Dimitri Gutas – İbn Sina’nın Mirası

İbn Sina'nın Mirası Kitap Kapağı İbn Sina'nın Mirası
Dimitri Gutas
Klasik Yayınlar
392

İbn Sînâ'nın Mirası'nın elinizdeki genişletilmiş ikinci baskısında, ilk baskıda yer alan sekiz makaleye, Dimitri Gutas'ın neredeyse hepsini 2004 sonrası kaleme aldığı yedi makalesi daha eklenmiştir. Makalelerin konuları dikkate alınarak yeni bir sıralama yapılmış ve makaleler beş ana başlığa ayrılmıştır: Giriş: Hayatı ve Eserleri, Eserler ve İntikâl Süreçleri, Epistemoloji, Yöntem, İbn Sînâ'nın Mirası ve İbn Sînâ Çalışmaları. İbn Sînâ felsefesinin muhtelif yönlerini (kaynakları, farklı entelektüel geleneklerle ilişkisi vb.) büyük bir vukûfiyetle ele alan bu makaleler içinde Gutas'ın, İbn Sînâmistisizm ilişkisini ele aldığı iki makalesi ile Batı dünyasında İbn Sînâ üzerine yapılan çalışmaları değerlendirerek gelecekteki araştırmalara yön çizdiği son makale, bilhassa ön plana çıkmaktadır.

Georg Lukacs – Aklın Yıkımı 2. Cilt

Aklın Yıkımı 2. Cilt Kitap Kapağı Aklın Yıkımı 2. Cilt
Georg Lukacs
Payel Yayınları
472

Georg Lukacs Aklın Yıkımı’nın tartışmalı bir kitap olduğunu söylemekten çekinmez. Horkheimer’ın Akıl Tutulması’ndan yedi yıl sonra, 1952’de tamamlanan yapıt Alman usdışıcılığının tarihçesini tarihsel materyalizmin inceleme araçlarıyla yeniden değerlendirir. Lukacs ender rastlanan bir bilgi ve farkındalık sergileyerek faşizmin canavarlıklarının yaşlı Schelling, Schopenhauer ve Nietzsche’ye kadar geri uzanan bir dönemde atılan tohumlarını araştırır. Alman olmasına karşın Kierkegaard da yirminci yüzyıl düşüncesi üzerinde olağanüstü etkisi açısından uzun uzadıya tartışılır. Lukacs I. Dünya Savaşı öncesinin felsefe ve toplumbilimini ele alırken özellikle Georg Simmel ve Max Weber gibi Almanya’nın önde gelen düşünürlerinden kişisel tanışıklıkla söz eder. Kitabın ırk kuramının on sekizinci yüzyıldaki köklerinden başlayan gelişimini çizen son bölümünün ardından zamanımız için bir uyarı özelliği taşıyan doyurucu bir sonsöz gelir. Usdışı eğilimlere karşı Alman yatkınlığını açıklayan özel tarihsel koşullar bulunmasına karşın hiçbir ülke bağışıklık konusunda emin olamaz.

Lukacs’ın seçilmiş düşünürlerde ortaya koyduğu karanlıkçılık, kendinden hoşnutluk, umutsuzluk ya da kiniklik eğilimlerine karşın yazar onların yapısal başarılarını yadsımaya çalışmaz. Lukacs, Pietro Nenni’yle birlikte son uluslar arası barış hareketlerinde, insanlığın rehber ışığı olarak, bilinçli aklın (kötüye kullanılmaya her zaman açık olan) kitle duygusunun yerini almasının ilk işaretini görür. Genç Hegel’le birlikte yazarın başyapıtlarından biri olan ve 2 cilt olarak yayımlayacağımız Aklın Yıkımıbaştan sona yazarın gelecekteki uygar yaşama ilişkin ciddi kaygılarını dile getirir.

