Kaan Çaydamlı – Dada Manifestoları

Dada Manifestoları Kitap Kapağı Dada Manifestoları
Kaan Çaydamlı
Altıkırkbeş Basın Yayın
160

Sanat "acilen" Ameliyat Edilmelidir!

Hugo Ball, 5 Şubat 1916'da Zürih'te "Cabaret Voltaire" adını verdiği sanatçılar lokalini açtı. Bu, Dada'nın kamuya açık en önemli kurumunun doğuşu anlamına geliyordu. Berlin'den Zürih'e gelmiş olan dadacı Richard Huelsenbeck şu yorumu yapmıştı: " Dada, yüreklilik, küçümseme, üstünlük, devrimci karşı koyuş; egemen mantığın, toplumdaki hiyerarşinin yok edilmesi, tarihin yadsınması, köktenci bir özgürlük, anarşi, burjuvanın yok edilmesi anlamına gelir." Bu sanatçılar topluluğu burjuva ile savaş ve düşünce yoksulluğunu özdeşleştiriyordu.

Paul Klee – Modern Sanat Üzerine

Modern Sanat Üzerine Kitap Kapağı Modern Sanat Üzerine
Paul Klee
Altıkırkbeş Basın Yayın
64

Şu andaki biçimi bakımından bu dünya,
Mümkün olan tek dünya değildir...

Albert Camus – Sanatçı ve Çağı

Sanatçı ve Çağı Kitap Kapağı Sanatçı ve Çağı
Albert Camus
Bilgi Yayınevi
57

Sanatın amacı kanunlaştırmak ya da hükmetmek değil, her şeyden önce, anlamaktır. Anlamak için hükmettiği olur bazen.Ama hiçbir dehâ eseri, küçümseme
ve kin üzerine kurulmamıştır.»

Sanatçı ve Çağı» Albert Camus’nün sanat görüşünün ve sanatçı kişiliğinin bir açıklamasıdır.

Stylianos Alexiou – Minos Uygarlığı

Minos Uygarlığı Kitap Kapağı Minos Uygarlığı
Stylianos Alexiou
Arkeoloji ve Sanat Yayınları
174

Ege dünyasında prehistorik çağlardan sonra başlayan Bronz Çağı büyük uygarlıkların beşiği olmuştur. M.Ö. 2600'lerde Girit Adası'nda gelişmeye başlayan Minos Uygarlığı, özellikle M.Ö. 2. binde sanat ve kültür düzeyi yüksek, barış ve refah içinde bir dönemi simgeler. Eski Yunan uygarlığının öncüsü niteliğindeki Minos uygarlığı, Sir Arthur Evans'ın Knossos Sarayı'nı tanıtmasıyla tüm dünyanın ilgisini üzerine çekmiştir. Bugün arkeolojinin başlıbaşına bir dalı olan Girit arkeolojisi ve onun önemli bir bölümünü oluşturan Minos uygarlığı konusunda ülkemizde yayınlanmış eser azdır. Konuya ve malzemeye hakim bir "Minos Arkeoloğu" olan Prof. Dr. S. Alexiou'nun kaleme aldığı bu özlü eser 20 yıldır güncelliğini yitirmemiş ve İngilizce, Almanca, Fransızca dillerine de çevrilmiştir.

Cyril Mango – Bizans Mimarisi

Bizans Mimarisi Kitap Kapağı Bizans Mimarisi
Cyril Mango
Simurg Yayınları
360

Bizans İmparatorluğu'ndan söz ettiğimizde tarih biliminin modern bir kavramını kullanmış oluruz. Aslına bakılırsa, kendisine "Bizans İmparatorluğu" diyen bir devlet hiçbir zaman var olmamıştır; sadece Konstantinopolis'i yani Yeni Roma'yı merkez alan bir Roma İmparatorluğu vardır. Bu devletin vatandaşları kendilerini Romalı ya da sadece Hıristiyan olarak tanımlar, daha iyi eğitimliler imparatorluğun Augustus tarafından kurulduğuna inanırlardı. Bu nedenle "Bizans İmparatorluğu ne zaman kuruldu ve ne zaman yıkıldı?" diye sorduğumuzda akademik bir soru ortaya atmış oluyoruz. Tek yanıt, geçmişi mantıklı ve birbirine bağımlı dönemlere ayırma gereksinimi duyan tarihçilerin, Bizans İmparatorluğu'nun İ.S. 324 yılında Konstantinopolis'in kurulması ile başlamasına ve kentin 1455 yılında Türkler'in eline geçmesi ile yıkılmasına karar verdikleri biçiminde olmalıdır. Bu ayırım tartışmaya açık ama akla yatkındır. Bu tanımlamaya göre, Bizans mimarisi Bizans İmparatorluğu'nun mimarisidir ve Ortodoks inancının hakim olduğu ülkelerdeki 1453 sınırını aşan sürekliliği hesaba katılmadan onbir yüzyıl boyunca etkili olmuştur.

