Raymond Carver – Katedral

Katedral Kitap Kapağı Katedral
Raymond Carver
Can Yayınları
232

Gazete her gün eve gelirdi. Erkek ilk sayfadan sonuna kadar okurdu. Sandy onun her şeyi okuduğunu görürdü, ölüm ilanlarına varana kadar, belli başlı şehirlerin hava sıcaklıklarını gösteren bölümü de, şirket birleşmeleri ve faiz oranlarını yazan ekonomi sayfasını da. Sabahları, erkek ondan önce kalkar ve tuvaleti kullanırdı. Sonra televizyonu açar ve kahve yapardı. Sandy onun günün o saatinde iyimser ve neşeli göründüğünü düşünürdü. Ama Sandy işe gitmek için evden çıktığı sırada, erkek kanepeye kurulmuş, televizyon da açık olurdu. Çoğunlukla akşamüstü Sandy eve döndüğünde televizyon hâlâ açık olurdu.

Yaşamın acı yüzüyle bu kadar erken tanışmasaydı, kuşkusuz yine yazar olurdu ama hiçbir zaman okurları tarafından böyle sahiplenilmezdi Raymond Carver. Gençlerin haytalık yapıp havai aşklar kovaladığı yaşlarda o evli ve iki çocuk babasıydı. Hayatı öğrenmenin yolu, bulduğu her işte çalışmaktı. Benzincide çalıştı, hademelik, garsonluk yaptı. Yaşananlar, kâğıda döküldüğünde bazen Çehov tadındaydı, bazen Kafka... İnsanların yaşamlarında barınan, gizlenen öyküleri, yalın, gerçekçi, acıtan şiirsel bir dille yansıttı. Yenilenler içkiye sığınırken, kısa öykü türünü yeniden var eden Carver, her başarısında içti, çok içti, ölümüne içti...

Yazarın en başarılı eseri olarak değerlendirilen Katedral, kitaba adını veren öykünün yanı sıra, "Küçük, İyi Bir Şey" ve "Nereden Aradığım" gibi ödüllü öyküleri de içeriyor.

Thomas Bernhard – Eski Ustalar

Eski Ustalar Kitap Kapağı Eski Ustalar
Thomas Bernhard
Yapı Kredi Yayınları
160

"İnsanlık devasa bir devlettir, ondan, eğer doğruyu söyleyecek olursak, her uyandığımızda midemiz bulanır. Her insan gibi ben de uyandığımda midemi bulandıran bir devlette yaşıyorum. Bizdeki öğretmenler insanlara devleti öğretirler ve devletin tüm korkunçluğunu ve ürkütücülüğünü ve devletin tüm yalancılığını, bir tek tüm bu korkunçluğun ve ürkütücülüğün ve yalancılığın devletin kendisi olduğunu öğretmezler."
"Ana babama en ufak bir saygı duymak zorunda değilim, onlar en ufak bir saygıyı hak etmiyorlar, dedi. Bana karşı iki suç işlediler, iki ağır suç, dedi, beni yaptılar ve bana baskı yaptılar, beni bana sormadan yaptılar ve beni yapıp dünyaya fırlattıktan sonra bana baskı yaptılar, beni yapma suçunu ve baskı altına alma suçunu işlediler. Ve beni ana babanın yapacağı en büyük dikkatsizlikle karanlık çocukluk deliğine ittiler."
Gazetelerin çıkarcı tutumları, rezil Viyana tuvaletleri, yaşam engelleyici öğretmenler, sanat katili sanat tarihçileri, politikacılardan daha yalancı ve insafsız sanatçılar, kitsch kafalı Heidegger...
Thomas Bernhard Eski Ustalar'ı karşı olmanın doruğundan bildiriyor.

Thomas Bernhard – Don

Don Kitap Kapağı Don
Thomas Bernhard
Yapı Kredi Yayınları
280

Edebi öfkenin çocuksuz babalarından Thomas Bernhard'ın ilk romanı Don, ilk kez Türkçede, YKY'de... Don'da, Schwarzach'ta bir tıp öğrencisi, yanında staj yaptığı asistan tarafından Weng köyüne gönderilir. Görevi asistan Strauch'un erkek kardeşi ressam Strauch'u gözlemlemektir. Bu çukurlukta, coğrafyanın ışık-gölge arası gelgitlerinde, karanlığın hakikati ve hakikatin karanlığıyla yüzleşmek zorunda kalır. “Hayvan”, “hayvan leşi”, “ölüm”, “insanca”, “barbarca”, “et”, “ete kemiğe bürünmemiş olgular ve olasılıklar”la Weng bir şoktur.

