Alain Badiou – Gerçek Yaşam

Gerçek Yaşam: Gençliği Yoldan Çıkarmaya Yönelik Bir Çağrı Kitap Kapağı Gerçek Yaşam: Gençliği Yoldan Çıkarmaya Yönelik Bir Çağrı
Alain Badiou
Sel Yayıncılık
90

Çağdaş kapitalizm gençlere, kimi zaman iç içe geçen iki seçenek sunar: Gününü gün et ve/veya düzenin basamaklarında hızla yükselmeye çalış!

Yaşayan önemli filozoflardan ve eylem insanlarından Alain Badiou, Gerçek Yaşam - Gençliği Yoldan Çıkarmaya Yönelik Bir Çağrı’da derlenen konuşmalarında, her iki seçeneğin de yaşamın gerçekliğini örten bir yanılsama olduğunun altını çiziyor. Tıpkı yüzyıllar önce Sokrates’in yaptığı gibi, sadece yaşı değil ruhu her daim genç olanlara eleştirel ve özgür düşüncenin kanallarından geçerek hayatın ve hazzın gerçeğine erişmenin ipuçlarını sunarken, sistemin çizdiği sınırları da aşmaya davet ediyor.

Orta yaşlıların tahakkümü altındaki çağdaş toplumlarımızda adı var kendi yok gençler ile toplumsal hayattan dışlanan yaşlı kuşağın ittifakının devrimci potansiyelleri üzerinde dururken, “ebedi ergen” kalmaya mahkûm oğlanlar ile gençliğini yaşamadan kadınlığa hızla adım attırılan kızlara, düzenin tuzaklarından kurtulup kendini var etmenin, isyanın, aşkın ve şiirin kapılarını aralıyor.

Her yaştan “gençler” için felsefenin kılavuzluğunda eşsiz bir yoldan çıkma çağrısı...

Rene Descartes – Yöntem Üzerine Konuşma

Yöntem Üzerine Konuşma Kitap Kapağı Yöntem Üzerine Konuşma
Rene Descartes
Alfa Yayıncılık
136

Cogito, ergo sum, yani "Düşünüyorum, öyleyse varım," felsefe tarihinin en meşhur önermelerinden biridir. Descartes'ın 1637 yılında yayımlanan Yöntem Üzerine Konuşma adlı ilk eserinde tartışmaya açtığı bu önerme, felsefe-bilim tarihine yeni bir soluk getirmiş ve Çağdaş Batı felsefesinin temel dayanak noktası olmuştur. Çünkü bu önermeyle Descartes, Skolastik anlayışın etkilerini halen sürdürdüğü bir dönemde ve Aydınlanmanın şafağında bir filozof olarak felsefeyi içine düştüğü derin girdaptan kurtarmaya çalışmıştır. Kökleri antikçağ felsefe geleneğine dayanan şüpheciliği yeniden ele alıp yöntem sorunu etrafında işleyerek kurduğu yeni felsefe-bilim sisteminin temel unsuru kılmıştır. İnsanın her şeyden şüphe etse de kendi varoluşundan, yani düşünen Ben'inden veya hakikati kavramasını sağlayan aklından asla şüphe edemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur.

Yöntem Üzerine Konuşma felsefe tarihinin seyrini değiştiren ve bitmez tükenmez tartışmaların konusu olan, ölümsüz bir felsefe klasiğidir.

İsmail Tunalı – Estetik

Estetik Kitap Kapağı Estetik
İsmail Tunalı
Remzi Kitabevi
282

Kitap, onbeş yıl önce Grek Estetik'i adlı kitabımın girişi'nde yaptığın bir çalışma planını uyguluyor. Bu plan, estetik gerçekliğin eksiksiz, tüm öğeleriyle ele alınması gerektiğini öneriyordu. Elimizdeki Estetik de, bu öneriye uyarak, bir yandan estetik süje'yi inceliyor ve bir psikolojik estetik'i temellendiriyor, öbür yandan da estetik obje'yi ele alıyor ve estetik obje'nin felsefi ontolojik temellerini, estetik değeri ele alıyor ve yargılar mantığını oluşturuyor.