Sibel Bozdoğan – Modernizm ve Ulusun İnşası

Modernizm ve Ulusun İnşası: Erken Cumhuriyet Türkiyesi'nde Mimari Kültür Kitap Kapağı Modernizm ve Ulusun İnşası: Erken Cumhuriyet Türkiyesi'nde Mimari Kültür
Sibel Bozdoğan
Metis Yayınları
367

Mimarlık tarihçisi Sibel Bozdoğan, 1908'deki Meşrutiyetin ilanından Kemalist tek parti iktidarının 1950'de sona erişini kadar modern Türk mimarisinin kültürel tarihini ve Avrupa modernizmiyle bağlantılarını anlatıyor. Resmi propaganda yayınların, mimarlık meslek dergilerini ve zamanın popüler yayınlarını esas alan Bozdoğan, geniş bir siyasi, tarihi ve ideolojik bağlam içerisinde Türk mimari kültürüne bakıyor; modern mimarinin -özellikle temsili nitelikteki kamu binaları ve idealleştirilmiş modern ev formuyla- nasıl Cumhuriyet inkılabının başlıca görsel ifadesi haline geldiğini gösteriyor ve Türk mimarlarının modern formları rasyonel ve bilimsel zeminde meşrulaştırma ve Türk yapı gelenekleriyle uyumluluklarının gösterme suretiyle bu formları 'millileştirme' girişimlerini örnekleriyle sergiliyor.

Türkiye'nin modernlik projesinin birçok açıdan eleştirel bir biçimde yeniden değerlendirildiği günümüzde, Kemalizmin mimari mirasının böyle kapsamlı biçimde incelenmesi son derece yerinde ve kışkırtıcı... Sosyal tarih ile mekan örgütlenmesi arasındaki ilişkileri zevkle okunan bir anlatımla veren bu güzel kitap, yalnızca mimarlık öğrenci ve araştırmacıları için değil, bütün sosyal ve beşeri bilimler için son derece ilginç bir kitap.

Rudolf Arnheim – Görsel Düşünme

Görsel Düşünme Kitap Kapağı Görsel Düşünme
Rudolf Arnheim
Metis Yayınları
392

Bir klasik olan bu eseri farklı kılan, algı psikolojisinin temel bazı bulgularını da kullanarak yerleşik bir dogmaya karşı çıkmış olmasıdır: Bu dogmaya göre gözümüz sadece bir duyu organıdır ve görme duyumuz ile bütün yaptığımız, daha sonra bunları işleyecek, değerlendirecek, bunlar üzerine düşünecek olan beynimiz için görüntü verileri toplamaktır. Hem gündelik yaklaşımlarımıza hem de bütün bir bilim ve felsefe tarihine damgasını vurmuş olan bu mekanik modelde, duyularla düşünce birbirinden ayrılır, hatta karşı karşıya getirilir: Akıl tarafından işlenmedikçe duyular yanıltıcıdır, güvenilmezdir.
Arnheim'ın tezi bu modelin güdüklüğünü sergiliyor; düşünmenin daha ilk anda görme ile birlikte oluştuğunu, düşünmenin yapısal olarak neredeyse resimsel diyebileceğimiz ölçüde görme duyumuza bağlı olduğunu, insanın bütün sanatsal ve bilimsel faaliyetlerinde problem çözme anlamındaki gerçek düşünme'nin her zaman uzamın görsel algılanışı üzerinden yürüdüğünü savunuyor. Çocuk resimlerinden bilim tarihindeki kâinat tasavvurlarına kadar uzanan farklı faaliyet alanlarından taşıdığı örneklerle, nasıl algıladığımızı, düşüncelerimizin duyu ve algılarımıza bağlı olarak nasıl biçimlendiğini anlatan Arnheim, görme duyusu ile düşünme arasında kurulmuş sahte ikilikten kurtulmanın bilim ve sanatlarda verimli açılımlar getireceğine işaret ediyor.

