Birsen Alsaç & Üstün Alsaç – Türk Resim ve Yontu Sanatı
Sanat / 2 Ocak 2018

Kitap Adı: Türk Resim ve Yontu Sanatı Yazar: Birsen Alsaç & Üstün Alsaç Yayıncı: İletişim Yayınları Sayfa Sayısı: 142 “Cep Üniversitesi” dizisinden çıkan Türk Resim ve Yontu Sanatı, konuyu iki bölüm halinde değerlendiriyor: Resim; Eski Türk Resmi; İslâmlıktan Sonra Resim; Osmanlı İmparatorluğu’nda Resim; Cumhuriyet Dönemi; Günümüzde Resim; Resmin Sorunları; Resmin Geleceği alt başlıklarından oluşan birinci bölümü, Yontu; Anadolu Selçukluları ve Osmanlılar; Cumhuriyet Dönemi; Seramik alt başlıklarından oluşan ikinci bölüm izliyor. Çalışma, ressam, grafikçi, yontucu ve karikatürcüler listesi ile bibliyografyaya da yer veriyor.

Paul Faure – Rönesans
Sanat / 1 Ocak 2018

Kitap Adı: Rönesans Yazar: Paul Faure Yayıncı: İletişim Yayınları Yine de Rönesans bir bütünlüğe sahiptir: Bu da tüm şekilleriyle aşırı özgürlüğe düşkün olmaktır. Serveti arayış ve ona tapma, dinsel veya sanatsal bireycilik, ulusçuluk, bilgece merak, dayanaksız yorum, kural ve göreneklerden sıyrılmış metinlere başvuru, tensel istek ve şatafat, kısacası yaşam sevgisi, işte bu tek özgürlük ruhunun değişik ortaya çıkış biçimleridir. Servet ve bilgi özgürlük sağlar -yani bazı ayrıcalıklılara mutluluk getirir. 16. yüzyılın yeniden doğmak fiiline ve Rönesans sözcüğüne verdiği dinsel tanıma dönmüş oluyoruz; Biz burada 14. yüzyılda karanlık bir biçimde başlayıp 1550’lere doğru parlak bir olguya dönüşen Avrupa’nın yenilenmesini inceliyoruz.

Jean Baudrillard – Sanat Komplosu
Sanat / 28 Aralık 2017

Kitap Adı: Sanat Komplosu: Yeni Sanat Düzeni ve Çağdaş Estetik 1 Yazar: Jean Baudrillard Yayıncı: İletişim Yayınları Sayfa Sayısı: 98 Jean Baudrillard, 1996’da Sanat Komplosu’nu yayınladığında, artık çağdaş sanatın varlık nedeni kalmadığını ilan ederek sanat çevrelerinde büyük bir skandala yol açtı. “Sanat, bayağılığa, atıklara, vasatlığa, değer ve ideoloji diye el koyuyor,” diye yazmış, çağdaş sanatın hükümsüz olduğunu, bir hiç olduğunu belirtmişti. Bu “saldırı” karşısında bazı eleştirmen ve küratörler Baudrillard ismini defterlerinden sildiler; işi bilenlerse, yankılar uyandıran bu parlak “skandalın” şehvetli ürpertisini hissettiler yalnızca. Sanat hakkında ne söylendiği önemli değildi – yeter ki sanattan söz edilsin. Dünya çapındaki “Yeni Sanat Düzeni,” öylesine güçlü ve göz kamaştırıcıydı ki, kendisine yönelik her türlü tehdidi kışkırtmaya da, bu tehditleri sindirip massetmeye de muktedirdi. Sanat Komplosu’nda Baudrillard da tam olarak bunu iddia ediyordu: Eleştiri bir eleştiri yanılsamasına, tüketim düzenine içkin bir karşı-söyleme dönüşmüştü. Günümüzde sanat, tıpkı herhangi bir ticarî işletme gibi, kariyer fırsatları, kârlı yatırımlar ve yüceltilmiş tüketim nesneleri sunuyor. Sanatla ilgisi olmayan her şey sanata dönüşmekte. Roland Barthes, “Amerika’da cinsel ilişki dışında her yerde cinsellikle karşılaşabilirsiniz,” derdi. Şimdi her yerde sanat var, sanatta bile. Sylvère Lotringer

