Roy Jackson – Nietzsche, Kilit Fikirler

Nietzsche, Kilit Fikirler Kitap Kapağı Nietzsche, Kilit Fikirler
Roy Jackson
Optimist Yayınları
194

Kolay anlaşılır, doğru terminoloji

Nietzsche tüm zamanların en çok okunan ama yanlış anlaşılmaya en çok maruz kalmış filozofudur. Modern çağın en büyük ve özgün düşünürlerinden olan Nietzsche’nin felsefesinin ana temalarına hâkim olmak için kolayca okuyabileceğiniz bu kitapta, ünlü filozofun hayatına ve çalışmalarına dair sağlam bir kavrayış elde edeceksiniz.

Teach Yourself Dizisinde Sizi Neler Bekliyor?
Her kitapta 1, 5 ve 10 dakikalık özetler
Konuya bakışınızı netleştirecek içgörüler
Her bölüm sonunda sunulan basit öneriler
Örnek vakalar, gerçek yaşamdan öyküler
Öğrendiklerinizi test etmenizi sağlayacak sorular
Araştırmaya devam edebilmeniz için ilgili linkler

Serkan Bayram – Ölürken Ben

Ölürken Ben Kitap Kapağı Ölürken Ben
Serkan Bayram
112

beden

mide gurultusunu

ekmek ve suyla sustururken

cinsel gerilimini

sıradan kadınlarla üzerinden atarken

nedense

beden ve ruh ikileminde

hep o suçlu bulunur

halbuki

sonu gelmez ihtiraslarıyla

bedeni rahat bırakmayan ruhtur

aç gözlülüğünü doyurmak için hırsızlık yaptırmak

imkansız aşkları uğruna cinayet işletmek için

bedene tarifi imkansız acılar çektiren

Mircea Eliade – Ebedi Dönüş Mitosu

Ebedi Dönüş Mitosu Kitap Kapağı Ebedi Dönüş Mitosu
Mircea Eliade
İmge Kitabevi
172

Ayinler, semboller, mitler, kozmik döngüler toplumdan topluma fark göstermekle birlikte geleneksel toplumlar modern toplumların aksine daha döngüsel ve ebedi bir zaman/evren anlayışına sahiplerdi.

Ne dış dünyadaki nesnelerin, ne de insan faaliyetlerinin tek başlarına bir değeri yoktur. Ancak göksel/kozmik düzene katıldığı oranda nesneler ve insanlar değer kazanır.

Şehirler, tapınaklar ve evler de bu düzene göre inşa edilir, zaman/evren belli ritüellerin devamlı surette tekrarı sayesinde varlığını devam ettirir.

Dinler tarihi alanına yaptığı önemli katkılarıyla hem dünyada hem de Türkiye’de tanınan Mircea Eliade’ın bu eseri kendisinden sonraki çalışmaları önemli oranda etkilemiştir.

Önder Bilgin – Sadakat Ahlakı

Sadakat Ahlakı: Josiah Royce'un Ahlak Anlayışı Kitap Kapağı Sadakat Ahlakı: Josiah Royce'un Ahlak Anlayışı
Aktif Düşünce Yayınları
412

İnsanın sosyal ve bireysel sorunlarına çözüm arayışı sadece günümüzün meselesi değildir. Fakat günümüz insanı, neredeyse çözüm önerilerini de görmekte zorlanır hale gelmiştir. Bu eser; bu önerilerden birini okuyucuyla buluşturmak niyeti ile hazırlanmıştır.

"İnsan"ın problemlerinin "insan"la çözülebileceğine işaret eden bir düşünürün, "Yeni Dünyanın" verimli filozoflarından biri olan Josiah Royce'un, samimi ve pazarlıksız olarak ortaya koyduğu çözüm önerilerinin irdelendiği bu eser, Royce'un ahlak anlayışının temeli olan sadakat felsefesi üzerine yapılmış bir çalaşmadır.

Ahlaki bir prensip olarak sadakat, şahıslar arasındaki her türlü ilişkide, karşı tarafta güven uyandıran davranışlar ve bu davranışlara kesin bir "bağlılık" içermektedir. Royce, sadakati diğer ahlaki özelliklerin sistematize edilebileceği merkezi bir ahlak ilkesi tamamlanması olarak görür. Ona göre ahlak dünyası doğrudan sadakatin mantığı üzerine kurabilir. Adalet, hayırseverlik, çalışkanlık, bilgelik vb. bütün erdemler, ancak sadakatle tanımlanabilir. Ve sadakat yalnızca bireysel değil, toplumsal bir ilkedir.