Eğitimde görselliğin önemini anlamaktan hayli uzak görünen bizimkisi gibi bir kültürde bu anlatılanların bir önemi olabilir mi? Cevap, önümüzde. Resim eğitimini bir hobi kertesinde ele almaktan vazgeçmek, görsel eğitimin sadece resim sanatıyla ilgili olmadığını, gözün eğitilmesinin düşüncenin yaratıcılığının geliştirilmesi demek olduğunu, görselliğin yalnızca sanatlarla değil, en az onun kadar fizik ve matematik bilimlerle de ilgili olduğunu kavramak.

Richard Sennett – Ten ve Taş

Ten ve Taş: Batı Uygarlığında Beden ve Şehir Kitap Kapağı Ten ve Taş: Batı Uygarlığında Beden ve Şehir
Richard Sennett
Metis Yayınları
388

"Modern binaların çoğunu lanetlemiş gibi görünen yoksunluk, kent ortamını sakatlayan sıkıcılık, monotonluk ve elle tutulur kısırlık." Richard Sennett modern kent karşısında kapıldığı şaşkınlığın vesile olduğunu söylüyor bu kitabı yazmasına:
"Ten ve Taş, şehrin, insanların bedensel deneyimleri yoluyla anlatılan bir tarihidir: Antik dönem Atinası'ndan modern New York'a erkekler ve kadınlar şehirlerde nasıl deviniyorlardı, ne görüp işitiyorlardı, burunları hangi kokularla doluydu, nerede yemek yiyorlardı, nasıl giyiniyorlardı, ne zaman banyo yapıyorlardı, nasıl sevişiyorlardı? Bu kitap insanların bedenlerini geçmişi anlamanın bir yolu olarak ele almasına rağmen, kent mekânındaki fiziksel duyumların tarihsel bir kataloğundan öte bir şeydir. Batı uygarlığı bedenin haysiyetine ve insan bedenlerinin çeşitliliğine hürmet etmekte hep zorlanmıştır: bedenle ilgili bu zorlukların mimaride, şehir tasarımında ve planlama pratiğinde nasıl ifade edilmiş olduğunu anlamaya, anlatmaya çalıştım."

Sosyal hayatla şehirlerin mimari yapısı arasındaki, sosyal tarihle içinde yaşanan mekânın örgütlenmesi arasındaki ilişkilere ilgi duyan herkesin zevkle okuyacağı düşüncesiyle, Tuncay Birkan'ın çevirisiyle sunuyoruz bu güzel kitabı.

Pavel Florenski – Tersten Perspektif

Tersten Perspektif Kitap Kapağı Tersten Perspektif
Pavel Florenski
Metis Yayınları
143

Bir an için gözlerinizi yumun, sonra açın. Gözleriniz sizi merkeze koyan bir tablo serer önünüze: Uzaktaki şeyler küçülür, öndeki nesneler arkadakileri kapatır, uzaklaşan yatay çizgiler birbirine yaklaşır. Alışılmış bir algıdır bu. Her insanın böyle gördüğünü kendiliğimizden kabul ederiz. Sanat yapıtından da bu algımızı taklit etmesi beklenir. Pek çok resim bu algımızı bir yasa haline sokarak, nesneleri ve mekanı perspektife uygun olarak temsil eder. Güzel resimde, perspektife uyulmuş mu diye bakarız, ya da çocuklardan daha güzel resim yapmalarını beklerken perspektife uygunluk ararız.

Florenski'nin 1920 tarihli metninin sorguladığı tam da budur. Perspektif ilk anda varsaydığımız kadar "doğal" mı? Bizans ikonalarını ya da Mısır kabartmalarını yapanlar gerçekten perspektifi bilmiyor ya da yapmayı beceremiyorlar mıydı? Perspektif, bir görme biçimi olarak ne zaman, niçin ve nasıl bir yasa haline geldi?

20.yüzyılın başına ait bu metnin anlamı nedir? Burada, bugün, bizler için ne anlam taşıyabilir? Zeynep Sayın'ın bunu irdeleyen Sunuş'uyla yayımlıyoruz Tersten Perspektif'i.

John Berger – Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar

Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar Kitap Kapağı Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar
John Berger
Metis Yayınları
52

Bugün insanların içinde yaşadığı yalnızlığı kim önceden bilebilirdi? Her gün dünyaya ilişkin gövdesiz ve sahte bir imgeler ağı tarafından yeniden onaylanan bir yalnızlık. Ama imgelerin bu sahteliği bir hata değil. Eğer kâr peşinde koşmak insanlığın kurtuluşunun tek yolu olarak görülürse, gelir elde etmek mutlak öncelik haline gelirse, o zaman gerçekten varolanın itibar görmemesi, görmezden gelinmesi ve baskı altında tutulması gerekir. Bugün resim yapmak, yaygın bir ihtiyaca cevap veren bir direniş eylemidir ve umutlanmayı teşvik edebilir.