Georg Lukacs – Aklın Yıkımı 1. Cilt

Aklın Yıkımı 1. Cilt Kitap Kapağı Aklın Yıkımı 1. Cilt
Georg Lukacs
Payel Yayınları
402

Georg Lukacs Aklın Yıkımı'nın tartışmalı bir kitap olduğunu söylemekten çekinmez. Horkheimer'ın Akıl Tutulması'ndan yedi yıl sonra, 1952'de tamamlanan yapıt Alman usdışıcılığının tarihçesini tarihsel materyalizmin inceleme araçlarıyla yeniden değerlendirir. Lukacs ender rastlanan bir bilgi ve farkındalık sergileyerek faşizmin canavarlıklarının yaşlı Schelling, Schopenhauer ve Nietzsche'ye kadar geri uzanan bir dönemde atılan tohumlarını araştırır. Alman olmasına karşın Kierkegaard da yirminci yüzyıl düşüncesi üzerinde olağanüstü etkisi açısından uzun uzadıya tartışılır. Lukacs I. Dünya Savaşı öncesinin felsefe ve toplumbilimini ele alırken özellikle Georg Simmel ve Max Weber gibi Almanya'nın önde gelen düşünürlerinden kişisel tanışıklıkla söz eder. Kitabın ırk kuramının on sekizinci yüzyıldaki köklerinden başlayan gelişimini çizen son bölümünün ardından zamanımız için bir uyarı özelliği taşıyan doyurucu bir sonsöz gelir. Usdışı eğilimlere karşı Alman yatkınlığını açıklayan özel tarihsel koşullar bulunmasına karşın hiçbir ülke bağışıklık konusunda emin olamaz. Lukacs'ın seçilmiş düşünürlerde ortaya koyduğu karanlıkçılık, kendinden hoşnutluk, umutsuzluk ya da kiniklik eğilimlerine karşın yazar onların yapısal başarılarını yadsımaya çalışmaz. Lukacs, Pietro Nenni'yle birlikte son uluslar arası barış hareketlerinde, insanlığın rehber ışığı olarak, bilinçli aklın (kötüye kullanılmaya her zaman açık olan) kitle duygusunun yerini almasının ilk işaretini görür. Genç Hegel'le birlikte yazarın başyapıtlarından biri olan ve 2 cilt olarak yayımlayacağımız Aklın Yıkımıbaştan sona yazarın gelecekteki uygar yaşama ilişkin ciddi kaygılarını dile getirir.

Carsten Bagge Laustsen & Bülent Diken – Filmlerle Sosyoloji

Filmlerle Sosyoloji Kitap Kapağı Filmlerle Sosyoloji
Carsten Bagge Laustsen & Bülent Diken
Metis Yayıncılık
230

"Filmler asla "sadece film" ya da bizleri eğlendirmeyi ve dolayısıyla dikkatimizi dağıtarak bizi toplumsal gerçekliğimizle ilgili asıl sorunlardan ve mücadelelerden uzaklaştırmayı amaçlayan hafif kurgular değildir. Filmler yalan söylerken bile toplumsal yapımızın can evindeki yalanı söylerler. Bu nedenle, elinizdeki kitabı yanlızca filmlerin toplumsal gerçeği nasıl yansıttığı ya da meşrulaştırdığıyla ilgilenenler değil, toplumlarımızın nasıl olup da kendilerini ancak filmler aracılığıyla yeniden ürettiği konusunda fikir sahibi olmak isteyenler de okumalı. Uzun lafın kısası, tam da bu sebepten dolayı Filmlerle Sosyoloji'yi hemen hemen herkes okumalı." -Slavoj Zizek.
Filmlerle Sosyoloji en azından üç farklı şekilde okunabilir: Birincisi, film analizi aracılığıyla toplumsal teori yapmaya yönelik bir çaba olarak; nitekim kitabın her bölümü gerçeklik ile kurmaca, sinema ile toplumsal teori arasındaki ilişkiyi ele alıyor. İkincisi, toplumsal teori dahilindeki belli başlı alanlarla ve kavramlarla; toplumsal cinsiyet, kimlik, öteki, kitle, terör, korku ve güvenlik, kapitalizm ve direniş, kamplar ve yoksulluk, etik ve tanıklık, vb. ile bir hesaplaşma olarak. Üçüncüsü de, filmlerin analiz araçları olarak kullanıldığı bir sosyal teşhis girişimi, sinemayı sosyolojik amaçlar için kullanarak sosyoloji yapmaya yönelik bir çaba olarak okunabilir.