Benedictus De Spinoza – Etika

Etika Kitap Kapağı Etika
Benedictus De Spinoza
Dost Kitabevi
342

Bu büyük eseri birkaç satırda özetleme iddiasından uzağız. Bununla birlikte, belirli noktalarını işaret için göstermemiz gerekir ki, Spinoza'nın açıklamasında tuttuğu sıraya rağmen, hakiki başlangıç noktası Descartes'tan ya da başka bir yazardan çıkarılmış bir cevher teorisi veya fikri değildir. (…) O kendi duygulanışlarının şuuruna sahiptir; nitekim, bir Bedeni olduğunu ve Beden hayatının hangi şartlarda sürüp gittiğini gözlem ile bilir. Fakat bu bir çeşit bilgi ise de, son derece eksik ve kederli bir bilgidir, kederlidir, çünkü eksiktir; şuur edinmek, gerçi insan için ıstırap çekmek değilse de, hiç değilse edilgin olmak, zor altında bulunmak, güdülmek, çoğu kere yük altında kalmaktır. Filozofun elinde, kurtulmak için nasıl bir araç vardır? Onun işi, hayatını bir araya getiren arazlardan, asıl kendi varlığını meydana getirmektir. (...)
-Hilmi Ziya Ülken-

Georg Lukacs – Aklın Yıkımı 2. Cilt

Aklın Yıkımı 2. Cilt Kitap Kapağı Aklın Yıkımı 2. Cilt
Georg Lukacs
Payel Yayınları
472

Georg Lukacs Aklın Yıkımı’nın tartışmalı bir kitap olduğunu söylemekten çekinmez. Horkheimer’ın Akıl Tutulması’ndan yedi yıl sonra, 1952’de tamamlanan yapıt Alman usdışıcılığının tarihçesini tarihsel materyalizmin inceleme araçlarıyla yeniden değerlendirir. Lukacs ender rastlanan bir bilgi ve farkındalık sergileyerek faşizmin canavarlıklarının yaşlı Schelling, Schopenhauer ve Nietzsche’ye kadar geri uzanan bir dönemde atılan tohumlarını araştırır. Alman olmasına karşın Kierkegaard da yirminci yüzyıl düşüncesi üzerinde olağanüstü etkisi açısından uzun uzadıya tartışılır. Lukacs I. Dünya Savaşı öncesinin felsefe ve toplumbilimini ele alırken özellikle Georg Simmel ve Max Weber gibi Almanya’nın önde gelen düşünürlerinden kişisel tanışıklıkla söz eder. Kitabın ırk kuramının on sekizinci yüzyıldaki köklerinden başlayan gelişimini çizen son bölümünün ardından zamanımız için bir uyarı özelliği taşıyan doyurucu bir sonsöz gelir. Usdışı eğilimlere karşı Alman yatkınlığını açıklayan özel tarihsel koşullar bulunmasına karşın hiçbir ülke bağışıklık konusunda emin olamaz.

Lukacs’ın seçilmiş düşünürlerde ortaya koyduğu karanlıkçılık, kendinden hoşnutluk, umutsuzluk ya da kiniklik eğilimlerine karşın yazar onların yapısal başarılarını yadsımaya çalışmaz. Lukacs, Pietro Nenni’yle birlikte son uluslar arası barış hareketlerinde, insanlığın rehber ışığı olarak, bilinçli aklın (kötüye kullanılmaya her zaman açık olan) kitle duygusunun yerini almasının ilk işaretini görür. Genç Hegel’le birlikte yazarın başyapıtlarından biri olan ve 2 cilt olarak yayımlayacağımız Aklın Yıkımıbaştan sona yazarın gelecekteki uygar yaşama ilişkin ciddi kaygılarını dile getirir.

Georg Lukacs – Aklın Yıkımı 1. Cilt

Aklın Yıkımı 1. Cilt Kitap Kapağı Aklın Yıkımı 1. Cilt
Georg Lukacs
Payel Yayınları
402

