Slavoj Zizek – Tarkovski

Tarkovski: İçsel Uzamdan Gelen Şey Kitap Kapağı Tarkovski: İçsel Uzamdan Gelen Şey
Slavoj Zizek
Encore Kitap
120

Zizek için Tarkovski'yi ilginç kılan onun filmlerindeki özgün biçimdir. Tarkovski maddi unsurları zamanın kendisi olarak kullanır ama aniden en içsel alana ilişkin olan zamanın melankolikliğini, belirsizliğini bize hissettirir. Zizek'e göre Tarkovski'de gerçekliğin tam da maddi dokusunun dağılmasıyla ruhani bir derinliğe ulaşılır. Tarkovski, kendimizi maddi gerçekliğin üstüne yükselterek ulaştığımız standart ruhani motiflerin ötesine, daha derin, daha önemli deneyimlere sürükler bizi. Tarkovskici mıntıkada özel hiçbir şey yoktur, her şey aynı ve bildiğimiz gibidir. İşte tam da bu sebepten inançlarımızı, korkularımızı, iç dünyamıza ait şeyleri buraya yansıtabiliriz. Lacancı psikanalizin araçlarıyla Tarkovski'nin materialist bir yorumunun da mümkün olabileceği tartışılıyor bu metinde.

Susan Sontag – Fotoğraf Üzerine

Fotoğraf Üzerine Kitap Kapağı Fotoğraf Üzerine
Susan Sontag
Agora Kitaplığı
226

'Herhangi bir insanın vahşetin en amansız boyutlarını gösteren fotoğraflarla ilk defa karşılaşması, bir tür ifşadır, prototipik açıdan da modern ifşadır. Benim kendi payıma bu ifşayı yaşadığım an, Temmuz 1945'te Santa Monica'daki bir kitapçıda tesadüfen gördüğüm Bergen-Belsen ve Dachau fotoğraflarıydı. O güne değin -fotoğraflarda ya da gerçek hayatta- görmüş olduğum hiçbir şey, içimi bu denli keskince, derinden ve anında deşmemişti. Gerçekten de, tam olarak ne hakkında olduklarını kavramam yılları alsa bile, hayatımı o fotoğrafları gördüğümden önceki dönemim (o zaman henüz on iki yaşındaydım) ile sonraki dönemim olarak ikiye ayırdığımı söylersem abartıya kaçmış olmam. Onları görmem neye yaramıştı? Kaldı ki, fotoğraftan başka bir şey değildi onlar -o güne değin hemen hiç haberim olmamış ve etkilemek için de hiçbir şey yapamayacağım bir olayın, hemen hiç tasavvur edemeyeceğim ve dindirmek için de elimden en ufak bir şey gelmeyecek olan bir ıstırabın fotoğrafları. Fakat o fotoğraflara baktığımda içimde bir şey kırılmıştı. Bir sınıra dayanmıştım ve bu salt dehşetin sınırı değildi; tesellisi mümkün olmayan bir kedere düşmüş, yaralanmıştım, ama duygularımın bir kısmının katılaşmaya başladığını da hissetmiyor değildim; içimde bir şey ölürken, bir şey de hâlâ feryat edip duruyordu.'

John Berger – Picasso’nun Başarısı ve Başarısızlığı

Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı Kitap Kapağı Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı
John Berger
Metis Yayıncılık
240

Yirminci yüzyılın en varlıklı ve ünlü sanatçısı olarak ölen Picasso, yorulmak bilmeyen yaratıcılığı ve şaşırtıcılığıyla henüz hayattayken bile bir efsane olmuştu. Böylece kitaplar, kartlar, röprodüksiyonlardan oluşan büyük bir endüstri doğdu Picasso adıyla anılan. Günümüzde resim sanatının, ressamın, daha doğrusu ancak yaratarak var kalabilen kişinin içinde bulunduğu çıkmazdır John Berger'ın ilgisini çeken: Bir İspanyol, bir sürgün, yalnız ve yalıtılmış bir insan olarak Picasso. Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı'nda Berger, resimleri üzerinden farklı bir bakış açısıyla okuyor Picasso'yu. Okurun Görme Biçimleri ve O Ana Adanmış adlı kitaplarından da aşina olduğu görme zevkini ve eleştirelliğini bu kitabıyla da sürdürüyor.