Ressam Strauch'un fikir silsileleri, bir parçalanma ürününe dönüşme sürecinde deliliğin(?), çılgınlığın(?) katalizörü müdür? Strauch'un konuşmasında “düzen” aramak yersizdir, bütün üniformalılar onun asabını bozmaktadır, belki Bernhard'ın da(!) “Dünya ışığın aşama aşama kısılmasıdır” der ressam Strauch ve doğanın karanlığıyla insan cehennemi arasında kıyametin diliyle konuşur, onun için her şey “dehşet verici”dir.

“Bireyin buzul çağı parçalanışı” bir dehşet sahnesi oluştururken, Bernhard'ın persona'larıyla hakikat tiyatrosu ve korkaklık tiyatrosu arasında salınan giyotinin imtihanına soyunmak keskingörüşlülük isteyecek, “bilesiniz”.

Thomas Bernhard – Bitik Adam

Bitik Adam Kitap Kapağı Bitik Adam
Thomas Bernhard
Yapı Kredi Yayınları
120

"Onu çeken, insanların mutsuzlukları içindeki halleriydi, insanların kendileri değildi, mutsuzluklarıydı ve insanın olduğu her yerde buna rastlıyordu, diye düşündüm, insankolikti o, çünkü mutsuzluk özlemi çekiyordu. İnsan mutsuzluktur, dedi hep, diye düşündüm, yalnızca budala olan bunu aksini savunur. Doğmak mutsuzluktur, dedi, yaşadığımız sürece de bu mutsuzluğu sürdürürüz, bir tek ölüm kesip atar bunu. Bu, hep mutsusuz demek değildir, mutsuzluk yoluyla mutlu olabiliriz, dedi, diye düşündüm."

Thomas Bernhard'ın son dönem romanlarından Bitik Adam, "dahi" Glenn Gould, Goldberg Varyasyonları, piyano başında gelen ölüm ve intihar ekseninde sürülen bir iz: "Bitik adam" Wertheimer"in mutsuzluk coğrafyasında, Bernhard anlatımı eşliğinde insanın koyu karanlıklarıyla yüzleşme çağrısı.

Thomas Bernhard, zaman ilişkin gerçekliklerin ötesinde bir saydamlık.

Thomas Bernhard – Ödüllerim

Ödüllerim Kitap Kapağı Ödüllerim
Thomas Bernhard
Yapı Kredi Yayınları
92

Thomas Bernhard, aldığı ödüllerin hikâyesini aktarırken zehir zemberek diliyle kendine özgü üslubunu koruyarak bu kişisel tecrübeleri okuruyla açık seçik paylaşıyor; kişisel zaaflarını da örtmeden, ödül almanın bütün çelişkilerini, çetrefilli bürokrasiyi, okuryazar, çok bilgili, şahin politikacıların edebiyat ödüllerine katkısını, protokolün edebiyat dünyasına karıştığı ince çizgide yazarın kendisini sakınmasının olanaksızlığını dile getiriyor. Bir ödül konuşmasının ağırlığı ne olursa olsun, ödülü alma sürecinde yazar için ağırlaştırıcı ve hafifletici sebeplerin varlığı, ödül kurumunun bütün dinamikleriyle yazar odağında yarattığı çatışmanın Etik tartışmasına açıldığını ortaya koyuyor.