Murray Bookchin – Toplumsal Ekolojinin Felsefesi

Toplumsal Ekolojinin Felsefesi Kitap Kapağı Toplumsal Ekolojinin Felsefesi
Murray Bookchin
Sümer Yayıncılık
186

Doğa nedir? İnsanlığın doğadaki yeri nedir? Toplumun doğal dünya ile ilişkisi nedir? Bir ekolojik çöküntü çağında bu soruları yanıtlamak gündelik yaşamlarımız açısından ve bizimle birlikte diğer yaşam biçimlerinin yüz yüze geleceği gelecek açısından büyük önem taşımaktadır. Bunlar metafizik düşünceye ait uzak, hayali bir dünya ile ilişkilendirilmesi gereken soyut felsefi sorular değildir. Bu soruları şiirsel eğretilemelerle veya düşüncesiz, sıradan tepkilerle, rast gele bir tarzda da yanıtlayamayız. Bunları yanıtlarken kullanacağımız tanımlar ve etik standartlar, sonuçta insan toplumunun doğal evrimi yaratıcı şekilde destekleyeceğini mi, yoksa, kendimiz de dahil olmak üzere, bütün kompleks yaşam-biçimleri açısından gezegenimizi yaşanmaz hale mi getireceğine, karar verebilir.

Bu kitaba Toplumsal Ekolojinin Felsefesi adını verdim, çünkü diyalektik doğalcılığın toplumsal ekolojinin en temel iletisinin desteklerini oluşturduğuna inanıyorum. Gerçekten de "Ekolojik Açıdan Düşünmek" felsefi ve etik olandan, toplumsal ve vizyoner olana doğrudan bir geçişi oluşturur. Ekolojik sorunlar ve fikirler üzerinde onlarca yıl düşünmek, bana, felsefenin özellikle de bir diyalektik doğalcılığın toplumsal kurama ve ekolojik sorunlara ilişkin anlayış gücümüzü engellemediğini öğretmiştir. Aksine, bizlere bu sorunları tutarlı bir bütün içinde bir araya getirmek için ussal araçlar sağlar ve bu bütünü daha doğurgan ve yenilikçi yönlere doğru genişletmek için bir çerçeve oluşturur.

Murray Bookchin – Ekolojik Bir Topluma Doğru

Ekolojik Bir Topluma Doğru Kitap Kapağı Ekolojik Bir Topluma Doğru
Murray Bookchin
Sümer Yayıncılık
400

'Bu kitaptaki makaleler, özetle, bugün yüz yüze olduğumuz ekolojik sorunların özünü yakalama çabasıdır: Yani, toplumsal ilişkilerde tahakküm ve ekonomik ilişkilerde rekabet. Alman Yeşilleri ve dünyanın birçok yerinde politik olarak, nahif çevreciler bir yana, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletlerindeki birçok sosyalistten bile duymakta olduğumuz, kapitalizm ve serbest rekabetin erdemleri hakkındaki mevcut çığırtkanlık yüzünden, tüm bu makalelerdeki anti-hiyerarşik ve anti-kapita ist yönelim, her tür 'Sol'un hiç olmazsa modern kapitalizme karşı bir zeminde buluştuğu yirmi yıl öncesine oranla bugün çok daha önemlidir.

Öyleyse, bu kitapta öne çıkan, toplumsal ekoloji, kentleşme, rasyonel bir toplum için yeni teknolojiler, Marksizm ve yeni bir politika gibi, görünüşte ayrı duran konuları birleştiren nedir? Tüm bu makaleler tek bir temaya farklı ifadeler kazandırmıştır: Tutarlı, özgürlükçü ve diyalektik bir bakış açısına duyulan ihtiyaç. Eğer tek bir suçum varsa, o da, tutarlı bir biçimde ve dogmatizme ya da sekterliğe kapılmaksızın, devrimci bir geleneği savunmaya ve bugün, ona kapitalizmin son dönem gelişmelerinde tam anlatımını bulan bir esneklik kazandırmaya çalışmam olmuştur.