John Berger – Görme Biçimleri

Görme Biçimleri Kitap Kapağı Görme Biçimleri
John Berger
Metis Yayıncılık
168

Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.
Ne var ki başka bir anlamda da görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek bulunuruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez. Her akşam güneşin batışını görürüz.
Dünyanın güneşe arkasını dönmekte olduğunu biliriz. Ne var ki bu bilgi, bu açıklama gördüklerimize uymaz hiçbir zaman. Gerçeküstücü ressam Magritte "Düşlerin Anahtarı" adlı resminde sözcüklerle nesneler arasında her zaman var olan bu uçurumu yorumlamıştır.

Wassily Kandinsky – Sanatta Ruhsallık Üzerine

Sanatta Ruhsallık Üzerine Kitap Kapağı Sanatta Ruhsallık Üzerine
Wassily Kandinsky
Tekhne Yayınları
88

Kandinsky’nin Almanca olarak; on yılı kapsayan bir sürede, adeta bir günlük tutar rahatlığında kaleme aldığı “Über das Geistige in der Kunst”, yani “Sanatta Tinsellik Üzerine” isimli kitap, dilimize birkaç defa, farklı isimlerle çevrildi. Bu çeviri metinler bizi mutlu etmediği için, kitabımızda yer alan yorumsal okuma çalışmasına öncellikle kendimiz, sonrasında da okurlarımız için yönelmeyi bir içsel ihtiyaç olarak duyduk. 20. yüzyıla Worringer’in “Abstraktion und Einfühlung”, yani “Soyutlama ve Duyumsama”sı ile birlikte önemli bir güç katan Kandinsky’nin söz konusu kuramsal çalışması, sanatın bir içsel ihtiyaca bağlı olduğunu ve bu noktada da tinsel olanın büyük bir değeri bulunduğuna işaret etmekte. Worringer’in çok değerli metninden sonra, Kandinsky’nin de bu değerli metnine el atıp, bir okuma çalışması yaptığımız için, Moritz Geiger’den söyleyecek olursak, büyük bir “mutluluk” duyuyoruz.

Andre Breton – Sürrealist Manifestolar

Sürrealist Manifestolar Kitap Kapağı Sürrealist Manifestolar
Andre Breton
Altıkırkbeş Basın Yayın
152

Daha önce Birinci Sürrealist Manifesto isimli Bréton metnini yayımlayan 645 Yayın nihayet Andre Bréton'un 1. 2. 3. manifestolarını tek bir kitapta okurlarına sunuyor.

Uğursuz ekmeği kuşlara dağıtana lanet olsun.
İçinde çok fazla kuzey barındıran biriyim ben.

Kaan Çaydamlı – Dada Manifestoları

Dada Manifestoları Kitap Kapağı Dada Manifestoları
Kaan Çaydamlı
Altıkırkbeş Basın Yayın
160

Sanat "acilen" Ameliyat Edilmelidir!

Hugo Ball, 5 Şubat 1916'da Zürih'te "Cabaret Voltaire" adını verdiği sanatçılar lokalini açtı. Bu, Dada'nın kamuya açık en önemli kurumunun doğuşu anlamına geliyordu. Berlin'den Zürih'e gelmiş olan dadacı Richard Huelsenbeck şu yorumu yapmıştı: " Dada, yüreklilik, küçümseme, üstünlük, devrimci karşı koyuş; egemen mantığın, toplumdaki hiyerarşinin yok edilmesi, tarihin yadsınması, köktenci bir özgürlük, anarşi, burjuvanın yok edilmesi anlamına gelir." Bu sanatçılar topluluğu burjuva ile savaş ve düşünce yoksulluğunu özdeşleştiriyordu.

