Kürşat Başar – Bazen Unutmak İstersin

Bazen Unutmak İstersin Kitap Kapağı Bazen Unutmak İstersin
Kürşat Başar
Everest Yayınları
224

Tarihin ilk dönemlerinden kalan eşyaların sergilendiği müzelere hiç gitmediniz mi?

Bir yanda balta, mızrak, bıçak, ok türü şeyler öte yanda bugün de hemen hemen aynıları kullanılan küpe, gerdanlık, bilezik, göz boyası gibi şeyler...

Kadınların milattan önce kullandığı kolyeler, küpeler, taraklar, bilezikler, tokalar

bugün en havalı mağazalardan dünya parasına alacaklarınızla birebir aynı.

Peki aynı dönemde erkekler ellerindeki bütün aletlerle uğraşa didine ne yapmış?

Balta!

Erkekle kadın arasındaki farkı soruyorsanız buyurun:

Baltayla küpe arasındaki fark...

Aşk, ilişkiler, evlilik, kadınlar, erkekler...

Kürşat Başar bu kitabında hepimizin hayatına dokunan kısa hikâyeler

ve yazılarla karşımıza çıkıyor.

Düşündüren, sevindiren, kederlendiren,

yeri geldiğinde kahkaha attıran yazılar bunlar. Kimi zaman bize can alıcı sorular soruyor, kimi zaman yine yüreğimize dokunan hüzünlü bir hikâye anlatıyor.

Tuba Ezici – Adam Sandıklarımız

Adam Sandıklarımız Kitap Kapağı Adam Sandıklarımız
Tuba Ezici
Olimpos Yayınları
160

Bu kitabı adam sandığı erkek yüzünden, yürek sandığında acılar ve hayal kırıklıkları biriktiren kadınlara ithafen yazdım.

Ve sen de o adam sandığımız erkeklerden biriysen, lütfen o elindeki kitabı sakince rafa bırak…

Zira içinde görmek istemeyeceğin gerçekler var.

Hilmi Yavuz – Okuma Biçimleri

Okuma Biçimleri Kitap Kapağı Okuma Biçimleri
Hilmi Yavuz
Timaş Yayınları
240

Zamanın ruhu’nun, edebî okumaları, ağırlıklı olarak romana ve düzyazı türlerine doğru yönlendirdiği bir dönemde Hilmi Yavuz; şiiri, teorik okumalarla yeniden gündeme taşıyor. Geçmiş ve günümüz şiirinin biçim ve imgelem açısından ele alındığı metinlerin yanı sıra diğer sanat ve sosyal bilim dallarına ilişkin anekdotlar da Yavuz’un engin birikiminden süzülerek sayfalara yansıyor. Şiir ve poetika, okuma biçimleri, dil felsefesi odaklı metinlerle birlikte sinema, heykel, müzik, fotoğraf ve resim, sanat temalı yazıların ana başlıklarını oluşturuyor. Yahya Kemal, Sezai Karakoç, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mevlânâ Celaleddin-i Rumî, Behçet Necatigil, Hölderlin gibi sayısız yazar, şair ve dünürün eserlerine dikkati çekerken; Yunus Emre, Mozart, Cinuçen Tanrıkorur, Kamil Fırat, Rahmi Aksungur gibi birçok sanatçının dünyasına açılan kapıları aralıyor.

“‘Okuma Biçimleri’nden bir edebî metnin okunma, yorumlanma ve anlamlandırılma biçimlerini kastettiğimi belirtmeliyim. Şüphesiz bir metin, birbirinden çok farklı bağlamlarda okunabilir; ama galiba, en doğrusu, öncelikle, bu bağlamların neler olduğunu ortaya koymak olmalıdır. […] Edebiyat teorileri, bunu ya yazar merkezli olarak okuma, yani ‘yazarın niyeti’ni (intentio auctoris) açığa çıkaracak bir okuma; ya metin merkezli okuma, yani ‘metnin niyeti’ni (intentio operis) açığa çıkaracak bir okuma; yahut da okur merkezli okuma, yani ‘okurun niyeti’ni (intentio lectoris) açığa çıkaracak bir okuma biçiminde öbeklendirirler. Oysa eleştiri pratiği, edebiyat teorilerinin bu kesin sınırkoyucu öbeklendirmelerini aşan, teoriyle pratiğin örtüşmediği durumlarla karşı karşıya bırakır bizi.”

