Theodor I. Oizerman – Felsefe Tarihinin Sorunları
Felsefe / 2 Mart 2018

Kitap Adı: Felsefe Tarihinin Sorunları Yazar: Theodor I. Oizerman Yayıncı: Toplumsal Dönüşüm Yayınları Sayfa Sayısı: 384 Theodor I. Oizerman, SSCB Bilimler Akademisi’nin Muhabir Üyesi ve Marksizm öncesi, Marksist ve çağdaş burjuva felsefesinin tarihine ilişkin bir çok ayrıntılı incelemenin yazarıdır. Felsefe Tarihinin Sorunları, doğal olarak, Marksist bilimsel felsefi dünya görüşünün ortaya çıkmasına yol açmış olan felsefi bilginin gelişme sürecine ilişkin kuramsal bir araştırmadır. Geçmişteki ve günümüzdeki felsefi öğretilerin karşılaştırmalı çözümlemesine dayanan yazar, özellikle, bilginin felsefi biçimini, felsefi sorunların doğasını, felsefi tartışmanın özünü, felsefi kanıtlamanın temel özelliğini ve felsefenin toplumsal öbür biçimleriyle, gündelik ve tarihsel deneyimle ilişkisini ortaya koymaktadır.

Max Weber – Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu
Felsefe / 2 Mart 2018

Kitap Adı: Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu Yazar: Max Weber Yayıncı: Bilgesu Yayıncılık Sayfa Sayısı: 358 Toplum bilimin en ünlü, bir o kadar da tartışmalı yapıtı olan Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu tam metin olarak ilk kez yayımlanıyor. Bu eksiksiz çeviriye, ayrıca, Weber’in, döneminde kendisini eleştirenlere karşı yaptığı antikritikler de eklenmiştir. Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, Weber’in, kapitalizmin neden başka bir yerde değil de Batı’da geliştiği gibi temel bir sorunu ele aldığı kitabıdır. Yanıtsa Batı’da servet biriktirmek için başka hiçbir yerde görülmeyen bir tutumun olduğudur. Bu Weber’in “kapitalizmin ruhu” dediği şeydir: Batı’da biriktirilen servet rahat bir yaşam sürmek için değil, işletmelerin daha da büyütülmesi için kullanılır. Weber’in bir diğer temel savı da bu tutumun Hıristiyanlıktan ama özellikle Protestanlıktan devşirildiğidir.

Karl Marx – Yahudi Sorunu
Felsefe / 2 Mart 2018

Kitap Adı: Yahudi Sorunu Yazar: Karl Marx Yayıncı: Sol Yayınları Sayfa Sayısı: 49 Bruno Bauer’in Die Judenfrage’sine ve “Die Fähigkeit der heutigen Juden und Christien, frei zu werden”ine karşı bir polemik yazısı olan Yahudi Sorunu, Marx’ın Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisne Katkı – Giriş gibi 1843’te yazılıp 1844’te Deutsche-Französische Jahrbücher’de yayınlanan gençlik dönemi ürünlerindendir. Dinden özgürleşmenin, yalnızca yahudilerin değil tüm insanlığın, yalnızca dinden değil tüm ekonomik, politik ve dinsel bağlardan özgürleşmesi genel çerçevesi içersine oturtulduğu bu yazısında Marx, özel yahudi sorununu bir yandan sivil (burjuva) toplum içinde büründüğü maddi koşullanma ilişkisi içinde ele alırken, öte yandan genel yabancılaşma sorunu içine yayarak genel olarak kurtuluşun, insani özgürleşmenin yetkin bir çözümlemesini sunuyor. “Gerçek, bireysel insan, ne zaman soyut yurttaşı kendinde yeniden-soğurup, bireysel insan olarak, günlük yaşamında, özel işinde ve özel durumunda cinsil varlık olursa, ne zaman insan kendi güçlerini toplumsal güçler olarak tanır ve örgütler ve böylece toplumsal gücü kendisinden politik güç biçiminde ayırmazsa, işte ancak o zaman insani özgürleşme tamamlanmış demektir.”