Paul Klee – Modern Sanat Üzerine

Modern Sanat Üzerine Kitap Kapağı Modern Sanat Üzerine
Paul Klee
Altıkırkbeş Basın Yayın
64

Şu andaki biçimi bakımından bu dünya,
Mümkün olan tek dünya değildir...

Albert Camus – Sanatçı ve Çağı

Sanatçı ve Çağı Kitap Kapağı Sanatçı ve Çağı
Albert Camus
Bilgi Yayınevi
57

Sanatın amacı kanunlaştırmak ya da hükmetmek değil, her şeyden önce, anlamaktır. Anlamak için hükmettiği olur bazen.Ama hiçbir dehâ eseri, küçümseme
ve kin üzerine kurulmamıştır.»

Sanatçı ve Çağı» Albert Camus’nün sanat görüşünün ve sanatçı kişiliğinin bir açıklamasıdır.

Stylianos Alexiou – Minos Uygarlığı

Minos Uygarlığı Kitap Kapağı Minos Uygarlığı
Stylianos Alexiou
Arkeoloji ve Sanat Yayınları
174

Ege dünyasında prehistorik çağlardan sonra başlayan Bronz Çağı büyük uygarlıkların beşiği olmuştur. M.Ö. 2600'lerde Girit Adası'nda gelişmeye başlayan Minos Uygarlığı, özellikle M.Ö. 2. binde sanat ve kültür düzeyi yüksek, barış ve refah içinde bir dönemi simgeler. Eski Yunan uygarlığının öncüsü niteliğindeki Minos uygarlığı, Sir Arthur Evans'ın Knossos Sarayı'nı tanıtmasıyla tüm dünyanın ilgisini üzerine çekmiştir. Bugün arkeolojinin başlıbaşına bir dalı olan Girit arkeolojisi ve onun önemli bir bölümünü oluşturan Minos uygarlığı konusunda ülkemizde yayınlanmış eser azdır. Konuya ve malzemeye hakim bir "Minos Arkeoloğu" olan Prof. Dr. S. Alexiou'nun kaleme aldığı bu özlü eser 20 yıldır güncelliğini yitirmemiş ve İngilizce, Almanca, Fransızca dillerine de çevrilmiştir.

Cyril Mango – Bizans Mimarisi

Bizans Mimarisi Kitap Kapağı Bizans Mimarisi
Cyril Mango
Simurg Yayınları
360

Bizans İmparatorluğu'ndan söz ettiğimizde tarih biliminin modern bir kavramını kullanmış oluruz. Aslına bakılırsa, kendisine "Bizans İmparatorluğu" diyen bir devlet hiçbir zaman var olmamıştır; sadece Konstantinopolis'i yani Yeni Roma'yı merkez alan bir Roma İmparatorluğu vardır. Bu devletin vatandaşları kendilerini Romalı ya da sadece Hıristiyan olarak tanımlar, daha iyi eğitimliler imparatorluğun Augustus tarafından kurulduğuna inanırlardı. Bu nedenle "Bizans İmparatorluğu ne zaman kuruldu ve ne zaman yıkıldı?" diye sorduğumuzda akademik bir soru ortaya atmış oluyoruz. Tek yanıt, geçmişi mantıklı ve birbirine bağımlı dönemlere ayırma gereksinimi duyan tarihçilerin, Bizans İmparatorluğu'nun İ.S. 324 yılında Konstantinopolis'in kurulması ile başlamasına ve kentin 1455 yılında Türkler'in eline geçmesi ile yıkılmasına karar verdikleri biçiminde olmalıdır. Bu ayırım tartışmaya açık ama akla yatkındır. Bu tanımlamaya göre, Bizans mimarisi Bizans İmparatorluğu'nun mimarisidir ve Ortodoks inancının hakim olduğu ülkelerdeki 1453 sınırını aşan sürekliliği hesaba katılmadan onbir yüzyıl boyunca etkili olmuştur.

