Hüseyin Rahmi Gürpınar – Şıpsevdi

Şıpsevdi Kitap Kapağı Şıpsevdi
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Özgür Yayınları
448

İlk dönem romancılarımızın gözde tiplerinden 'şık' tipi: Meftun Bey... Yarım yamalak Paris öğrenimiyle sindirilmemiş Avrupa kültürünü, kendi bencilliklerine, dolandırıcılığına maske yaparak aile yıkılmasına yol açan bir 'yüzsüz'... 'Şıpsevdi'. Hüseyin Rahmi'nin toplumsal yozlaşmaya vurduğu 'neşter'lerin en sürükleyicilerinden biridir....

Juan David Nasio – Jacques Lacan’ın Kuramı Hakkında Beş Ders

Jacques Lacan'ın Kuramı Hakkında Beş Ders Kitap Kapağı Jacques Lacan'ın Kuramı Hakkında Beş Ders
Juan David Nasio
İmge Kitabevi
237

Bu kitap, Lacan'ın eserlerine açık ve anlaşılır bir giriştir. Sadece uzmanlara değil, aynı zamanda bu büyük Fransız psikanalistin düşünceleriyle ilk kez karşılaşan okurlara da seslenir. J.-D. Nasio, klinik örnekler etrafında, canlı ve söyleşiyi andıran bir üslupla Lacancı kuramın esaslarını ortaya koyar: Bilinçdışı ve zevk. Bu iki kavramı ele alırken, Lacan’ın kuramını en iyi açıkladığını düşündüğü "gösteren", "bilinçdışı özne" ve "nesne a" kavramları üzerinde odaklanır.
İlk ders, bilinçdışının bir dil gibi yapılandığı ilkesinden yola çıkar ve ikinci ilke olarak "cinsel ilişki yoktur"u ele alır. İkinci ders bilinçdışının ortaya çıkışını, etkinleşen bir yapı oluşunu, bilinçdışı özneyi konu edinir. Üçüncü ders, nesne a ve "öteki" problemi ile ilgili konuları irdeler. Dördüncü ders düşlem üzerinedir: Psikanalizin özgün niteliğini, düşlemin kliniğini, bedenin bir zevk odağı olarak ortaya çıkışını ele alır. Beşinci ders ise "beden" üzerinedir. Bu beş dersi, Jacques Lacan'ın seminerinde J.D. Nasio tarafından verilen "bilinçdışı özne" konulu konferans takip eder. Böylece yazar, hastalarıyla olan deneyimlerinden yola çıkarak kendi Lacan yorumunu ortaya koyar; aynı zamanda da Lacan’ın kuramıyla tanışmaya istekli psikologlara, dilbilimcilere, eğitimcilere ve sosyal bilimlerin diğer alanlarıyla uğraşan okura, kendi Lacan okumasını yapması için yol gösterir.

Üstün Dökmen – İletişim Çatışmaları Ve Empati

İletişim Çatışmaları Ve Empati Kitap Kapağı İletişim Çatışmaları Ve Empati
Üstün Dökmen
Remzi Kitabevi
392

Prof. Dökmen'in çok satan kitabı yeniden kitapçılarda...

Bu kitapta öncelikle kişilerarası iletişimle ilgili bazı bilgiler veriliyor. Bu bilgiler, hem çocukların eğitiminde yararlı olabilir, hem de ailede, işyerinde ve benzeri ortamlarda görülen çatışmaların çözümüne ışık tutabilir.

Ayrıca, geleneksel kültürümüze ve bugünkü yaşam biçimimize yeni bir bakış açısıyla bakılarak bir iddia ortaya atılıyor. Bu iddiayı test etmek amacıyla çeşitli kültür ürünlerimiz, özellikle edebiyatımıza ve sanat tarihimize ilişkin ürünler psikolojik açıdan inceleniyor. Öte yandan Prof. Dökmen iletişim çatışmaları ve empati ile ilgili yeni kuramsal modeller ve sınıflamalar geliştiriyor.

