Ahmet Altan – Kristal Denizaltı

Kristal Denizaltı Kitap Kapağı Kristal Denizaltı
Ahmet Altan
Everest Yayınları
152

İtiraf edeyim ki, ilişkiler içinde en çok hastalıklı olanları severim, ateşimin yükselmesini, sayıklamalarımı, kâbuslarımla hayallerimin birbirine karışmasını, en dokunulmaz yerlerimde hissettiğim sızıları, Hastalığının bütün kıvrımları hastalığımın bütün kıvrımlarıyla öpüşen bir kadınla denizaltıma binip çıktığım yolculukları, solgun bir sabah vakti insanların arasından ayrılışımı. Hiçbir yere gitmeyen bir denizaltının içinde, hiç kimsenin gitmediği yerlere gitmeyi. Birçoğumuz çıktık bu yolculuğa. Evet, sevdiğimiz hasta biri. Evet, bu ilişki hastalıklı. Ama bunun ne önemi var, hastalıklarımız birbirini tutuyorsa, öpüşen dudaklar gibi değiyorsa hastalıklarımız birbirine. Hangi sağlıklı ilişki benim gördüğüm rüyaları görebilir ki, hangi sağlıklı ilişki böyle sancıyabilir ki. Ateşlerle yanarak, sancılarla kavrularak, çılgın rüyaların içinde kıvranarak, kristal denizaltıda hastalıklı ilişkilerin içinde seyahatlere çıktım. Gezdiğim sıcak sahillerin büyücüleri bana hep aynı şeyi söyledi: Önemli olan onun sana uyması değil, önemli olan onun hastalığının senin hastalığına uyması. Dolaştığım tarih sayfaları aşk bölümlerinde hep "hastalıklı" ilişkileri anlatıyordu, kayda geçmeye değer olarak yalnızca onları bulmuştu. Brahms, Clara Schumann'a böyle tutulmuş; Yesenin, Isadura Duncan'a hayatını böyle armağan etmişti.

Rasim Özdenören – Aşkın Diyalektiği

Aşkın Diyalektiği Kitap Kapağı Aşkın Diyalektiği
Rasim Özdenören
İz Yayıncılık
255

Özdenören, aşkı bir mecaz kılan beşerî koşulların bir köprü, bir merdiven olduğunu ihsas ettirirken, aşkın gerçeğini yatay boyutu dikey boyuta bağlamanın bir imkanı olarak irdeliyor. Aşkın diyalektiği ise, bu bağlantıyı kurmanın, aşk derdine düşmenin, merdiveni çıkmanın kendine özgü serüveninde karşılaşılan türlü hallerden ibaret; kalbin çeşitli hallerinden...

Rasim Özdenören – Edebiyat ve Hayat

Edebiyat ve Hayat Kitap Kapağı Edebiyat ve Hayat
Rasim Özdenören
İz Yayıncılık
216

Edebiyat ve Hayat, Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Rasim Özdenören’in hayatın sanat ve edebiyatla ilişkisi üzerine çeşitli zamanlarda kaleme aldığı birbirinden bağımsız ama bir bütünlük oluşturma arzusuna hizmet eden yazılarından oluşuyor. Her biri ayrı ayrı, daha önce yayınlanmış deneme kitaplarında yer almış olan bu yazılar, “hayat ve edebiyat” bağlamı gözetilerek bir araya toplandı. Edebiyatımızın usta ismi Özdenören’in öyküleri kadar düşünsel denemelerine de ilgi duyan okurlar için edebiyat ve sanat bağlamında özel bir seçki olarak görülebilecek bu eser, edebiyatla kurulan ilişkinin hayatımızın neresine düştüğüne dair ufuk açıcı önermelerde bulunuyor.

Rasim Özdenören – İpin Ucu

İpin Ucu Kitap Kapağı İpin Ucu
Rasim Özdenören
İz Yayıncılık
176

İnsanların, kendi aralarında iletişim kurabilmeleri için birlikte tutmaları gereken bir ip olması gerektiğini düşünen Rasim Özdenören, ip metaforunu kullanarak kendisi ve başkaları veya bir topluluk ile başka bir topluluk arasındaki irtibatı masaya yatırıyor. Birbirinden özgün 30'a yakın denemeyle, sesini ve sesinin yankılandığı yerleri/kişileri/coğrafyaları konu ediniyor. Söz sanatının bu büyük ustasının deneyimleri, okur için kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak nitelendirilebilir.