Thomas Bernhard – Ungenach

Ungenach Kitap Kapağı Ungenach
Thomas Bernhard
Yapı Kredi Yayınları
80

Ungenach, Thomas Bernhard'ın Avusturya'nın suçlu belleğine ilişkin saptamalarını başlatan kitabıdır; anlatının tümü "aidiyet travması" çevresinde gelişir. Ülke dışında yaşayan Avusturyalı bir akademisyen, büyük bir mirasın vârisi, bu mirası akrabalarına "bölüştürerek" ondan bir an önce kurtulmak ister. Genç adam miras meselesini halletmek için memlekete dönüp de geçmişle yüz yüze gelince, geçmişin karşısına çıkardığı sorulara verilecek yanıtların hepsine katlanması gerektiğini görecektir. Anlatıcı, üç sese de katlanmalıdır; Noter Moro'nun delicesine otoriter sesine de, kardeşi Karl'ın mektuplarının melankolisine de, Ungenach malikânesi ve arazisi dolayısıyla Avusturya ile tüm bağlarını koparmak isteyen kendi iç sesine de…

Thomas Bernhard Ungenach'ta, istenmeyen bir mirası sırtından atma temasını, dolayısıyla gelenekten kopuşu ele alıyor, 1945'ten sonra Avusturya denen "ev'de artık eskisi kadar rahat yaşanamayacağı meselesiyle yüzleşiyor.

Thomas Bernhard – Goethe Öleyazıyor

Goethe Öleyazıyor Kitap Kapağı Goethe Öleyazıyor
Thomas Bernhard
Yapı Kredi Yayınları
64

"Goethe Öleyazıyor"da, Thomas Bernhard’ın belirli bir dönemde yazdığı (ilk olarak seksenli yılların başında gazetelerde yayımlanan), eskiyi ve yeniyi buluşturan, bize epey tanıdık gelen dört öykü, başka bir deyişle bildik hikâyeler yer alıyor.

Edebi öfkenin çocuksuz babalarından Thomas Bernhard, yapıtında ana izleği olan yalnızlık, anne babaya duyulan nefret ve ülkesi Avusturya ile aşk-nefret ilişkisini "Goethe Öleyazıyor"da da aynı ısrar, dirençle işliyor, trajik anlar ve komik durumları ustaca bir ironiyle yazınsallaştırıyor.

Fatih Özgüven’in yetkin çevirisiyle "Goethe Öleyazıyor", biçem ustası ve “kara hikâye” anlatıcısı Thomas Bernhard’ı bütün sadeliğiyle okuyabilmek için kısa metrajlı ama heyecan verici bir patika.

Zygmunt Bauman – Sosyolojik Düşünmek

Sosyolojik Düşünmek Kitap Kapağı Sosyolojik Düşünmek
Zygmunt Bauman
Ayrıntı Yayınları
304

Kısa süre önce hayata veda eden Zygmunt Bauman’ın en önemli çalışmalarından biridir Sosyolojik Düşünmek. Özellikle modernlik ve postmodernlik çalışmalarıyla ses getiren Bauman, sosyal bilimler alanında son derece ilginç bir kitap sunuyor bize. Sosyolojik Düşünmek, herkesin sosyolojinin anlamı ve işlevi, sosyolojide değişik tarzlar ve yaklaşımlar üzerine bilgilenmesini sağlayacak önemli bir kaynak.

Bauman, sosyolojinin inceleme konusu olan ikilik ve karşıtlıkları çokboyutlu bir bakışla irdeliyor: Birey olma ile toplum içinde var olma arasındaki bütünlük ve çatışma; toplumların ya da genel olarak insan gruplarının kendini ve karşıtını tanımlaması; birey ile grup, doğa ile kültür, millet ile devlet, birliktelik ile ayrılık, bireysel varlığını koruma ile ahlaki yükümlülük arasındaki çatışmalar, kitapta incelenen ikiliklerden bazıları.

Bauman, sosyolojinin asla tamamlanmış ve kesin bir bakış açısı oluşturamayacağını belirtiyor. Dolayısıyla hiçbir bakış tek başına kusursuz ya da ayrıcalıklı olamaz; hayata ilişkin değişik yorumların her biri, olsa olsa kavrayış bütünlüğümüze kendi zenginliğini katacaktır. Sosyolojik düşünmek, kesinliğe varacak bir yol sağlamak şöyle dursun, her türlü müphemliği çoğaltacaktır. Ama müphemlikten korkmamak gerekir; dünyaya ilişkin gerçek bir kavrayış özgürlüğünün ve hoşgörünün temelinde bu müphemliğin, bakış zenginliğinin kabulü yatar. Bu anlamda sosyoloji ve sosyolojik düşünmek, Bauman’ın sözleriyle ifade edecek olursak “özgürlük davasına hizmet eder”.