Tüm bu yönleriyle kitap, hem psikolojiye ilgi duyanlara hem de edebiyata ve sanat tarihine farklı bir bakış açısıyla yaklaşmak isteyenlere ilginç bilgiler sunuyor.

Richard Kearney – Çağdaş Filozoflarla Söyleşiler

Çağdaş Filozoflarla Söyleşiler: Kıta Felsefesi Tartışmaları Kitap Kapağı Çağdaş Filozoflarla Söyleşiler: Kıta Felsefesi Tartışmaları
Richard Kearney
Paradigma Yayınları
413

Elinizdeki metin Richard Kearney’nin yirmi yılı aşkın bir süre Kıta Avrupasının önde gelen filozoflarıyla, edebiyat teorisyenleriyle, antropolog ve din düşünürleriyle yaptığı mülakatlardan bazılarını içeriyor. Çağdaş Filozoflarla Söyleşiler/Kıta Felsefesi Tartışmaları’nda yer alan metinler daha ziyade filozoflarla söyleşilerden oluşuyor.

Filozoflar kendi çağlarının güncel politik ve kültürel sorunları hakkında ne düşünüyorlar? Filozoflar kendi “soyut” teorilerinin çağlarının sosyal problemleriyle ilişkisini nasıl kuruyorlar? Yirminci yüzyılın en büyük ve gözde felsefi akımı fenomenolojinin çağımızın sosyal, kültürel ve politik sorunlarına cevabı ne olabilir? Çağdaş felsefe günümüzün sosyal, kültürel ve politik sorunları karşısında ne söyleyebilir?

Okur bu kitapta bu ve benzeri soruların cevabını bulacak; okur filozof Richard Kearney ile birlikte Hans-Georg Gadamer, Emmanuel Levinas, Paul Ricoeur, Jacques Derrida, Julia Kristeva, Umberto Eco, Stanislas Breton, Georges Dumezil, Jean François Lyotard, Herbert Marcuse, Jean-Luc Marion ve George Steiner’le sürükleyeci bir söyleşiye girecek.

“Roman ve deneme” tadında bir felsefe metni; kolay anlaşılabilir ve güzel bir çeviri; dikte etmiyor, vaaz vermiyor, ders vermiyor, okurla söyleşiyor. En derin ve karmaşık felsefi sorunları, fikirleri ve teorileri söyleşi ekonomisi ve anlaşılırlığıyla birlikte sunuyor. Akıcı, sürükleyici ve “kolay” okunabilir bir kitap. Yalnızca meslekten felsefeciler ve felsefe öğrencileri için değil, sosyal bilimlerin diğer alanlarından kişiler ve “genel” okurlar için de vazgeçilmez bir metin.

Serkan İnci & Umut Kullar – İnci Sözlük: İnsanlığa Lanet

İnci Sözlük: İnsanlığa Lanet Kitap Kapağı İnci Sözlük: İnsanlığa Lanet
Serkan İnci & Umut Kullar
Altıkırkbeş Basın Yayın
176

Özet geçiyorum: Ters bir çocuktum. Niye bilmiyorum, kapıyı kapat dediğinde bir büyüğüm, gider o kapıyı açardım. İnadına… Çocukluğumun sebepsiz, gençliğimin sebepli inatçı duruşunu gördüğüm İnci'nin artık bir kitabı var ve bu kitabının arka kapağında olmak büyük keyif… Kime kapak olur bilmem ama, kendi bakış açılarını, yaklaşımlarını, klişelerini dayatmaya çalışanlara inatla direnen panpalara selam olsun… Ohhhş…
Zeki Kayahan Coşkun