Rebecca Solnit – Kaybolma Kılavuzu

Kaybolma Kılavuzu Kitap Kapağı Kaybolma Kılavuzu
Rebecca Solnit
Encore Kitap
192

Yolunu değiştirmek, sınırların dışına çıkmak, eve farklı yollardan dönmek, kısacası kaybolmak keşfetme imkanı sunar. Rebecca Solnit edebiyatta, sinemada, haritalarda, doğada, renklerde, resimde, fotoğrafta, şarkılarda, yollarda ve hatıralarında dolanıyor. Kişisel tarihini büyü hikayelerle ilişkilendirirken ailesinin göçmen coğrafyasında kayboluyor; kaplumbağalarla, vaşaklarla, yılanlarla göz göze geliyor; papazlarla, punkçılarla karşılaşıyor; dağlarla, çöllerle yüzleşiyor, Hitchcock'un Vertigo filminden, Keats'in şiirinden, Woolf'un günlüklerinden, Dinesen'in hikayelerinden, Yves Klein'ın mavisinden, Benjamin'in denemelerinden izleri takip ediyor.

"O halde soru, nasıl kaybolunacağı. Hiç kaybolmamak, aslında yaşamamaktır ; nasıl kaybolunacağını bilmemek sizi felakete sürükler… Önemli olan bütün dünyayı kaybetmek, onun içinde kaybolmak ve bütün bu aşamalardan ruhunu bulmaktır."

Yılmaz Erdoğan – Hijyenik Aşklar

Hijyenik Aşklar Kitap Kapağı Hijyenik Aşklar
Yılmaz Erdoğan
Sel Yayıncılık
158

Kalabalık geceleri bekleyen yalnız kahvaltılar için hep acele ediyorduk. Yağsız beyaz peynir tadında ilişkiler kuruyorduk. Seviyorduk. Sevmeyi seviyorduk. Bazı elele yürüyüşlerde yağmur yağsın istiyorduk. Hangi sevdanın üstüne yağmur yağsa, biz onu aşk belliyorduk. Hijyene önem vermiyorduk. Beyaz çarşafların üstündeki lekeler aşklarımızın haritalarıydı. Hangisi biz, hangisi yavru vatan oradan anlıyorduk.

Boris Vian – Pornografi Üzerine

Pornografi Üzerine Kitap Kapağı Pornografi Üzerine
Boris Vian
Altıkırkbeş Basın Yayın
96

Eğer bir kadını elde etmek, bir kadeh cini ya da bir paket Gauloise sigarasını elde etmek kadar kolay olsaydı ve onun, alkol ve sigara gibi, kirli ve mide bulandırıcı bir odaya tıkılmaya zorlanmaksızın açık havada tadına bakma özgürlüğümüz olsaydı, alkolizm ve nikotin zehirlenmesi çarçabuk ortadan kalkardı ya da en azından makul ölçülere inerdi. Hükümetin tüm olanakları kullanarak kentlileri konyak içmeye, pis kokulu otlar yakmaya itelemesi ve aynı zamanda alabildiğine karmaşık ama aslında kesinlikle normal bir işlevi gerçekleştirmeye yönelmekten başka bir şey yapmayan uçkuru düşükleri ön yargılar ve diğer kurallar ile mahkum etmesi olgusunda eğlenceli bir çelişki var... Madem ki aşk, her şeye karşın, yineliyorum, sağlıklı insanların çoğunluğunun ilgi merkezidir, devletçe de engellenmekte ve tıkanmaktadır, erotik edebiyatın, devrimci hareketin bugünkü tarzı olmasına şaşırmayız biz de! Erotik kitapları okumak, onları tanıtmak, yazmak, yarının dünyasını hazırlamak ve gerçek devrime doğru yol açmak demektir... Kötülük derinlere kök salmıştır, çünkü uzun zamandır doğrunun yanında yer almıştır; sahte erotik edebiyatı, bu uzmanlığın casusluk örgütü olarak adlandırabiliriz... Sarışın bir kadınla aşk yapmak...elbette iyi...ama hiç siyahları denediniz mi? Kim cesaret edecek buna? Ya da: Güzel bir kadınla yatmak...evet...ama çirkin bir kadınla yatmanın ne demek olduğunu biliyor musunuz?