Rasim Özdenören – Eşikte Duran İnsan

Eşikte Duran İnsan Kitap Kapağı Eşikte Duran İnsan
Rasim Özdenören
İz Yayıncılık
152

Özdenören denemelerinde ülkemiz insanının sorunlarını sosyal, siyasal ve kültürel açıdan ele alıyor, ve tüm bu açıları manevî bir perspektifle bütünlüyor. Eşikte Duran İnsan özellikle İslâm maneviyatının temel kavramları üzerine yazılmış denemelerden oluşuyor. Dinin kendine özgü söylemi, tasavvufî tecrübe, teslimiyet ve özgürlük, hicret, fetih, tövbe, sabır ve arınma gibi kavramlar bu denemelerde bir "edib"in yaklaşımıyla yeniden ele alınıyor.

Rasim Özdenören – Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler

Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler Kitap Kapağı Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler
Rasim Özdenören
İz Yayıncılık
168

İnsanın, toplumsal hayatı gibi düşünce hayatının da karmaşıklaştığı bir dünyada "Müslümanca düşünme"nin imkan ve yöntemi nedir? İslam konusunda yeterli "malumat"a sahip olmak, Müslümanca düşünmek için yeter mi? İslam'ın özü ve bütünüyle kaynaştırılamayan bilginin, düşünme etkinliğini oryantalist bakış açısına mahkum etmesi kaçınılmaz olmayacak mı? Edebiyat ve özellikle öykü alanındaki başarılı ürünleriyle de tanınan Rasim Özdenören'in klasikleşmiş eseri...

Rasim Özdenören – Yazı, İmge ve Gerçeklik

Yazı, İmge ve Gerçeklik Kitap Kapağı Yazı, İmge ve Gerçeklik
Rasim Özdenören
İz Yayıncılık
240

"Yazar, yazdığı yazının anlaşılmadan kalmasını amaçlamaz. Yazının zor anlaşılır olması, yazarla okur arasında var bulunması gereken parola ve işaret üzerinde tam bir mutabakatın sağlanamamış olmasıyla ilişkilendirilebilir. Taraflar parola ve onun işareti üzerinde mutabık kalmışlarsa, anlaşma zemini de sağlanmış olur. Eğer şifreler (parola ile onun işareti veya ortak kodlar veya edebiyat diliyle konuşursak mazmunlar) üzerinde mutabakat yoksa, bu durumda, yazı da anlaşılmaz olarak kalmaya hükümlü bulunur."

Can Dündar – Savaşta Ne Yaptın Baba?

Savaşta Ne Yaptın Baba? Kitap Kapağı Savaşta Ne Yaptın Baba?
Can Dündar
Can Yayınları
160

İnsanlar gibi uluslar da, geçim kaygısı ile kendine saygısı arasında sıkışır kalır bazen...

Böyle dönemlerde, çekilen sıkıntıyı hafifleten şey, baskılar karşısında başı dik tutabilmiş olmanın onurudur.

Savaşta Ne Yaptın Baba, Can Dündar'ın AKP hükümetinin iktidara yük­selişi, Avrupa Birliği Üyeliği, Irak Savaşı'nın hikâyesi ve bu süreçte gittikçe kutuplara ayrılan "Doğu" ve "Batı" imgeleri üzerine yazdığı yazılardan oluşuyor.

Yanı sıra globalleşmeyi, yenidünya düzenini, Türk-Amerikan ilişkilerini, Türkiye'nin Ortadoğu'daki yerini de sorgulayan Can Dündar, İslamcılık ile Amerikancılık arasında gidip gelerek tarihî ve dinî gönül bağları ile yeni dünya düzeninin dayattığı taleplerin arasında sıkışıp kalan bir hükümeti; basın dünyasındaki güçlüden yana değişen dengeleri; basının manipülasyonlarıyla kılavuzunu yitirme tehlikesi yaşayan bir halkı ve her şeye rağmen henüz vicdanını yitirmemiş insanları anlatıyor...

Her zamanki üslubu ve savaş karşıtı tavrıyla... Yaşadığımız cehenneme rağmen ümidini kesmeden ama acı gerçekleri olanca çıplaklığıyla gözler önüne sermekten de sakınmayarak...