Sibel Bozdoğan – Modernizm ve Ulusun İnşası

Modernizm ve Ulusun İnşası: Erken Cumhuriyet Türkiyesi'nde Mimari Kültür Kitap Kapağı Modernizm ve Ulusun İnşası: Erken Cumhuriyet Türkiyesi'nde Mimari Kültür
Sibel Bozdoğan
Metis Yayınları
367

Mimarlık tarihçisi Sibel Bozdoğan, 1908'deki Meşrutiyetin ilanından Kemalist tek parti iktidarının 1950'de sona erişini kadar modern Türk mimarisinin kültürel tarihini ve Avrupa modernizmiyle bağlantılarını anlatıyor. Resmi propaganda yayınların, mimarlık meslek dergilerini ve zamanın popüler yayınlarını esas alan Bozdoğan, geniş bir siyasi, tarihi ve ideolojik bağlam içerisinde Türk mimari kültürüne bakıyor; modern mimarinin -özellikle temsili nitelikteki kamu binaları ve idealleştirilmiş modern ev formuyla- nasıl Cumhuriyet inkılabının başlıca görsel ifadesi haline geldiğini gösteriyor ve Türk mimarlarının modern formları rasyonel ve bilimsel zeminde meşrulaştırma ve Türk yapı gelenekleriyle uyumluluklarının gösterme suretiyle bu formları 'millileştirme' girişimlerini örnekleriyle sergiliyor.

Türkiye'nin modernlik projesinin birçok açıdan eleştirel bir biçimde yeniden değerlendirildiği günümüzde, Kemalizmin mimari mirasının böyle kapsamlı biçimde incelenmesi son derece yerinde ve kışkırtıcı... Sosyal tarih ile mekan örgütlenmesi arasındaki ilişkileri zevkle okunan bir anlatımla veren bu güzel kitap, yalnızca mimarlık öğrenci ve araştırmacıları için değil, bütün sosyal ve beşeri bilimler için son derece ilginç bir kitap.

Rudolf Arnheim – Görsel Düşünme

Görsel Düşünme Kitap Kapağı Görsel Düşünme
Rudolf Arnheim
Metis Yayınları
392

Bir klasik olan bu eseri farklı kılan, algı psikolojisinin temel bazı bulgularını da kullanarak yerleşik bir dogmaya karşı çıkmış olmasıdır: Bu dogmaya göre gözümüz sadece bir duyu organıdır ve görme duyumuz ile bütün yaptığımız, daha sonra bunları işleyecek, değerlendirecek, bunlar üzerine düşünecek olan beynimiz için görüntü verileri toplamaktır. Hem gündelik yaklaşımlarımıza hem de bütün bir bilim ve felsefe tarihine damgasını vurmuş olan bu mekanik modelde, duyularla düşünce birbirinden ayrılır, hatta karşı karşıya getirilir: Akıl tarafından işlenmedikçe duyular yanıltıcıdır, güvenilmezdir.
Arnheim'ın tezi bu modelin güdüklüğünü sergiliyor; düşünmenin daha ilk anda görme ile birlikte oluştuğunu, düşünmenin yapısal olarak neredeyse resimsel diyebileceğimiz ölçüde görme duyumuza bağlı olduğunu, insanın bütün sanatsal ve bilimsel faaliyetlerinde problem çözme anlamındaki gerçek düşünme'nin her zaman uzamın görsel algılanışı üzerinden yürüdüğünü savunuyor. Çocuk resimlerinden bilim tarihindeki kâinat tasavvurlarına kadar uzanan farklı faaliyet alanlarından taşıdığı örneklerle, nasıl algıladığımızı, düşüncelerimizin duyu ve algılarımıza bağlı olarak nasıl biçimlendiğini anlatan Arnheim, görme duyusu ile düşünme arasında kurulmuş sahte ikilikten kurtulmanın bilim ve sanatlarda verimli açılımlar getireceğine işaret ediyor.