Robert Pignarre – Tiyatro Tarihi
Sanat / 27 Aralık 2017

Kitap Adı: Tiyatro Tarihi Yazar: Robert Pignarre Yayıncı: İletişim Yayınları Sayfa Sayısı: 115 Tiyatronun ayırt edici özelliği, belli başlı sanatların hemen hemen tümüyle bağlantısı olmasıdır elbette, ama edebiyatla olan ilişkisi çok daha yakın ve ayrıcalıklıdır.Dramatik yapıtın -Corneille’in değişiyle “şiir”in- kaynağını oluşturan ve ona kimliğini kazandıran yaratıcı unsur yazardır. Bunun içindir ki, dram sanatının kuramcıları, tarih boyunca, bir tiyatro oyununun ancak “kitaba dönüşebildiği” ölçüde estetik değere sahip olabileceğini ileri sürmüşlerdir, çünkü, ayrıca, yapıtın yüzyıllar boyu bozulmadan kalabilmesini sağlayan da yazıdır.

Üstün Alsaç – Türk Mimarlığı
Sanat / 27 Aralık 2017

Kitap Adı: Türk Mimarlığı Yazar: Üstün Alsaç Yayıncı: İletişim Yayınları Sayfa Sayısı: 115 İçindekiler: – Türk Mimarlığı – Türk Mimarlığının Özellik ve Nitelikleri – Önemli Mimarlık Yapıtarı Vermiş Türk Devletleri

Cyril Mango – Bizans Mimarisi
Sanat / 3 Temmuz 2017

Kitap Adı: Bizans Mimarisi Yazar: Cyril Mango Yayıncı: Simurg Yayınları Sayfa Sayısı: 360 Bizans İmparatorluğu’ndan söz ettiğimizde tarih biliminin modern bir kavramını kullanmış oluruz. Aslına bakılırsa, kendisine “Bizans İmparatorluğu” diyen bir devlet hiçbir zaman var olmamıştır; sadece Konstantinopolis’i yani Yeni Roma’yı merkez alan bir Roma İmparatorluğu vardır. Bu devletin vatandaşları kendilerini Romalı ya da sadece Hıristiyan olarak tanımlar, daha iyi eğitimliler imparatorluğun Augustus tarafından kurulduğuna inanırlardı. Bu nedenle “Bizans İmparatorluğu ne zaman kuruldu ve ne zaman yıkıldı?” diye sorduğumuzda akademik bir soru ortaya atmış oluyoruz. Tek yanıt, geçmişi mantıklı ve birbirine bağımlı dönemlere ayırma gereksinimi duyan tarihçilerin, Bizans İmparatorluğu’nun İ.S. 324 yılında Konstantinopolis’in kurulması ile başlamasına ve kentin 1455 yılında Türkler’in eline geçmesi ile yıkılmasına karar verdikleri biçiminde olmalıdır. Bu ayırım tartışmaya açık ama akla yatkındır. Bu tanımlamaya göre, Bizans mimarisi Bizans İmparatorluğu’nun mimarisidir ve Ortodoks inancının hakim olduğu ülkelerdeki 1453 sınırını aşan sürekliliği hesaba katılmadan onbir yüzyıl boyunca etkili olmuştur.

Sibel Bozdoğan – Modernizm ve Ulusun İnşası
Sanat / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Modernizm ve Ulusun İnşası: Erken Cumhuriyet Türkiyesi'nde Mimari Kültür Yazar: Sibel Bozdoğan Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 367 Mimarlık tarihçisi Sibel Bozdoğan, 1908’deki Meşrutiyetin ilanından Kemalist tek parti iktidarının 1950’de sona erişini kadar modern Türk mimarisinin kültürel tarihini ve Avrupa modernizmiyle bağlantılarını anlatıyor. Resmi propaganda yayınların, mimarlık meslek dergilerini ve zamanın popüler yayınlarını esas alan Bozdoğan, geniş bir siyasi, tarihi ve ideolojik bağlam içerisinde Türk mimari kültürüne bakıyor; modern mimarinin -özellikle temsili nitelikteki kamu binaları ve idealleştirilmiş modern ev formuyla- nasıl Cumhuriyet inkılabının başlıca görsel ifadesi haline geldiğini gösteriyor ve Türk mimarlarının modern formları rasyonel ve bilimsel zeminde meşrulaştırma ve Türk yapı gelenekleriyle uyumluluklarının gösterme suretiyle bu formları ‘millileştirme’ girişimlerini örnekleriyle sergiliyor. Türkiye’nin modernlik projesinin birçok açıdan eleştirel bir biçimde yeniden değerlendirildiği günümüzde, Kemalizmin mimari mirasının böyle kapsamlı biçimde incelenmesi son derece yerinde ve kışkırtıcı… Sosyal tarih ile mekan örgütlenmesi arasındaki ilişkileri zevkle okunan bir anlatımla veren bu güzel kitap, yalnızca mimarlık öğrenci ve araştırmacıları için değil, bütün sosyal ve beşeri bilimler için son derece ilginç bir kitap.