Georg Lukacs Aklın Yıkımı'nın tartışmalı bir kitap olduğunu söylemekten çekinmez. Horkheimer'ın Akıl Tutulması'ndan yedi yıl sonra, 1952'de tamamlanan yapıt Alman usdışıcılığının tarihçesini tarihsel materyalizmin inceleme araçlarıyla yeniden değerlendirir. Lukacs ender rastlanan bir bilgi ve farkındalık sergileyerek faşizmin canavarlıklarının yaşlı Schelling, Schopenhauer ve Nietzsche'ye kadar geri uzanan bir dönemde atılan tohumlarını araştırır. Alman olmasına karşın Kierkegaard da yirminci yüzyıl düşüncesi üzerinde olağanüstü etkisi açısından uzun uzadıya tartışılır. Lukacs I. Dünya Savaşı öncesinin felsefe ve toplumbilimini ele alırken özellikle Georg Simmel ve Max Weber gibi Almanya'nın önde gelen düşünürlerinden kişisel tanışıklıkla söz eder. Kitabın ırk kuramının on sekizinci yüzyıldaki köklerinden başlayan gelişimini çizen son bölümünün ardından zamanımız için bir uyarı özelliği taşıyan doyurucu bir sonsöz gelir. Usdışı eğilimlere karşı Alman yatkınlığını açıklayan özel tarihsel koşullar bulunmasına karşın hiçbir ülke bağışıklık konusunda emin olamaz. Lukacs'ın seçilmiş düşünürlerde ortaya koyduğu karanlıkçılık, kendinden hoşnutluk, umutsuzluk ya da kiniklik eğilimlerine karşın yazar onların yapısal başarılarını yadsımaya çalışmaz. Lukacs, Pietro Nenni'yle birlikte son uluslar arası barış hareketlerinde, insanlığın rehber ışığı olarak, bilinçli aklın (kötüye kullanılmaya her zaman açık olan) kitle duygusunun yerini almasının ilk işaretini görür. Genç Hegel'le birlikte yazarın başyapıtlarından biri olan ve 2 cilt olarak yayımlayacağımız Aklın Yıkımıbaştan sona yazarın gelecekteki uygar yaşama ilişkin ciddi kaygılarını dile getirir.

Roland Barthes – Göstergebilim İlkeleri

Göstergebilim İlkeleri Kitap Kapağı Göstergebilim İlkeleri
Roland Barthes
Kültür Bakanlığı Yayınları
229

Bu kitap dünyadaki her çeşit anlamlı bütün insanı kuşatan yoğun vekarmaşık anlatılar evrenini daha iyi kavramamızı sağlayacak bir bilim dalınnıngöstergebilimin Roland Barthes tarafından yaşanan özgün ve özgür birserüvenini sergiliyor.

Avrupa göstergebiliminin (semiyoloji semiyotik) kurucularından büyükdüşünce ve yazı ustası Roland Barthes Göstergebilimsel Serüven'de yer alanyazılarında göstergebilimin temel ilke ve kavramlarını ortaya atmaktakalmıyor aynı zamanda anlatı çözümleme yönteminin başlıca aşamalarınıgösteriyor yazın reklam şehircilik tıp gündelik yaşamdaki nesneler gibiçok değişik alanlara ilişkin yaklaşım örnekleri sunuyor.

Herbert Marcuse – Tek Boyutlu İnsan

Tek Boyutlu İnsan: İleri İşleyim Toplumunun İdeolojisi Üzerine İncelemeler Kitap Kapağı Tek Boyutlu İnsan: İleri İşleyim Toplumunun İdeolojisi Üzerine İncelemeler
Herbert Marcuse
İdea Yayınevi
199

"İnsan soyunu silip süpürebilecek bir atomik yıkım gözdağı bu tehlikeyi sürdüren güçlerin kendilerini korumaya da hizmet etmez mi? Böyle bir yıkımı önleme çabaları onun çağdaş işleyim toplumundaki gizil nedenlerinin araştırılmasının üzerine gölge düşürür. Bu nedenler kamu tarafından tanınmamış, açığa serilmemiş, saldırılmamış kalırlar, çünkü dışarıdan gelen Doğudan Batıya, Batıdan Doğuya pek açık gözdağı önünde gerilerler. Eşit ölçüde açık olan şey hazır olma, uçurumun kıyısında yaşama, meydan okumayı karşılama gereksinimidir. Yoketme araçlarının barışçıl üretimine, savurganlığın eksiksizleştirilmesine, savunanları ve savunduklarını sakatlayan bir savunma için eğitilmeye boyun eğiyoruz.

