Andrea Camilleri – Montalbano İle Bir Ay
Hikaye / 21 Aralık 2017

Kitap Adı: Montalbano İle Bir Ay Yazar: Andrea Camilleri Yayıncı: İnkılap Kitabevi Sayfa Sayısı: 423 Bu kitabın adı neden “Montalbano ile bir ay”? Çünkü okuyucular, bu ünlü komiserle yalnızca otuz gün birlikte olacaklar. Zaten kitapta da tam otuz öykü var!.. Öykülerde anlatılanların hepsi komiserimizin yaşadığı bir Sicilya kasabası olan Vigata’da geçmiyor, bazıları Salvo Montalbano’nun meslek hayatının ilk yıllarına ait anıların bir süreven tadıyla yoğrulmuş izdüşümleri. Ama hepsi de bin bir gizemle çevrelenmiş cinayetlerle yüz yüze getiriyor bizi ve her şey tam da o noktada başlıyor. Aşk, tutku, çıkar ve öfke rüzgaları, cinayetle noktalanınca Montalbano çıkıyor sahneye. Çünkü katil kadın ya da erkeke, yaşlı ya da genç, güzel ya da çirkin, cahil ya da kültürlü, nasıl olursa olsun farketmiyor, yolu komiserimizle kesiyor sonunda.

Ara Güler – Babil’den Sonra Yaşayacağız
Hikaye / 20 Aralık 2017

Kitap Adı: Babil'den Sonra Yaşayacağız Yazar: Ara Güler Yayıncı: Aras Yayıncılık Sayfa Sayısı: 130 Yaşamını fotoğrafa adayan Ara Güler’in arka planda kalmış olan yazar kimliğini sergileyen bu öykü kitabı, Ermenice yazdığı on bir öykünün çevirisi ile Türkçe yazdığı iki öyküden oluşuyor. Ara Güler 1928’de İstanbul’da doğdu. Bir imparatorluk başkentinin, 1800’lü yıllarda başlayan batılılaşma hareketiyle çehresi değişen merkezi bir semtinde, Beyoğlu’nun kozmopolit havasını soluyarak büyüdü. 1951 yılında Galata’daki Getronagan Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne devam etti. Gazetecilik yaşamına 1950’de Yeni İstanbul ‘da başladı. O yıllarda Ermenice gazete ve edebiyat dergilerinde öyküleri yayımlandı… 1961’de İngiltere’de yayımlanan Photography Annual, onu dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri olarak tanımladı. Fotoğraflarıyla dünya çapında ünlendi. Babil’den Sonra Yaşayacağız ‘da Ara Güler bu kez öyküleriyle fotoğraf çekiyor. Ortaya satır satır okunurken, kare kare bakılan bir kitap çıkıyor. Yazı, fotoğrafa dönüşüyor.

Arif Kaptan – Giyotinli Labirent
Hikaye / 20 Aralık 2017

Kitap Adı: Giyotinli Labirent Yazar: Arif Kaptan Yayıncı: Stüdyo İmge Yayınları Sayfa Sayısı: 135 Hayata ilişkin kaybedişler, büyük başlangıçların dönüşüdür. Ardından soluk soluğa terk edilmişlik duygusu; içinde hüzün geçen bir tren gibi. Yollların belirsizliğinde kendini raylara teslim edersin. Nereye kadar mı? Aslında raylardan çıkmadığın sürece emniyettesin. Sonra en başa dönersin. Aslında yolculuklardan artakalandır yazı. “Hayat tecrübelerin bütünüdür.” diye iddia edersin. “Ama hayır!” diye karşı çıkarabilir yazar. “Bazen yaşamak istediklerini de yazabilirsin.” Giyotinli bir labirent tam karşında… Konu belli: ‘Giyotinli Labirent.” On beş öyküden oluşan bu kitap oldukça öznel, ve ama bir o kadar da nesel bazı anlatım içeriyor. Aslında bütün bunlara öykü demek de pek yerinde değil, çünkü anlatım o kadar ilginç ki bazı yerlerde öykü kurgusuyla makalenin birbirine karıştığını hissedersiniz. Otomatiğe alınmış bir tüfek gibi, sözcükler ardı ardına patlıyor: Ben kimim, neyim, neredeyim, ne yapıyorum, herkes ne yapıyor, sonrası ne olacak? Bütün sözcükler yerini buluyor mu? Bu da oldukça öznel. Arif Kaptan böyle yazmış. Sen nasıl yazardın?