İnci Sözlük, on binlerce yazarı ve yüz binlerce okuruyla kısa sürede bir sosyal medya fenomenine dönüştü. Ama sadece orada kalmadı. Yaptığı ziyaretlerle insanı aptallaştıran televizyon programlarının ve gazetelerin camını çerçevesini indirdi. Hem de taş sopa kullanmadan yaptı bunu. İnsanı sosyalleştireceği halde asosyalleştiren Facebook'un ve hayatımız hakkında yalanlar uydurmaya yarayan Twitter'ın fiyakasını bozdu. Google'da en çok aranan sözcüğün porno olduğu bir ülkede, "am var dediler geldik," itirafını ve itirazını yapmak ve ilgili capsleri vermek de ona düştü. Bozbaykuşlarla taraftarı olmayanların taraftarı, Ahmet Abi'yle seçme ve seçilme hakkı kâğıt üstünde kalanların seçmeni oldu. İnsanların her anlamda mallaştırıldığı bir tarih diliminde ve toplumda, agresif bir üslupla, neşeli ve yaratıcı bir savunma kültürü geliştirdi. "Hadi amcaya pipini göster, hadi amcaya küfür et," diye büyütülen çocuklar, o amcalarla taşak geçmeyi sözlükte sürdürüyorlar. Özetle İnci Sözlük, 12 Eylül'den bu yana olan biten her şeye karşı olan, ama bunu nasıl dile getireceğini bilemeyen bir neslin isyanı ve umududur. Bizzat İnci Sözlük yazarları tarafından kaleme alınan ve bütün panpaların felsefesine ışık tutan bu kitap, sözlüğün yıldızlarına bir yıldız daha katıyor.
Özet: Bu kitabı okuyan liseli değildir.
Emrah Serbes

Sri Nisargadatta Maharaj – Ben O’yum

Ben O'yum Kitap Kapağı Ben O'yum
Sri Nisargadatta Maharaj
Akaşa Yayın
616

Çağımızın, belki de insanlık tarihinin en büyük bilgelerinden biri olan Sri Nisargadatta Maharaj'ın olağanüstü öğretisini içeren bu büyük eseri sizlere sunmaktan onur duyuyoruz. İnsanlık bugün, her zaman olduğundan daha fazla aydınlanmaya, kendini, aslında ne olduğunu bilmeye, özünü idrak etmeye ve iç huzuruna kavuşmaya şiddetle ihtiyaç duymaktadır. Sri Nisargadatta, bir güzellik, sevgi ve sadelik örneği olan öğretisiyle okuru gerçekdışı rüyasından, içinde bulunduğu zavallı, korku ve ıstırap dolu hayal dünyasından uyanmaya, gerçek, sınırsız ve edebi varlığını, özünü idrak etmeye çağırıyor. BEN O'YUM, varoluşun gerçeğiyle ilgili tüm düşünce ve inançlarımızı derinden sarsarak, bizi bütünlük, birlik ve mükemmellik içeren sınırsız bir anlayışla karşı karşıya getiriyor. Sri Nisargadatta Maharaj, bağımlı olduğumuz, tutunduğumuz, kendi kendimizi aldattığımız her şeyi elimizden alıp, karşılığında ilahî gerçeği, insanın, hayatın, varoluşun sırrını veriyor ve asıl özgürlüğe, zamandan, uzaydan ve her türlü tariften öte olan o En Yüce Hal'e giden en kısa yolu gösteriyor.

Johan Huizinga – Homo Ludens

Homo Ludens: Oyunun Toplumsal İşlevi Üzerine Bir Deneme Kitap Kapağı Homo Ludens: Oyunun Toplumsal İşlevi Üzerine Bir Deneme
Johan Huizinga
Ayrıntı Yayınları
288

Biz insanların Homo Sapiens nitelemesini hak edecek kadar akıllı olmadığımız anlaşıldı... Birçok hayvanın alet yapabildiği, dolayısıyla insana Homo Faber demenin de anlamsız olduğu görüldü... Peki, biz kimiz? İnsana özgü üçüncü bir özellik olarak Homo Ludens’i, yani oyun oynayan insanı bu nitelemeler arasına katamaz mıyız?
Johan Huizinga, Homo Ludens adlı bu temel eserinde yeryüzünde insana ait her şeyin başlangıcının oyun olduğunu gösteriyor. Önce oyun vardı!

