John Verdon – Şeytanı Uyandırma

Şeytanı Uyandırma Kitap Kapağı Şeytanı Uyandırma
John Verdon
Koridor Yayıncılık
538

Asla o karanlık odaya girme.
Sabaha çıkmak istiyorsan şeytanı uyandırma.

Hiçbir cinayet kusursuz değildir. Özellikle Dahi Dedektif Dave Gurney bir olaya müdahil olup hiç kimsenin göremediği detayları ortaya çıkardığında, çıkışı olmadığı düşünülen labirentin çıkışını ustalıkla bulduğunda...

Gurney, bir seri katil üzerine belgesel hazırlayan genç bir kıza danışmanlık yapmayı kabul eder. On yıl önce yaşanan bu olaylarda kurbanların hepsi keskin bir nişancı tarafından zifiri karanlıkta, pahalı Mercedes arabalarını kullanırken, aynı açıdan ve noktadan kusursuz biçimde vurulmuş ve bedenlerinin yanına birer oyuncak hayvan bırakılmıştır. Asla aydınlatılamayan bu cinayetlerin üstüne bir perde çekilmiştir ve kimse bu perdeyi kaldırabilecek kadar cesaretli değildir. Tek bir kişi dışında.

Gurney'in, kimseye izini belli etmeyecek kadar dahiyane bir plan yapmış olan bu caniyle oynayabileceği tek bir oyun vardır. Ölüm oyunu: Kendini hedef göster, o sana gelsin.

"Zeki bir adamı karmaşık bulmacalar çözerken izlemek müthiş bir keyif. Gurney işte bu yönüyle farkını ortaya koyuyor."
New York Times

"Her sayfada artan gerilimle, bir psikopatın iç dünyasının derinliklerine ineceksiniz."
Publishers Weekly

"Şaşırtıcı bir son ve tam bir şaheser. Tırnaklarınızı kemirtecek kadar heyecan verici."
New York Journal of Books

Mickey Spillane – Merdivenden Kan Akıyor

Merdivenden Kan Akıyor Kitap Kapağı Merdivenden Kan Akıyor
Mickey Spillane
Hasal Yayınları
148

Son derece güzel bir Mayk Hammer romanı. Çeviren Kemal Tahir olduğundan isimleri okunduğu şekliyle yazmış. Mayk bir gün uyandığında bir otel odasında askerlik arkadaşı Viler'ın kendi silahı ile öldüğünü görür. Dedektif ruhsatı elinden alınır ve yardımcısı Velda'yı büronun başına geçirir. İş intihar gibi görünse de cinayettir ve iş bir model ajansına bağlanmaktadır. Fotoğrafçı Anton, güzel işletmeci Jünon, kendisinden hoşlanan Vels ile tanışır ve New York'un batakhanelerinden birinde eskiden kurşunlayıp içeri attırdığı Dinki ile karşılaşır. Meşhur mafya Riney de ilin içindedir. Ancak ölüm kol gezmeye başlar. Vels de dahil olmak üzere pek çok insan öldürülür ve Velda da Dinki ile bilgi edinmek için samimiyet kurduğundan tehlikededir. İş aslında bir şantaj işidir. Gizlice fotoğraf çekimi yapılmaktadır. Ancak gerçek katil, yani insanların boyunlarını kıran katil hiç beklenmedik bir isimdir. Mayk defalarca ölümden dönecek ama bu işi de bitirecektir. Soluksuz okunan bir roman.

Ian Fleming – Ahtapot

Ahtapot Kitap Kapağı Ahtapot
Ian Fleming
Tay Yayınları
142

Kraliyet Deniz Kuvvetleri emeklilerinden Binbaşı Dexter artık bir zamanların o cesur veve zeki deniz subayı değildi. Gençken çok yakışıklıydı, mesleğinin son devresinde kadınlarla büyük, fırtınalı aşklar yaşamıştı.

Şimdi 54 yaşındaydı. Saçları hafif dökülmüş, üstüste iki kalp krizi geçirmişti. Fakat özenle seçilmiş elbiselerini giydiği zaman bütün kusurları yok oluyor, varisle kabarmış damarları gözükmüyor, pantolon kemerinin iç tarafındaki bir kuşak belinin yağlarını yok ediyordu. O haliyle onu çok şık ve zarif bir erkek gibi görüyorlardı. Doktoru günde elli gram viski ile on sigaradan fazlasını yasaklamış olduğu halde, fosur fosur sigara içen ve her gece yatağa sarhoş girmekte direten Dexter Smythe'nin nasıl olup da formunu koruduğu arkadaşları için gerçekten bir sırdı.