Gerald Messadie – Şeytanın Genel Tarihi

Şeytanın Genel Tarihi Kitap Kapağı Şeytanın Genel Tarihi
Gerald Messadie
Pegasus Yayınları
504

Şeytanın En Büyük Hilesi Bizi Var Olmadığına İnandırmasıdır.

Çağlar boyu farklı kültürlerin kötülüğü nasıl cisimleştirdiklerini aktaran Fransız araştırmacı yazar Gerald Messadié okuru küçük bir dünya turuna davet ediyor: Okyanusya'nın iki anlamlı cinlerinden kötülükten kurtulan Hint'e; şeytanın gerçek doğum yeri İran'dan ilk günahın ortaya çıktığı Mezopotamya'ya; Şeytansız Keltler, Yunanlılar ve Romalılardan Amerika yerlilerine; Afrika'dan Mısır'a; İsrail'in modern şeytanından İslam'ın şeytanına, kötülüğün binbir yüzünü tanıtan bu kitap aynı zamanda bir kültür tarihi olma özelliğini de taşıyor. Baudelaire'in dediği gibi: "Şeytanın en büyük hilesi bizi var olmadığına inandırmasıdır."

Roland Barthes – Göstergebilim İlkeleri

Göstergebilim İlkeleri Kitap Kapağı Göstergebilim İlkeleri
Roland Barthes
Kültür Bakanlığı Yayınları
229

Bu kitap dünyadaki her çeşit anlamlı bütün insanı kuşatan yoğun vekarmaşık anlatılar evrenini daha iyi kavramamızı sağlayacak bir bilim dalınnıngöstergebilimin Roland Barthes tarafından yaşanan özgün ve özgür birserüvenini sergiliyor.

Avrupa göstergebiliminin (semiyoloji semiyotik) kurucularından büyükdüşünce ve yazı ustası Roland Barthes Göstergebilimsel Serüven'de yer alanyazılarında göstergebilimin temel ilke ve kavramlarını ortaya atmaktakalmıyor aynı zamanda anlatı çözümleme yönteminin başlıca aşamalarınıgösteriyor yazın reklam şehircilik tıp gündelik yaşamdaki nesneler gibiçok değişik alanlara ilişkin yaklaşım örnekleri sunuyor.

Georges Bataille – Lanetli Pay

Lanetli Pay Kitap Kapağı Lanetli Pay
Georges Bataille
Sel Yayıncılık
183

20. yüzyılın sıradışı ve putkırıcı düşünürlerinden Georges Bataille Lanetli Pay adlı bu yoğun ve önemli metninde bize üretim ve birikim mantığına dayalı kapitalist zihniyetin tam tersini; sermayeyi ve birikimi yok etmeye, bağışlamaya ve paylaşmaya dayalı bir ekonominin temellerini gösteriyor.

 

Aşırılıklar filozofu Georges Bataille hem bireysel hayatında hem de toplumların hayatında bu aşırı enerjinin yok edilmesine büyük önem vermiş; 1933 yılında yazdığı “Harcama Kavramı” adlı makalesinden sonra ekonomi üzerinde yaptığı yoğun çalışmalarını 1949 yılında yayınlanan Lanetli Pay’la tamamlamıştır. Azteklerin mallarını törensel gösterilerle yok edişi, potlach geleneği, insan kurban etme, Tibet’in manastır sistemini esas almış kapalı toplum yapısı, askeri ve dini Müslüman toplumlar... Bütün bunlardan 20. yüzyılın sanayi yapılarına, Marshall Planı’na ve Sovyet ekonomisine uzanan Lanetli Pay, Bataille’ın doğa, insan, ekonomi ve tarih felsefelerini sistematik bir bütünlük içinde ele aldığı, değiş tokuş, harcama, tüketim, siyasal iktidar kavramlarıyla boğuştuğu en temel yapıtıdır.