Oyun kurgusal olduğu bilinen ve gündelik hayatın dışında yer alan, bununla birlikte oyuncuyu da tamamen içine çeken, gönüllü, özgür bir eylemdir. Sınırları özellikle belirlenmiş zaman ve mekân içinde gerçekleşen, her türlü maddi çıkardan ve yarardan uzak olan bu eylem, verili kurallara göre, belli bir düzen içinde yerine getirilir. Oyuncu ve kimi zaman da seyirci kendinden geçer, coşar... Bu şekilde tanımlanan oyun, tarih boyunca, hayatın her alanında kültürün temel öğesi olarak varlığını sürdürmüştür.
Huizinga, kolektif hayatın bütün önemli biçimlerinin –ibadet, şiir, müzik, dans, bilgelik, bilim, hukuk, mücadele ve savaş– ortaya çıkışında oyunun son derece etkin bir rol oynadığını, Doğu ve Batı dünyasına ilişkin zengin tarihsel bilgi ve belgelere dayanarak gösteriyor. Fakat modern çağlarla birlikte oyun, hayatı zenginleştiren bir unsur olmaktan çıkıp bugünkü dar anlamına kapanınca, katlanılması daha güç, renksiz ve tekdüze hayatlar yaşamaya başladığımızı da Huizinga’dan öğreniyoruz: Ekonomik güç ve çıkarların dünyanın gidişatını belirleyeceğine utanç verici biçimde inanıyoruz; ibadet eder gibi çalışıyor ve üretiyoruz; yavan ve kuru yarar duygusu, burjuva rahatlığı ideali zihniyetlerimizi etkiliyor. Oyuna toplumlarımızda artık yer yok; hayatın bütünlüğünden dışlanıp, sanayiye malzeme olsun diye bir köşeye atıldı...
Yeniden oyun oynayan insan olmayı isteyenler için...

“Pek çok insanın yaşamında dönüm noktası olan kitapların bulunduğunu, kendi özyaşam çizgimde de iki kitabın önemli yeri olduğunu belirtmek isterim. Bunlardan birincisi, bu kitabın esinlendiği Hollandalı tarihçi J. Huizinga’nın Homo Ludens’idir. (…) 1950’lerde bu kitabı okuduktan sonra bütün bir yaşam boyu ne yapacağımın da kararını vermiştim.”

-Metin And, Oyun ve Büyü-

Jean Greisch – Wittgensteinda Din Felsefesi

Wittgensteinda Din Felsefesi Kitap Kapağı Wittgensteinda Din Felsefesi
Jean Greisch
Asa Kitabevi
96

Bu kitapta ele alınan konular, Wittgenstein'ın eserlerinin kronolojik bir düzen içinde ve oldukça sistematik biçimde okunmasıyla temellendirilmiştir. Pek çok eserde dağınık olarak ve kısa aforizmalarda, hatta parantez kabilinden söylenmiş cümlelerde dile getirilen fikirler, organik bir bütünlüğe kavuşturulmuş, iç tutarlılık açısından problemsiz bir yapıya büründürülmüştür. Bu çalışmanın, bu konuda bilgi edinmek veya araştırma yapmak isteyenlere mütevazi bir katkı olacağını düşünüyorum. Bundan başka, analitik bir din felsefesinin imkanı, sınırları ve sonuçları hakkında; bu sonuçların sağlayacağı avantajlar ve ortaya çıkaracağı sorunlar hakkında, ilgilenenlerde birtakım çağrışımlar yaptıracağını umuyorum.