K. Oya Paker – Günlük Düşüncede Modernlik, Din ve Laiklik

Günlük Düşüncede Modernlik, Din ve Laiklik Kitap Kapağı Günlük Düşüncede Modernlik, Din ve Laiklik
K. Oya Paker
Vadi Yayınları
384

Modernlik ve laiklik gibi sosyo-politik kavramlar, günlük yaşamımızda, teknik anlamlarının ötesinde meta anlatılar olarak varlık gösterirler ve sosyal düşünceye aracılık ederler. Bilimsel ve teknik kavramların bir bakıma evcilleşerek içinde yer aldıkları sosyal düşünce, bir sağduyu düşüncesidir; hemen herkesin herzamanki düşüncesi, bir başka deyişle sıradan insanların geneldeki ve uzman olanların da uzmanlık konuları dışındaki düşüncesidir. Günlük düşünce, pek çok sayıda insanın yaşamını önemli ölçüde ilgilendiren bilimsel ve teknik kavramların, ikinci, ancak insan ilişkileri bakımından temel bir var oluş alanıdır. Başta kitle iletişim araçları olmak üzere çeşitli kanallardan geçerek gündelik yaşamımıza dahil olan bu tür kavramlar, kişiler arası ilişkiler ağı içerisinde sarmalanarak, yeni bir şekil ve vücut bulurlar, yeni bir varlouş ve anlam kazanırlar...

Mirza Fetali Ahundov – Felsefi ve Politik Düşünceler

Felsefi ve Politik Düşünceler Kitap Kapağı Felsefi ve Politik Düşünceler
Mirza Fetali Ahundov
Epos Yayınları
200

“Ahundzade (Ahundov) yanlız Azerbaycan’ın değil, yanlız Doğu’nun Şark’ın, Asya’nın ve Afrika’nın değil, bütün insanlığın malıdır ve bütün insanlığın övünecüği çok büyük bir yazar, çok büyük bir mütefekkirdir.

Ahundzade Azeri halkı için belki, çok yüksek bir gelecektir, bir ananedir. Ama bizde Ahundzade ölmedi, yaşıyor, dipdiri yaşıyor ve bizde irtica var, irticaı besleyen kuvvetlere karşı dövüşüyor ve çarpışıyor. Bunu bir hayal diye söylemiyorum. Rusların dediği gibi, bu, bir obraz (hayal) değil, bir gerçek.”

Nazım Hikmet

Çağdaş Azeri edebiyatının kurucusu, Türk-İslam dünyasının ilk dram yazarı, alfabe ıslahatçısı ve düzenleyicisi, şair, eleştirmen, düşünür. Ahundov, Azeri Türkçesini, Türkiye Türkçesini, Arapçayı, Farsçayı ve Rusçayı çok iyi biliyordu. Arap harflerinin Türkçeye uygun olmadığını düşünerek önce bu alfabenin ıslahını, daha sonra ise tümüyle değiştirilerek Latin alfabesine geçilmesi gerektiğini savundu. Arka arkaya dört alfabe hazırladı. Hazırladığı alfabe projesini, 1863 yılında İstanbul’a gelerek sadrazam Fuat Paşa’ya sundu.

Muhsin Gerviyani – İslam Felsefesine Giriş

İslam Felsefesine Giriş: Bilgi ve Varlık Kitap Kapağı İslam Felsefesine Giriş: Bilgi ve Varlık
Muhsin Gerviyani
Birey Yayıncılık

Bu kitap öncelikle bir ilim dalı olarak Felsefenin tanımını ve gerekliliğini açıklayarak Felsefenin Derinliklerine girmeye çalışıyor.
Felsefenin Temel Kavramları, Felsefenin Doğuşu belli başlı felsefe okullarının genel olarak görüşleri, Felsefenin Düşünce Sistemi üzerindeki etkileri, Felsefenin diğer ilimlere katkıları ayrıntılı olarak bu kitapta ele alınmakta.
Bütün bunlarla beraber İslam Felsefesinin Temelleri, İslam Felsefesinin diğer felsefi sistemlerle karşılaştırılması ve İslam Felsefesinin özgünlüğü bu kitapta titiz bir şekilde işlenmekte.
Temel bir kaynak olacağını düşündüğümüz bu çalışmanın Felsefe Dünyamıza önemli katkılar sağlıyacağını ümit ediyoruz.
Hem genel Felsefeyi hem de İslam Felsefesini çağdaş bir yorumla okuyacaksınız

Julia Kristeva – Ruhun Yeni Hastalıkları

Ruhun Yeni Hastalıkları Kitap Kapağı Ruhun Yeni Hastalıkları
Julia Kristeva
Ayrıntı Yayınları
507