 

İçinde yaşadığımız dünyanın her türden gerçek ve simgesel “Lanetli Pay”la tıka basa dolduğu günümüz koşullarında sistemi bütünüyle alaşağı etmeden hayatlarımızın düze çıkamayacağını görüyorsanız, kadim dünyaların seslerini bugüne taşımış bir kahin olan Georges Bataille’ın söyleyeceği çok şey var demektir.

Theodor I. Oizerman – Felsefe Tarihinin Sorunları

Felsefe Tarihinin Sorunları Kitap Kapağı Felsefe Tarihinin Sorunları
Theodor I. Oizerman
Toplumsal Dönüşüm Yayınları
384

Theodor I. Oizerman, SSCB Bilimler Akademisi'nin Muhabir Üyesi ve Marksizm öncesi, Marksist ve çağdaş burjuva felsefesinin tarihine ilişkin bir çok ayrıntılı incelemenin yazarıdır.

Felsefe Tarihinin Sorunları, doğal olarak, Marksist bilimsel felsefi dünya görüşünün ortaya çıkmasına yol açmış olan felsefi bilginin gelişme sürecine ilişkin kuramsal bir araştırmadır. Geçmişteki ve günümüzdeki felsefi öğretilerin karşılaştırmalı çözümlemesine dayanan yazar, özellikle, bilginin felsefi biçimini, felsefi sorunların doğasını, felsefi tartışmanın özünü, felsefi kanıtlamanın temel özelliğini ve felsefenin toplumsal öbür biçimleriyle, gündelik ve tarihsel deneyimle ilişkisini ortaya koymaktadır.

Vadim Mejuyev – Kültür ve Tarih

Kültür ve Tarih Kitap Kapağı Kültür ve Tarih
Vadim Mejuyev
Toplumsal Dönüşüm Yayınları
216

Kültür nedir? Kuramsal açıdan bu kavram neleri içermektedir? İnsanlık tarihinin incelenmesinde ne gibi katkıları vardır? Bu sorular günümüzde yoğun bir ideolojik, polemik konusudur. Marx, Engels ve Lenin'in tezlerinden yola çıkan, felsefe doktoru Vadim Mejuyev, kültürün felsefi anlatımını, toplumsal düşünce tarihinde kültür kavramının doğuşunu, kültür alanındaki tarihsel materyalist yaklaşımın özünü, tarihsel süreç içinde kültür ile doğa, kültür ile birey arasındaki ilişkileri ortaya koymayı amaçlamaktadır. Sosyalizmin kültürel görevi ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.

Bu yapıt; uzmanlara, öğretmenlere ve öğrencilere kısacası kültür sorunlarıyla ilgilenen herkese seslenmektedir.

Herbert Marcuse – Tek Boyutlu İnsan

Tek Boyutlu İnsan: İleri İşleyim Toplumunun İdeolojisi Üzerine İncelemeler Kitap Kapağı Tek Boyutlu İnsan: İleri İşleyim Toplumunun İdeolojisi Üzerine İncelemeler
Herbert Marcuse
İdea Yayınevi
199

"İnsan soyunu silip süpürebilecek bir atomik yıkım gözdağı bu tehlikeyi sürdüren güçlerin kendilerini korumaya da hizmet etmez mi? Böyle bir yıkımı önleme çabaları onun çağdaş işleyim toplumundaki gizil nedenlerinin araştırılmasının üzerine gölge düşürür. Bu nedenler kamu tarafından tanınmamış, açığa serilmemiş, saldırılmamış kalırlar, çünkü dışarıdan gelen Doğudan Batıya, Batıdan Doğuya pek açık gözdağı önünde gerilerler. Eşit ölçüde açık olan şey hazır olma, uçurumun kıyısında yaşama, meydan okumayı karşılama gereksinimidir. Yoketme araçlarının barışçıl üretimine, savurganlığın eksiksizleştirilmesine, savunanları ve savunduklarını sakatlayan bir savunma için eğitilmeye boyun eğiyoruz.