"Ve gene de bu toplum bir bütün olarak usdışıdır. Üretkenliği insan gereksinim ve yetilerinin özgür gelişimini yokedicidir, barışı sürekli savaş gözdağı tarafından sürdürülür, büyümesi varoluş için bireysel, ulusal, ve uluslararası savaşımı barışçıllaştırmanın gerçek olanaklarının baskılanması üzerine bağımlıdır. Toplumumuzun önceki, daha az gelişmiş evrelerini karakterize etmiş olandan çok ayrı olan bu baskı bugün doğal ve teknik bir hamlık konumundan değil ama tersine bir güç konumundan işlemektedir."
-Herbert Marcuse, ("Tek-Boyutlu İnsan"dan)-

Herbert Marcuse (1898-1979)
Yeni-Solun Babası olarak bilinen Herbert Marcuse Frankfurt Okulunun ikonudur. Berlin'de Yahudi bir ailede doğdu; Alman Ordusunda Birinci Dünya Savaşına katıldı; 1922'de Ph.D. tezini Freiburg Üniversitesinde tamamladı; Edmund Husserl ve Heidegger ile birlikte çalıştı; 1933'te Frankfurt Araştırma Kurumu'na katıldı; aynı yıl ABD'ye yerleşti ve 1940 ABD yurttaşı oldu; 1940'ta Us ve Devrim'i yayımladı. Felsefenin ideoloji olduğunu belirten Marcuse Proleteryanın dizge ile bütünleşerek devrimci niteliğini yitirdiğini düşünmesine karşın Marxizme bağlılığını terketmedi. Karşıtlıksız tek-boyutlu İnsanın benzer olarak karşıtlık boyutunu yitiren Toplumunun devrimci dönüşümü, Marcuse'nin çözümlemesine göre, özerk bir politik güç karakterini kazanan teknoloji ve otomasyon tarafından başarılacak, tek-boyutlu İnsan Özgürlüğünü ve Kurtuluşunu ona egemen olan altyapı yoluyla kazanacaktır.

Tek-Boyutlu İnsan'dan: "Otomasyon, bir kez genel özdeksel üretim süreci olur olmaz, bütün toplumu devrimcileştirecektir." "Teknolojik dönüşüm aynı zamanda politik dönüşümdür," "Bu toplumun totaliter özellikleri karşısında, teknolojinin 'yansızlığı' biçimindeki geleneksel düşünce bundan böyle ileri sürülemez." "Toplum özgür bir toplum olabilmek için ilkin tüm üyeleri için özgürlüğün özdeksel ön-gereklerini yaratmalıdır."

"Toplum köleliği hoş ve belki de giderek duyumsanmaz kılan gereksinimleri doyurmakla kurtuluş gereksiniminin hakkından gelir. ... işleyim uygarlığının ileri alanlarında emekçi sınıflar belirleyici bir dönüşüme uğrar."

"Şimdiye dek Usun tarihsel işlevi o denli de yaşamak, iyi yaşamak, ve daha iyi yaşamak itkisini bastırmak ve giderek yoketmek olmuştur ya da bu itkinin amacına ulaşmasını ertelemek ve üzerine aşırı bir bedel koymak."

"Aristotelesci biçimsel mantığın kısırlığı sık sık belirtilmiştir. Felsefi düşünce bu mantığın yanında ve giderek dışında gelişti." "Eytişimsel mantık biçimsel olamaz çünkü 'olgusal/reel' olan tarafından belirlenir"

"Dirimsiz nesneler ... salt varoluşları yoluyla, kendilerine ilişkin hiçbirşey bilmedikleri eşitliklere katılırlar. Öznel olarak, doğa ansal değildir matematiksel terimlerde düşünmez. Ama nesnel olarak, doğa ansal yapıdadır matematiksel terimlerde düşünülebilir."

Theodor I. Oizerman – Felsefe Tarihinin Sorunları

Felsefe Tarihinin Sorunları Kitap Kapağı Felsefe Tarihinin Sorunları
Theodor I. Oizerman
Toplumsal Dönüşüm Yayınları
384

Theodor I. Oizerman, SSCB Bilimler Akademisi'nin Muhabir Üyesi ve Marksizm öncesi, Marksist ve çağdaş burjuva felsefesinin tarihine ilişkin bir çok ayrıntılı incelemenin yazarıdır.