Hâlâ bir ruhumuz var mı? Çağımızda bu mümkün mü? Eğer varsa, nerede konumlanır? Beyinde mi, kalpte mi, beden sıvılarında mı? Ruh nedir? Konuşan varlığın diğer konuşan varlıklarla bağı ve bir anlam yapısı mıdır? Peki, çağımız anlam yapılarını yok eden bir çağ ise, ruhumuza ne olmuştur? Kristeva bu soruların, modern varlıklar olarak içinde bulunduğumuz çağın temel soruları olduğunu ileri sürüyor; üstelik ikna gücü de oldukça yüksek. Modern insan günlük deneyiminde içsel yaşamının çöküşünün izinde sürüklenmektedir. Bu çöküş, televizyon dizilerinin duygusal şantajında, romantik tatminsizlikte, dinlere yönelişte her gün açıkça ifadesini bulmaktadır. Bunlar Kristeva’ya göre sakatlanmış öznelliğin emareleridir. Bu gezgin, dur durak bilmeyen ve performans sarhoşu öznelliğin oluşum mekânını en iyi temsil eden geleceğin kent modeli New York’tur. Çağımızın bu simge kentinde yaşayan modern insan, kazanmanın, harcamanın, haz almanın peşinden koşar. Bu yaşam deneyiminde belki acı çeker, ama pişmanlık ve vicdan azabı duymaz. İmgelere boğulur, imgeler onun yerine geçer. Yaşadığı hayal âleminde, gösteriden o da bir pay almaya çalışır. Söylemi standartlaşırken, edim ve vazgeçiş anlam yorumlarının yerini alır. Bu nedenle modern narsis bu karmaşanın içinde ruhunu nereye hapsettiğini bilmez. Hatta ruhunu kaybetmekte olduğunun farkına bile varamaz.

Kristeva ruhun yeni hastalıklarının tanısını burada koyar: Özne için temsilleri ve anlamsal değerlerini kaydeden ruh, yani psişik aygıt bozulmuştur, çalışmamaktadır. Çağımız da tıpkı ruhunu yitirmekte olduğunu bilmeyen insan gibi, kendi bilincinde olmayan bir medetsizlik çağıdır. Çağımızın hastalığı, psişik temsil imkânsızlıkları ve yetersizlikleridir. Psişik uzamı ölüme sürükleyebilecek hastalıklardır bunlar. Gösteri toplumunun aktörü ya da tüketicisi, imgesel yoksunluk hastalığına yakalanmıştır.

Tanının ardından, modern insanı bu kötürümlükten psikanalizin nasıl kurtaracağı sorgulamaları gelir. Kristeva’ya göre modern insan analistten psişik aygıtını tamir etmesini beklemektedir. Kristeva bu sorunsalın izini, Jeanne Guyon gibi bir XVII. yüzyıl gizemcisinde; Germaine de Staël gibi daha XVIII. yüzyılda entelektüel figür olarak yerini alan bir kadının şöhret ve yas tutkusunda; çağımızın isteriği dediği Sabina Spielrein’ın temsile başkaldıran bedensel hafıza olmasında; depresyonun dilini kadınlık konumu ile birleştiren Helene Deutsche’un açık yapısında sürer. Ama temsil, aşk ve özdeşleşme konusundaki sorgulamaları bu tanılarını derinleştirir. Bu derinleşmenin uğraklarında Hristiyanlık-Musevilik ile Joyce, aşk, edebiyat, kutsallık ve özdeşleşme üzerine çözümlemeler yer alır.

Karen Horney – Ruhsal Çatışmalarımız

Ruhsal Çatışmalarımız Kitap Kapağı Ruhsal Çatışmalarımız
Karen Horney
Öteki Yayınevi
192

Nevrotik çatışmaların kişilik üzerinde yarattığı sonsuz yıkımı kavradıkça, bu çatışmaların gerçek anlamda yeniden çözülmesi ihtiyacı da o kadar hayati gözükür. Ama artık bunların ne ussal kararlarla, ne kaçak dövüşlerle ne de irade gücüyle gerçek anlamda çözülemeyeceğini anladığımıza göre bu nasıl yapılabilir? Bunun tek bir yolu vardır: Çatışmalar, ancak kişilik içinde bunları yaratan koşulların değiştirilmesiyle gerçek anlamda yeniden çözülebilir.