Peter Bichsel – Aslında Bayan Blum Sütçüyü Tanımak İstiyordu
Hikaye / 19 Aralık 2017

Kitap Adı: Aslında Bayan Blum Sütçüyü Tanımak İstiyordu Yazar: Peter Bichsel Yayıncı: Kabalcı Yayınevi Sayfa Sayısı: 97 Aslında Bayan Blum Sütçüyü Tanımak İstiyordu, Çağdaş İsviçre Edebiyatı’nın F. Dürrenmatt ve Max Frisch’le birlikte kendinden en çok söz ettiren yazarlarından biri olan Peter Bichsel’in ilk yapıtıdır. Bichsel 1964 yılında kaleme aldığı bu yapıtında, sade vatandaşın gündelik yaşam içerisindeki iletişim yoksunluğunu, kendine özgü abartısız biçemiyle yansıtır. Keyifle ve bir solukta okunacak öyküler.

Gökhan Özcan – Hiçbirşey
Hikaye / 18 Aralık 2017

Kitap Adı: Hiçbirşey Yazar: Gökhan Özcan Yayıncı: Vadi Yayınları Sayfa Sayısı: 196 İnsanların yine kapılardan baktığı bir marttı. 65’in martı. Doğuldu. Bir kere doğulunca, Ebenin ellerinden aşağı doğru sarkıtılmak kaçınılmazdı. Kaçınılmaz olmayan öyle baş aşağı unutulmaktı. Mecburen… O günden beri durmadan biriktirildi herşey. Şimdi o herşey sunuluyor size: Hiçbişey. – Gökhan Özcan

Ferit Edgü – Leş
Hikaye / 18 Aralık 2017

Kitap Adı: Leş: Toplu Öyküler Yazar: Ferit Edgü Yayıncı: Sel Yayıncılık Sayfa Sayısı: 620 1950’lerin başlarında, çiçeği burnunda bir avuç genç, Türk öykücülüğünü, Türk şiirini yenileştirme sevdasıyla ortaya çıkmışlardı. Sonraları ‘50 Kuşağı’ adını alacak bu kuşağın yazarlarından birinin, yarım yüzyılı aşan bir sürede yazdığı öyküler yer alıyor bu kitapta: 9 öykü kitabı, 181 öykü. Hemen hemen bir yaşam!

Tomris Uyar – Dizboyu Papatyalar
Hikaye / 16 Aralık 2017

Kitap Adı: Dizboyu Papatyalar Yazar: Tomris Uyar Yayıncı: Yapı Kredi Yayınları Sayfa Sayısı: 80 Hangi sınıftan gelirlerse gelsinler, yaşadıkları baskılara boyun eğmeyen bireylerle onların uyumlu sınıfdaşlarının kişilik ve değer çatışmalarını bulacağınız Dizboyu Papatyalar’da Tomris Uyar’ın yalın, süssüz anlatım biçimi ve kendine özgü kurgusu kendini hissettiriyor. İlk kez 1973 yılında yayımlanan Dizboyu Papatyalar, edebiyatımızın kalıcı yapıtları arasında. “Dili bilmesek bile anlıyoruz, çünkü Akdeniz’in ortak dili bu. ‘Dizboyu Papatyalar’ anlamına da gelebilir, ‘Daha yığınla çok var doğurulacak, yığınla çocuk bezi, don, erkek çorabı var yıkanacak’ anlamına da. ‘Seni seviyorum, hadi hoşça kal, bir gün o kıyı kahvesinde yanına çöküp dostça iki kadeh içebilme isteğim baskın geliyor,’ anlamına da…”