J. D. Bernal – Marksizm ve Bilim

Marksizm ve Bilim Kitap Kapağı Marksizm ve Bilim
J. D. Bernal
Evrensel Basım Yayın
145

Kapitalizm, bilimle toplumsal yaşantımız arasındaki bağı kendi dünya görüşü etrafında şekillendirir. Öyle ki, günümüzde bilim ancak burjuvazinin kâr dürtüsünün sınırları içerisinde gelişme imkânı bulur. Bilimsel buluşlar patentlenerek ticari bir metaya dönüştürülür. Bilim ve teknikteki gelişmeler, silah sanayisinin ayrılmaz bir parçası olarak halka yabancılaşmanın en uç örneklerine ulaşır. Karl Marx ve Friedrich Engels'in uzun yıllar süren dostlukları ve ortak çalışmaları hem maddi yaşamı hem de toplumsal yaşamı kavramak ve değiştirmek için yeni bir bilimin doğuşunu ifade eder:

Diyalektik materyalizm. İnsanlığın ve bilimin özgürlüğe kavuşması artık sınıflar mücadelesine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu mücadelenin bir sonucu olarak 1917'de Rusya'da kurulan Sovyet iktidarı, bilim ve toplumsal yaşantının iç içe geçtiği halk için bilimin ilk örneklerini verir.

J. D. Bernal'ın, Marksizm ve bilim üzerine yazılarından oluşan bu derlemede, Marx, Engels, Lenin ve Stalin'in Marksist bilimsel yönetimi kullanma ve bilime yaptıkları katkılar özlü bir biçimde anlatılmaktadır. Bu yapıt, günümüz biliminin sınırlarını anlamamıza yardımcı olacaktır. Ve diyalektik materyalizmin, bu sınırları nasıl parçaladığına tanık olacaksınız.

Mikhail Bakhtin – Karnavaldan Romana

Karnavaldan Romana Kitap Kapağı Karnavaldan Romana
Mikhail Bakhtin
Ayrıntı Yayınları
368

Mikhail Bakhtin 1920'lerde başlayıp 1975'te ölümüne dek Sovyetler Birliği'nde sürdürdüğü çalışmalarla Avrupa ve ABD'nin 1980 sonrası entelektüel ortamına damgasını vurmuş bir insan bilimleri ve dil felsefecisi, kültür ve edebiyat kuramcısıdır. Bu konulardaki tartışmalara 60'larda egemen olan yapısalcı ve 70'lerde yaygınlık kazanan yapısalcılık sonrası yaklaşımların sınırlarının belirlenip aşılması yolundaki çabaların en güçlü, en verimli esin kaynağı olmuştur. Yapıtlarını, kendisinden habersiz, hatta kendisinden sonra geliştirilmiş birçok kurama verilmiş yanıtlar olarak okumak mümkündür. Biçimciliğe ve yapısalcılığa yanıtında tarihselliği ve sözün toplumsal yaşamını; yapısalcılık sonrası antihümanist kuşkuculuğa yanıtında da bağlamsallığı ve toplumsal bir ütopyayı kavramlaştırmanın dilini oluşturmuştur. Marksist eleştiriye, kaba indirgemeciliğe direnen, dilin ve edebiyatın toplumsal yaşamı kurma işlevini vurgulayan bir boyut katmıştır. Günümüzde feminist, postkolonyalist, Marksist eleştiri söylemlerinde, kültür çalışmaları alanında, Bakhtin'in diyalog ve karnaval kavramlarına değinmeden ilerleyen bir tartışma bulmak zordur.

Bu derleme için seçilen yazılarda incelenen alan edebiyat, tanımlananlar ise tür, karnaval ve romandır. Edebiyatta özgün yaratıyla onu mümkün kılan verili anlam dünyası, tek bir söz edimiyle bütün bir dil, şimdiyle geçmiş, tür kavramı içinde birbirinr dokunur. Karnaval, edebiyatla edebiyat dışının maksimum temas noktasıdır. Romandaysa tür ve karnaval bir kural tanımazlıkla roman içinde birbirleriyle haşır neşir olur, çatışır. Bu iç içe geçiş kurallarını sarsar, geleneksel anlamıyla tür kavramının alaşağı edilmesine neden olur. Karnavalın sunduğu hazzın kaynağında, sözün somut gerçeklikle bağlarını yeniden keşfedişi yatmaktadır.

