Rene Guenon – Doğu Bilgeliği
Felsefe / 8 Temmuz 2018

Kitap Adı: Doğu Bilgeliği Yazar: Rene Guenon Yayıncı: Say Yayınları Sayfa Sayısı: 152 “Her ne düşünüyorsak oyuz. Her ne olursak düşüncelerimizle oluruz. Düşüncelerimizle dünyayı kurarız. Kim ki saf düşünceyle konuşmaz veya hareket etmez, arabayı çeken öküzün ayak izlerini takip etmesi gibi tekerlerin, takip eder onu ıstırap.” “Doğu Bilgeliği Dizisi”, Doğu öğretileri üzerine yazılmış inceleme, araştırma ve yorumların yer verildiği, bir yandan da çevirisi mümkün olduğu ölçüde bu öğretilerin yer aldığı kaynak metinlerin çevirilerinin yayınlandığı bir dizi olacak. Bu ilk kitap ise, bir giriş kitabı olarak aynı zamanda, bu öğretilerin anlaşılmasında dikkat edilecek hususları toplu olarak ele aldığından ötürü dizinin bütün kitapları için istifade edilebilecek bir kılavuz kitap. Dolayısıyla bu hüviyetiyle kitap bir yandan mümkün olduğu kadar doğu öğretilerinin genel karakteristiklerine.

Philip K. Dick – Android ve İnsan
Felsefe / 7 Temmuz 2018

Kitap Adı: Android ve İnsan Yazar: Philip K. Dick Yayıncı: Altıkırkbeş Basın Yayın Sayfa Sayısı: 128 Android yapı ile şizoid kişiliğin bağıntısı, William S. Burroughs’un devlet bazlı komplo yapılanmaları olan politik önermeleri, Orwell’in çağımıza kıyasla “masum” kalan düşünceleri, bilimi de elinde tutan kapitalin ve onun sürdürücüsü [ki organı] baskıcı devlet pratiklerinin dönüştürücü/yıpratıcı gücü ve bireyin devlet tarafından devşirme merkezli organsızlaştırılması…

Iris Murdoch – Ateş Ve Güneş
Felsefe / 5 Temmuz 2018

Kitap Adı: Ateş Ve Güneş: Platon Sanatçıları Niçin Dışladı? Yazar: Iris Murdoch Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 112 Romancı ve felsefeci Iris “Romanesk Konferansları”na dayanarak kaleme aldığı bir çalışma olan, Ateş ve Güneş Platon Sanatçıları Nasıl Dışlandı? adlı incelemesinde, Antikçağ’ın büyük filozoflarından Platon’un genel olarak “sanat”a karşı takınmış olduğu kuşkucu tavrın düşünsel temellerini irdelemektedir. Iris Murdoch, bir yandan “sanat” ve “sanatçılık” kavramının ünlü filozofun çeşitli metinlerinde ortaya çıkış biçimlerini incelerken, bir yandan da, “gerçek” kavramı ile bir çeşit sofistlik olarak gördüğü “sanat” olgusu arasındaki karmaşık ilişkiyi, sanatçıların “gerçeği çarpıtan” kişiler oldukları yolundaki savın geçerlilik düzlemlerini sıkı bir eleştirel süzgeçten geçirir.

Hannah Arendt – İnsanlık Durumu
Felsefe / 2 Haziran 2018

Kitap Adı: İnsanlık Durumu Yazar: Hannah Arendt Yayıncı: İletişim Yayınları Sayfa Sayısı: 461 Beş ciltlik Seçme Eserler’ini yayımlamaya elinizdeki kitapla başladığımız Hannah Arendt, post-modernist cepheden açılan eleştiri salvosundan farklı, “klasik” bir modernite eleştirisinin temel kaynaklarındandır. En önemli ve özgün çağdaş siyaset felsefecilerinden olan Arendt, düşünsel serüveninin yönünü “dünya aşkı”na “pratik hayat”a çevirmiş bir yazar. Temel kaygısı, insanın dünyaya, yani kendi yarattığı toplumsal yaşama yabancılaşmasının nedenlerini aramak. İnsanlık Durumu, onun bu arayışını en yalın biçimde ortaya koyduğu kitabı; bir bakıma Arendt’in lügatçesi. Emek, iş, eylem – temel insani etkinliklerin anlamı, özü… Özel alan ile kamusal alan, pratik hayat ile tefekkür hayatı arasındaki ayrım ve etkileşimin gelişimi… Arendt bu kavramları, insanın toplumsallaşmasının ve modernleşmesinin tarihi bağlamında inceliyor. İdealindeki Antik Yunan “polis”inden sonra, Ortaçağ ve ardından modernizmle birlikte insanın dünyaya nasıl yabancılaştığını anlatıyor. İnsanlık Durumu, aktif biçimde direndiği faşizm travmasının ardından totalitarizm denen “radikal kötülük”ü var eden şartları anlama macerasına girişmiş “sorumlu” bir aydının bir tür alternatif uygarlık tarihi anlatısıdır.