Albert Caraco – Kaos’un Kutsal Kitabı

Kaos'un Kutsal Kitabı Kitap Kapağı Kaos'un Kutsal Kitabı
Albert Caraco
Sel Yayıncılık
104

20. yüzyılın son kâhin-peygamberi Albert Caraco’dan tüm insanlığa bir lanettir Kaos’un Kutsal Kitabı. Nietzsche’den bu yana hiçbir filozofun gösteremediği yıkıcı gücü taşıyan, bir münzevinin kendisine “rağmen” kültleşen metni... Soğukluğu, dolaysızlığı ve berrak karamsarlığıyla eşsiz, bir “nesnellik fanatiği”nin bedduası… Üremeye, üretmeye ve tüketmeye bir reddiye; şehirlere, beton katmanlarına, budala politikacılara, böcekleşmiş yığınlara, gökten firar etmiş tanrılara bir lanet...

Çağın ender münzevi düşünürlerinden birinin kaleminden yoğun, sert, kehanet dolu, provokatif ve karanlık bir metin.

Nedim Gürsel – İzler ve Gölgeler

İzler ve Gölgeler Kitap Kapağı İzler ve Gölgeler
Nedim Gürsel
Doğan Kitap
213

"İlk kez böyle bir şeye tanık oluyorum. Doğanın nimetlerinden, gün ışığının bize sunduğu güzelliklerden körler de yararlansın diye yapılmış bir kent maketi. Gözlerimi kapatıp sivri ve yuvarlak biçimlere dokunuyorum, görme yetimi kaybettiğimi ya da doğuştan kör olduğumu varsayarak parmak uçlarımdan bilincime yansıyan bir titreşimde Basel'i algılamaya çabalıyorum. Bambaşka bir duygu bu, bir kenti yabancı bir kadın gövdesini keşfeder gibi dokunarak, okşayarak algılamak, giderek bütünleşmek onunla, caddelerinde, ara sokaklarında dolaşmak, çıkmazlarında yitip gitmek."

Julian Barnes – Korkulacak Birşey Yok

Korkulacak Birşey Yok Kitap Kapağı Korkulacak Birşey Yok
Julian Barnes
Ayrıntı Yayınları
272

"Tanrı'ya inanmıyorum ama O'nu özlüyorum" gibi son derece çarpıcı bir ifadeyle başlayan Korkulacak Bir Şey Yok, Julian Barnes'ın ölüm, ölümlülük, Tanrı, sanatın ölüm karşısındaki yeri gibi temalar üzerine kaleme almış olduğu, tümüyle otobiyografik olmasa bile içinde yer alan anıların kapsamı itibariyle bu yanı belirgin biçimde ağır basan bir deneme, daha doğrusu, "anı" türü çerçevesinde de değerlendirilebilecek bir deneme kitabı.

Julian Barnes, yaşlılık ve ölüm temalarını daha önce de çok sayıda yapıtında, özellikle Limon Masası başlıklı öykü kitabında işlemişti. Ne var ki, bu kez, söz konusu "can alıcı" konuyu, örneklerini daha ziyade edebiyat ve müzik, kimi yerde de bilim ve tıp dünyasından ustalıkla seçtiği, çok daha geniş bir deneme alanına taşıyor. Başta ünlü Fransız yazar Jules Renard olmak üzere Montaigne, Stendhal, Daudet, Somerset Maugham, Arthur Koestler gibi edebiyatçıların ya da Ravel, Rahmaninov, Şostakoviç, Prokofyev ve Rossini gibi müzisyenlerin ilginç tanıklıklarına yer ve-rerek, hepimizin mutlaka karşılaşacağımız bu kaçınılmaz ve "korkutucu olmayan" insanlık halini var olabilecek bütün boyutlarıyla irdelemeye girişiyor. Metnin dikkat çeken bir başka leitmotif özelliği de, Julian Barnes'ın tüm deneme boyunca, felsefeci olan ağabeyi Jonathan Barnes'la girmiş olduğu "yer yer çekişmeli, yer yer görüş birliği içinde cereyan eden" sorgulayıcı diyalog. Bu diyalog, bir bakıma, inanmakla inanmamanın, felsefeyle edebiyatın, Julian Barnes ile pek anlaşamadığı annesinin bitmek bilmez çekişmesi olarak da yorumlanabilir. Nitekim kitabın kasvetli sayılabilecek konusunu ilginç ve dinamik kılan unsur da, bu çekişmeyi tüm satırlara hem keyif veren hem de sorgulayıcı bir ironiy-le yansımakta oluşudur.