Georg Wilhelm F. Hegel – Hukuk Felsefesinin Prensipleri
Felsefe / 27 Şubat 2018

Kitap Adı: Hukuk Felsefesinin Prensipleri Yazar: Georg Wilhelm F. Hegel Yayıncı: Sümer Yayıncılık Sayfa Sayısı: 324 “Hegel, antik site idealini hiçbir zaman terk etmemiştir. 0, yalnızca, bu ideali çağdaş realite ile, toplum içinde giderek daha önemli bir rol oynayan bir burjuvazinin varlığı ile uzlaştırmak istemiştir. Hegel, hukuk konusundaki düşüncesinin ilk sistematik şekli olan jena Hukuk Felsefesi’nde, tabii hukuku,sosyal kurumları yalnızca kendi maddi ve manevi gelişmesine hizmet eden araçlar gibi gören bireysel şahsın hukuku olarak düşünür ve onun karşısına bir organik tabii hukuku koyar; bireyci atomizme, Totalite fikriyle karşı çıkar. Bu noktada, Hegel’in düşüncesi hiç değişmeyecektir. jena Hukuk felsefesi, şu temel prensipten hareket eder: “ahlaki düzenin pozitif yanı, mutlak ahlaki totalitenin bir halktan başka bir şey olmamasıdır”. Demek ki, organize olmuş şekliyle bir devlet olan halk, mutlak esprinin biricik somut tecellisidir. Hegel, daha gençlik çalışmaları sırasında bile, sevginin trajik kaderinin, kaybolmadan sınırsızca sürüp gidememek olduğunu biliyordu. Endividüalizmle karışan soyut insaniyetçilik, insanı tarihiyle uzlaştıramaz. insanlık tarihi, her biri bir somut Evrensel olan halkların veya devletlerin tarihidir. Öyleyse, tabii, yani rasyonel hukuk felsefesi, devletin düşüncesi olacaktır, güzel totalitenin düşüncesi olacaktır. Bu totalitenin içinde birey, bir parça olarak, kendi kendisini aşmak suretiyle kaderini gerçekleştirir. “Özgür bir halkın içinde, akıl, aslında fiilen gerçekleşmiş, canlı esprinin…

Georg Wilhelm F. Hegel – Tarih Felsefesi
Felsefe / 27 Şubat 2018

Kitap Adı: Tarih Felsefesi Yazar: Georg Wilhelm F. Hegel Yayıncı: İdea Yayınevi Sayfa Sayısı: 392 Hegel’in Tarih Felsefesi onun ansiklopedik dizgesinin bir kıpısı, daha tam olarak, Nesnel Tin dizgesinin doruğu ve Saltık Tin alanına geçiş basamağıdır. Tarih Felsefesi SOYUT HAK, AHLAK ve ETİK kavramlarının gelişimi temelinde insanın ideal, ussal, gerçek etik yaşamının oluş sürecini sunar. Hegel’in Tarih Felsefesi tarihi ereksel olarak çözümler, ilerlemeyi kaçınılmaz görür, ve sürecin ussallığı karşısında “dünya [tarihinin] delice ya da aptalca bir olaylar yığını olduğu yanılsaması yiter.” Hiç kuşkusuz tarihsel gelişme, ilerleme, süreç gibi olgulardan söz etmenin kendisi ipso facto ereksellikten söz etmektir. Ve homo ­sapiensin salt doğal olmanın ötesinde tinsel de olan bir gizillik olarak türediğini düşünmek bile dolaysızca gelişmenin, bir gizilliğin edimselleşmesinin kabulünü imler, ki eşit ölçüde ereksellik demektir. Tarihin ereği özgürlük bilincinin kavranması ve dolayısıyla istencin gerçek biçiminin olgusallaşmasıdır: Evrensel insan hakları, duyunç özgürlüğü ve eksiksiz politik özgürlük zemininde AİLE, TOPLUM ve DEVLET yapılarının ideal biçimlerine erişmeleri. Ereğin “özgürlük bilincinin” kazanılması olduğu düzeye dek, zor ve şiddetin tarihsel ereğin ilerlemesinde hiçbir rolü yoktur, çünkü zor yalnızca boyun eğdirir ve şiddet yalnızca yok eder. Bu usdışı etmenler insanın tinsel gelişiminde olumsuzlanan etik-dışı doğal geriliklerin anlatımları olmaktan öteye geçmezler. Tarih görgül tarihçiliğin sunduğu hermeneutik masallardan…

