Antoine de Saint-Exupery – Küçük Prens

Küçük Prens Kitap Kapağı Küçük Prens
Antoine de Saint-Exupery
Can Çocuk Yayınları
112

"Hoşça git," dedi tilki. "Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez." Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: "Gerçeğin mayası gözle görülmez."

Ali Saydam – Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir

Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir Kitap Kapağı Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir
Ali Saydam
Remzi Kitabevi
256

Deneyimli iletişim danışmanından yankılar yaratacak bir kitap!

Akşam gazetesi ve Marketing Türkiye dergisi köşe yazarı, Bahçeşehir Üniversitesi öğretim görevlisi, iletişim danışmanı Ali Saydam 2005 yılında yayınladığı Algılama Yönetimi'nden sonra ikinci kitabı Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir?'i dört yılda yayına hazırladı.

"Kimin kimi yöneteceği, ilişkilerdeki 7 ölümcül günah, aşk ve nefret arasındaki ince çizgi, kâğıt üzerinde kalmayan tavsiyeler, ilişkinin bir numaralı düşmanı, şikâyetler ve krizler, dinlememek, ısrarın dozu" gibi birçok soruna ipuçlarıyla yanıt arayan kitap, okura, eş ve müşteriyi kaybetmeme refleksi kazandırmayı amaçlıyor.

D. H. Lawrence – Ölen Adam

Ölen Adam Kitap Kapağı Ölen Adam
D. H. Lawrence
Can Yayınları
84

Avluya çıkarken, genç horoz öttü. Cılızlaşmış, kısık bir ses çıkarıyordu ama kuşun bu sesinde acıdan kuvvetli bir şey vardı. Yaşamak gerekliliğiydi bu, hatta dirimin zaferini çağırmaktı. Ölmüş olan adam durup, kaçmış, sonra da yakalanmış horozun tüylerini kabartışına, dirimden ölüme yeniden bir meydan okuyuşta başını dikerek, gagasını aralayarak ayaklarının ucuna basarak ileriye uzanışına bakıyordu.
İngiliz edebiyatının büyük yazarı D.H. Lawrence'tan yine büyüleyici, ama bir o kadar da huzursuz edici bir kısa roman. Dirilen ve dünyanın, Avrupa'nın perişan kırlarında paralanmış kefeniyle dolaşmaya başlayan bir adam... Lawrence, İsa'ya ait mitleri güçlü birer çağdaş metafor olarak ortaya koyuyor bu metninde. Ölen Adam, Bilge Karasu tarafından Türkçe'ye kazandırılmış ve 1963 yılında TDK Çeviri Ödülü'nü almış. İlk elde okunması gerekenler arasında.

D. H. Lawrence – Harman Yerinde Aşk

Harman Yerinde Aşk Kitap Kapağı Harman Yerinde Aşk
D. H. Lawrence
Helikopter Yayınları
324

Yaygın kanının aksine, D.H. Lawrence'da sert bir cinsellik yoktur. Hatta, neredeyse oyuncu, iyiliksever, hayırsever bir cinselliktir karşımıza çıkan. İnsanlar birbirlerine karşı samimidir, yazar da o ölçüde katkıda bulunur bu samimiyete. Gerçek tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önündedir; güneş sanki her şeyi aydınlatmaktadır; insanlar kıskanırlar, insanlar kötüdürler, insanlar birbirlerini aldatır. Ama aynı ölçüde naziktir insanlar, iyidirler, bir anda birbirlerine sarılıverir, bir anda öpüşmeye, sevişmeye başlarlar. Her şey doğaldır bu yüzden Lawrence'da. O yüzden de aşk, hakikaten harman yerindedir, ve samanlık seyrandır, ve ateş düştüğü yeri yakar; "ama bu ilişkiler, saman alevi gibi" derseniz, hem haklısınızdır hem de değilsinizdir. Hayat biraz da böyledir.