Kendisiyle yapılan bir söy-leşide, Korkulacak Bir Şey Yok'un içeriğini en yalın şekilde şu sözlerle tanımlıyor Julian Barnes: "Bu, kendimi bir vaka olarak inceleme ve bir soruya yanıt getirme alıştırmasıdır: Zamanın bu noktasında herhangi bir şeye inanmamak ama öte yandan da bir gün ölece-ğimiz düşüncesiyle uzlaşmamak ne anlama gelmektedir?.."

İnci Aral – Yazma Büyüsü

Yazma Büyüsü Kitap Kapağı Yazma Büyüsü
İnci Aral
Kırmızı Kedi Yayınevi
168

"Sevgili Okur,

Senin herkese açık bir mektubun alıcısı olabileceğinden kuşku duyuyorum. Çünkü aramızda her zaman çok daha özel bir ilişki oldu. Yakınlığımız basılı kâğıtlardan ibaret değil. Ben gözlerinin gezindiği sayfalarda yaşayan biriyim ve sana sözcükler aracılığıyla sesleniyorum. Bu yüzden sevgine olduğu kadar yargılamana da açığım.

Kim olduğunu hem biliyorum hem de bilmiyorum. Hem bilmek hem de bilmemek istiyorum. Sesimin sana nasıl, ne kadar uzanabildiğini elbette merak ediyorum. Çünkü ben seni sarsmak, eğlendirmek, unutmuş olduklarını hatırlatmak ve aşındırdığın soruları yeniden canlandırmak için yazıyorum.

Ben yalnızca yaşama ayak uydurma güçsüzlüğüm taşıyamayacağım kadar ağırlaştığında kaleme sarılıyorum. O zaman gerçeği kurmacanın ve yanılsamanın araçlarıyla kendimce yeniden tanımlamaya uğraşıyorum. Bunu yapmaya çalışırken kapıldığım umutsuzluğu sana anlatamam. Yazma tutkumun vazgeçilmezliği belki de bunu yenmeye yöneliktir, özü budur."

Özgür Bacaksız – Deli Çocuğun Güncesi

Deli Çocuğun Güncesi Kitap Kapağı Deli Çocuğun Güncesi
Özgür Bacaksız
Destek Yayınları
128

"Bazen insanlar kadar paragraflar da anlamsızlaşır. Hiçbir sözcük seni anlamaz, anlatamaz, yazdıramaz. Çaresiz bırakırlar seni, suskunluğa terk edersin kendini. Sonra biraz daha acı çekersin, hüzün çuvalına eklersin bir şeyler, tekrar yazmaya kalkarsın ve sonra fazlasıyla yazarsın.'

"Büyümemde, delirmemde, yalnızlığımda emeği geçen herkesin gözlerinden öperim"

Ali Fuad Başgil – Gençlerle Başbaşa

Gençlerle Başbaşa Kitap Kapağı Gençlerle Başbaşa
Ali Fuad Başgil
Kubbealtı Neşriyatı
62

"Gerçi muvaffak olmak, mesut (mutlu) olmak demek değildir. İnsan muvaffak olur, cemiyet içinde özlediği yerin daha üstününü bile alır da, mesut olmayabilir. Servetin, iktidar ve şöhretin son haddine varmış nice insan vardır ki, içi dâimasaâdetdünyâsının hasretiyle yanıp tutuşur. Mükellef (gösterişli) apartmanlarda, göz kamaştırıcı bir konfor ve lüks içinde yaşayan insanlar görürsün ki, bunun hepsini bir günlük saâdetle değişmeye hazırdır. Çünkü,saâdettamâmiyle gönül işidir. Ve içimizdedir. Onu kendi içimizden başka bir yerde sanıp aramak ve saâdeti sırf servet, iktidar ve şöhrette görmek çölde serabı su zannetmektir.