Felsefe Tarihinin Sorunları, doğal olarak, Marksist bilimsel felsefi dünya görüşünün ortaya çıkmasına yol açmış olan felsefi bilginin gelişme sürecine ilişkin kuramsal bir araştırmadır. Geçmişteki ve günümüzdeki felsefi öğretilerin karşılaştırmalı çözümlemesine dayanan yazar, özellikle, bilginin felsefi biçimini, felsefi sorunların doğasını, felsefi tartışmanın özünü, felsefi kanıtlamanın temel özelliğini ve felsefenin toplumsal öbür biçimleriyle, gündelik ve tarihsel deneyimle ilişkisini ortaya koymaktadır.

Max Weber – Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu

Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu Kitap Kapağı Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu
Max Weber
Bilgesu Yayıncılık
358

Toplum bilimin en ünlü, bir o kadar da tartışmalı yapıtı olan Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu tam metin olarak ilk kez yayımlanıyor. Bu eksiksiz çeviriye, ayrıca, Weber’in, döneminde kendisini eleştirenlere karşı yaptığı antikritikler de eklenmiştir.

Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, Weber’in, kapitalizmin neden başka bir yerde değil de Batı'da geliştiği gibi temel bir sorunu ele aldığı kitabıdır. Yanıtsa Batı’da servet biriktirmek için başka hiçbir yerde görülmeyen bir tutumun olduğudur. Bu Weber’in “kapitalizmin ruhu” dediği şeydir: Batı’da biriktirilen servet rahat bir yaşam sürmek için değil, işletmelerin daha da büyütülmesi için kullanılır. Weber'in bir diğer temel savı da bu tutumun Hıristiyanlıktan ama özellikle Protestanlıktan devşirildiğidir.

Karl Marx – Yahudi Sorunu

Yahudi Sorunu Kitap Kapağı Yahudi Sorunu
Karl Marx
Sol Yayınları
49

Bruno Bauer'in Die Judenfrage'sine ve "Die Fähigkeit der heutigen Juden und Christien, frei zu werden"ine karşı bir polemik yazısı olan Yahudi Sorunu, Marx'ın Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisne Katkı - Giriş gibi 1843'te yazılıp 1844'te Deutsche-Französische Jahrbücher'de yayınlanan gençlik dönemi ürünlerindendir. Dinden özgürleşmenin, yalnızca yahudilerin değil tüm insanlığın, yalnızca dinden değil tüm ekonomik, politik ve dinsel bağlardan özgürleşmesi genel çerçevesi içersine oturtulduğu bu yazısında Marx, özel yahudi sorununu bir yandan sivil (burjuva) toplum içinde büründüğü maddi koşullanma ilişkisi içinde ele alırken, öte yandan genel yabancılaşma sorunu içine yayarak genel olarak kurtuluşun, insani özgürleşmenin yetkin bir çözümlemesini sunuyor.

"Gerçek, bireysel insan, ne zaman soyut yurttaşı kendinde yeniden-soğurup, bireysel insan olarak, günlük yaşamında, özel işinde ve özel durumunda cinsil varlık olursa, ne zaman insan kendi güçlerini toplumsal güçler olarak tanır ve örgütler ve böylece toplumsal gücü kendisinden politik güç biçiminde ayırmazsa, işte ancak o zaman insani özgürleşme tamamlanmış demektir."

Georg Wilhelm F. Hegel – Tarih Felsefesi

Tarih Felsefesi Kitap Kapağı Tarih Felsefesi
Georg Wilhelm F. Hegel
İdea Yayınevi
392

Hegel'in Tarih Felsefesi onun ansiklopedik dizgesinin bir kıpısı, daha tam olarak, Nesnel Tin dizgesinin doruğu ve Saltık Tin alanına geçiş basamağıdır. Tarih Felsefesi SOYUT HAK, AHLAK ve ETİK kavramlarının gelişimi temelinde insanın ideal, ussal, gerçek etik yaşamının oluş sürecini sunar. Hegel'in Tarih Felsefesi tarihi ereksel olarak çözümler, ilerlemeyi kaçınılmaz görür, ve sürecin ussallığı karşısında "dünya [tarihinin] delice ya da aptalca bir olaylar yığını olduğu yanılsaması yiter." Hiç kuşkusuz tarihsel gelişme, ilerleme, süreç gibi olgulardan söz etmenin kendisi ipso facto ereksellikten söz etmektir. Ve homo ­sapiensin salt doğal olmanın ötesinde tinsel de olan bir gizillik olarak türediğini düşünmek bile dolaysızca gelişmenin, bir gizilliğin edimselleşmesinin kabulünü imler, ki eşit ölçüde ereksellik demektir.