W. K. C. Guthrie – İlkçağ Felsefesi Tarihi
Felsefe / 27 Şubat 2018

Kitap Adı: İlkçağ Felsefesi Tarihi Yazar: W. K. C. Guthrie Yayıncı: Gündoğan Yayınları Sayfa Sayısı: 160 Felsefe tarihini, bu ilk ve en yaratıcı dönemi sistematik ve sınıflayıcı bir biçimde ele alan kitap, sırasıyla Sokrates-öncesi Doğa felsefesini (Milet Okulu, Pythagorasçılar, Elea Okulu, Herakleitos ve Plüralistleri) Sokrates ve Sofistlerin insan üzerine felsefesini, Platon ve Aristoteles’in geniş kapsamlı sistemlerini ve nihayet Helenistik dönemin dört önemli felsefe okulunu (Epikürosçuluk, Stoacılık, Şüphecilik ve Yeni Platonculuk) tanıtmaktadır.

Martin Heidegger – Nietzsche’nin Tanrı Öldü Sözü
Felsefe / 27 Şubat 2018

Kitap Adı: Nietzsche'nin Tanrı Öldü Sözü Yazar: Martin Heidegger Yayıncı: Asa Kitabevi Sayfa Sayısı: 103 Martin Heidegger, bu kitapta iki yazısı ile karşımıza çıkıyor: Nietzsche’nin Tanrı Öldü Sözü ve Dünya Resimleri Çağı. Başka birçok şeyin yanı sıra, bu iki yazı, özünde, Batı metafiziğinin tarihini, bununla ilintisinde, Batı’nın tarihini Varlık bakımından aydınlatma girişimidir. Nietzsche ile Batı metafiziği, yeni bir döneme girdi. O, varolanın Varlığını güç istemi, hakikati ise adalet olarak anladı. Heidegger’in kelimelerinde bu durum yansımasını şöyle bulur: “Varlığın başına hiç gelmemektedir.” Güç isteminin kendini koruma arttırma perspektifinde koyduğu değerlerle Varlık, Hiç olmaktadır.

Richard Kearney – Çağdaş Filozoflarla Söyleşiler
Felsefe / 27 Şubat 2018

Kitap Adı: Çağdaş Filozoflarla Söyleşiler: Kıta Felsefesi Tartışmaları Yazar: Richard Kearney Yayıncı: Paradigma Yayınları Sayfa Sayısı: 413 Elinizdeki metin Richard Kearney’nin yirmi yılı aşkın bir süre Kıta Avrupasının önde gelen filozoflarıyla, edebiyat teorisyenleriyle, antropolog ve din düşünürleriyle yaptığı mülakatlardan bazılarını içeriyor. Çağdaş Filozoflarla Söyleşiler/Kıta Felsefesi Tartışmaları’nda yer alan metinler daha ziyade filozoflarla söyleşilerden oluşuyor. Filozoflar kendi çağlarının güncel politik ve kültürel sorunları hakkında ne düşünüyorlar? Filozoflar kendi “soyut” teorilerinin çağlarının sosyal problemleriyle ilişkisini nasıl kuruyorlar? Yirminci yüzyılın en büyük ve gözde felsefi akımı fenomenolojinin çağımızın sosyal, kültürel ve politik sorunlarına cevabı ne olabilir? Çağdaş felsefe günümüzün sosyal, kültürel ve politik sorunları karşısında ne söyleyebilir? Okur bu kitapta bu ve benzeri soruların cevabını bulacak; okur filozof Richard Kearney ile birlikte Hans-Georg Gadamer, Emmanuel Levinas, Paul Ricoeur, Jacques Derrida, Julia Kristeva, Umberto Eco, Stanislas Breton, Georges Dumezil, Jean François Lyotard, Herbert Marcuse, Jean-Luc Marion ve George Steiner’le sürükleyeci bir söyleşiye girecek. “Roman ve deneme” tadında bir felsefe metni; kolay anlaşılabilir ve güzel bir çeviri; dikte etmiyor, vaaz vermiyor, ders vermiyor, okurla söyleşiyor. En derin ve karmaşık felsefi sorunları, fikirleri ve teorileri söyleşi ekonomisi ve anlaşılırlığıyla birlikte sunuyor. Akıcı, sürükleyici ve “kolay” okunabilir bir kitap. Yalnızca meslekten felsefeciler ve felsefe öğrencileri için değil,…