"Ve gene de bu toplum bir bütün olarak usdışıdır. Üretkenliği insan gereksinim ve yetilerinin özgür gelişimini yokedicidir, barışı sürekli savaş gözdağı tarafından sürdürülür, büyümesi varoluş için bireysel, ulusal, ve uluslararası savaşımı barışçıllaştırmanın gerçek olanaklarının baskılanması üzerine bağımlıdır. Toplumumuzun önceki, daha az gelişmiş evrelerini karakterize etmiş olandan çok ayrı olan bu baskı bugün doğal ve teknik bir hamlık konumundan değil ama tersine bir güç konumundan işlemektedir."
-Herbert Marcuse, ("Tek-Boyutlu İnsan"dan)-

Herbert Marcuse (1898-1979)
Yeni-Solun Babası olarak bilinen Herbert Marcuse Frankfurt Okulunun ikonudur. Berlin'de Yahudi bir ailede doğdu; Alman Ordusunda Birinci Dünya Savaşına katıldı; 1922'de Ph.D. tezini Freiburg Üniversitesinde tamamladı; Edmund Husserl ve Heidegger ile birlikte çalıştı; 1933'te Frankfurt Araştırma Kurumu'na katıldı; aynı yıl ABD'ye yerleşti ve 1940 ABD yurttaşı oldu; 1940'ta Us ve Devrim'i yayımladı. Felsefenin ideoloji olduğunu belirten Marcuse Proleteryanın dizge ile bütünleşerek devrimci niteliğini yitirdiğini düşünmesine karşın Marxizme bağlılığını terketmedi. Karşıtlıksız tek-boyutlu İnsanın benzer olarak karşıtlık boyutunu yitiren Toplumunun devrimci dönüşümü, Marcuse'nin çözümlemesine göre, özerk bir politik güç karakterini kazanan teknoloji ve otomasyon tarafından başarılacak, tek-boyutlu İnsan Özgürlüğünü ve Kurtuluşunu ona egemen olan altyapı yoluyla kazanacaktır.

Tek-Boyutlu İnsan'dan: "Otomasyon, bir kez genel özdeksel üretim süreci olur olmaz, bütün toplumu devrimcileştirecektir." "Teknolojik dönüşüm aynı zamanda politik dönüşümdür," "Bu toplumun totaliter özellikleri karşısında, teknolojinin 'yansızlığı' biçimindeki geleneksel düşünce bundan böyle ileri sürülemez." "Toplum özgür bir toplum olabilmek için ilkin tüm üyeleri için özgürlüğün özdeksel ön-gereklerini yaratmalıdır."

"Toplum köleliği hoş ve belki de giderek duyumsanmaz kılan gereksinimleri doyurmakla kurtuluş gereksiniminin hakkından gelir. ... işleyim uygarlığının ileri alanlarında emekçi sınıflar belirleyici bir dönüşüme uğrar."

"Şimdiye dek Usun tarihsel işlevi o denli de yaşamak, iyi yaşamak, ve daha iyi yaşamak itkisini bastırmak ve giderek yoketmek olmuştur ya da bu itkinin amacına ulaşmasını ertelemek ve üzerine aşırı bir bedel koymak."

"Aristotelesci biçimsel mantığın kısırlığı sık sık belirtilmiştir. Felsefi düşünce bu mantığın yanında ve giderek dışında gelişti." "Eytişimsel mantık biçimsel olamaz çünkü 'olgusal/reel' olan tarafından belirlenir"

"Dirimsiz nesneler ... salt varoluşları yoluyla, kendilerine ilişkin hiçbirşey bilmedikleri eşitliklere katılırlar. Öznel olarak, doğa ansal değildir matematiksel terimlerde düşünmez. Ama nesnel olarak, doğa ansal yapıdadır matematiksel terimlerde düşünülebilir."

Erich Fromm – Sahip Olmak Ya Da Olmamak

Sahip Olmak Ya Da Olmamak: İki Varoluş Biçimi Üzerine Bir İnceleme Kitap Kapağı Sahip Olmak Ya Da Olmamak: İki Varoluş Biçimi Üzerine Bir İnceleme
Erich Fromm
Say Yayınları
256

Eğer insan yalnızca "sahip olduğu" şeylerden ibaretse, onları yitirdiğinde, kendini de yitirecek, kim olduğunu bilemeyecektir. Böylece yaşamı yanlış kurmanın sonucunda ortaya yenilmiş, moralsiz, yıkık ve acınacak bir insan çıkar. "Olmak" kavramında ise sahip olunan şeylerin kaybedileceğinden doğan endişe ve korku yoktur. Olduğum gibiysem ve kişiliğim "olmak" tarafından belirleniyorsa kimse benden bunu alamaz ve kişiliğimin yıkılması tehlikesi de doğmaz. Odak noktamı ve davranışlarımı yönlendiren güdüleri, kendi içimde bulurum.