Ayrıntı Yayınları olarak "sözün yaşama dokunduğu anın yazarı" Bakhtin'i, edebiyat teorisinin bu dev kalemini ilk kez Türkçeye kazandırmaktan gurur duyuyor; Marksizm ve Dil Felsefesi, Edebiyatın Yaratılışı, Edebiyat Kuramı ve Edebiyat Olarak Hayat'la beraber okunmasını öneriyoruz...

Bakhtin'in kuramı, yapısalcılık sonrası dönemde hayat olup olmadığını merak etmeye başlayan edebiyat eleştirmenlerine yeni bir umut verdi.
- David Lodge-

Mikhail Bakhtin, insan bilimleri alanındaki en önemli Sovyet düşünürü ve yirminci yüzyılın en büyük edebiyat kuramcısıdır.

Jon Nuttall – Ahlak Üzerine Tartışmalar

Ahlak Üzerine Tartışmalar: Etiğe Giriş Kitap Kapağı Ahlak Üzerine Tartışmalar: Etiğe Giriş
Jon Nuttall
Ayrıntı Yayınları
234

Ahlaki yargılarımız, tıpkı arzularımız ve isteklerimiz gibi yaptıklarımızın (ya da yapmadıklarımızın) güdüleyicisi olabilir. Ahlaki yargılar aynı zamanda kendimizin, toplumumuzun, dünyamızın başına gelebilecek şeyler konusundaki tavrımızı da şekillendirir. Bunu bazen "iyi-kötü", "doğru-terorist" gibi doğrudan değer ifade eden yargılarla bazen de "sapık, deli, terörist" gibi değer-yüklü sozcüklerle pek düşünmeden yaparız. Madem Modern çağda bunlar ne denli güvenilirdir ve başka yargılarımızla ne ölçüde tutarlıdır? Ahlak Üzerine Tartışmalar bu soru(n)ları gündelik olaylardan yola çıkarak irdeleyen bir kitap.

J. R. Oppenheimer – Bilim ve Sağduyu

Bilim ve Sağduyu Kitap Kapağı Bilim ve Sağduyu
J. R. Oppenheimer
Bilgi Yayınevi
108

ilim insanın yaşama koşullarını değiştirmiştir. Maddî koşulları değiştirmiş ve böylece çalışmamızı ve dinlenmemizi değiştirmiştir, fe r tlerin, insan topluluklarının gücünü ve bu gücün sınırlarını; bilgimizin özünü olduğu kadar ö ğ renmenin yollarını ve araçlarını, doğru ve yanlış diye yargılara vardığım ız koşulları ve biçimleri; değiştirmiştir. Yaşadığım ız, sevdiğimiz, öğrendiğimiz ve içinde hareket ettiğim iz toplumların çehresini değiştirmiştir.

Bilim bize, yaşantımız süresince güçlü ve etkileyici bir evrenin var olduğu duygusunu verm iştir. K ısaca, bilimsel fik irle r insanların kendileri ve evren hakkında sahip oldukları düşünüşleri yenilemiştir.

Bu değişimleri anlatmak kolay değildir.

Yanlışlık yapma fırsatları da gittikçe artmaktadır. Bilimin ve tekniğin yarattığı büyük maddî gelişmelerin sağladığı imkânlar (örneğin makinal arda ya da enerjide, hayatın korunmasında, toplulukların şehirleşmesinde, yeni savaş araçlarında, yeni haberleşme ve haber alma araçlarında) iktisadi siyasetin analizi, tarihin tanınması ve yorumlanması için gerekli malzemenin yalnızca bir kısmını teşkil etmektedir.