Sergio Pitol – Evlilik

Evlilik Kitap Kapağı Evlilik
Sergio Pitol
Yapı Kredi Yayınları
92

Bir burjuva evliliğinin dehşet verici olduğu kadar komik hikâyesi…

Evlilik’in, nefret ettiği vaftiz adı Maria Magdelena’yı Jacqueline olarak değiştiren  kahramanı, mütevazı kökeninden evlilik yoluyla kaçmak isteyen dar görüşlü ve histerik bir kadındır. Hırdavatçılıktan otelciliğe ve turizimciliğe atlayan kocasının ihanetlerine başlangıçta uysallıkla katlanır. Birtakım kültürel etkinliklere katılarak hayatının yükünü hafifletmeye çalışmaktadır. Sonra, bir gün, “kendisini temelli fesat bir kadına dönüştüren bir fikrin” etkisi altına girer. Kocasına misilleme olarak kendisini birbirine benzemeyen bir dizi âşığın kollarına atar. Bu arada onları zengin ve kaba olarak nitelediği kocasını parasına konmak için öldürmeye ikna eder. Ancak bu öldürme girişimleri hep başarısızlıkla sonuçlanır. Depresif bir İtalyan sanat tarihçisiyle olan son aşk macerası ve öldürme planı, kocasının iflasına denk gelir. Kocası kaçar, Jacqeuline ve İtalyan profesör cinayetle suçlanarak tutuklanır. Sonuçta uzun bir ayrılığın ardından, ileri yaşta, kocasıyla evliliğini yeniler, ancak cinayet fikrinden hâlâ vazgeçmemiştir.

Zygmunt Bauman – Yaşam Sanatı

Yaşam Sanatı Kitap Kapağı Yaşam Sanatı
Zygmunt Bauman
Ayrıntı Yayınları
176

Bireyselleşmenin sonuna kadar hüküm sürdüğü ama büsbütün kendi tercihlerimize de dayanmayan bir toplumda, bilsek de bilmesek de, istesek de istemesek de, hoşlansak da hoşlanmasak da, hepimiz kendi hayatlarımızın sanatçılarıyız. Her ne kadar kimi araçlardan yoksun olsak da, böylesi bir toplumda, doğru ya da yanlış, kendi yeteneklerimizi ve kaynaklarımızı kullanmak için hayatımızı bir amaca vakfetmek isteriz.

Z. Bauman, bu kitabında, bireyin kendi özgücüne dayanarak hayatını sürdürme çabasını “yaşam sanatı” olarak adlandırır. “Akışkan modern toplumlarda” yaşamak zorunda olan bireyin, yaşam sanatı performansının, ne anlama geldiği tartışmalı da olsa, “mutluluk”la, “mutlu olmak” isteğiyle doğrudan bağlantısı var. Kişi bu dünyada mutlu olmak istemektedir, ama toplum halinde yaşamak da sorumluluk gerektirmektedir, kişi yalnızca kendisini değil, hemcinslerini de gözetmek zorundadır fakat “tüketim toplumu” mekanizmaları içine çekilmiş modern insan, mutluluk arayışında toplumsal gerçekliği bir kenara bırakıp kendini merkeze alarak hareket etmektedir. Sorun da buradadır: Mutluluk arayışında tek başına olduğunu düşünmesinden ve buna inanmasından ötürü çoğunlukla mutsuzlukla cebelleşmek zorundadır modern insan. Amaç ve araçların birbirine karıştırıldığı, gelgeç zevklerin baş köşeye oturtulduğu tüketim toplumu insanını mercek altına alan Bauman, bu parlak çalışmasında, insanın kendini gerçekleştirme serüveninin aydınlık olduğu kadar karanlık noktalarına da bakıyor. Okuru kendi gerçekliğiyle yüzleşmeye davet eden Bauman, yaşam sanatının inceliklerini ustalıkla gözler önüne seriyor, daha iyi bir yaşam düşünü de elden bırakmayarak...