Marguerite Yourcenar – Doğu Öyküleri
Hikaye / 15 Aralık 2017

Kitap Adı: Doğu Öyküleri Yazar: Marguerite Yourcenar Yayıncı: Helikopter Yayınları Sayfa Sayısı: 112 Biz gençken bu kitabı tekrar tekrar okuduk. Başucu kitabımız yaptık. Ernesto Saboto’nun Tünel’i, Italo Calvino’nun Görünmez Kentler’i neyse, Doğu Öyküleri de oydu bizim için. Bir şölen. Düzyazı sevmeyen dostlarımız bile önünde secdeye dururlardı bu kitabın. Yourcenar, efsanevi isim. Bu kitap, efsanevi bir kitap. Nefî divanını Bulak baskısıyla karşılaştıran ve şiir deyince, açıyorum eskileri okuyorum diyen en yakın arkadaşım, adını vermeyeyim, Doğu Öyküleri deyince sadece mutluluktan havalara uçardı. Tabii, çevirmenin payı büyüktü bu durumda. Hür Yumer, okuyup okuyabileceğimiz en güzel çevirilerden birini hediye etmişti Türkçeye. Herhangi bir okur, mesela, “Wang-Fo Nasıl Kurtuldu” başlıklı ilk öyküyü okuduğunda, hakikaten selamlayacaktır edebiyatın gücünü. Güzelin niye güzel olduğunu açıklamakta zorlanırız genelde. Ben de anlatamazdım eskiden bu kitabın niye güzel olduğunu. Şimdi biliyorum: Yaratıcılığın, yeni bir şey yapmanın yani poiesis’in en has örneği bu. Uzun müddet de aşılabilecek türden değil. Güzel, bu. Tam da bu. Başdöndürücü. Levent Yılmaz Yayın Yönetmeni

Wolfgang Borchert – Bu Salı
Hikaye / 15 Aralık 2017

Kitap Adı: Bu Salı Yazar: Wolfgang Borchert Yayıncı: Afa Yayınları Sayfa Sayısı: 128 “Bir tek sinema bileti için ödenen para karşılığında satın alınabilecek bu seçmeler, bugün Borchert’in ilk kez askeri tutukevini boyladığı yaşta olanlara sesleniyor. O sıralar yirmi yaşındaki asker Borchert’in mektupları devletin güvenliğini sarsıcı nitelikte görülmüş, bu yüzden yazarı ölüme mahkum edilmiş, ama altı hafta kadar bir hücrede bekletikdikten sonra hayatı yeniden bağışlanmıştır. Yirmi yaşında olmak, altı hafta bir hücrede pineklemek ve öleceğini, Hitler ve savaş üzerine düşündüklerini açığa vurduğu birkaç mektup yüzünden öleceğini bilmek! Bu kitabı ellerine alan yirmi yaştakiler, insana kendi fikirlerinin ne denli pahalıya patlayabileceğini, karşılığında ödenmesi gereken bedelin ne denli yüksek olabileceğini göreceklerdir.”