Bunlar, insancıl sorunların birbirine karışmış yumağının parçalarıdır ve değerlendirmelerinin de, geçmişe kıyasla, daha kesin ve tam yapılmaları imkânı yoktur.

Bilimsel buluşların, bilim alanına yabancı şeylerin anlaşılması üzerindeki doğrudan doğruya etkilerine gelince ; bunlar da fik irler tarih çisinin önüne yukarıdakine benzer bir mesele koymaktadır.

Michel Foucault – Bir Aile Cinayeti

Bir Aile Cinayeti: XIX. Yüzyılda Bir Aile Cinayeti Kitap Kapağı Bir Aile Cinayeti: XIX. Yüzyılda Bir Aile Cinayeti
Michel Foucault
Ayrıntı Yayınları
336

Annemi, kız kardeşimi, erkek kardeşimi katleden ben, Pierre Riviére
XIX. yüzyılda Normandiya'nın Calvados eyaletine bağlı küçük bir köyde yaşayan 20 yaşındaki Pierre Riviere, çocukluğundan beri garip davranışlarıyla tanınmaktadır. İnsanlardan, bilhassa kadınlardan kaçmakta, karamsar ve dengesiz kişilik özellikleri sergilemektedir. Oldum olası kafasını meşgul eden yücelik fikirleri, ailesinden yaşanan sorunlarla birleşince onu adım adım korkunç sona yaklaştırır. Babasını mutsuzluklarından kurtarmak gibi, ulvi olduğunu düşündüğü bir misyon üstlenerek, annesini ve iki kardeşini öldürür.

Hapishanede kaleme aldığı hatıratı, hem kendi öznel durumunu hem de o dönem Fransa'nın genel profilini yansıtması açısından çok ilginçtir. O dönemde Fransa, Cumhuriyetçiler ve kralcıların iktidar mücadelesiyle çalkalanmata, gizli dernekler mantar gibi bitmektedir. Kral Louis-Philippe'e suikast düzenleyen Fieschi'nin davası ile Riviere'in davası aşağı yukarı aynı zamana denk düşer. Kral tüm tebaanın babası olarak düşünüldüğünden, ebeveyn katliyle kral katli arasındaki geçişlilik, iki dava sürecinin birbirinden etkilenmesine yol açmıştır. Akıl hastası mı, yoksa bir canavar mı olduğu konusunda bir türlü ortak karara varamayan tıp uzmanları ve adalet mekanizması büyük bir bocalama içindedir. Tıp bilimi hem kendi arasında bölünmüş hem de adalet mekanizmasıyla uyuşmazlık yaşanmaktadır. Kısacası, ortada bir yetki sorunu vardır. Kim neye, ne kadar karar verebilecektir? Riviere ve hatıratı, Riviere vakası, yargıçlar ve doktorlar için tam bir bilmece olup çıkmıştır.

Michel Foucault ve arkadaşları, psikiyatri ve suça yönelik adalet arasındaki ilişkilerin tarihi üzerine bir çalışma yapma amacıyla yola çıktıklarında Riviere olayıyla karşılaşır, hatırat ve dava dosyası karşısında derinden etkilenirler. Foucault'nun zayıfların ve kaybedenlerin, akıl hastalarının ve sapkınların hayatlarını anlamaya doğru çıktığı düşünsel yolculuğunun en önemli uğraklarından biri olur Bir Aile Cinayeti.

Bir aile cinayetini konu alması bile tek başına eseri ilginç ve okunmaya değer kılmaktadır. Ama bu tek boyutu içinde değerlendirmek, eseri azımsamak olacaktır. Eğitimsiz, dini ve milli fikirlerle büyülenmiş, akıl sağlığı tartışmalı bir köylünün karşısında, tıp bilimiyle, psikiyatrisiyle, adalet mekanizmasıyla tüm bir toplum yer almaktadır. Sömürgeci, yayılmacı siyaset nezdinde "vatan uğruna" cinayetlerin normal, meşru sayıldığı toplumda, ailesinin fertlerini katleden bir köylü nereye oturtulmalıdır?