Alain Badiou – Gerçek Yaşam
Felsefe / 6 Nisan 2018

Kitap Adı: Gerçek Yaşam: Gençliği Yoldan Çıkarmaya Yönelik Bir Çağrı Yazar: Alain Badiou Yayıncı: Sel Yayıncılık Sayfa Sayısı: 90 Çağdaş kapitalizm gençlere, kimi zaman iç içe geçen iki seçenek sunar: Gününü gün et ve/veya düzenin basamaklarında hızla yükselmeye çalış! Yaşayan önemli filozoflardan ve eylem insanlarından Alain Badiou, Gerçek Yaşam – Gençliği Yoldan Çıkarmaya Yönelik Bir Çağrı’da derlenen konuşmalarında, her iki seçeneğin de yaşamın gerçekliğini örten bir yanılsama olduğunun altını çiziyor. Tıpkı yüzyıllar önce Sokrates’in yaptığı gibi, sadece yaşı değil ruhu her daim genç olanlara eleştirel ve özgür düşüncenin kanallarından geçerek hayatın ve hazzın gerçeğine erişmenin ipuçlarını sunarken, sistemin çizdiği sınırları da aşmaya davet ediyor. Orta yaşlıların tahakkümü altındaki çağdaş toplumlarımızda adı var kendi yok gençler ile toplumsal hayattan dışlanan yaşlı kuşağın ittifakının devrimci potansiyelleri üzerinde dururken, “ebedi ergen” kalmaya mahkûm oğlanlar ile gençliğini yaşamadan kadınlığa hızla adım attırılan kızlara, düzenin tuzaklarından kurtulup kendini var etmenin, isyanın, aşkın ve şiirin kapılarını aralıyor. Her yaştan “gençler” için felsefenin kılavuzluğunda eşsiz bir yoldan çıkma çağrısı…

Rene Descartes – Yöntem Üzerine Konuşma
Felsefe / 2 Mart 2018

Kitap Adı: Yöntem Üzerine Konuşma Yazar: Rene Descartes Yayıncı: Alfa Yayıncılık Sayfa Sayısı: 136 Cogito, ergo sum, yani “Düşünüyorum, öyleyse varım,” felsefe tarihinin en meşhur önermelerinden biridir. Descartes’ın 1637 yılında yayımlanan Yöntem Üzerine Konuşma adlı ilk eserinde tartışmaya açtığı bu önerme, felsefe-bilim tarihine yeni bir soluk getirmiş ve Çağdaş Batı felsefesinin temel dayanak noktası olmuştur. Çünkü bu önermeyle Descartes, Skolastik anlayışın etkilerini halen sürdürdüğü bir dönemde ve Aydınlanmanın şafağında bir filozof olarak felsefeyi içine düştüğü derin girdaptan kurtarmaya çalışmıştır. Kökleri antikçağ felsefe geleneğine dayanan şüpheciliği yeniden ele alıp yöntem sorunu etrafında işleyerek kurduğu yeni felsefe-bilim sisteminin temel unsuru kılmıştır. İnsanın her şeyden şüphe etse de kendi varoluşundan, yani düşünen Ben’inden veya hakikati kavramasını sağlayan aklından asla şüphe edemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Yöntem Üzerine Konuşma felsefe tarihinin seyrini değiştiren ve bitmez tükenmez tartışmaların konusu olan, ölümsüz bir felsefe klasiğidir.

İsmail Tunalı – Estetik
Felsefe / 2 Mart 2018

Kitap Adı: Estetik Yazar: İsmail Tunalı Yayıncı: Remzi Kitabevi Sayfa Sayısı: 282 Kitap, onbeş yıl önce Grek Estetik’i adlı kitabımın girişi’nde yaptığın bir çalışma planını uyguluyor. Bu plan, estetik gerçekliğin eksiksiz, tüm öğeleriyle ele alınması gerektiğini öneriyordu. Elimizdeki Estetik de, bu öneriye uyarak, bir yandan estetik süje’yi inceliyor ve bir psikolojik estetik’i temellendiriyor, öbür yandan da estetik obje’yi ele alıyor ve estetik obje’nin felsefi ontolojik temellerini, estetik değeri ele alıyor ve yargılar mantığını oluşturuyor.