John Berger – Bir Fotoğrafı Anlamak

Bir Fotoğrafı Anlamak Kitap Kapağı Bir Fotoğrafı Anlamak
John Berger
Metis Yayınları
240

Berger'in fotoğraf üzerine yazıları, onun düşünmeye verdiği dikkat ve özeni çok iyi kanıtlıyor. Yazılarını okumaktan bu kadar zevk almamızın bir nedeni olmalı: Düşünce onun için asla bir jest, kibir ya da entelektuel bir egzersiz değil. Küçük bir çocukken içgudusel bir merakla bakmanın yetişkin disiplinine kavuşmuş hali sanki. Kendini baktığı nesneyle içtenlikle ve şefkatle özdeşleştirmesinden gelen, bizleri de içine çeken bir hakikat. İkincisi, Berger'ın yalın bir biçimde tanımladığı o estetik ölçüt: "Bu eser insanların toplumsal haklarını öğrenmelerine ve haklarını talep etmelerine katkıda bulunuyor mu, onları buna teşvik ediyor mu?" Bir özelliği daha var bu yazıların: İnceleme Berger için hiç bir zaman sadece bir eleştiri ve sorgulama değil, her zaman fotoğrafa ait görünür ya da görünmez bir hikâye anlatıyor bize. Aynı zamanda bir hikâye anlatıcısı o.

Geoff Dyer'ın hazırladığı bu derleme fotoğrafa özel bir edisyon olarak tasarlandığı için Berger'ın önceki kitaplarından bölümler de içeriyor. Yanı sıra, sergiler için veya kataloglara sunuş veya sonsöz olarak yazılmış ama herhangi bir kitabında yer almamış metinler var aralarında. Berger okumaktan aldığınız zevkin bunlarda da süreceğini düşünüyoruz.

Douglas Kellner – Sinema Savaşları

Sinema Savaşları: Bush-Cheney Döneminde Hollywood Sineması ve Siyaset Kitap Kapağı Sinema Savaşları: Bush-Cheney Döneminde Hollywood Sineması ve Siyaset
Douglas Kellner
Metis Yayınları
344

Sinema Savaşları, filmlerin eleştirel yorumlarının günümüz kültür ve toplumunu anlamamıza yardımcı olabileceğini ve böylece siyaset ve devlet, şirketler ve ekonomi, ekonomik kriz ve çevre krizi, terör, savaş ve militarizm ile demokrasiye yönelik tehditler hakkındaki önemli tartışmalara katkıda bulunabileceğini göstermeye çalışıyor. Tarihten ve sosyal teoriden yararlanarak 2000-2008 arasında çekilmiş onlarca Hollywood filmini analiz ediyor, bu yolla dönemin tarihsel eğilimleri, çatışmaları, imkânları, krizleri ve kaygılarına ışık tutuyor. Filmleri belli bir bağlama oturtarak okumak, onları toplumsal-tarihsel bir ortama yerleştirmeyi ve dönemin olay ve mücadelelerini nasıl ifade ettiklerini göstermeyi gerektirir, ki Kellner'ın Sinema Savaşları'nda yaptığı da tam olarak bu. Böylece toplumsal sorunlar ve çatışmalar hakkında fikir sahibi olmamıza ve hâkim ideolojiler ile yeni yeni ortaya çıkan muhalif güçler konusunda değerlendirmelerde bulunmamıza olanak sağlıyor.

