nin esin kaynağı olmuştur. Gücünü doğadan alan yaratıcı düşünceleriyle 19. yüzyıl felsefesine, özellikle de romantizm akımına ilham vermiştir. Devrimci bir yaklaşımla çocuk eğitimi üzerine yazdığı Emile, çocukluk çağlarının insan oluşumundaki önemini belirlediği ve üst sınıftan bir kadının sözleriyle, “annelere, bebeklerini emzirmeyi öğrettiği” için, büyük etki sahibidir. Otobiyografi tarzının atası sayılan İtiraflar, benliğin karanlık yönlerini araştırması açısından psikanalize giden yolun ana taşlarından sayılır.

Hajime Nakamura – Budha

Budha Kitap Kapağı Budha
Hajime Nakamura
İş Bankası Kültür Yayınları
756

Gotama Budha (M.Ö. 563 - 483), Hindistan'ın kuzeyindeki Kosala kenti yakınlarında yaşayan Şakya kabilesinde, "güneş soyundan" bir ailede, Kşatriya (savaşçılar) kastının mensubu olarak doğdu. Babası, kral Şuddhodana idi. Bir bilge, onun yaşlı bir adam, hasta bir adam, ölü bir adam ve dünyadan elini eteğini çekmiş bir adamla karşılaşırsa budha olacağı kehanetinde bulundu. 16 yaşında evlenen ve Rahula isminde bir oğlu olan Gotama, küçük yaşlardan beri derin düşüncelere dalmaya eğilimiydi. Bilgenin haber verdiği adamları görüp kendi zevk ve sefa içindeki hayatı ona anlamsız ve boş gelince, dünyadan el çekmeye karar verdi. Bir samana bezine sarınarak sarayından ayrılıp keşişlik hayatına başladığında 29 yaşındaydı. Gotama Budha, kutsal incir ağacının altında aydınlanmaya ulaşınca dünyanın acıdan ibaret olduğunu ve insanı bu acıdan kurtaracak bir yol bulunduğunu fark etti. Yarım asır süren keşişlik hayatında, tüm dünya nimetlerini reddedip nefsi üzerinde tam kontrol kurmak suretiyle özgürleşip hakikate varmayı içeren bu yolu öğretti. Bu büyük bilge öylesine çok sevildi, öylesine benimsendi ki ölümünden sonra öğretileri din, kendisi de bir tür tanrı haline getirildi. Doğum yeri Lumbini Bahçesi, aydınlanmaya ulaştığı yer olan Bodhgaya, ilk vaazını verdiği Varanasi'deki Geyik Parkı ve ölüm yeri Kisunagari, Budistlerin en kutsal dört hac mekânı oldu. Japonya'nın modern dönemdeki en büyük Budizm uzmanı Prof. Hajime Nakamura, bütün akademik hayatını bu konuya vakfetmiş, Çince ve Sanskrit başta olmak üzere çeşitli dillerden kutsal Budist metinlerini çevirmiş ve yorumlamıştır. Kitabında, tarihte yaşamış gerçek bir insan olan Gotama'yı, din kurucusu bilge Budha'dan ayırabilmek amacıyla, en eski Budist ve Budist olmayan metinler üzerinde eleştirel çözümlemeler yapmaktadır. Ayrıca Nakamura, Budha'nın hayatındaki efsanevi ögeleri dışlayabilmek için onun bulunduğu yerlerde on yıllarca süren incelemelerde bulunmuş ve akademik çalışmanın diğer yöntemlerini kullanmıştır. Sonuçta yirmi beş asır önce yaşamış bir kişinin hayatını yeniden kuran ve Budizmin o bilgece yumuşaklığını taşıyan bir dille aktaran elinizdeki kitap, Budizmin temel kavram, söylem ve tutumları konusunda da son derece bilgilendiricidir.