Juan David Nasio – Jacques Lacan’ın Kuramı Hakkında Beş Ders
Felsefe / 27 Şubat 2018

Kitap Adı: Jacques Lacan'ın Kuramı Hakkında Beş Ders Yazar: Juan David Nasio Yayıncı: İmge Kitabevi Sayfa Sayısı: 237 Bu kitap, Lacan’ın eserlerine açık ve anlaşılır bir giriştir. Sadece uzmanlara değil, aynı zamanda bu büyük Fransız psikanalistin düşünceleriyle ilk kez karşılaşan okurlara da seslenir. J.-D. Nasio, klinik örnekler etrafında, canlı ve söyleşiyi andıran bir üslupla Lacancı kuramın esaslarını ortaya koyar: Bilinçdışı ve zevk. Bu iki kavramı ele alırken, Lacan’ın kuramını en iyi açıkladığını düşündüğü “gösteren”, “bilinçdışı özne” ve “nesne a” kavramları üzerinde odaklanır. İlk ders, bilinçdışının bir dil gibi yapılandığı ilkesinden yola çıkar ve ikinci ilke olarak “cinsel ilişki yoktur”u ele alır. İkinci ders bilinçdışının ortaya çıkışını, etkinleşen bir yapı oluşunu, bilinçdışı özneyi konu edinir. Üçüncü ders, nesne a ve “öteki” problemi ile ilgili konuları irdeler. Dördüncü ders düşlem üzerinedir: Psikanalizin özgün niteliğini, düşlemin kliniğini, bedenin bir zevk odağı olarak ortaya çıkışını ele alır. Beşinci ders ise “beden” üzerinedir. Bu beş dersi, Jacques Lacan’ın seminerinde J.D. Nasio tarafından verilen “bilinçdışı özne” konulu konferans takip eder. Böylece yazar, hastalarıyla olan deneyimlerinden yola çıkarak kendi Lacan yorumunu ortaya koyar; aynı zamanda da Lacan’ın kuramıyla tanışmaya istekli psikologlara, dilbilimcilere, eğitimcilere ve sosyal bilimlerin diğer alanlarıyla uğraşan okura, kendi Lacan okumasını yapması için yol gösterir.

J. D. Bernal – Marksizm ve Bilim
Felsefe / 26 Şubat 2018

Kitap Adı: Marksizm ve Bilim Yazar: J. D. Bernal Yayıncı: Evrensel Basım Yayın Sayfa Sayısı: 145 Kapitalizm, bilimle toplumsal yaşantımız arasındaki bağı kendi dünya görüşü etrafında şekillendirir. Öyle ki, günümüzde bilim ancak burjuvazinin kâr dürtüsünün sınırları içerisinde gelişme imkânı bulur. Bilimsel buluşlar patentlenerek ticari bir metaya dönüştürülür. Bilim ve teknikteki gelişmeler, silah sanayisinin ayrılmaz bir parçası olarak halka yabancılaşmanın en uç örneklerine ulaşır. Karl Marx ve Friedrich Engels’in uzun yıllar süren dostlukları ve ortak çalışmaları hem maddi yaşamı hem de toplumsal yaşamı kavramak ve değiştirmek için yeni bir bilimin doğuşunu ifade eder: Diyalektik materyalizm. İnsanlığın ve bilimin özgürlüğe kavuşması artık sınıflar mücadelesine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu mücadelenin bir sonucu olarak 1917’de Rusya’da kurulan Sovyet iktidarı, bilim ve toplumsal yaşantının iç içe geçtiği halk için bilimin ilk örneklerini verir. J. D. Bernal’ın, Marksizm ve bilim üzerine yazılarından oluşan bu derlemede, Marx, Engels, Lenin ve Stalin’in Marksist bilimsel yönetimi kullanma ve bilime yaptıkları katkılar özlü bir biçimde anlatılmaktadır. Bu yapıt, günümüz biliminin sınırlarını anlamamıza yardımcı olacaktır. Ve diyalektik materyalizmin, bu sınırları nasıl parçaladığına tanık olacaksınız.