Cemil Meriç – Bu Ülke

Bu Ülke Kitap Kapağı Bu Ülke
Cemil Meriç
İletişim Yayınları
339

Bu ülke, Cemil Meriç'in "aynı kaynaktan fışkırdılar" dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. "Bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin vicdanı olmak, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak" isteği Cemil Meriç'in düşünme ve yazma çabasına her zaman yön vermiştir. Elinizdeki kitap bu isteğin belki de en fazla berraklaştığı eseri: "Bu sayfalarda, hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim: etimin eti, kemiğimin kemiği." Bu özgün fikir adamının sürekli etrafında, içinde dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, özellikle sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tesbitlerini ve aforizmalarını içeriyor Bu Ülke.

Carlos Fuentes – Terra Nostra

Terra Nostra Kitap Kapağı Terra Nostra
Carlos Fuentes
Can Yayınları
1088

Marslılar ve Venüslüler işgal etmedi dünyamızı, on beşinci yüzyıldan gelen sapkınlar ve keşişler, on altıncı yüzyıldan gelen fatihler ve ressamlar, on yedinci yüzyıldan gelen şairler ve müteşebbisler, on sekizinci yüzyıldan gelen filozoflar ve devrimciler, on dokuzuncu yüzyıldan gelen fahişeler ve sınıf atlayanlar: Geçmiş doldurdu bizim yerimizi… Peki ya sen, senin olan bir devirde mi yaşıyorsun, yoksa başka bir zamandan gelen bir hayalet misin?

Carlos Fuentes Terra Nostra'da Akdeniz kültürünün binlerce senelik birikimi üzerinden Latin Amerika'nın köklerini yeniden yorumlar. Eski dünyanın yeni dünyayla buluştuğu, öykü içinde öykülerle günümüz dünyasına ışık tutar.

Terra Nostra, geçmişin kâbuslarından silkinerek geleceğin hayallerine kavuşmaya çabalayan iktidar sahiplerini imanla ve toplumla hesaplaştıran bir başyapıt.

Carlos Fuentes – İnez’in Sezgisi

İnez'in Sezgisi Kitap Kapağı İnez'in Sezgisi
Carlos Fuentes
Can Yayınları
168

İki hikâye, iki tutku. İlki, insanlık tarihinde, kadınla erkeğin ilk buluşması ve bu buluşmanın kahramanları Neh-el ile Ah-nel'in tarih öncesi çağlardaki tutkulu hikayesi;ikincisiyse tanınmış orkestra şefi Gabriel Atlan-Ferrera ile yetenekli soprano İnez Prada arasında, yirminci yüzyılın sonlarında doğan, zaman ve mekânda derinleşen umutsuz bir aşk ilişkisi. İnez'in Sezgisi, aralarında bin yıllar olan ama sonunda birbiriyle birleşen bu hikâye çevresinde döner. Ferrera'nın tutkularından biri İnez, ötekiyse besteci Berlioz'un 'Faust'un Lanetlenmesi' adlı eserini sahnelemektir. Belki de İnez'in imgeleminde doğup büyüyen ikinci öykü içgüdüleriyle birbirine yaklaşan, ilk dili, ilk şarkıları ve belleği keşfeden bir erkekle bir kadın arasındaki ilk cinsel buluşma, yaradılışın da destanı. Gabriel'in uygarlık öncesi çağlardan kalan ve onun sanat ve aşka duyduğu karmaşık duygularını mistik bir biçimde yansıtan kristal mühründe birleşip bütünleşen hikâyelerden birincisi sanatla, müzikle ve neredeyse soyut bir aşkla yoğrulurken ikincisi melodramatik, şiddetli, şaşırtıcı ve ürkütücü. Aşka ve ölüme, sanata ve belleğe, zamana ve sonsuzluğu imlemelerle süren, zaman ve mekân, gerçek ve fantezi, aşk ve trajedi kavramlarıyla yoğrulan ve hepsinden öte, müziğin gücüne bir saygı olan Carlos Fuentes'in romanı, zengin imgeleriyle, metaforlarıyla, poetik rapsodisiyle unutulmaz bir yer ediniyor belleklerde.