Abdullah Ziya Kozanoğlu – Atlı Han

Atlı Han Kitap Kapağı Atlı Han
Abdullah Ziya Kozanoğlu
Bilge Kültür Sanat
208

iSA'NIN DOĞUMUNDAN BERİ 451 YIL GEÇMİŞTİ. BÜYÜK BİR UĞULTU... KILIÇLARIN,TUNÇLARIN BİRBİRİNE ÇARPMASINDAN ÇIKAN ŞAKIRTILAR,ARABA GICIRTISI,ŞARKI SESLERİ BİRBİRİNE KARIŞIYOR, ÖNÜNDE,BÜTÜN DÜNYAYA MEYDAN OKUYAN ATİLLÂ'NIN DOKUZ VE SUNGURLU BAYRAĞI DALGALANAN BİR ORDU DOĞUDAN AKIYOR. AKIN!.. AKIN!.. AKIN!..

Abdullah Ziya Kozanoğlu – Malkoçoğlu

Malkoçoğlu Kitap Kapağı Malkoçoğlu
Abdullah Ziya Kozanoğlu
Bilge Kültür Sanat
144

Genç, güzel Macar kızı, örgüleri kalçalarını döven altın saçlarını dalgalandırarak Kanije kalesinin geniş duvarları üzerinde gelincik topluyordu.

Bahar gelmiş, sinirleri dirilten, yürekleri kabartan ılık, dumanlı kokusuyla kırlar ve gönülleri kuşatmıştı.

Kız, turfanda kirazlar gibi kızarmış, nemli parıltılarla terlemiş dudakları arasından bir şarkı söylüyor, arada bir duvarlar üzerinde ayağı kaydıkça şarkısını kesiyordu.

Abdullah Ziya Kozanoğlu – Hilal ve Haç

Hilal ve Haç Kitap Kapağı Hilal ve Haç
Abdullah Ziya Kozanoğlu
Bilge Kültür Sanat
341

Bacaklarına koyun pöstekileri sarılmış gibi iri ve kıllı ayak bilekleri ile yerleri koca beygirlerin üzerindeki korkunç adamları, Haron Levi çipil gözleriyle küçücük görmek gafletinde bulundu.

Bu yanlış görüş sonunda -her küçük şey gibi sevimli zararsız olduklarını sanarak- yanlarına sokulmakla da kendi ölümüne kendi ayağıyla gitmiş oldu...

Abdullah Ziya Kozanoğlu – Gültekin

Gültekin Kitap Kapağı Gültekin
Abdullah Ziya Kozanoğlu
Bilge Kültür Sanat
175

" BAYRAĞINI DÜŞMANA KAPTIRMA! " YURDUNA YABANCI AYAK BASTIRMA! " DÜŞMANIN VERDİĞİ ÖĞÜTLERE KANIP KARDEŞLERİNİ KÜÇÜK GÖRME! " YURDUNU BIRAKIP YAĞIYA YANAŞMA! " EY BÜYÜK TÜRK TÜRK ULUSU" DÜNYADA YAPAMAYACAĞIN HİÇ BİR ŞEY YOKTUR; ÇÜNKÜ SEN GÜLTEKİN GİBİ KAHRAMANLAR YETİŞTİRMİŞ BİR ULUSUN OĞLUSUN! BUNU BÖYLE GÖR,BÖYLE DİNLE! BAYRAĞIMIZIN RENGİ SOLMASIN,GÖLGELİCE KABA AĞACLARIMIZ KESİLMESİN,ULUSUMUZUN ARASINA İKİLİK GİRMESİN,YURDUMUZA YAĞI AYAK BASMASIN, EY BÜYÜK TÜRK ULUSU!...

Abdullah Ziya Kozanoğlu – Savcı Bey

Savcı Bey Kitap Kapağı Savcı Bey
Abdullah Ziya Kozanoğlu
Bilge Kültür Sanat
224

Soliria denilen Silivri'den İstanbul'a gelen yol üzerindeki Diyonis hanındaki yolcuların sayısı hiçbir gün dördü geçmezdi. Pazar günlerinden başka hancının yüzünün güldüğü görülmemişti.

Ayazma'nın önündeki ağaçların altında iki adam oturmuş, önlerine konan yemekleri temizlemeye çalışırken, atları da çayırda otluyor; karşıda yatan karadağın tozlu yolundan aşağı, bir öküz arabası delicesine bir hızla yuvarlanıyormuş gibi kayıyordu. Çınar altında yemek yiyen yolculardan genci, karşısında oturup ayran çanağını iki eliyle kafasına dikmiş, lıkır lıkır içen yoldaşına seslendi.