Wolfgang Borchert – Ama Fareler Uyurlar Gece
Hikaye / 15 Aralık 2017

Kitap Adı: Ama Fareler Uyurlar Gece Yazar: Wolfgang Borchert Yayıncı: Yapı Kredi Yayınları Sayfa Sayısı: 336 İkinci Dünya Savaşı yıllarında Nazi Almanyası’nda askere alınarak gönderildiği Rus Cephesi’nde ağır yaralanıp nasyonal sosyalizm karşıtı görüşlerinden dolayı tutuklanan, 1942 ve 1944’te iki kez çarptırıldığı ağır hapis cezalarında yakalandığı hastalıklar yüzünden yirmi altı yaşında hayatını kaybeden Wolfgang Borchert, Almanya’da İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan Yıkıntı Edebiyatı’nın önde gelen isimlerindendir. Ölümünden önceki iki yıla sığdırdığı yapıtıyla umudunu, vatanını, yaşama amaçlarını yitirenlerin sesi olmuştur. Yapıtı manifesto niteliğiyle okunması gereken, gerçeklikle düş gücünü, insanın yıkıcı dünyasıyla edebiyatın yırtıcı karakterini birleştirebilmiş bir dil aracılığıyla, savaşın karanlığına özgün bir bakış getirmiştir Wolfgang Borchert. Bugün, sesi hâlâ gür ve sarih biçimde duyulurken, savaş karşıtı feneri ışığını bütün keskinliğiyle koruyor. “…aramızda, ah kim çıkar aramızda, kim kurşunlarla delik deşik bir akciğer hırıltısına bir şiir düzebilir, kim bir idam mahkûmunun çığlığını şiire dökebilir, kim bilebilir o ölçüyü, bir ırza tecavüze uygun düşecek o ritmik ölçüyü, kim makinelilerin uluyuşunu duyuracak bir vezin bilebilir ve bir sözcük, içinde gökyüzünün artık yansımadığı, yanan köylerin bile yansımadığı, ölü bir at gözünün yeni susmuş çığlığını anlatabilecek bir sözcük bulabilir, hangi basımevinde yük vagonlarının pas kırmızısı, bu dünya yangını kırmızısı, ak insan tenindeki bu kurumaya başlamış kan…

Abidin Dino – Yeditepe Öyküleri
Hikaye / 11 Aralık 2017

Kitap Adı: Yeditepe Öyküleri Yazar: Abidin Dino Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 96 Abidin, gençlik yıllarında, arada bir Tophane’deki esrar tekkelerine uğradığını, o yöredeki yosmalarla, esrarkeşlerle, toplumun lümpen tabakasıyla “tanıştığını” anlatırdı. O günlerden kalan kimi desenlerinde o insanlardan birkaçını tanımıştık. Yaklaşık yetmiş yıl sonra, Yeditepe Öyküleri, onları kitaplıkların karanlık köşelerinden bulup çıkaran yorulmaz Turgut Çeviker’in çabalarıyla işte bu desenlerin eşliğinde okuyucuya ulaşıyor.(…) Bu kitapçıkta yer alan beş küçük öyküyü, yazıldıkları dönem ve o dönemin Türk yazınını göz önünde tutarak değerlendirmek gerekir… Bu değerlendirmeyi yaptığımızda şaşırtan bir olguyla karşılaşıyoruz: O dönemin Türk öykücülüğünde, bu öykülerin benzeri yok. Buna karşılık bu öyküler, garip bir biçimde, Babel’i anımsatıyor. Onun Odessa Öyküleri’ni… Ferit Edgü

D. H. Lawrence – Adaları Seven Adam
Hikaye / 6 Aralık 2017

Kitap Adı: Adaları Seven Adam Yazar: D. H. Lawrence Yayıncı: Notos Kitap Sayfa Sayısı: 126 Joseph Conrad’ın Zafer adlı romanının kahramanı Axel Heyst, “Bu adalara vurgunum ben!” der. D.H. Lawrence’ın Adaları Seven Adam adlı uzun öyküsü de “Adaları seven bir adam vardı” diye bir masal gibi başlar. Çevresine yabancılaşmış modern insanın, mutluluğu kaçışta aramasını dile getiren Lawrence, Axel Heyst’i başka bir düzeyde yeniden anlatır sanki. “Hiç kimsenin bir ada olmadığını”, bir kaçış ütopyasının çağdaş yaşamın insan bilincinde yarattığı bunalımlara çözüm getiremeyeceğini bir daha gösterir Lawrence. Bu bakımdan amacı, eninde sonunda Conrad’ınkiyle birleşir. Lawrence’ın kahramanı da herkesten uzaklaşmak, bir adaya, yalnız kendisinin olacak bir adaya, kendi dünyasına kapanmak ister. Bu özlemi gerçekleşir. Akşit Göktürk Adaları Seven Adam çağdaş dünya edebiyatının en önemli yazarlarından D.H. Lawrence’ın üç öyküsünü bir araya getiriyor: “Adaları Seven Adam”, “Dokundun Bana”, “Sallanan At Birincisi”.