Jean Greisch – Wittgensteinda Din Felsefesi
Felsefe / 26 Şubat 2018

Kitap Adı: Wittgensteinda Din Felsefesi Yazar: Jean Greisch Yayıncı: Asa Kitabevi Sayfa Sayısı: 96 Bu kitapta ele alınan konular, Wittgenstein’ın eserlerinin kronolojik bir düzen içinde ve oldukça sistematik biçimde okunmasıyla temellendirilmiştir. Pek çok eserde dağınık olarak ve kısa aforizmalarda, hatta parantez kabilinden söylenmiş cümlelerde dile getirilen fikirler, organik bir bütünlüğe kavuşturulmuş, iç tutarlılık açısından problemsiz bir yapıya büründürülmüştür. Bu çalışmanın, bu konuda bilgi edinmek veya araştırma yapmak isteyenlere mütevazi bir katkı olacağını düşünüyorum. Bundan başka, analitik bir din felsefesinin imkanı, sınırları ve sonuçları hakkında; bu sonuçların sağlayacağı avantajlar ve ortaya çıkaracağı sorunlar hakkında, ilgilenenlerde birtakım çağrışımlar yaptıracağını umuyorum.

J. R. Oppenheimer – Bilim ve Sağduyu
Felsefe / 26 Şubat 2018

Kitap Adı: Bilim ve Sağduyu Yazar: J. R. Oppenheimer Yayıncı: Bilgi Yayınevi Sayfa Sayısı: 108 ilim insanın yaşama koşullarını değiştirmiştir. Maddî koşulları değiştirmiş ve böylece çalışmamızı ve dinlenmemizi değiştirmiştir, fe r tlerin, insan topluluklarının gücünü ve bu gücün sınırlarını; bilgimizin özünü olduğu kadar ö ğ renmenin yollarını ve araçlarını, doğru ve yanlış diye yargılara vardığım ız koşulları ve biçimleri; değiştirmiştir. Yaşadığım ız, sevdiğimiz, öğrendiğimiz ve içinde hareket ettiğim iz toplumların çehresini değiştirmiştir. Bilim bize, yaşantımız süresince güçlü ve etkileyici bir evrenin var olduğu duygusunu verm iştir. K ısaca, bilimsel fik irle r insanların kendileri ve evren hakkında sahip oldukları düşünüşleri yenilemiştir. Bu değişimleri anlatmak kolay değildir. Yanlışlık yapma fırsatları da gittikçe artmaktadır. Bilimin ve tekniğin yarattığı büyük maddî gelişmelerin sağladığı imkânlar (örneğin makinal arda ya da enerjide, hayatın korunmasında, toplulukların şehirleşmesinde, yeni savaş araçlarında, yeni haberleşme ve haber alma araçlarında) iktisadi siyasetin analizi, tarihin tanınması ve yorumlanması için gerekli malzemenin yalnızca bir kısmını teşkil etmektedir. Bunlar, insancıl sorunların birbirine karışmış yumağının parçalarıdır ve değerlendirmelerinin de, geçmişe kıyasla, daha kesin ve tam yapılmaları imkânı yoktur. Bilimsel buluşların, bilim alanına yabancı şeylerin anlaşılması üzerindeki doğrudan doğruya etkilerine gelince ; bunlar da fik irler tarih çisinin önüne yukarıdakine benzer bir mesele koymaktadır.