Carlos Fuentes – Doğmamış Kristof

Doğmamış Kristof Kitap Kapağı Doğmamış Kristof
Carlos Fuentes
Ayrıntı Yayınları
512

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında roman sanatına kendi damgasını vurmuş sayılı yazarlardan biri olan Fuentes’in, onu “önemli” yazar olmaktan “büyük” yazar olmaya çıkardığı söylenen iki başyapıtından biri olan Doğmamış Kristof’u sunuyoruz sizlere.
Roman 1992’de “ters-ütopik” bir Meksika’da geçiyor. Kuzey Amerika’nın Meksamerika olduğu, ABD’li petrol şirketlerinin güney eyaletlerini ele geçirdiği paramparça olmuş bir Meksika bu. Borç yükü altında ezilen; çevre kirliliğinin öldürücü boyutlara ulaştığı; siyasetçilerin yoksul halkı simgesel eylemler ve yarışmalarla oyalamaya çalıştığı, başarısız kalınca da katliamlara başvurmaktan kaçınmadığı, hepimize tanıdık gelecek bir “tatlı vatan”. Bu yarışmalardan biri de, Kolomb’un Amerika’yı keşfedişinin 500. yıldönümü olan 12 Ekim 1992’de doğacak ve soyadı Kolomb’a (İspanyolca “Palamo”) en çok benzeyen bebeğin 21 yaşında ülkenin yöneticisi olacağını ilan eden yarışmadır. İşte bu yarışmanın ürünü olan, henüz doğmamış Kristof Palomar, romanın anlatıcısıdır. Rahmin içinde her şeyi görür ve anlatır cenin Kristof: “Geçmişi olmayan” ve başının üzerinde bir hale taşıyan annesi Angeles’i, “asi muhafazakâr” babası Angel’i, siyasi ilişkileri sayesinde mülti-milyarder olmuş işadamlarını, ülkeyi yetmiş yıldır yöneten kâbus parti PRI’yı, nefes alınmaz hale gelmiş, çöp ve lağım kuşatması altındaki Mexico City’yi, paranın tatil yeri Acapulco’yu, sokak çocuklarını, yok sayılan Yerlileri, ağzından yeşil salyalar akan polis şefini... görür ve anlatır. Hatta Cervantes, Rabelais, Sterne, Diderot, Gogol ve Dickens’ı anarak romanın soykütüğünü bile çıkarır.

Peki nedir bu romanı başyapıt kılan? Fuentes’in memleketi Meksika’ya duyduğu nefret ve acı yüklü sevginin insanı sersemleten yoğunluğu belki; belki geçmişin ve bugünün mitleri karşısında takındığı büyülenmişlikle karışık eleştirelliğin romanın dokusuna kattığı zenginlik ya da yazarın okura da bulaşan öfke ve enerjisi; ama galiba en önemlisi Fuentes’in dille durmadan oynarken, diğer
postmodern romancıların tersine, sadece haz ve keyif değil; aynı zamanda bir şiddet, bir elektrik de ileten saplantılı oyunculluğu.
“Epeydir şöyle yoğun, çarpıcı, müthiş bir roman çıkmıyor” diyenlere duyurulur.

Çetin Altan – Tarihin Saklanan Yüzü

Tarihin Saklanan Yüzü Kitap Kapağı Tarihin Saklanan Yüzü
Çetin Altan
İnkılap Kitabevi
269

"… 1459'dan 1821'e kadar üç yüz altmış sekiz yılda idam edilmiş kırk dört vezir-i azamın acıklı ve kanlı anılarını, tarihin kalın toz yığınları altından şöyle azıcık silkeleyerek çıkarmaya çalıştık… Şehzadeler, şeyhülislamlar, yeniçeri ağaları, hasodabaşılar, bostancılar ve sarayların kuytularında durmadan birbirlerinin kuyularını kazmış olanların tümü de kitap raflarından uzanmış, el sallıyor gibiydiler.

Kaç yüzyıldan beri uyuyup durdukları mezarlarından, sağ oldukları günlere doğru yapmaya çalıştığımız bu ortak yolculuk artık hiçbirinin yanıt veremeyeceği küçücük bir soruyla yeniden geçmişe karışıyor.

'Değer miydi?'"
Çetin Altan, tarihimizin karanlıkta bırakılmış bir başka yüzünü, Osmanlı'da işlenen siyasi cinayetleri Tarihin Saklanan Yüzü 'nde anlatıyor. Daha önce yayımlanan İdam Edilen 44 Vezir-i Azamın Dramı, Öldürülmüş Şehzadeler ve Devrilmiş Padişahlar adlı kitapları tek bir başlık altında toplayan bu kitap, şimdiye dek su yüzüne çıkarılmak istenmemiş cinayetlerin insanı dehşete düşüren kanlı bir antolojisidir.