Benedictus De Spinoza – Etika
Felsefe / 2 Mart 2018

Kitap Adı: Etika Yazar: Benedictus De Spinoza Yayıncı: Dost Kitabevi Sayfa Sayısı: 342 Bu büyük eseri birkaç satırda özetleme iddiasından uzağız. Bununla birlikte, belirli noktalarını işaret için göstermemiz gerekir ki, Spinoza’nın açıklamasında tuttuğu sıraya rağmen, hakiki başlangıç noktası Descartes’tan ya da başka bir yazardan çıkarılmış bir cevher teorisi veya fikri değildir. (…) O kendi duygulanışlarının şuuruna sahiptir; nitekim, bir Bedeni olduğunu ve Beden hayatının hangi şartlarda sürüp gittiğini gözlem ile bilir. Fakat bu bir çeşit bilgi ise de, son derece eksik ve kederli bir bilgidir, kederlidir, çünkü eksiktir; şuur edinmek, gerçi insan için ıstırap çekmek değilse de, hiç değilse edilgin olmak, zor altında bulunmak, güdülmek, çoğu kere yük altında kalmaktır. Filozofun elinde, kurtulmak için nasıl bir araç vardır? Onun işi, hayatını bir araya getiren arazlardan, asıl kendi varlığını meydana getirmektir. (…) -Hilmi Ziya Ülken-

Georg Lukacs – Aklın Yıkımı 2. Cilt
Felsefe / 2 Mart 2018

Kitap Adı: Aklın Yıkımı 2. Cilt Yazar: Georg Lukacs Yayıncı: Payel Yayınları Sayfa Sayısı: 472 Georg Lukacs Aklın Yıkımı’nın tartışmalı bir kitap olduğunu söylemekten çekinmez. Horkheimer’ın Akıl Tutulması’ndan yedi yıl sonra, 1952’de tamamlanan yapıt Alman usdışıcılığının tarihçesini tarihsel materyalizmin inceleme araçlarıyla yeniden değerlendirir. Lukacs ender rastlanan bir bilgi ve farkındalık sergileyerek faşizmin canavarlıklarının yaşlı Schelling, Schopenhauer ve Nietzsche’ye kadar geri uzanan bir dönemde atılan tohumlarını araştırır. Alman olmasına karşın Kierkegaard da yirminci yüzyıl düşüncesi üzerinde olağanüstü etkisi açısından uzun uzadıya tartışılır. Lukacs I. Dünya Savaşı öncesinin felsefe ve toplumbilimini ele alırken özellikle Georg Simmel ve Max Weber gibi Almanya’nın önde gelen düşünürlerinden kişisel tanışıklıkla söz eder. Kitabın ırk kuramının on sekizinci yüzyıldaki köklerinden başlayan gelişimini çizen son bölümünün ardından zamanımız için bir uyarı özelliği taşıyan doyurucu bir sonsöz gelir. Usdışı eğilimlere karşı Alman yatkınlığını açıklayan özel tarihsel koşullar bulunmasına karşın hiçbir ülke bağışıklık konusunda emin olamaz. Lukacs’ın seçilmiş düşünürlerde ortaya koyduğu karanlıkçılık, kendinden hoşnutluk, umutsuzluk ya da kiniklik eğilimlerine karşın yazar onların yapısal başarılarını yadsımaya çalışmaz. Lukacs, Pietro Nenni’yle birlikte son uluslar arası barış hareketlerinde, insanlığın rehber ışığı olarak, bilinçli aklın (kötüye kullanılmaya her zaman açık olan) kitle duygusunun yerini almasının ilk işaretini görür. Genç Hegel’le birlikte yazarın başyapıtlarından biri…