Jon Nuttall – Ahlak Üzerine Tartışmalar
Felsefe / 26 Şubat 2018

Kitap Adı: Ahlak Üzerine Tartışmalar: Etiğe Giriş Yazar: Jon Nuttall Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 234 Ahlaki yargılarımız, tıpkı arzularımız ve isteklerimiz gibi yaptıklarımızın (ya da yapmadıklarımızın) güdüleyicisi olabilir. Ahlaki yargılar aynı zamanda kendimizin, toplumumuzun, dünyamızın başına gelebilecek şeyler konusundaki tavrımızı da şekillendirir. Bunu bazen “iyi-kötü”, “doğru-terorist” gibi doğrudan değer ifade eden yargılarla bazen de “sapık, deli, terörist” gibi değer-yüklü sozcüklerle pek düşünmeden yaparız. Madem Modern çağda bunlar ne denli güvenilirdir ve başka yargılarımızla ne ölçüde tutarlıdır? Ahlak Üzerine Tartışmalar bu soru(n)ları gündelik olaylardan yola çıkarak irdeleyen bir kitap.

Julien Offray De La Mettrie – İnsan Bir Makina
Felsefe / 26 Şubat 2018

Kitap Adı: İnsan Bir Makina Yazar: Julien Offray De La Mettrie Yayıncı: Havss Yayınları Sayfa Sayısı: 124 La Mettrie’nin bu önemli felsefi eseri Fransıca’sından çevrilmiş ve İngilizcesi’yle karşılaştırılmıştır. İnsan, Bir Makina, 18. yüzyıl mekanik materyalizmi’nin bilinen en iyi ve en açık örneğidir. La Mettrie’nin Leyden’de, 1748 yılında basılan kitabı İnsan, Bir Makina; kilise ve din otoriteleri tarafından şiddetle reddedilmiş, eserleri yakılmış ve La Mettrie 1745’de Fransa’dan göçettiği Hollanda’dan sürülmüştür.

Michel Foucault – Kliniğin Doğuşu
Felsefe / 26 Şubat 2018

Kitap Adı: Kliniğin Doğuşu: Tıbbî Algının Arkeolojisi Yazar: Michel Foucault Yayıncı: Epos Yayınları Sayfa Sayısı: 256 “Tıp, daha insanlığın şafağında, her bir kibirli inançtan önce, her sistemden önce, kendi bütünlüğünde, insan bedenindeki ıstırapla, bu ıstırabı hafifleten şey arasındaki dolaysız ilişki sürecinin kendisiydi. Klinik ise, tıp tarihindeki bütün olguları ve tıbbî zamanı (vakalar bilgisinin birikimleri) birbirine bağlayarak modern tıbbın 18. yüzyıl sonundaki doğumuna neden olmuştu. Klinik, henüz bilinmeyen bir hakikati keşfetmeye yarayan bir araç değildir; daha önce ulaşılan bir hakikati düzenlenmenin ve onu sistematik olarak ortaya çıkmak üzere sergilemenin belli bir yoludur. Kurum olarak klinik, kurulduğu ve düzenlendiği biçimiyle, önceden beri var olan tıbbî bilgi formlarından türemiştir; tıbbî bilgide kendi gücüyle genel bir değişikliğe yol açamaz, kendi kendine yeni nesneler keşfedemez, yeni kavramlar oluşturamaz ve tıbbî bakışı başka türlü düzenleyemez. Tıbbî söylemin belli bir biçimini geliştirir ve düzenler, ama yeni bir söylemler ve uygulamalar bütünü icât edemez. Klinik, zorunlu olarak birleşmiş olan iki nüfuz alanını kapsar: Hastanenin nüfuz alanı ve öğretimin nüfuz alanı. Tıbbî deneyin konusunun kolektif yapısı; hastane alanının kolektif karakteri: Klinik bu iki bütünlüğün buluşma noktasında yerleşmiştir. Kliniğin bir kurum olarak ortaya çıkması ve yerleşmesi için Tıbbî deneyimin bütünü ile özdeşleşmesi gerekecekti. Dolayısıyla yeni güçlerle silâhlanmak ve kendi keşif…