Cemil Tokpınar – Sabah Namazına Nasıl Kalkılır?

Sabah Namazına Nasıl Kalkılır? Kitap Kapağı Sabah Namazına Nasıl Kalkılır?
Cemil Tokpınar
Nesil Yayınları
112

Namaz, imandan sonra en büyük hakikat. Kişinin Rabbiyle buluşması, Ona en yakın olduğu anı. Kur'an'da 70 kez emredilen ibadet. Peygamber Efendimizin (a.s.m.) deyimiyle namaz, "dinin direği", "gözümüzün nuru", "müminin miracı". Namaz en vazgeçilmez ibadet. Tüm proramlarımızın anası, direği, varlık sebebi. Namaz, yaratılış gayesi. Kainatın neticesi, meyvesi. Bu yüzden Bedir Savaşında bile namazdan vazgeçilmedi. Bu yüzden Hz. Ömer (r.a.) yarasından kanlar akarken bile namaz kıldı ve Hz. Ali (r.a) ayağındaki okun çıkarılması için namaza durdu. Ve sabah namazı... Çok mühim, çok muhteşem olduğu halde en çok ihmal edilen, en çok kazaya bırakılan namaz. "Sabah Namazına Nasıl Kalkılır?" kitabı, dünyamızda namaza hakettiği yeri vermek için hazırlanmış bir eser. Namazı, hasta ve yaralı iken, yolculukta ve misafirlikte, işte, okulda, askerde nasıl kılacağınızı anlatıyor. Okuduğunuzda, namazın vazgeçilmezliğine bir kat daha inanacak, onu hayatınızın en mühim görevi kabul edecek, sabah namazına kalkıp vaktinde kılmanın sayısız formülünü keşfedecek ve namaz davasının gönüllü sevdalısı olacaksınız.

Eda Bildek – 1453 Fetih

1453 Fetih Kitap Kapağı 1453 Fetih
Eda Bildek
Salon Yayınları
272

Fısılda artık Hünkârım! Susarsan yok olacağım. Konuş ki yangınımla var olayım! Dokun sözcüklerime, hayat bulsun romanım. Çünkü sensin eksikliği satırlarımın... Ben seni yazmak için seçilmiş hattat! Parmaklarıma tutuşturulan kalemin mürekkebinin renginde aşkın kanı...

Yazmayı bıraksam kimse adının içimdeki aşkına dokunamayacak... Yine ne garip Hünkârım, seni yazmasam hattatlığım yarım kalacak... Beni kimse anlamayacak. Dahası adımı kimse bilmeyecek... Bir fetih kitabı yazacaktım, kaftanına kapandım. Rüyan ile sınandım... Ağır sınandım. Gözlerimde fırtınalı deniz... Sağ yanımda surlar, sol yanımda aşk... Üstümde bulut... Refakatimde fethi müjdeleyen Akşemseddin'in sesi... İçimde şehla bakışlarının dokunduğu kuyu... Her şey kuyuya dokundu... Ben susuyorum şimdi, sen konuş Sultanım! Ne olur anlat Hünkârım, aşk ile zafere varsın bakışlar...

Eric Ambler – İzmirli Dimitrios’a Bir Tabut

İzmirli Dimitrios'a Bir Tabut Kitap Kapağı İzmirli Dimitrios'a Bir Tabut
Eric Ambler
Milliyet Yayınları
123

"-Evet, Bay Latimer, Dimitrios! İzmirli Dimitrios! Siz yakındoğudan gelmiştiniz, Dimitrios da ordan gelmişti. Atina'da esaslı bir araştırmaya giriştiniz. Yardım Komitesi'nin arşivlerini incelediniz. Burada, polis kayıtlarını elde etmek için her çareye baş vurdunuz. Niçin? Sakin olun, hemen karşılık vermeyin. Benim size karşı bir düşmanlığım yok. Sadece Dimitrios'la ilgileniyorum, bu yüzden de sizin peşinizdeyim. Söyleyin bana, neden aynı ipte cambazlık ediyoruz ?" (Kitaptan)

Edgar Wallace – İmdat Diye Bağır

İmdat Diye Bağır Kitap Kapağı İmdat Diye Bağır
Edgar Wallace
Milliyet Yayınları
175

"-Sizce ne verirler? dedi Meister.