Eğitimde görselliğin önemini anlamaktan hayli uzak görünen bizimkisi gibi bir kültürde bu anlatılanların bir önemi olabilir mi? Cevap, önümüzde. Resim eğitimini bir hobi kertesinde ele almaktan vazgeçmek, görsel eğitimin sadece resim sanatıyla ilgili olmadığını, gözün eğitilmesinin düşüncenin yaratıcılığının geliştirilmesi demek olduğunu, görselliğin yalnızca sanatlarla değil, en az onun kadar fizik ve matematik bilimlerle de ilgili olduğunu kavramak.

Richard Sennett – Ten ve Taş

Ten ve Taş: Batı Uygarlığında Beden ve Şehir Kitap Kapağı Ten ve Taş: Batı Uygarlığında Beden ve Şehir
Richard Sennett
Metis Yayınları
388

"Modern binaların çoğunu lanetlemiş gibi görünen yoksunluk, kent ortamını sakatlayan sıkıcılık, monotonluk ve elle tutulur kısırlık." Richard Sennett modern kent karşısında kapıldığı şaşkınlığın vesile olduğunu söylüyor bu kitabı yazmasına:
"Ten ve Taş, şehrin, insanların bedensel deneyimleri yoluyla anlatılan bir tarihidir: Antik dönem Atinası'ndan modern New York'a erkekler ve kadınlar şehirlerde nasıl deviniyorlardı, ne görüp işitiyorlardı, burunları hangi kokularla doluydu, nerede yemek yiyorlardı, nasıl giyiniyorlardı, ne zaman banyo yapıyorlardı, nasıl sevişiyorlardı? Bu kitap insanların bedenlerini geçmişi anlamanın bir yolu olarak ele almasına rağmen, kent mekânındaki fiziksel duyumların tarihsel bir kataloğundan öte bir şeydir. Batı uygarlığı bedenin haysiyetine ve insan bedenlerinin çeşitliliğine hürmet etmekte hep zorlanmıştır: bedenle ilgili bu zorlukların mimaride, şehir tasarımında ve planlama pratiğinde nasıl ifade edilmiş olduğunu anlamaya, anlatmaya çalıştım."

Sosyal hayatla şehirlerin mimari yapısı arasındaki, sosyal tarihle içinde yaşanan mekânın örgütlenmesi arasındaki ilişkilere ilgi duyan herkesin zevkle okuyacağı düşüncesiyle, Tuncay Birkan'ın çevirisiyle sunuyoruz bu güzel kitabı.

Pavel Florenski – Tersten Perspektif

Tersten Perspektif Kitap Kapağı Tersten Perspektif
Pavel Florenski
Metis Yayınları
143

Bir an için gözlerinizi yumun, sonra açın. Gözleriniz sizi merkeze koyan bir tablo serer önünüze: Uzaktaki şeyler küçülür, öndeki nesneler arkadakileri kapatır, uzaklaşan yatay çizgiler birbirine yaklaşır. Alışılmış bir algıdır bu. Her insanın böyle gördüğünü kendiliğimizden kabul ederiz. Sanat yapıtından da bu algımızı taklit etmesi beklenir. Pek çok resim bu algımızı bir yasa haline sokarak, nesneleri ve mekanı perspektife uygun olarak temsil eder. Güzel resimde, perspektife uyulmuş mu diye bakarız, ya da çocuklardan daha güzel resim yapmalarını beklerken perspektife uygunluk ararız.

Florenski'nin 1920 tarihli metninin sorguladığı tam da budur. Perspektif ilk anda varsaydığımız kadar "doğal" mı? Bizans ikonalarını ya da Mısır kabartmalarını yapanlar gerçekten perspektifi bilmiyor ya da yapmayı beceremiyorlar mıydı? Perspektif, bir görme biçimi olarak ne zaman, niçin ve nasıl bir yasa haline geldi?

20.yüzyılın başına ait bu metnin anlamı nedir? Burada, bugün, bizler için ne anlam taşıyabilir? Zeynep Sayın'ın bunu irdeleyen Sunuş'uyla yayımlıyoruz Tersten Perspektif'i.