Stefanos Yerasimos – Bir Allame-i Cihan 2. Cilt (1942-2005)

Bir Allame-i Cihan 2. Cilt (1942-2005) Kitap Kapağı Bir Allame-i Cihan 2. Cilt (1942-2005)
Stefanos Yerasimos
Kitap Yayınevi

 

  • Cemil Koçak Otuzlu ve Kırklı Yıllarda Türkiye'de Yahudiler
  • Aykut Köksal Ayasofya - Osmanlı Mimarlığı İlişkisi ve Mimarlık Tarihi Yazıcılığının Bakışı
  • Benjamine Lelouch Osmanlı Sultanı'nın İktidarı ve Adaleti
  • Herkül Millas Türk Edebiyatında Yunan/Rum imajı: Sait Faik
  • Derin Öncel İstanbul'u Çalışmak ve Stefanos Yerasimos
  • Şevket Pamuk Konstantinopolis'ten İstanbul'a İşçi Ücretleri, 1100-1800
  • Ersu Pekin,Âşık Çelebi'nin musannifleri, hanendeleri, sazendeleri
  • Brigitte Pitarakis Bizans'ta Öğrenciler
  • Stéphane de Tapia Türkiye'deki Tramvaylar, Metrolar ve Hızlı Trenler
  • Şirin Tekeli İstanbullu "Büyük Rum" için birkaç sevgi sözcüğü
  • Lale Uluç Zulkadirli Şiraz Valilerinin Son Döneminden Resimli bir Yusuf ve Züleyha Nüshası
  • Nicolas Vatin Barbaros Biraderlerin Kökenlerine ilişkin Notlar
  • Gilles Veinstein İstanbul'da İlk Daimi Sefaretlerin Açılması
  • Marianna Yerasimos Evliya Çelebi Yunanistan'da

 

Stefanos Yerasimos – Bir Allame-i Cihan 1. Cilt (1942-2005)

Bir Allame-i Cihan 1. Cilt (1942-2005) Kitap Kapağı Bir Allame-i Cihan 1. Cilt (1942-2005)
Stefanos Yerasimos
Kitap Yayınevi

 

  • Ayda Arel Prygos'tan Burgaz'a: Osmanlı dünyasında sivil amaçlı kuleler I: Erken dönem ve öncüller
  • Tülay Artan Bâbıâli'nin Alay Köşkü yakınlarındaki oluşumu ve Süleymaniye'de bir sadrazam sarayı gezisi
  • Jean-Louis Bacqué Grammont 16. ve 17. yüzyılların Üsküdar'ına Bakış
  • Evangelia Balta Mikra Asia yani Anatoli adlı Karamanlıca Gazete
  • Natalie Clayer Keçi Sütünden Biraya: Osmanlı Sonrası Arnavutluk'ta Sosyal Dönüşümler ve Beslenme
  • Étienne Copeaux Refahyol dönemi (1996-1997) karikatürleri üzerine bir çalışma
  • Edhem Eldem Ölümüne Kopya; Osmanlı Mezar Taşı Geleneğinde Metin Aktarımı
  • Füsun Ertuğ Kapadokya'da Bir Köyün Tarihine ve Tarımsal Geçmişine Dair Notlar
  • Suraiya Faroqhi 18. yüzyıl Sonlarında İstanbul'da Hıristiyan ve Yahudi Esnaf
  • Frédérick Hitzel Sultan'ın Mekke Kervanı
  • Fikret Karakaya Bestekârlık Meşki

 

Edward W. Said – Yersiz Yurtsuz

Yersiz Yurtsuz: Anılar Kitap Kapağı Yersiz Yurtsuz: Anılar
Edward W. Said
Metis Yayınları
392