-Ceza mı? Suçlu olduğuna gerçekten inanmış görünüyorsunuz...

-Başka bir şey düşünebilir miyiz ki? Herhalde elinizde çok kuvvetli bir delil olmasaydı, onu tutuklamazdınız. Zavallı kız için pek kötü oldu. Ve birden karanlıkların arasından

ihanet mektubunun nedeni bir şimşek gibi çaktı: Mary!.."

David Furlong – Piramitler Gerçeği

Piramitler Gerçeği Kitap Kapağı Piramitler Gerçeği
David Furlong
İzdüşüm Yayınları
310

Bir harita mühendisi olan David Furleng, İngiltere Malborough Dawns'da birtakım geometrik yeryüzü şekillerine rastladığını farkederek 20 yıldan uzun sürecek ve bu sırada kendisini gizemli Mısır Piramitleri'ne ve firavunların dünyasına sürükleyecek bilimsel bir araştırmaya başladı. Sonrasında yüzlercesini daha karşısına çıkaracak üç önemli soruyu cevaplamak zorundaydı:
1)Antik insanlar Malborough Downs'daki yeryüzü şekillerini oluşturacak gözlem teknolojisi ve bilgisine sahipler miydi?
2)Malborough Downs'daka yeryüzü şekillerinin Mısır Piramitleri ile nasıl bir bağlantısı vardı?
3)Mısır Piramitleri inanıldığı gibi firavunların mezarları mıydı, yoksa farklı bir amaç için mi kullanılıyordu?
Furlong'un araştırması kısa bir süre sonra Antik Dünya'ya doğru zaman içinde bir maceraya dönüşecekti...

Jack London – Altta Kalanlar

Altta Kalanlar Kitap Kapağı Altta Kalanlar
Jack London
Yalçın Yayınları
199

Jack London, Londra'nın doğu yakasındaki; Whitechapel, Hoxton, Spitalfields, Bentham Green ve Wapping'i kapsayan bir bölgeyi, buradaki insanların arasına karışarak, onlar gibi giyinip, onlar gibi yaşayıp, onlar gibi karnını doyurarak bu yapıtını yaratmıştır.
Bu yaratış, öylesine bir doğallık içermektedir ki, Jack London'ın kendi ifadesiyle; üzerindeki ceketten başka kaybedecek şeyi yoktur. O ceket de eski giysiler satan bir dükkândan alınmıştır.
Buradaki yaşam hem gridir, hem de bulanık. Burada yaşayanlar acz içinde, umarsız, umutsuz, hastalıklıdır. Temizlik için yapılan en ufak bir girişim bile, kahkahalarla karşılanır burada. Buralara yağan yağmur bile doğallıktan uzaktır ve ortalığı temizleme gücünden yoksundur. O da her şey gibi yağlıdır, düştüğü yeri daha çok pisletir. Buradaki duvarların ardında, sıkıntı içindeki insanlar yaşamını sürdürür. Burada ruh inceliğinden söz etmek alay konusu olur, dünya nimetleri yoktur burada.
Londra'da öyle sokaklar vardır ki, burada yaşama gözlerini açan çocukların yüzde ellisi, iki yaşına varmadan ölür. Geriye kalan çocukların yüzde ellisi de beş yaşına ulaşmadan yaşama gözlerini yumar. Denilebilir ki, buralarda korkunç bir katliam hüküm sürmektedir. Londra'nın kenar mahalleleri, ucu bucağı belirsiz bir mezbahadır.
Jack London'ın tanıklığıyla tarihe not olarak düşülen Altta Kalanların hikâyesinin üzerinden yalnızca bir yüzyıl geçti. Batının bugünkü uygar İngilteresi milyonlarca ezilmişin cesedinin yer aldığı temel üzerinde inşa edilmiş.
Jack London, bu belgeyi, o eşsiz üslubuyla hikâyeleştirmiş. Yalçın Yayınları olarak; bu sürükleyici ve bir solukta okunan yapıtın yeni basımını yayınlamaktan onur duyuyoruz.