Stefan Zweig – İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar

İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar Kitap Kapağı İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar
Stefan Zweig
Panama Yayıncılık
312

“İnsan hayatında çok nadiren alçakgönüllülük gösteren o büyük an, kendisinden yararlanmasını bilmeyenlerden son derece korkunç intikam alır. O büyük an, ürkekleri aşağılamayla geriye iter ve yeryüzünün bir başka tanrısı olan yılmayan yaradılışları ise, ateşli kolları arasına alıp kahramanların gökyüzüne yükseltir. O bir tek saniyeyi, layık olmadığı halde kendisini kadere söz geçirecek yere yükseltmiş o saniyeyi, hiçbir şey bir daha geri getiremez.Şans, çok sevdiklerine karşı bile her zaman cömert değildir ve ilahların, ölümsüzlere unutulmaz işler başarma imkânını bir defadan fazla verdikleri az görülmüştür.”

 

İkinci Mehmet’ten Händel’e, Yüzbaşı Rouget’den Napolyon’a,Goethe’den Dostoyevski’ye, Tolstoy’a, Lenin’e yaşanmış öykülerde insanlık tarihini değiştiren o ana tanıklık edeceksiniz.

Stefan Zweig – Yarının Tarihi

Yarının Tarihi Kitap Kapağı Yarının Tarihi
Stefan Zweig
Can Yayınları
168

Stefan Zweig, yaşamı boyunca yapıtlarıyla hep insanı yücelten, bireyin kutsallığını ve dokunulmazlığını en büyük değer sayan bir hümanizmin öncülüğünü yaptı. Onun hümanizmi, sınırların, ulusların, ırkların üzerinde kalıyordu. "Yarının Tarihi ve Rotterdamlı Erasmus"ta yer alan denemelerinde, Stefan Zweig, bu görüş ve inanışlarını paylaşan, yaşadıkları döneme damgasını vurmuş, insani ve toplumsal değerler açısından yakın olduğu, özdeşleştiği kişileri irdelemektedir. Ölümünden önce kaleme aldığı son denemesi "Montaigne" ve ününün doruğundayken yazdığı deneme alanındaki başyapıtı sayılan, bağnazlığın her türlüsüne karşı savaş ilanı anlamı taşıyan "Rotterdamlı Erasmus", bu kitapta yer alan son iki seçkidir. Stefan Zweig, Almanya'da Nazi egemenliğinin başladığı, özgür düşüncenin, mantığın sesinin kin ve ateşle susturulduğu bir dönemde zorbalığın karşısına düşünceyi, kitle çılgınlıklarının karşısına bireyin insan olarak kutsallığını çıkarıp savunmak istemiştir.

Philip K. Dick – Şizofreni Ve Değişimler Kitabı

Şizofreni Ve Değişimler Kitabı Kitap Kapağı Şizofreni Ve Değişimler Kitabı
Philip K. Dick
Altıkırkbeş Basın Yayın
56

Philip K Dick birbirinden enfes çığır açan bilim kurgu romanlarının yanı sıra 60'lı yılların başında entelektüel yapısını muazzam ve eğlenceli şekilde ortaya döken bir takım uzun makaleler yazdı ve bunlar ülkesinde küçük kitaplar olarak o yıllarda yayımlandı.

Altıkırkbeş Yayın bu Philip K Dick özel serisine düşünürün yeni metinleriyle devam edecek. Şizofreni ve Değişimler Kitabı ucu halüsisünatif uyuşturuculara dek varan, yazarın şizofreni üzerine kendi saptamalarının dışa vurumu.

Kitap Altıkırkbeş'in yeni ve özel serisinin bir ürünü olarak sert kapaklı ve bez ciltli, seriye özel ebadıyla okurlarıyla buluşacak!

Franz Kafka – Mavi Oktav Defterleri

Mavi Oktav Defterleri Kitap Kapağı Mavi Oktav Defterleri
Franz Kafka
Altıkırkbeş Basın Yayın
128

Uzun zamandır baskısı bulunmayan Kafka'nın "Mavi Oktav Defterleri" yeni edisyonu ile 6.45'in özel K(afka) serisindeki yerini tekrardan aldı.