Tedavi hedeflerinin çok daha geniş kapsamlı tanımı, yürektenlik çabasıdır: Gösterişsiz ve aldatmacasız olmak, coşkusal açıdan içten olmak, kendini bir bütün olarak kendi duygularına, kendi işine, kendi inançlarına verebilmek. Bu hedefe, ancak çatışmaların gerçek anlamda çözülmüş olması ölçüsünde yakınsanabilir.

Jean Baudrillard – Kusursuz Cinayet

Kusursuz Cinayet Kitap Kapağı Kusursuz Cinayet
Jean Baudrillard
Ayrıntı Yayınları
175

Bu, bir cinayetin -gerçekliğin katilinin- öyküsüdür. Ve bir yanılsamanın -yaşamsal yanılsamanın, dünyaya ilişkin temel yanılsamanın- yok edilmesinin öyküsüdür. Gerçek, yanılsama içinde kaybolmaz; bütünsel gerçeklik içinde kaybolan, yanılsamadır.Eğer cinayet kusursuz olsaydı, cinayetin öğelerini sergilemeyi amaçlayan bu kitabın da kusursuz olması gerekirdi.Ne yazık ki cinayet hiçbir zaman kusursuz değildir. Kaldı ki gerçeğin yok edilmesini anlatan bu polisiye kitapta, ne nedenler ne de katiller saptanabildi ve gerçeğin cesedi de hiçbir zaman bulunamadı.Bu kitabı yönlendiren düşünceye gelince, o da hiçbir zaman saptanamadı. Cinayetin silahı bu düşünceydi.Her ne kadar cinayet hiçbir biçimde kusursuz olmasa da, kusursuzluk, adının da gösterdiği gibi her zaman bir suçla ilgilidir. Aynen kötülüğün şeffaflığı içinde, kötülüğü oluşturanın şeffaflığın kendisi olması gibi kusursuz cinayette de kusursuzluğun kendisi cinayettir. Ama kusursuzluk hiçbir zaman cezasız kalmaz: Kusursuzluğun cezası, onun aynen yeniden üretilmesidir.Bu cinayette hafifletici nedenler bulunabilir mi? Kuşkusuz hayır, çünkü bunları her zaman cinayetin nedenleri ya da cinayeti işleyenler arasında aramak gerekir. Oysa bir cinayette bir neden ya da katiller bulunmamakta ve dolayısıyla açıklanamaz niteliğini mükemmel bir şekilde korumaktadır. Gerçek kusursuzluğu da buradan kaynaklanmaktadır. Cinayet bir kavram olarak ele alındığında, bunun, daha çok, ağırlaştırıcı bir neden olduğu tartışma götürmez.Cinayetin sonuçları sürekli bir nitelik sunuyorsa, bunun nedeni, ne katil ne de kurbanın olmamasıdır. Eğer bunlardan biri ya da öteki var olsaydı, cinayetin gizi günün birinde ortaya çıkar ve cinayet süreci de çözülmüş olurdu. Sonuç olarak giz, katil ve kurbanın birbirine karışmasına dayanmaktadır. "Son çözümlemede, katil ve kurban aynı kişidir. İnsan soyunun birliğini anlamamız, ancak bu nihai eşdeğerliğin gerçekliğini tüm korkunçluğu içinde anlamamızla olanaklıdır. (Eric Gans)Son çözümlemede, nesne ve özne birdir. Dünyanın özünü kavramamız, ancak bu kökten eşdeğerliğin gerçekliğini tüm alaycılığı içinde kavramamızla olanaklıdır.

Jean Baudrillard – Üretimin Aynası Yada Tarihi Materyalist Eleştiri Yanılsaması

Üretimin Aynası Yada Tarihi Materyalist Eleştiri Yanılsaması Kitap Kapağı Üretimin Aynası Yada Tarihi Materyalist Eleştiri Yanılsaması
Jean Baudrillard
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi
155

Jean Baudrillard Üretimin Aynası'nda, kendini kapitalizmin radikal bir eleştirisi olarak sunan Marksist ekonomi politiği radikal bir şekilde eleştirmektedir. Ona göre Marksizm, modern toplumun merkezine üretimi koymakla aslında burjuvaziye hizmet etmektedir : Tarihi materyalizm, diyalektik, üretim biçimi, emek gücü gibi kavramlar Marksist kuramın, burjuva düşünürler tarafından üretilen doğa, gelişme, akıl, emek, değiş tokuş gibi evrensel kavramlara bir son vermek amacıyla yararlandığı kavramlar iken günümüzde aynı tarihi materyalizm, ürettiği bütün bu kavramları en az burjuvazininki kadar acımasız bir "eleştirel" emperyalizmle evrenselleştirmeye çalışmaktadır.