Karl Marx – Yahudi Sorunu

Yahudi Sorunu Kitap Kapağı Yahudi Sorunu
Karl Marx
Sol Yayınları
49

Bruno Bauer'in Die Judenfrage'sine ve "Die Fähigkeit der heutigen Juden und Christien, frei zu werden"ine karşı bir polemik yazısı olan Yahudi Sorunu, Marx'ın Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisne Katkı - Giriş gibi 1843'te yazılıp 1844'te Deutsche-Französische Jahrbücher'de yayınlanan gençlik dönemi ürünlerindendir. Dinden özgürleşmenin, yalnızca yahudilerin değil tüm insanlığın, yalnızca dinden değil tüm ekonomik, politik ve dinsel bağlardan özgürleşmesi genel çerçevesi içersine oturtulduğu bu yazısında Marx, özel yahudi sorununu bir yandan sivil (burjuva) toplum içinde büründüğü maddi koşullanma ilişkisi içinde ele alırken, öte yandan genel yabancılaşma sorunu içine yayarak genel olarak kurtuluşun, insani özgürleşmenin yetkin bir çözümlemesini sunuyor.

"Gerçek, bireysel insan, ne zaman soyut yurttaşı kendinde yeniden-soğurup, bireysel insan olarak, günlük yaşamında, özel işinde ve özel durumunda cinsil varlık olursa, ne zaman insan kendi güçlerini toplumsal güçler olarak tanır ve örgütler ve böylece toplumsal gücü kendisinden politik güç biçiminde ayırmazsa, işte ancak o zaman insani özgürleşme tamamlanmış demektir."

Max Weber – Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu

Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu Kitap Kapağı Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu
Max Weber
Bilgesu Yayıncılık
358

Toplum bilimin en ünlü, bir o kadar da tartışmalı yapıtı olan Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu tam metin olarak ilk kez yayımlanıyor. Bu eksiksiz çeviriye, ayrıca, Weber’in, döneminde kendisini eleştirenlere karşı yaptığı antikritikler de eklenmiştir.

Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, Weber’in, kapitalizmin neden başka bir yerde değil de Batı'da geliştiği gibi temel bir sorunu ele aldığı kitabıdır. Yanıtsa Batı’da servet biriktirmek için başka hiçbir yerde görülmeyen bir tutumun olduğudur. Bu Weber’in “kapitalizmin ruhu” dediği şeydir: Batı’da biriktirilen servet rahat bir yaşam sürmek için değil, işletmelerin daha da büyütülmesi için kullanılır. Weber'in bir diğer temel savı da bu tutumun Hıristiyanlıktan ama özellikle Protestanlıktan devşirildiğidir.

Georg Wilhelm F. Hegel – Tarih Felsefesi

Tarih Felsefesi Kitap Kapağı Tarih Felsefesi
Georg Wilhelm F. Hegel
İdea Yayınevi
392

Hegel'in Tarih Felsefesi onun ansiklopedik dizgesinin bir kıpısı, daha tam olarak, Nesnel Tin dizgesinin doruğu ve Saltık Tin alanına geçiş basamağıdır. Tarih Felsefesi SOYUT HAK, AHLAK ve ETİK kavramlarının gelişimi temelinde insanın ideal, ussal, gerçek etik yaşamının oluş sürecini sunar. Hegel'in Tarih Felsefesi tarihi ereksel olarak çözümler, ilerlemeyi kaçınılmaz görür, ve sürecin ussallığı karşısında "dünya [tarihinin] delice ya da aptalca bir olaylar yığını olduğu yanılsaması yiter." Hiç kuşkusuz tarihsel gelişme, ilerleme, süreç gibi olgulardan söz etmenin kendisi ipso facto ereksellikten söz etmektir. Ve homo ­sapiensin salt doğal olmanın ötesinde tinsel de olan bir gizillik olarak türediğini düşünmek bile dolaysızca gelişmenin, bir gizilliğin edimselleşmesinin kabulünü imler, ki eşit ölçüde ereksellik demektir.