Gerçekte meselenin özü şuydu: Dexter Smythe, artık ölümü arzuladığı bir sınıra gelmişti. Bu ruhsal durumun pek çok nedeni vardı ve hiçbiri de fazla karışık değildi.

Ian Fleming – Zümrüt Küre

Zümrüt Küre Kitap Kapağı Zümrüt Küre
Ian Fleming
Başak Yayınları
190

Güzel bir James Bond romanı. Bond, İngiliz gizli servisinde çalışan ancak KGB'ye de çalışan bir ajanın Faberge'in meşhur zümrüt küresine sahip olduğu ve maaşını bununla alacağını öğrenir. Burada artırmaya katılacak kişiyi tespit gerekir. Tespiti yaptıktan sonra İtalya'ya gider. Orada Barclay adında hakkında ölüm emri verilmiş bir ajanı Bartollini adlı bir ajan ile koruyacaktır. Ama bir kiralık katil çoktan Barclay'ın kalacağı apartmana yerleşmiştir. Hurst cinayeti işler ancak Bond onun aleyhinde bir delil bulamaz. Bu arada Barclay'ın yakınlaştığı Brenda Malline katilin kocası ile beraber çalıştığını düşünmektedir. En sonunda Hurst yakayı ele verir ve Bond Brenda için oldukça hoş bir sürpriz hazırlar. Keyifle okunan bir roman.

Erle Stanley Gardner – Pusudaki Kurt

Pusudaki Kurt Kitap Kapağı Pusudaki Kurt
Erle Stanley Gardner
Akba Yayınevi
180

Arlene Ferris arabasını Lamont Tekerlekli Vasıtalar Anonim Şirketi memurlarına âit park yerine çektiği zaman yağmur yağıyordu.

Genç sekreter paydos zilini duyunca pencereye doğru yürüdü. Yağmurun hâlâ yağmakta olduğunu gördü. Bir an düşündü. O akşam postalanması gereken acele mektupların sevki için şirkette yarım saat daha çalışmayı uygun buldu.

Erle Stanley Gardner – Esmer Kızın Davası

Esmer Kızın Davası Kitap Kapağı Esmer Kızın Davası
Erle Stanley Gardner
Milliyet Yayınları
209

Sonunda kapı açıldı. Aralıktan başını uzatan kadın, karşısındaki gurubu görünce geriledi. "Ne... Ne istiyorsunuz ? Mason, sert bir tavırla onun yanından geçerek içeriye girdi. Kadının eşyalarını toplamakta olduğu anlaşılıyordu.Dolabın üzerine katlı elbiseler dizilmiş bir bavul da yarı yarıya giyecekle doldurulmuştu. Kapalı ve özenle bağlanmış bir başka bavul da kapının açılması için kenara çekilmişti.

Erle Stanley Gardner – Cesur Dul

Cesur Dul Kitap Kapağı Cesur Dul
Erle Stanley Gardner
Akba Yayınevi
197

Romanda bir vasiyetname, bir boşanma talebi ve cinayetle ilgili olarak mahkeme sürecinde çözümlenen bir olaylar silsilesi mevcut.
Perry Mason ve sekreteri Della Street bir kez daha savcı Hamilton Burger'ı mağlup ediyor.

Frederic Dard – Şu Bahsettiğin Ölü

Şu Bahsettiğin Ölü Kitap Kapağı Şu Bahsettiğin Ölü
Frederic Dard
Akba Yayınevi
134

Bir adam evlenmeye karar verir. Ve bunu bir gazete ilanı ile yapar.
İlana bir cevap gelir.
Severek evlenir ancak kadının bir erkek kardeşi vardır.
Ve rüya gibi başlayan evliliği, eşi hakkında öğrendiği şeyler arttıkça bir kabusa dönüşmeye başlar .