İşte Foucault ve arkadaşları buradan yola çıkarak, suç ve ceza, akış sağlığı ve delilik kavramlarını sorgulamakta, ikiyüzlü toplumun "normallik" normlarını tartışmaya açmaktadırlar. Güç, hakimiyet ve çatışkı ilişkileri üzerine bir kez daha düşünmemizi sağlayan bu sarsıcı metin, şiddetin her türüne sık sık tanık olan "bebekleri katil yapan" yaşadığımız toprakları da anlamamıza yönelik çok önemli bir katkı.

Halil İbrahim Bahar – Sosyoloji

Sosyoloji Kitap Kapağı Sosyoloji
Halil İbrahim Bahar
Hayat Yayıncılık
448

İnsan düşünen, anlamlı eylemler gerçekleştiren ve çevresiyle sosyal etkileşim içinde olan bir varlıktır. Birey, toplumsallaşma sürecinde içinde bulunduğu toplumun kültürünü ve diğer insanların kendisi hakkındaki beklentilerini öğrenir. Toplumun değer yargıları, doğru-yanlış ve iyi-güzel gibi kavramlar da toplumsallaşma sürecinde öğrenilir. Birey, toplumsallaşma sürecinde kurumsallaşmış normlara uyum sağlamayı öğrenir. Birey hem toplumsal yapıdan etkilenir, hem de toplumsal yapıyı etkiler. Böylece toplumsal düzen sağlanmış olur.

İnsanlar toplumda neden uyum içindedirler?
Bazı insanlar neden suç işler?
Toplumda sınırsız özgürlük var mıdır?
Özgürlüklerin sınırı nasıl belirlenir?
Sosyal çatışmaların nedenleri nelerdir?
Öğrencilerin akademik başarıları sadece onların zekâ ve çalışkanlıklarıyla açıklanabilir mi?
Sosyal dünyamıza nasıl bir gözlükle bakıyoruz?
Farklı perspektifler ışığında sosyal dünyamızı anlamlandırabiliyor muyuz?
Çevremizdeki sosyal sorunların ne derece farkındayız?
Sosyal olayları anlıyor ve geleceğimizi tahmin edebiliyor muyuz?

İşte sosyolojik bakış açısı, yaşamımıza etki eden toplumsal faktörlerin farkına varılmasını sağlar. Sorgulanmayan günlük eylemlerimiz, sosyolojik bakış açısı ile daha farklı anlamlar kazanır. Toplumsal yaşama etki eden faktörler hakkındaki duyarlılığımız, kendimizi ve diğer insanları daha iyi anlamayı kolaylaştırır. Sosyologlar yaklaşık son yüz elli yıldır, toplumu daha iyi anlama ve toplumsal sorunların çözümü yolunda arayışlarını sürdürmektedir. Yaşanılan her an, yeni toplumsal değişim ve gelişmeleri de beraberinde getirmektedir. Bu durum, sosyologların toplumu anlama, toplumsal sorunları tanımlama ve sorunların çözümüne yönelik kapsamlı çalışmalarının devamını zorunlu hale getirmektedir.

Julien Offray De La Mettrie – İnsan Bir Makina

İnsan Bir Makina Kitap Kapağı İnsan Bir Makina
Julien Offray De La Mettrie
Havss Yayınları
124

La Mettrie’nin bu önemli felsefi eseri Fransıca’sından çevrilmiş ve İngilizcesi’yle karşılaştırılmıştır. İnsan, Bir Makina, 18. yüzyıl mekanik materyalizmi’nin bilinen en iyi ve en açık örneğidir.
La Mettrie’nin Leyden’de, 1748 yılında basılan kitabı İnsan, Bir Makina; kilise ve din otoriteleri tarafından şiddetle reddedilmiş, eserleri yakılmış ve La Mettrie 1745’de Fransa’dan göçettiği Hollanda’dan sürülmüştür.