Georg Lukacs – Aklın Yıkımı 1. Cilt
Felsefe / 2 Mart 2018

Kitap Adı: Aklın Yıkımı 1. Cilt Yazar: Georg Lukacs Yayıncı: Payel Yayınları Sayfa Sayısı: 402 Georg Lukacs Aklın Yıkımı’nın tartışmalı bir kitap olduğunu söylemekten çekinmez. Horkheimer’ın Akıl Tutulması’ndan yedi yıl sonra, 1952’de tamamlanan yapıt Alman usdışıcılığının tarihçesini tarihsel materyalizmin inceleme araçlarıyla yeniden değerlendirir. Lukacs ender rastlanan bir bilgi ve farkındalık sergileyerek faşizmin canavarlıklarının yaşlı Schelling, Schopenhauer ve Nietzsche’ye kadar geri uzanan bir dönemde atılan tohumlarını araştırır. Alman olmasına karşın Kierkegaard da yirminci yüzyıl düşüncesi üzerinde olağanüstü etkisi açısından uzun uzadıya tartışılır. Lukacs I. Dünya Savaşı öncesinin felsefe ve toplumbilimini ele alırken özellikle Georg Simmel ve Max Weber gibi Almanya’nın önde gelen düşünürlerinden kişisel tanışıklıkla söz eder. Kitabın ırk kuramının on sekizinci yüzyıldaki köklerinden başlayan gelişimini çizen son bölümünün ardından zamanımız için bir uyarı özelliği taşıyan doyurucu bir sonsöz gelir. Usdışı eğilimlere karşı Alman yatkınlığını açıklayan özel tarihsel koşullar bulunmasına karşın hiçbir ülke bağışıklık konusunda emin olamaz. Lukacs’ın seçilmiş düşünürlerde ortaya koyduğu karanlıkçılık, kendinden hoşnutluk, umutsuzluk ya da kiniklik eğilimlerine karşın yazar onların yapısal başarılarını yadsımaya çalışmaz. Lukacs, Pietro Nenni’yle birlikte son uluslar arası barış hareketlerinde, insanlığın rehber ışığı olarak, bilinçli aklın (kötüye kullanılmaya her zaman açık olan) kitle duygusunun yerini almasının ilk işaretini görür. Genç Hegel’le birlikte yazarın başyapıtlarından biri…

Roland Barthes – Göstergebilim İlkeleri
Felsefe / 2 Mart 2018

Kitap Adı: Göstergebilim İlkeleri Yazar: Roland Barthes Yayıncı: Kültür Bakanlığı Yayınları Sayfa Sayısı: 229 Bu kitap dünyadaki her çeşit anlamlı bütün insanı kuşatan yoğun vekarmaşık anlatılar evrenini daha iyi kavramamızı sağlayacak bir bilim dalınnıngöstergebilimin Roland Barthes tarafından yaşanan özgün ve özgür birserüvenini sergiliyor. Avrupa göstergebiliminin (semiyoloji semiyotik) kurucularından büyükdüşünce ve yazı ustası Roland Barthes Göstergebilimsel Serüven’de yer alanyazılarında göstergebilimin temel ilke ve kavramlarını ortaya atmaktakalmıyor aynı zamanda anlatı çözümleme yönteminin başlıca aşamalarınıgösteriyor yazın reklam şehircilik tıp gündelik yaşamdaki nesneler gibiçok değişik alanlara ilişkin yaklaşım örnekleri sunuyor.

Herbert Marcuse – Tek Boyutlu İnsan
Felsefe / 2 Mart 2018

Kitap Adı: Tek Boyutlu İnsan: İleri İşleyim Toplumunun İdeolojisi Üzerine İncelemeler Yazar: Herbert Marcuse Yayıncı: İdea Yayınevi Sayfa Sayısı: 199 “İnsan soyunu silip süpürebilecek bir atomik yıkım gözdağı bu tehlikeyi sürdüren güçlerin kendilerini korumaya da hizmet etmez mi? Böyle bir yıkımı önleme çabaları onun çağdaş işleyim toplumundaki gizil nedenlerinin araştırılmasının üzerine gölge düşürür. Bu nedenler kamu tarafından tanınmamış, açığa serilmemiş, saldırılmamış kalırlar, çünkü dışarıdan gelen Doğudan Batıya, Batıdan Doğuya pek açık gözdağı önünde gerilerler. Eşit ölçüde açık olan şey hazır olma, uçurumun kıyısında yaşama, meydan okumayı karşılama gereksinimidir. Yoketme araçlarının barışçıl üretimine, savurganlığın eksiksizleştirilmesine, savunanları ve savunduklarını sakatlayan bir savunma için eğitilmeye boyun eğiyoruz. “Ve gene de bu toplum bir bütün olarak usdışıdır. Üretkenliği insan gereksinim ve yetilerinin özgür gelişimini yokedicidir, barışı sürekli savaş gözdağı tarafından sürdürülür, büyümesi varoluş için bireysel, ulusal, ve uluslararası savaşımı barışçıllaştırmanın gerçek olanaklarının baskılanması üzerine bağımlıdır. Toplumumuzun önceki, daha az gelişmiş evrelerini karakterize etmiş olandan çok ayrı olan bu baskı bugün doğal ve teknik bir hamlık konumundan değil ama tersine bir güç konumundan işlemektedir.” -Herbert Marcuse, (“Tek-Boyutlu İnsan”dan)- Herbert Marcuse (1898-1979) Yeni-Solun Babası olarak bilinen Herbert Marcuse Frankfurt Okulunun ikonudur. Berlin’de Yahudi bir ailede doğdu; Alman Ordusunda Birinci Dünya Savaşına katıldı; 1922’de Ph.D. tezini Freiburg…