Frederic Dard – Mezarcılar Da Ölür

Mezarcılar Da Ölür Kitap Kapağı Mezarcılar Da Ölür
Frederic Dard
Akba Yayınevi
143

Bilinen bir şeydir, kadınlar umumî bir telefon kabinini işgal ettikleri zaman, konuşmaktan bıkmazlar! Pek tabii, bu gibi hallerde dısardaki kimselerin büyük bir sabırla beklemeleri gerekir...
İşte ben de tam on dakikadan beri bir taşra kasabasının postahânesinde sabırla sıramı bekliyor ve arada sırada posta memuru kıza şikâyetçi bakışlar fırlatıyordum. Hele şükür, kabindeki kadın konuşmasını nihayet bitirebildi. Kabinin camları buzluydu. Konuşan kimsenin ne biçim şey olduğunu tâyin edememiş, ancak sesini duyabilmiştim.
Tuhaf değil mi, kadının çarpık çurpuk, çirkin bir şey olacağını sanıyordum! Aldanmışım meğer!
Zira kadın otuz yaşlarında, sarışın ve mavi gözlü güzel mi güzel bir âfetti! O anda, «Hey Allahım!» diye düşündüm. «Böyle bir mahlûk taşrada değil de Paris'te yaşasaydı, kendisinde eksik olan bir şeyi, yâni giyinme zevkine sahip olmadığını görür, dolayısiyle ihmalci olmaz ve böylece bir kat daha güzelleşebilirdi!

Lawrence Block – Ustaların Seçtikleri

Ustaların Seçtikleri Kitap Kapağı Ustaların Seçtikleri
Lawrence Block
Oğlak Yayıncılık

'Büyük Usta' Lawrence Block, önde gelen polisiyecilerin, 'en sevdikleri hikayelerini' ve onları 'en çok etkileyen hikayeleri' bu antolojide topladı. "Ne diye bu kadar geciktim ki bu antolojiyi yapmakta! Önce böyle bir antolojinin konusunu bulmalıydım. Yazarların, hem okudukları hem kendi yazdıkları hikayelere çok ilginç bir açıdan baktıklarını biliyordum. Kısa cinayet hikayeleri yazarlarından şöyle on, on ikisinin en sevdikleri hikayeleri seçmeye ve neden bu seçimi yaptıklarını açıklamaya ikna edebilirsem, hem temalı bir antoloji olurdu elimde hem de müthiş çekici bir kitap. Üstelik değil bir şey yazmak, hikayeleri bile seçmek zorunda kalmazdım! Dolayısıyla, Ustaların Seçtikleri fikrini ortaya attım. 'Kendi yazdıklarından en sevdiklerini mi seçecekler, yoksa okuduklarından en sevdikleri mi?' 'İkisini de,' O zaman iki kitap olur: Yazmaktan Gurur Duyduğum Hikaye ve Yazabilmeyi İstediğim Hikaye,' 'Güzel' dedim. 'Herhangi bir şey yazmadan kitap çıkartacaksam, iki tane olsun bari. Çok daha fazla vaktimi alacağa benziyorum.' Görüleceği gibi, Ustaların Seçtikleri tek ciltte iki kitap sunuyor size. Yazarların kendi çalışmaları arasından seçtikleriyle okudukları arasından en sevdiklerini yan yana getirmek, bir kenara atılamayacak kadar ilginç bir fikirdi.

Ahmet Ümit – Agatha’nın Anahtarı

Agatha'nın Anahtarı Kitap Kapağı Agatha'nın Anahtarı
Ahmet Ümit
Everest Yayınları
148

Agatha Christie'nin Pera Palas günleri... Ünlü yazarın İstanbul tutkusu. Aşkın çılgınlaştırdığı evli bir adam. Kıskançlıklar, bencillikler ve kusursuz bir cinayet. Christie'den Başkomser Nevzat'a gizemli cinayet vakaları. Cinayetlerin ardındaki çarpıcı insan öyküleri. Sürükleyici, gizemli, tuhaf serüvenler. Defalarca televizyon dizilerine çekilmiş Başkomser Nevzat'ın benzersiz polisiye öyküleri...

"Evet, öyle düşünüyorum. Tasarlanmış cinayet iyi bir organizasyonu gerektirir. Zamanın, mekânın, cinayet aletinin doğru seçilmesi, ortalıkta kanıt bırakılmaması ya da sahte kanıtların bırakılması gibi zekâ gerektiren davranışların yanında, birini öldürebilecek kadar soğukkanlı bir cesarete veya vahşiliğe sahip olmalıdır insan. Konuşurken, yazarken basit olgularmış gibi görünen bu gereklilikler cinayet anında yerine getirilmesi oldukça zor eylemler haline gelebilir. Hele bir de cinayet anında sürprizlerin ortaya çıktığını düşünürsek... Evet evet, bundan eminim, bence kusursuz cinayet yoktur."