Tarihin ereği özgürlük bilincinin kavranması ve dolayısıyla istencin gerçek biçiminin olgusallaşmasıdır: Evrensel insan hakları, duyunç özgürlüğü ve eksiksiz politik özgürlük zemininde AİLE, TOPLUM ve DEVLET yapılarının ideal biçimlerine erişmeleri. Ereğin "özgürlük bilincinin" kazanılması olduğu düzeye dek, zor ve şiddetin tarihsel ereğin ilerlemesinde hiçbir rolü yoktur, çünkü zor yalnızca boyun eğdirir ve şiddet yalnızca yok eder. Bu usdışı etmenler insanın tinsel gelişiminde olumsuzlanan etik-dışı doğal geriliklerin anlatımları olmaktan öteye geçmezler.

Tarih görgül tarihçiliğin sunduğu hermeneutik masallardan bütünüyle başka birşeydir. Onda kültürlerin sürekliliği, sonsuza dek sürmeleri gibi dilekler birer boşinançtan daha öte değer taşımaz. Tersine, kültürel ortadan kalkışlar dünya tarihinin ilerleme koşullarıdır. Tutucu geleneklerin, bu boş değerlerin olumsuzlanması duyuncun ve istencin kendini ileri sürme yolu, özgürlük bilincinin gelişme kipidir. Dünya-Tini sonlu kültürlerin sonsuzluğuna izin vermez, insanlığın ilkellik, barbarlık, gerilik biçimlerini, tüm "kadim" ıvır zıvırı gelişmenin önündeki gereksizlikler olarak süpürüp atar.

(1) Tarih Doğu Dünyası ile başlar. Doğu yalnızca Birin, yalnızca despotun özgürlüğünü bilir. Bu despotik tinde insanlık tutucu bir kültürel yapıya yakalanır, özgürlük bilincinin yokluğunda birey ve kişi ortaya çıkmaz, duyunç büyümez, istençsiz, değişimsiz, gelişimsiz geleneksel yapılar ancak etik-dışı etik yapılanmalara izin verir. (2) İnsanlığa felsefeyi ve güzel sanatları kazandıran Helenik Tin henüz evrensel özgürlüğü, "tüm insanların özgür doğduğu" gerçeğini bilmez, yalnızca çok-kültürlülüğü besleyen bir mitolojik çoğulculuk zemininde kölelik kültürünü de sürdürür. Platonik "ideal devlet" bile ideal olmaktan uzak, Dünya-­Tininin tarihsel gelişimini geri bir evrede durdurma ve dondurma gibi geçersiz bir tasarı temsil eder. (3) Evrensel özgürlük bilinci ilkin dinde, ilkin tasarımsal olarak doğar, ve insanın tanrısal değerini bildiren Hıristiyanlığın ilkesi olarak gerçek anlamı ve önemi Reformasyonda yeniden yakalanır. Modern dünya özgürlük bilincinin edimsel gelişim süreci, insanlığın özsel doğasını varoluşa çevirme eylemidir. Evrensel insan hakları, duyunç özgürlüğü ve politik özgürlük modern tinin küresel karakterini tanımlayan belirlenimlerdir ve modernleşme süreci AİLE, TOPLUM ve DEVLETin kavramlarına uygun realitelerine götürür. Bu gerçekleşme evrensel kavramın gerçekleşmesi olduğu için kültürel tikelcilikler silinme yoluna girer, AİLE, TOPLUM ve DEVLETin ideal biçimlerine doğru reeleşmeleri ile tarih türdeş bir etik yapının doğuşuna doğru ilerler. Küreselleşme Dünya-Tininin evrensel, türdeş etik şeklini gerçekleştirmesinin çağdaş anlatım yoludur.
-Aziz Yardımlı-

Georg Wilhelm F. Hegel – Hukuk Felsefesinin Prensipleri

Hukuk Felsefesinin Prensipleri Kitap Kapağı Hukuk Felsefesinin Prensipleri
Georg Wilhelm F. Hegel
Sümer Yayıncılık
324