Theodor I. Oizerman – Felsefe Tarihinin Sorunları
Felsefe / 2 Mart 2018

Kitap Adı: Felsefe Tarihinin Sorunları Yazar: Theodor I. Oizerman Yayıncı: Toplumsal Dönüşüm Yayınları Sayfa Sayısı: 384 Theodor I. Oizerman, SSCB Bilimler Akademisi’nin Muhabir Üyesi ve Marksizm öncesi, Marksist ve çağdaş burjuva felsefesinin tarihine ilişkin bir çok ayrıntılı incelemenin yazarıdır. Felsefe Tarihinin Sorunları, doğal olarak, Marksist bilimsel felsefi dünya görüşünün ortaya çıkmasına yol açmış olan felsefi bilginin gelişme sürecine ilişkin kuramsal bir araştırmadır. Geçmişteki ve günümüzdeki felsefi öğretilerin karşılaştırmalı çözümlemesine dayanan yazar, özellikle, bilginin felsefi biçimini, felsefi sorunların doğasını, felsefi tartışmanın özünü, felsefi kanıtlamanın temel özelliğini ve felsefenin toplumsal öbür biçimleriyle, gündelik ve tarihsel deneyimle ilişkisini ortaya koymaktadır.

Max Weber – Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu
Felsefe / 2 Mart 2018

Kitap Adı: Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu Yazar: Max Weber Yayıncı: Bilgesu Yayıncılık Sayfa Sayısı: 358 Toplum bilimin en ünlü, bir o kadar da tartışmalı yapıtı olan Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu tam metin olarak ilk kez yayımlanıyor. Bu eksiksiz çeviriye, ayrıca, Weber’in, döneminde kendisini eleştirenlere karşı yaptığı antikritikler de eklenmiştir. Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, Weber’in, kapitalizmin neden başka bir yerde değil de Batı’da geliştiği gibi temel bir sorunu ele aldığı kitabıdır. Yanıtsa Batı’da servet biriktirmek için başka hiçbir yerde görülmeyen bir tutumun olduğudur. Bu Weber’in “kapitalizmin ruhu” dediği şeydir: Batı’da biriktirilen servet rahat bir yaşam sürmek için değil, işletmelerin daha da büyütülmesi için kullanılır. Weber’in bir diğer temel savı da bu tutumun Hıristiyanlıktan ama özellikle Protestanlıktan devşirildiğidir.

Karl Marx – Yahudi Sorunu
Felsefe / 2 Mart 2018

Kitap Adı: Yahudi Sorunu Yazar: Karl Marx Yayıncı: Sol Yayınları Sayfa Sayısı: 49 Bruno Bauer’in Die Judenfrage’sine ve “Die Fähigkeit der heutigen Juden und Christien, frei zu werden”ine karşı bir polemik yazısı olan Yahudi Sorunu, Marx’ın Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisne Katkı – Giriş gibi 1843’te yazılıp 1844’te Deutsche-Französische Jahrbücher’de yayınlanan gençlik dönemi ürünlerindendir. Dinden özgürleşmenin, yalnızca yahudilerin değil tüm insanlığın, yalnızca dinden değil tüm ekonomik, politik ve dinsel bağlardan özgürleşmesi genel çerçevesi içersine oturtulduğu bu yazısında Marx, özel yahudi sorununu bir yandan sivil (burjuva) toplum içinde büründüğü maddi koşullanma ilişkisi içinde ele alırken, öte yandan genel yabancılaşma sorunu içine yayarak genel olarak kurtuluşun, insani özgürleşmenin yetkin bir çözümlemesini sunuyor. “Gerçek, bireysel insan, ne zaman soyut yurttaşı kendinde yeniden-soğurup, bireysel insan olarak, günlük yaşamında, özel işinde ve özel durumunda cinsil varlık olursa, ne zaman insan kendi güçlerini toplumsal güçler olarak tanır ve örgütler ve böylece toplumsal gücü kendisinden politik güç biçiminde ayırmazsa, işte ancak o zaman insani özgürleşme tamamlanmış demektir.”