Rudolf Arnheim – Görsel Düşünme
Sanat / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Görsel Düşünme Yazar: Rudolf Arnheim Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 392 Bir klasik olan bu eseri farklı kılan, algı psikolojisinin temel bazı bulgularını da kullanarak yerleşik bir dogmaya karşı çıkmış olmasıdır: Bu dogmaya göre gözümüz sadece bir duyu organıdır ve görme duyumuz ile bütün yaptığımız, daha sonra bunları işleyecek, değerlendirecek, bunlar üzerine düşünecek olan beynimiz için görüntü verileri toplamaktır. Hem gündelik yaklaşımlarımıza hem de bütün bir bilim ve felsefe tarihine damgasını vurmuş olan bu mekanik modelde, duyularla düşünce birbirinden ayrılır, hatta karşı karşıya getirilir: Akıl tarafından işlenmedikçe duyular yanıltıcıdır, güvenilmezdir. Arnheim’ın tezi bu modelin güdüklüğünü sergiliyor; düşünmenin daha ilk anda görme ile birlikte oluştuğunu, düşünmenin yapısal olarak neredeyse resimsel diyebileceğimiz ölçüde görme duyumuza bağlı olduğunu, insanın bütün sanatsal ve bilimsel faaliyetlerinde problem çözme anlamındaki gerçek düşünme’nin her zaman uzamın görsel algılanışı üzerinden yürüdüğünü savunuyor. Çocuk resimlerinden bilim tarihindeki kâinat tasavvurlarına kadar uzanan farklı faaliyet alanlarından taşıdığı örneklerle, nasıl algıladığımızı, düşüncelerimizin duyu ve algılarımıza bağlı olarak nasıl biçimlendiğini anlatan Arnheim, görme duyusu ile düşünme arasında kurulmuş sahte ikilikten kurtulmanın bilim ve sanatlarda verimli açılımlar getireceğine işaret ediyor. Eğitimde görselliğin önemini anlamaktan hayli uzak görünen bizimkisi gibi bir kültürde bu anlatılanların bir önemi olabilir mi? Cevap, önümüzde. Resim eğitimini bir…

Richard Sennett – Ten ve Taş
Sanat / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Ten ve Taş: Batı Uygarlığında Beden ve Şehir Yazar: Richard Sennett Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 388 “Modern binaların çoğunu lanetlemiş gibi görünen yoksunluk, kent ortamını sakatlayan sıkıcılık, monotonluk ve elle tutulur kısırlık.” Richard Sennett modern kent karşısında kapıldığı şaşkınlığın vesile olduğunu söylüyor bu kitabı yazmasına: “Ten ve Taş, şehrin, insanların bedensel deneyimleri yoluyla anlatılan bir tarihidir: Antik dönem Atinası’ndan modern New York’a erkekler ve kadınlar şehirlerde nasıl deviniyorlardı, ne görüp işitiyorlardı, burunları hangi kokularla doluydu, nerede yemek yiyorlardı, nasıl giyiniyorlardı, ne zaman banyo yapıyorlardı, nasıl sevişiyorlardı? Bu kitap insanların bedenlerini geçmişi anlamanın bir yolu olarak ele almasına rağmen, kent mekânındaki fiziksel duyumların tarihsel bir kataloğundan öte bir şeydir. Batı uygarlığı bedenin haysiyetine ve insan bedenlerinin çeşitliliğine hürmet etmekte hep zorlanmıştır: bedenle ilgili bu zorlukların mimaride, şehir tasarımında ve planlama pratiğinde nasıl ifade edilmiş olduğunu anlamaya, anlatmaya çalıştım.” Sosyal hayatla şehirlerin mimari yapısı arasındaki, sosyal tarihle içinde yaşanan mekânın örgütlenmesi arasındaki ilişkilere ilgi duyan herkesin zevkle okuyacağı düşüncesiyle, Tuncay Birkan’ın çevirisiyle sunuyoruz bu güzel kitabı.