Bununla berâber, saâdetin yolu, muvaffakiyetin yolundan ayrı da değildir. Ve saâdet ülkesi, muvaffakiyet diyârının, biraz daha ilerisindedir. Bu diyârı aşmadan saâdete erişmek, imkânsız değilse de, çok güçtür. Muvaffak olmuş bir insan için saâdete kavuşmak ise kolaydır, yalnız birazcık daha gayret işidir."

Nazan Bekiroğlu – Cümle Kapısı

Cümle Kapısı Kitap Kapağı Cümle Kapısı
Nazan Bekiroğlu
Timaş Yayınları
232

Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben. Muhal farz bile olsa "Her şeyi özetleyecek bir cümle" tutkum, mana biriminin cümle olmasından. Karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden. Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben.

Faturaların, makbuzların, ihbarnamelerin arkasına.

Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına.

Peçetelerin üzerine.

Kitapların, kenar sularına, kapak içlerine.

Defterlerin, sahifelerine değil kıyılarına köşelerine.

Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmış da sonradan unutulmuş bunca cümleyi bir yerlerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam.

Ahmet Batman – Sabah Uykum

Sabah Uykum Kitap Kapağı Sabah Uykum
Ahmet Batman
Destek Yayınları
224

Belki bir kitabın aynı sayfasında ağlamışızdır. İşte bu haberimiz olmadığı halde dünyanın en güzel karşılaşması olabilir.

Ben anlam veremiyorum yani neden bittiğine değil madem bitecekti neden bu kadar hevesli başladık? Ben ikimizdeki bu hevese anlam veremiyorum. Ne oldu bize bilmiyorum ama iyi şeyler olmadığını çok iyi biliyorum. Ya çok yanlış zamanda karşılaştık ya da hiç karşılaşmaması gereken iki insandık. Biz neydik bilmiyorum. Sevgili desem değil, aşık desem değil bildiğin rastlantıydık işte ondan öte gidemedik.

Ahmet Batman – Soğuk Kahve

Soğuk Kahve Kitap Kapağı Soğuk Kahve
Ahmet Batman
Destek Yayınları
224

Sıcacık bir kahveden yükselen güzel kokular eşliğinde keyifli bir okuma vaat ediyor Soğuk Kahve.

İronik ve mizahi olduğu kadar keskin bir dil. Belki de çoğumuzun gündelik hayatında olan konuları anlatırken sizi ters köşeden bir bakış açısına yatırıp golü ustalıkla atıyor. Hınzır bir zekânın ürünü olan cümleleri sizi gülerken duygulandıracak, çoğu zamansa hayretler içinde bırakacak.
Kahraman Tazeoğlu

Batman kendi deyimiyle numune bir adam. En azından yazdıkları öyle. Kolay kolay kimseden duyamayacağınız, cesaret isteyen şeyleri açıkyüreklilikle söylüyor okura. Özellikle kadın erkek ilişkilerinin üzerindeki pembe tozu üfleyip altında yatan siyahları ve beyazları soğukkanlılıkla gösteriyor. Ne her erkek bir Romeo, ne de her kadın bir Juliet.
Ertürk Akşun

Topuklu ayakkabı mı yoksa ben mi?

Bir kadını zorlayan bir soru olabilir.

'Çikolata mı ben mi?' sorusu kadar olmasa da zorlar.

Sizler topuklu ayakkabısı ayaklarını vuran kadınlarsınız.

Topuklarınızın altında kâğıt mendiller var.

Bazılarınızın gözyaşlarını silen mendiller işte, yabancı değiller.

O mendiller hep canınızın yandığı yerlerde...

Çok adisiniz pembe rujlar, çekici kılıyorsunuz dudakları.

Yazı dolaşımı