Donald Kuspit – Sanatın Sonu

Sanatın Sonu Kitap Kapağı Sanatın Sonu
Donald Kuspit -
Metis Yayınları
224

Postmodern sanat anlayışı, neyin sanat olup neyin olmadığı konusunda bir süredir hararetli bir tartışmaya ve kafa karışıklığına yol açıyor. Günümüzde sanat ve sanat eseri piyasa, moda, milyon dolarlar, pazarlama, marka gibi kelimelerle birlikte anılıyor. Bunlara eşlik eden puslu havada, sezilen ama bir türlü adı koyulamayan bir şey var. Tanınmış sanat eleştirmeni Donald Kuspit'in kitabı işte tam da bu ifade edilemeyen şey üzerine. Son derece bayağı, iz bırakmayan, sığ postmodern çalışmalarla dolu bir sergi salonunda izleyicinin hissettiği sıkıntının ardındaki gerçek: Bunlar sanat eseri değil, bu yüzden de gerçek sanatın hissettirdiklerini hissettiremezler.
Bu tür eserleri tanımlamak için Alan Kaprow'un "postsanat" terimini kullanan ve postmodern sanatın aslında sanatın sonu anlamına geldiğini, çünkü estetiğin itibarını kaybettiğini öne süren Kuspit, tinsel değerlere inanan sanatçı tipinin yerini nasıl pazarın taleplerine göbekten bağlı postsanatçı tipinin aldığını anlatıyor. Marcel Duchamp ve Barnett Newman'ın çalışmalarını ve kuramsal fikirlerini titizlikle değerlendirerek, sanattaki bu değer kaybının modern sanatın entropik karakterinden ayrılamayacağına dikkat çekiyor, varılan noktayı estetik karşıtı postmodern sanat olarak nitelendiriyor.
Yirminci yüzyıl boyunca sanatın katettiği yol üzerine keskin gözlemler içeren kitap, görsel sanatların halihazırdaki çıkmazlarını gösterdiği gibi, bu sıkışmanın taşıdığı imkânlara da işaret ediyor.

David Harvey – Asi Şehirler

Asi Şehirler: Şehir Hakkından Kentsel Devrime Doğru Kitap Kapağı Asi Şehirler: Şehir Hakkından Kentsel Devrime Doğru
David Harvey
Metis Yayınları
240

ABD'de 2001'den beri spekülatif bir biçimde şişirilmekte olan gayrimenkul ve ona bağlı finans sektöründe 2008'de iktisadi bir kriz patlak verdi ve kısa sürede tüm Avrupa'yı girdabına aldı. Asi Şehirler, neoliberal iktisat tarafından kurgulanan kriz anlatısı ile krizin kendi üzerlerinden telafi edildiği kitlelerin konumu arasındaki makasın giderek açıldığı bu zaman kesitini tahlil ediyor. Bir ayağı sokakta olan kitap, doğrudan eylem lehine uzun vadeli bir kavramsal analiz de sunuyor. Harvey, 1980'lerin ikinci yarısından bu yana olgunlaştırmakta olduğu kentsel iktisat anlayışını burada özlü bir biçimde ortaya koyarken, bir yandan da kavramsal soru ve çözümlemelerin kentsel toplumsal hareketler açısından ne gibi yeni doğrultulara işaret edebileceğini irdeliyor.

Asuman Suner – Hayalet Ev

Hayalet Ev: Yeni Türk Sinemasında Aidiyet, Kimlik ve Bellek Kitap Kapağı Hayalet Ev: Yeni Türk Sinemasında Aidiyet, Kimlik ve Bellek
Asuman Suner
Metis Yayınları
344

Yeni Türk filmlerinin bize "hayalet evleri" anlattığını söylüyor Asuman Suner. Terk ettiğimiz, kimi zaman zorla boşalttırılmış, içinde hayaletlerin dolaştığı, tekinsiz, ürkütücü evler bunlar. Ama aynı zaman da bir türlü tam olarak geride bırakamadığımız, özlem duyduğumuz, karşısında çocuklaştığımız, döndüğümüzde eskisi gibi bulamadığımız, sürekli "hayaletini kurduğumuz" evler...
İncelemenin merkezinde Türk sinemasının son dönemdeki belli başlı yapıtları, örneğin Masumiyet, Mayıs Sıkıntısı, Tabutta Rövaşata, Eşkıya, Vizontele gibi filmler ve bu verimi borçlu olduğumuz önde gelen yönetmenler var: Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Yılmaz Erdoğan, Yeşim Ustaoğlu ve diğerleri. Yeni Türk sineması Türkiye'de "aidiyet" meselesi etrafındaki gerilimleri gözleyebileceğimiz verimli bir kültürel zemin sunuyor. Hem bu gerilimlere tanıklık ederek, kamusal alanda söze dökülemeyen endişe ve fantazileri gösteren kültürel bir alan açıyor hem de eleştirel bir müdahale platformu oluşturuyor.
Kültürel inceleme konusu olarak ele aldığı bu yeni Türk sinemasının, artık "ulusal sinema" çerçeve içine sığmadığını düşünen Suner'in zihnimizi farklı görme biçimlerine kışkırtan, elimize yeni kuramsal araç gereçler veren kitabı yetkin bir akademik çalışma. Yazarın henüz görmemiş olduğunuz filmler hakkında bile olsa, kolaylıkla takip edebilmenizi sağlayan canlı betimlemeleri ve başarılı anlatımı sayesinde mümkün oluyor bu.