Ahmet Ümit – Beyoğlu’nun En Güzel Abisi

Beyoğlu'nun En Güzel Abisi Kitap Kapağı Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
Ahmet Ümit
Everest Yayınları
418

Yılbaşı gecesi işlenen bir cinayet... Tarlabaşı'nın arka sokaklarında bulunan bir erkek cesedi. Öldürülmüş erkeklerin en yakışıklısı, belki de en kötüsü. Karanlık sırların ortaya çıkardığı utanç verici bir gerçek. Gururlarının kurbanı olmuş erkekler, onların hayatlarını yaşamak zorunda olan kadınlar. Bu cinayetler yatağında, bu kötülükler bahçesinde, bu insan eti satılan can pazarında masumiyetini korumaya çalışan bir adam. Bir zamanlar İstanbul'un en gözde yeri olan Beyoğlu'nun hazin hikâyesi.

Karanlık... Soğuk havayla iyice ağırlaşan bir karanlık. Uzaklardan şarkılar geliyor kulağına, neşeli kadın çığlıkları, ayarını yitirmiş sarhoş naraları, biri küfrediyor belki ana avrat, belki ağlıyor biri hıçkıra hıçkıra, belki biri sessizce ölüyor bu gürültünün, bu hengâmenin ortasında. Umurunda değil. Hepsinden sıyrılmış, sadece öfke...

Nereye gittiğini bilmeden yürüyor, nefret tarafından kuşatılmış olarak. Kıskançlık denen o canavar, çelikten pençesine almış yüreğini, habire sıkıyor. "Kadınlar," diyor bir ses zihninin derinliklerinden... "Kadınlar, onlarla oynayamazsın... Oynadığını zannedersin ama bir de bakmışsın, asıl oyuncak sen olmuşsun." Hayatına giren kadınların yüzleri beliriyor sokağın zemininde. Birer birer düşüyor görüntüleri ayaklarının dibine. Hepsinin boynu bükük, hepsinin gözlerinde keder. Hepsi üzgün... Aldırmıyor, bir su birikintisiymiş gibi basıp geçiyor üzerlerinden ama yeniden düşüyor görüntüler zemine. "Kadınlar," diyor o ses yine, "Kadınlardan asla kurtulamazsın, hayaletleri hayatın boyunca seni takip eder."

Ahmet Ümit – Çıplak Ayaklıydı Gece

Çıplak Ayaklıydı Gece Kitap Kapağı Çıplak Ayaklıydı Gece
Ahmet Ümit
Everest Yayınları
112

Ülkenin en kararlı, en özverili, en iyimser çocukları. Sert, acımasız, zalim günler. Zor günlere inat gülümsemelerini korumaya çalışan gençler. Kahramanlıklar, ihanetler, acılar ve aşklarla dolu romantik bir yaşam. Demokrasi ateşini, diktatörlüğün en karardık döneminde yakmaya çalışanların serüveni. 12 Eylül darbesine direnen insanların gerçek yaşamlarından çarpıcı öyküler. "Büyük bir çatışma çıkmıştı kentte. Biz, insanlar, çiçekler, karıncalar, kuşlar, balıklar ve yıldızlar öldürülmesin diye sokaklara renk renk yazılar yazıyor, duvarlara afişler asıyorduk. Hepimiz gençtik; yaşlı olanlarımız da vardı aramızda ama hepimiz gençtik. Onlar, insanları, çiçekleri, karıncaları, kuşları, balıkları ve yıldızları öldürmek için çıkmışlardı sokağa. Hepsi yaşlıydı; genç olanları da vardı aralarında ama hepsi yaşlıydı. Ve hepsi silahlıydı. Çeşit çeşit sustalılardan otomatik tabancalara kadar bir iyice kuşanmışlardı silahlarını. Bir köşe başında bekliyorlardı bizi. Bekledikleri yerde karşılaştık. Belki daha elverişli bir köşe başı ve daha uygun bir zaman bulunabilirdi ama bu karşılaşma kaçınılmazdı. Çatışma uzun sürdü. Karanlık bir dönemin bitişinden karanlık bir dönemin başlangıcına kadar. Yenilmiştik. Yenileceğimiz belli değildi ama çok da şaşırmadık. Şimdi kaçıyorduk işte. Yakalanmamak için, yeniden dövüşebilmek için kaçıyorduk. Belki de bastığımız bu ham toprak İstanbul'un karanlık, suskun sokaklarıydı. Bırakıp geride karımızı, çocuğumuzu, basılacak evimizi terk ediyorduk..."