Baudrillard'a göre Marx'ın ortaya attığı üretim, üretim biçimi, değişim değeri gibi kavramlar evrenselleştikleri andan itibaren çözümleme yeteneklerini yitirip anlam dininin egemenliği altına girerek bir tür kutsal kurala dönüşmekte ve genelleşmiş bir sistemi kuramsal açıdan yeniden üretmektedirler. Bu kavramlar göstergelere, yani "gerçek" bir gösterilenin gösterenlerine dönüşmekte ve varlıklarını ancak göstergelerden oluşan düşsel bir evrende, insanı baskı altına alan bir simülasyon evreninde südürebilmektedirler.

"... ilkel toplumlarda ne üretim vardır ne de üretim biçimleri. İlkel toplumlarda bilinçaltı da yoktur. Bütün bu kavramlarla ancak bizim gibi ekonomi politiğe boyun eğen toplumları çözümleyebilirsiniz... ideologlarımızın kendi ürettikleri kavramlardan yola çıkarak ilkel toplumlara bir ereklilik, akılcı bir yapı kazandırmaya ve kodlamaya kalkıştıklarında kendi kendimize onları ilkel toplumlarda böyle bir ereklilik, akılcı yapı ve böyle bir kod aramaya iten nedenin o her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırma saplantısı olup olmadığını soralım. Marksizm ve psikanalizi (burjuva ideolojisinden söz etmeye bile gerek görmüyoruz çünkü bu düzeyde ele alındıklarında Marksizm ve burjuva ideolojisi arasında hiçbir fark yoktur) başka toplumlara ihraç etmek yerine ilkel toplumları sorgulayalım, onların Marksizm ve psikanaliz üzerindeki tüm etkilerini tartışalım."

Jean Paul Sartre – Yöntem Araştırmaları

Yöntem Araştırmaları: Diyalektik Aklın Eleştirisi Kitap Kapağı Yöntem Araştırmaları: Diyalektik Aklın Eleştirisi
Jean Paul Sartre
Kabalcı Yayınevi
186

Sartre, Yöntem Araştırmaları'nı, 1960 yılında yayımlanan ve tarihle hesaplaştığı başyapıtı Diyalektik Aklın Eleştirisi'ne bir ön metin olarak kaleme almıştır. Kitap, "Marksçılık ve Varoluşçuluk," "Dolayımlar Sorunu ve Yabancı Disiplinler," "İleriye Gidişli -Geriye Dönüşlü Yöntem" ve "Sonuç" başlıklarını taşıyan dört denemeden oluşmaktadır. Sartre, Marksçılık ve varoluşçuluk arasında bir köprü kurmaya çalışırken, bireyin gelişiminin açıklandığı sınıf, topluluk, aile çevresi gibi ortamları irdeler, diyalektik anlayışın açımlanmasını yapar. "Özel bir vesileyle" yazılmış özel bir yapıt.

Jean Paul Sartre & Roger Garaudy – Dialektik Üstüne Tartışmalar

Dialektik Üstüne Tartışmalar Marksizm Ekzistansializm İzlem Yayınları Kitap Kapağı Dialektik Üstüne Tartışmalar Marksizm Ekzistansializm İzlem Yayınları
Jean Paul Sartre & Roger Garaudy
İzlem Yayınları

Çağımızın iki büyük düşünce akımı olan marksizm ve ekzistansializm, bir çok noktalarda çakışmakla birlikte gene de bazı ayrılıklar göstermektedir. Bu iki akımın iki ünlü düşünürü J. P. Sartre ile Roger Garaudy yirmi yıldan beri tartışır, görüşlerini açıklar, savunurlar.

Bu arada 1961 yılında Profesör Jean Orcel'in başkanlığında yapılan bir açık oturuma katıldılar. Açık oturumun konusu dialektik materyalizmdi. Dialektik materyalizmin yalnız bir tarih kuralı olduğunu savunan Sartre ile Hyppolite'in karşısında Garaudy ile Vigier, dialektik materyalizmin aynı zamanda bir doğa kuralı da olduğunu ileri sürüyordu.

Bu kitapta, bu ilginç ve üstün düzeydeki tartışmanın tamamını bulacaksınız.