Yersiz Yurtsuz, zamanımızın en önemli düşünürlerinden Edward Said'in çocukluk ve ilkgençlik yıllarına dair anılarını aktardığı samimi bir otobiyografi. Said'in küçüklüğünde yaşadığı kimi ikilemlerin, otoriter babasıyla ve hem çok sevdiği hem de içerlediği annesiyle ilişkilerinin onda bıraktığı izleri görmek mümkün bu anlatıda. Hayatının ilk yıllarında yaşadığı kimlik karmaşasının, kendi deyişiyle "budalalık derecesinde" İngilizvari bir adla Araplığı su götürmez bir soyadına sahip olmanın, Hıristiyan bir Amerikan vatandaşı olarak Filistin, Lübnan ve Mısır'da, ardından bir Arap olarak Amerika'da yaşamanın Said'in kimlik ve aidiyet konusundaki görüşlerini nasıl biçimlendirdiğini görmek de mümkün. Hepsinden önemlisi, Said'in "ülkeden ülkeye, şehirden şehre, evden eve, dilden dile, ortamdan ortama sürüklenişler" sonucunda gelişen "yersiz yurtsuzluk" haliyle barışıp, mezhepleri ve ülkeleri aşan entelektüel aidiyetini bulmasının hikâyesi olarak okunabilir bu anılar.

Emma Goldman – Hayatımı Yaşarken Cilt 2

Hayatımı Yaşarken Cilt 2 Kitap Kapağı Hayatımı Yaşarken Cilt 2
Emma Goldman
Metis Yayınları
455

20 yaşında Amerika'da Anarşist harekete katıldı; Herkesin adını dehşetle andığı "Kızıl Emma"ydı o; Ömrü boyunca devletin her türüne karşı çıktı;I. Dünya savaşı sırasında savaş muhalifliği yaptı;Milliyetçiliğe karşıydı;Hapis yattı; sürgün edildi;1919'da devrim coşkusuyla Sovyetler Birliği'ne gitti; Lenin'le tartıştı; Hayal kırıklığı büyük oldu; Fransa, Britanya, Almanya, İsveç, Hollanda ve Kanada'da yaşadı;Freud'un derslerine katıldı;İspanya İç Savaşı'nda Anarşistler'in yanındaydı; Tanrıtanımazlığı, özgür aşkı savundu; Doğum kontrolü için, eşcinsellerin özgürlüğü için savaştı;O bir Anarşistti, göçmendi, Yahudiydi, kadındı;Yoldaşlarına "Dansedemeyeceksem, devriminiz sizin olsun" dedi;71 yaşında öldüğünde yıllardan henüz 1940'tı.

Emma Goldman – Hayatımı Yaşarken Cilt 1

Hayatımı Yaşarken Cilt 1 Kitap Kapağı Hayatımı Yaşarken Cilt 1
Emma Goldman
Metis Yayınları
455

20 yaşında Amerika'da Anarşist harekete katıldı; Herkesin adını dehşetle andığı "Kızıl Emma"ydı o; Ömrü boyunca devletin her türüne karşı çıktı;I. Dünya savaşı sırasında savaş muhalifliği yaptı;Milliyetçiliğe karşıydı;Hapis yattı; sürgün edildi;1919'da devrim coşkusuyla Sovyetler Birliği'ne gitti; Lenin'le tartıştı; Hayal kırıklığı büyük oldu; Fransa, Britanya, Almanya, İsveç, Hollanda ve Kanada'da yaşadı;Freud'un derslerine katıldı;İspanya İç Savaşı'nda Anarşistler'in yanındaydı; Tanrıtanımazlığı, özgür aşkı savundu; Doğum kontrolü için, eşcinsellerin özgürlüğü için savaştı;O bir Anarşistti, göçmendi, Yahudiydi, kadındı;Yoldaşlarına "Dansedemeyeceksem, devriminiz sizin olsun" dedi;71 yaşında öldüğünde yıllardan henüz 1940'tı.

Tran Dinh Van – O Bir Militandı

O Bir Militandı Kitap Kapağı O Bir Militandı
Tran Dinh Van
Oda Yayınları
109

Bak kollarını bağlıyorlar

Son dea bakıyor dünyaya Nguyen Van Troi

birazdan göğsünü parçalayacaklar

ama kan onu geriletmiyor

başlıyor şarkısına:

”Yaşasın Ho Chi Minh; Yaşasın Vietnam....”

Damarlarım damarlarına bağlı yaralarından

çünkü öldürülmek istenen benim de sevincimdir Nguyen onun siperi....

Nihat Behram