Ahmet Ümit – İstanbul Hatırası

İstanbul Hatırası Kitap Kapağı İstanbul Hatırası
Ahmet Ümit
Everest Yayınları
690

Byzantion'dan İstanbul'a uzanan, heyecan yüklü bir serüven... Sarayburnu'nda, Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset, Avuçlarında antik bir pere.... Ama ne bu ceset son kurban, ne de bu antik para son sikke... Yedi kurban, yedi hükümdar, yedi sikke, yedi kadim mekân. Ve tek bir gerçek: Bu şehrin gizemli tarihi.

"Şehre bakıyorduk denizden. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde deniz... Sisler içinde teknemiz. Sultanahmet'in minareleriydi görülen, Ayasofya'nın kubbesi, Topkapı Sarayı'nın kuleleri. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış, kirletilmemiş gibiydi şehir. Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa, ne varsa görüntüyü çirkinleştiren. Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi... Büyülü bir bulut gibi... Bir masal imgesi gibi... Yeni kurulmuş bir kent gibi... Taze bir başlangıç gibi... Genç, umutlu, güzel...

İstanbul'a bakıyorduk denizden. Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk... Onların gözlerindeki kendi kederimize. Çaresizliğimize bakıyorduk, avuçlarımızda büyüyen zavallılığa, kanımızda filizlenen korkaklığa... Elimizden alman hayata bakıyorduk... Güneşli günlerimize, umut dolu sabahlara, eğlenceli bahar akşamlarına... Sönen anılarımıza bakıyorduk, ölen hayallerimize, yıkılan düşlerimize... Sönen anılarımızı, ölen hayallerimizi, yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize... Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk..."

Ahmet Ümit – Kavim

Kavim Kitap Kapağı Kavim
Ahmet Ümit
Everest Yayınları
400

Göğsünde haç saplı bıçakla öldürülmüş bir adam.

Adamın kanıyla satırları çizilmiş bir İncil. İstanbul'dan Anadolu'nun derinliklerine, kadim dinlerin kadim kiliselerine bir yolculuk. Hıristiyanlığın bu topraklardaki kökleriyle yüzleşme. Kavimler bahçesi olan ülkemizin tükenmeye yüz tutmuş kültürlerine bir saygı duruşu... Süryaniler, Nusayriler, Rumlar, Türkler, Kürtler ve bu toprakları ülke yapan halklar... Ülkemiz kültürüyle bezeli, merakla okunan bir roman...

"Genzini yakan koku uyandırdı onu. Bu kokuyu tanıyordu. Yıllarca kapalı kalmış bir kilisenin kokusu. Kilisede yakılan kandillerin, ufalanan taşların, eriyen mermerin, çürüyen ahşabın, yıpranmış sayfaların, küflenen cesetlerin kokusu. Dehşete düşmesi gerekirdi ama sadece çevresine bakındı. Usulca kımıldayan siyah bir leke gördü. Biçimsiz, belirsiz bir leke... Simsiyah bir siluet... Gülümsedi lekeye.

'Mor Gabriel,' diye mırıldandı.Leke yaklaştı, yaklaşınca insan cismine bürünüverdi. Siyahlar içinde bir insan. O insan başucuna geldi, kulağına fısıldadı: 'Beni tanıdın mı?'

'Mor Gabriel’,  diye mırıldandı yine. Ağzından Mor Gabriel sözcükleri dökülürken müziği duydu; derinden, çok derinden gelen bir ayin müziği. Bilmediği bir dilde yinelenen tutkulu bir mırıltı, kendinden geçmiş birinin söylediği bir tekerleme. Aynı anda haçı fark etti. Gümüşten bir haç. Adam haçı elinde mi taşıyordu, yoksa göğsünde mi, anlamaya çalışırken, boşluğu ikiye bölen bir parıltı yandı söndü. Bir acı hissetti. Parıltı yeniden yandı söndü, acı kayboldu, bütün bedenine bir rahatlık yayıldı."