"Hegel, antik site idealini hiçbir zaman terk etmemiştir. 0, yalnızca, bu ideali çağdaş realite ile, toplum içinde giderek daha önemli bir rol oynayan bir burjuvazinin varlığı ile uzlaştırmak istemiştir. Hegel, hukuk konusundaki düşüncesinin ilk sistematik şekli olan jena Hukuk Felsefesi'nde, tabii hukuku,sosyal kurumları yalnızca kendi maddi ve manevi gelişmesine hizmet eden araçlar gibi gören bireysel şahsın hukuku olarak düşünür ve onun karşısına bir organik tabii hukuku koyar; bireyci atomizme, Totalite fikriyle karşı çıkar.

Bu noktada, Hegel'in düşüncesi hiç değişmeyecektir. jena Hukuk felsefesi, şu temel prensipten hareket eder: "ahlaki düzenin pozitif yanı, mutlak ahlaki totalitenin bir halktan başka bir şey olmamasıdır". Demek ki, organize olmuş şekliyle bir devlet olan halk, mutlak esprinin biricik somut tecellisidir. Hegel, daha gençlik çalışmaları sırasında bile, sevginin trajik kaderinin, kaybolmadan sınırsızca sürüp gidememek olduğunu biliyordu. Endividüalizmle karışan soyut insaniyetçilik, insanı tarihiyle uzlaştıramaz. insanlık tarihi, her biri bir somut Evrensel olan halkların veya devletlerin tarihidir. Öyleyse, tabii, yani rasyonel hukuk felsefesi, devletin düşüncesi olacaktır, güzel totalitenin düşüncesi olacaktır. Bu totalitenin içinde birey, bir parça olarak, kendi kendisini aşmak suretiyle kaderini gerçekleştirir. "Özgür bir halkın içinde, akıl, aslında fiilen gerçekleşmiş, canlı esprinin hazır mevcudiyeti olmuştur... Antikçağın en bilge kişilerine şu özdeyişi söyleten sebep budur: bilgelik ve erdem, insanın kendi halkının örf ve adetlerine uygun olarak yaşamasıdır".

Hegel, bu düşünsel yaklaşımıyla, kapitalist devlet yapısının hukuki temelini atmayla kalmamış, bugüne dek süre gelen ulus-devletin temel hukuksal formatını yaratmıştır.

W. K. C. Guthrie – İlkçağ Felsefesi Tarihi

İlkçağ Felsefesi Tarihi Kitap Kapağı İlkçağ Felsefesi Tarihi
W. K. C. Guthrie
Gündoğan Yayınları
160

Felsefe tarihini, bu ilk ve en yaratıcı dönemi sistematik ve sınıflayıcı bir biçimde ele alan kitap, sırasıyla Sokrates-öncesi Doğa felsefesini (Milet Okulu, Pythagorasçılar, Elea Okulu, Herakleitos ve Plüralistleri) Sokrates ve Sofistlerin insan üzerine felsefesini, Platon ve Aristoteles'in geniş kapsamlı sistemlerini ve nihayet Helenistik dönemin dört önemli felsefe okulunu (Epikürosçuluk, Stoacılık, Şüphecilik ve Yeni Platonculuk) tanıtmaktadır.

Martin Heidegger – Nietzsche’nin Tanrı Öldü Sözü

Nietzsche'nin Tanrı Öldü Sözü Kitap Kapağı Nietzsche'nin Tanrı Öldü Sözü
Martin Heidegger
Asa Kitabevi
103

Martin Heidegger, bu kitapta iki yazısı ile karşımıza çıkıyor: Nietzsche'nin Tanrı Öldü Sözü ve Dünya Resimleri Çağı. Başka birçok şeyin yanı sıra, bu iki yazı, özünde, Batı metafiziğinin tarihini, bununla ilintisinde, Batı'nın tarihini Varlık bakımından aydınlatma girişimidir.
Nietzsche ile Batı metafiziği, yeni bir döneme girdi. O, varolanın Varlığını güç istemi, hakikati ise adalet olarak anladı. Heidegger'in kelimelerinde bu durum yansımasını şöyle bulur: "Varlığın başına hiç gelmemektedir." Güç isteminin kendini koruma arttırma perspektifinde koyduğu değerlerle Varlık, Hiç olmaktadır.