Albert Camus – Başkaldıran İnsan

Başkaldıran İnsan Kitap Kapağı Başkaldıran İnsan
Albert Camus
Can Yayınları
285

"Başkaldıran İnsan", başkaldırının kendisidir, ama ılımlı ve insanın boyutlarında. "Başkaldıran İnsan", adalete ve özellikle doğruluğa vurgundur, mutlak olan'ın iğvasından, mitoslardan, gurur, horlanma ve kanın romantik başdönmelerinden uzak durur. Ama insan, ne ise, o olmaya yanaşmayan tek yaratıktır. Bu yadsıma onu intihara mı, yoksa bir başkasını öldürmeye mi götürür? "Hayır!" demeyi bilen insandır "Başkaldıran İnsan", ama kime, neye, nerede, nasıl? Başkaldıran insanı kuşatan 'hayır'ın içeriği nedir? Bunun yanıtı "Başkaldıran İnsan"da...

Albert Camus – Sisifos Söyleni

Sisifos Söyleni Kitap Kapağı Sisifos Söyleni
Albert Camus
Can Yayınları
160

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir."
Albert Camus, İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayımladığı deneme kitabı Sisifos Söyleni'nde, yaşamın anlamsızlığı, varoluşumuzun saçmalığı gibi intihara yönelen temaları, tarihin ve edebiyatın belirli bazı kişilikleri üzerinden ele alır. Tahsin Yücel'in dilimize kazandırdığı eser, XX. yüzyıl felsefe tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilmiştir. Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenmiştir, tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. Camus saçma kavramını işte bu noktada tanımlar: boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan. Yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir, insanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandırabilir.

A. M. Celal Şengör – Aptalı Tanımak

Aptalı Tanımak Kitap Kapağı Aptalı Tanımak
A. M. Celal Şengör
İnkılap Kitabevi
208

Şu anda Türkiye’ye egemen olan cehalet yönetimi, toplum olma bilincimizde büyük yaralar açmıştır ve açmaya da devam etmektedir. Öncelikle, toplumun bir grup olarak rasyonel düşünme yeteneğini silip süpüren yobazlık ve düşünceye değil korkuya dayanan cemaat yaşamının hortlatılması, toplumsal dokumuzu derinden yaralamıştır. Buna ilaveten eğitimimizde yaratılan kargaşa ve kalitesizlik, bir toplum olarak bilgi edinme ve değerlendirme yetimizi ortadan kaldırmak üzeredir. Tüm bunları yapanların eleştirilmesine, toplumda gerçeği aramak için oluşturulabilecek bir serbest düşünce ve tartışma ortamının oluşturulmasına imkân verecek basın özgürlüğünün alenen, fütursuzca tehdit edilmesi ve buna toplumdan en ufak bir reaksiyon gelmemesi ortaya konan yıkım projesinin toplumca algılanamamasına ve dolayısıyla bertaraf edilememesine neden olmaktadır. Bahsettiğim yıkım projesi, bir grup kötü niyetli insanın Türkiye’yi ortadan kaldırma projesi olarak algılanmamalıdır. Kuşkusuz, içimizde bu yıkım projesini yönetenleri dışarıdan destekleyenlerin böyle bir amaçları olabilir ve muhtemelen vardır da. Ancak bu projeyi içimizde (ve başımızda) bulunarak yürüten ve destekleyenlerin yaptıklarının tamamen farkında olduklarını sanmıyorum. Ortaya çıkan ve benim kısaca “proje” diye betimlediğim olgu aslında yalnızca cehalet ve aptallığın ortaya çıkardığı bir süreçtir. Tarih boyunca cehaletin ve aptallığın eline geçen toplumların kaderleri hep bizimki gibi olmuştur. Zira cahil, çevresiyle temasa geçemediği gibi bizzat kendisi hakkındaki bilgileri de değerlendiremez. Aptal ise bu veriler kendisine sunulsa bile bunlarla ne yapacağını düşünemez. Cahil ve aptal her türlü eleştiriden korkar; zira bellediği yolun dışında bir yolun varlığını bilmez, olabileceğini düşünemez ve kendisine gösterilse bile değerlendiremez. Bu durumda yapabileceği tek şey, bugün Türkiye’de olduğu gibi, toplumsal terör, yani korku yaratmaktan ibaret olur.