Tarihin ereği özgürlük bilincinin kavranması ve dolayısıyla istencin gerçek biçiminin olgusallaşmasıdır: Evrensel insan hakları, duyunç özgürlüğü ve eksiksiz politik özgürlük zemininde AİLE, TOPLUM ve DEVLET yapılarının ideal biçimlerine erişmeleri. Ereğin "özgürlük bilincinin" kazanılması olduğu düzeye dek, zor ve şiddetin tarihsel ereğin ilerlemesinde hiçbir rolü yoktur, çünkü zor yalnızca boyun eğdirir ve şiddet yalnızca yok eder. Bu usdışı etmenler insanın tinsel gelişiminde olumsuzlanan etik-dışı doğal geriliklerin anlatımları olmaktan öteye geçmezler.

Tarih görgül tarihçiliğin sunduğu hermeneutik masallardan bütünüyle başka birşeydir. Onda kültürlerin sürekliliği, sonsuza dek sürmeleri gibi dilekler birer boşinançtan daha öte değer taşımaz. Tersine, kültürel ortadan kalkışlar dünya tarihinin ilerleme koşullarıdır. Tutucu geleneklerin, bu boş değerlerin olumsuzlanması duyuncun ve istencin kendini ileri sürme yolu, özgürlük bilincinin gelişme kipidir. Dünya-Tini sonlu kültürlerin sonsuzluğuna izin vermez, insanlığın ilkellik, barbarlık, gerilik biçimlerini, tüm "kadim" ıvır zıvırı gelişmenin önündeki gereksizlikler olarak süpürüp atar.

(1) Tarih Doğu Dünyası ile başlar. Doğu yalnızca Birin, yalnızca despotun özgürlüğünü bilir. Bu despotik tinde insanlık tutucu bir kültürel yapıya yakalanır, özgürlük bilincinin yokluğunda birey ve kişi ortaya çıkmaz, duyunç büyümez, istençsiz, değişimsiz, gelişimsiz geleneksel yapılar ancak etik-dışı etik yapılanmalara izin verir. (2) İnsanlığa felsefeyi ve güzel sanatları kazandıran Helenik Tin henüz evrensel özgürlüğü, "tüm insanların özgür doğduğu" gerçeğini bilmez, yalnızca çok-kültürlülüğü besleyen bir mitolojik çoğulculuk zemininde kölelik kültürünü de sürdürür. Platonik "ideal devlet" bile ideal olmaktan uzak, Dünya-­Tininin tarihsel gelişimini geri bir evrede durdurma ve dondurma gibi geçersiz bir tasarı temsil eder. (3) Evrensel özgürlük bilinci ilkin dinde, ilkin tasarımsal olarak doğar, ve insanın tanrısal değerini bildiren Hıristiyanlığın ilkesi olarak gerçek anlamı ve önemi Reformasyonda yeniden yakalanır. Modern dünya özgürlük bilincinin edimsel gelişim süreci, insanlığın özsel doğasını varoluşa çevirme eylemidir. Evrensel insan hakları, duyunç özgürlüğü ve politik özgürlük modern tinin küresel karakterini tanımlayan belirlenimlerdir ve modernleşme süreci AİLE, TOPLUM ve DEVLETin kavramlarına uygun realitelerine götürür. Bu gerçekleşme evrensel kavramın gerçekleşmesi olduğu için kültürel tikelcilikler silinme yoluna girer, AİLE, TOPLUM ve DEVLETin ideal biçimlerine doğru reeleşmeleri ile tarih türdeş bir etik yapının doğuşuna doğru ilerler. Küreselleşme Dünya-Tininin evrensel, türdeş etik şeklini gerçekleştirmesinin çağdaş anlatım yoludur.
-Aziz Yardımlı-