Pavel Florenski – Tersten Perspektif
Sanat / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Tersten Perspektif Yazar: Pavel Florenski Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 143 Bir an için gözlerinizi yumun, sonra açın. Gözleriniz sizi merkeze koyan bir tablo serer önünüze: Uzaktaki şeyler küçülür, öndeki nesneler arkadakileri kapatır, uzaklaşan yatay çizgiler birbirine yaklaşır. Alışılmış bir algıdır bu. Her insanın böyle gördüğünü kendiliğimizden kabul ederiz. Sanat yapıtından da bu algımızı taklit etmesi beklenir. Pek çok resim bu algımızı bir yasa haline sokarak, nesneleri ve mekanı perspektife uygun olarak temsil eder. Güzel resimde, perspektife uyulmuş mu diye bakarız, ya da çocuklardan daha güzel resim yapmalarını beklerken perspektife uygunluk ararız. Florenski’nin 1920 tarihli metninin sorguladığı tam da budur. Perspektif ilk anda varsaydığımız kadar “doğal” mı? Bizans ikonalarını ya da Mısır kabartmalarını yapanlar gerçekten perspektifi bilmiyor ya da yapmayı beceremiyorlar mıydı? Perspektif, bir görme biçimi olarak ne zaman, niçin ve nasıl bir yasa haline geldi? 20.yüzyılın başına ait bu metnin anlamı nedir? Burada, bugün, bizler için ne anlam taşıyabilir? Zeynep Sayın’ın bunu irdeleyen Sunuş’uyla yayımlıyoruz Tersten Perspektif’i.

John Berger – Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar
Sanat / 4 Haziran 2017

Kitap Adı: Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar Yazar: John Berger Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 52 Bugün insanların içinde yaşadığı yalnızlığı kim önceden bilebilirdi? Her gün dünyaya ilişkin gövdesiz ve sahte bir imgeler ağı tarafından yeniden onaylanan bir yalnızlık. Ama imgelerin bu sahteliği bir hata değil. Eğer kâr peşinde koşmak insanlığın kurtuluşunun tek yolu olarak görülürse, gelir elde etmek mutlak öncelik haline gelirse, o zaman gerçekten varolanın itibar görmemesi, görmezden gelinmesi ve baskı altında tutulması gerekir. Bugün resim yapmak, yaygın bir ihtiyaca cevap veren bir direniş eylemidir ve umutlanmayı teşvik edebilir.

John Berger – Bir Fotoğrafı Anlamak
Sanat / 4 Haziran 2017

Kitap Adı: Bir Fotoğrafı Anlamak Yazar: John Berger Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 240 Berger’in fotoğraf üzerine yazıları, onun düşünmeye verdiği dikkat ve özeni çok iyi kanıtlıyor. Yazılarını okumaktan bu kadar zevk almamızın bir nedeni olmalı: Düşünce onun için asla bir jest, kibir ya da entelektuel bir egzersiz değil. Küçük bir çocukken içgudusel bir merakla bakmanın yetişkin disiplinine kavuşmuş hali sanki. Kendini baktığı nesneyle içtenlikle ve şefkatle özdeşleştirmesinden gelen, bizleri de içine çeken bir hakikat. İkincisi, Berger’ın yalın bir biçimde tanımladığı o estetik ölçüt: “Bu eser insanların toplumsal haklarını öğrenmelerine ve haklarını talep etmelerine katkıda bulunuyor mu, onları buna teşvik ediyor mu?” Bir özelliği daha var bu yazıların: İnceleme Berger için hiç bir zaman sadece bir eleştiri ve sorgulama değil, her zaman fotoğrafa ait görünür ya da görünmez bir hikâye anlatıyor bize. Aynı zamanda bir hikâye anlatıcısı o. Geoff Dyer’ın hazırladığı bu derleme fotoğrafa özel bir edisyon olarak tasarlandığı için Berger’ın önceki kitaplarından bölümler de içeriyor. Yanı sıra, sergiler için veya kataloglara sunuş veya sonsöz olarak yazılmış ama herhangi bir kitabında yer almamış metinler var aralarında. Berger okumaktan aldığınız zevkin bunlarda da süreceğini düşünüyoruz.