Bekir Yıldız – Beyaz Türkü
Hikaye / 6 Aralık 2017

Kitap Adı: Beyaz Türkü Yazar: Bekir Yıldız Yayıncı: Everest Yayınları Sayfa Sayısı: 80 Urfalıydı… Emekçiydi… Durgundu, sessizdi, gizemliydi, saygılıydı, saygındı; eski çağlarda Anadolu’nun bir kayasına mı yontulmuştu yüzü? Bakışlarında gözsüz bir heykelin derinliği mi vardı? Gözlem gücüne ne diyelim? Emekçinin çilesinde yazgısını örerek yükselenlere özgü bilincin sessizliğiyle donanmıştı. Edebiyatımızdan bir yıldız kaydı: Bekir Yıldız… Yıldız’ın yapıtları edebiyatımızın yüzünde gül yaprağı gibi açılmış şark çıbanıdır…. Öyle bir yara ki… Hem yakışıyor… Hem izi silinmeyecek. İlhan Selçuk

Aka Gündüz – Türk Duygusu
Hikaye / 6 Aralık 2017

Kitap Adı: Türk Duygusu Yazar: Aka Gündüz Yayıncı: Toker Yayınları Sayfa Sayısı: 143 Ana Sözü Köylüler Gazi’nin en eski, en candan ahbaplarıdır. Gazi köylülerle her vakit senli benli konuşur, dertleşir, şakalaşır ve onları çok sever. Onlar için çalışırdı. Gazi gene bir gün cephe arkasındaki köyleri dolaşıyordu… Yanındakilerin evlerine uğruyor, kiminde bir kahve içiyor, kiminde sigara yakıyordu. O güne kadar hiç görmediği ihtiyarca bir kadına rastgeldi… Konuştu ahpap oldu. Kadın onun Gazi olduğunu bilmiyordu ama hiç aldırmıyordu. Sanki kardeşi, oğlu, yeğeni ile konuşurmuş gibi konuşuyordu. Bir yarım saat kadar dereden tepeden, şundan, bundan konuştular. Bir aralık Gazi kadına sordu: -Senin cephede kimin kimsen var mı? -Oğlum var, oğul! -Başka kimin neyin var mı? -Hiç kimsem yok. -Oğlunu biz mi aldık, yoksa sen mi gönderdin? -Hem o istedi hem ben gönderdim! -Madem ki başka kimsen yokmuş, bir oğlunu niye gönderdin? -Na yapayım oğul! Bir tane vardı bir taneyi gönderdim. Üç tane beş tane olsa, beşini birden gönderirdim. (Gazi) elini kadının başına koydu ve yanındakilere dedi ki: -İşte bunu dünyada yalnız Türk anası yapar.

Julio Cortazar – Cinayeti Gördüm
Hikaye / 27 Kasım 2017

Kitap Adı: Cinayeti Gördüm Yazar: Julio Cortazar Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 184 Bu kitapta, fantastik kısa öykünün büyük ustalarından Julio Cortazar’ın en güzel öykülerinden bir seçki sunuyoruz. Seksek adlı başyapıtıyla geleneksel roman yapısını altüst eden Cortazar, bu öykülerinde gerçekliğin görünen yanından çok, görünen ardındakine yöneliyor. Cortazar’ın öyküleri, Taocu Çin Klasiği Zhuangzi’deki bir öyküyü anımsatır: Rüyasında kelebek olduğunu gören bir adam, uyandığında, rüyasında kelebek olduğunu görmüş bir adam mı, yoksa rüyasında insan olduğunu görmüş bir kelebek mi olduğunu anlayamaz. Cortazar’ın belki de en ünlü öyküsü olan “Şeytanın Salyaları”, 1966’da Michelangelo Antonioni tarafından “Blow-Up” adıyla beyazperdeye uyarlanmış, film ülkemizde “Cinayeti Gördüm” adıyla gösterilmişti. Yaşamın bir yanılsama olduğunu anlatan bu öykü, Nihal Yeğinobalı’nın dilimize kazandırdığı bu kitaba da adını verdi.