Douglas Kellner – Sinema Savaşları
Sanat / 1 Haziran 2017

Kitap Adı: Sinema Savaşları: Bush-Cheney Döneminde Hollywood Sineması ve Siyaset Yazar: Douglas Kellner Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 344 Sinema Savaşları, filmlerin eleştirel yorumlarının günümüz kültür ve toplumunu anlamamıza yardımcı olabileceğini ve böylece siyaset ve devlet, şirketler ve ekonomi, ekonomik kriz ve çevre krizi, terör, savaş ve militarizm ile demokrasiye yönelik tehditler hakkındaki önemli tartışmalara katkıda bulunabileceğini göstermeye çalışıyor. Tarihten ve sosyal teoriden yararlanarak 2000-2008 arasında çekilmiş onlarca Hollywood filmini analiz ediyor, bu yolla dönemin tarihsel eğilimleri, çatışmaları, imkânları, krizleri ve kaygılarına ışık tutuyor. Filmleri belli bir bağlama oturtarak okumak, onları toplumsal-tarihsel bir ortama yerleştirmeyi ve dönemin olay ve mücadelelerini nasıl ifade ettiklerini göstermeyi gerektirir, ki Kellner’ın Sinema Savaşları’nda yaptığı da tam olarak bu. Böylece toplumsal sorunlar ve çatışmalar hakkında fikir sahibi olmamıza ve hâkim ideolojiler ile yeni yeni ortaya çıkan muhalif güçler konusunda değerlendirmelerde bulunmamıza olanak sağlıyor.

Donald Kuspit – Sanatın Sonu
Sanat / 1 Haziran 2017

Kitap Adı: Sanatın Sonu Yazar: Donald Kuspit – Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 224 Postmodern sanat anlayışı, neyin sanat olup neyin olmadığı konusunda bir süredir hararetli bir tartışmaya ve kafa karışıklığına yol açıyor. Günümüzde sanat ve sanat eseri piyasa, moda, milyon dolarlar, pazarlama, marka gibi kelimelerle birlikte anılıyor. Bunlara eşlik eden puslu havada, sezilen ama bir türlü adı koyulamayan bir şey var. Tanınmış sanat eleştirmeni Donald Kuspit’in kitabı işte tam da bu ifade edilemeyen şey üzerine. Son derece bayağı, iz bırakmayan, sığ postmodern çalışmalarla dolu bir sergi salonunda izleyicinin hissettiği sıkıntının ardındaki gerçek: Bunlar sanat eseri değil, bu yüzden de gerçek sanatın hissettirdiklerini hissettiremezler. Bu tür eserleri tanımlamak için Alan Kaprow’un “postsanat” terimini kullanan ve postmodern sanatın aslında sanatın sonu anlamına geldiğini, çünkü estetiğin itibarını kaybettiğini öne süren Kuspit, tinsel değerlere inanan sanatçı tipinin yerini nasıl pazarın taleplerine göbekten bağlı postsanatçı tipinin aldığını anlatıyor. Marcel Duchamp ve Barnett Newman’ın çalışmalarını ve kuramsal fikirlerini titizlikle değerlendirerek, sanattaki bu değer kaybının modern sanatın entropik karakterinden ayrılamayacağına dikkat çekiyor, varılan noktayı estetik karşıtı postmodern sanat olarak nitelendiriyor. Yirminci yüzyıl boyunca sanatın katettiği yol üzerine keskin gözlemler içeren kitap, görsel sanatların halihazırdaki çıkmazlarını gösterdiği gibi, bu sıkışmanın taşıdığı imkânlara da işaret ediyor.

David Harvey – Asi Şehirler
Sanat / 1 Haziran 2017

Kitap Adı: Asi Şehirler: Şehir Hakkından Kentsel Devrime Doğru Yazar: David Harvey Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 240 ABD’de 2001’den beri spekülatif bir biçimde şişirilmekte olan gayrimenkul ve ona bağlı finans sektöründe 2008’de iktisadi bir kriz patlak verdi ve kısa sürede tüm Avrupa’yı girdabına aldı. Asi Şehirler, neoliberal iktisat tarafından kurgulanan kriz anlatısı ile krizin kendi üzerlerinden telafi edildiği kitlelerin konumu arasındaki makasın giderek açıldığı bu zaman kesitini tahlil ediyor. Bir ayağı sokakta olan kitap, doğrudan eylem lehine uzun vadeli bir kavramsal analiz de sunuyor. Harvey, 1980’lerin ikinci yarısından bu yana olgunlaştırmakta olduğu kentsel iktisat anlayışını burada özlü bir biçimde ortaya koyarken, bir yandan da kavramsal soru ve çözümlemelerin kentsel toplumsal hareketler açısından ne gibi yeni doğrultulara işaret edebileceğini irdeliyor.