Michael Korz – Senaryoda Dialog

Senaryoda Dialog Kitap Kapağı Senaryoda Dialog
Michael Korz
Altıkırkbeş Basın Yayın
232

İyi bir öykünüz olabilir, inanılmaz karakterler yaratmış, harika bir fikri müthiş bir sona taşımız olabilirsiniz ama karakterleriniz konuşamıyorsa elinizde sadece kötü bir senaryo var demektir. Elinizdeki kitap, günlük konuşma dilinden başlayarak, tüm senaryo türleri için etkin ve doğru diyaloglar yazmanın yollarını, sık düşülen hataları gösterip, kolay ulaşılabilecek örneklerle de destekleyerek yazılmış, hızlı ve pratik bir kılavuz niteliği taşıyor.

Mustafa Ziyalan – Alengirli Filmler

Alengirli Filmler Kitap Kapağı Alengirli Filmler
Mustafa Ziyalan
Dedalus Kitap
88

Bir gün hayattan kaçıp alengirli bir film seyrederiz, sinemada. Kodlarıyla saplanıverir zihnimize, bir daha da çıkmaz bu film oradan.

Peki gerçekten heyecanlandık mı? Ya da korktuk mu? Neden etkiledi bu film bizi?

Görsel izleklerin bir kısmına, özellikle adından çokça bahsettiren, böylesi, türüne kült denilen bu filmlere kimse dokunamaz. Yıllarca süren enerjileriyle ve fısıltılarla yayılırlar. Sonra da ele avuca sığmazlar.

Artık, onların varlıkları, sinema için bir yasa gibidir. Mustafa Ziyalan, bu filmleri, onların numaralarını, kahramanlarını ve anti-kahramanlarını kulağından tutup karşımıza dikiyor, onların tarzıyla konuşuyor.

Aşktan da Üstün 50 Film

Aşktan da Üstün 50 Film Kitap Kapağı Aşktan da Üstün 50 Film
Kolektif
Kırmızı Kedi Yayınevi
170

İçinde bulunduğumuz sinema atmosferi, iyisi kötüsü ile birçok tuzağı, tuzaklardan kaçış yolunu, kurtuluş ve mahvoluş alanlarını barındırıyor. Arka Pencere, yaşadığınız bu bina içinde sizin kurtuluşa ya da mahvoluşa kaçış noktanız olabilir. Oradan ihtiyacınız olan her türlü mühimmatı gizlice evinize taşıyabilirsiniz. Komşularınızı ve gizli kalmaya mahkum cinayetlerini izleyebilir, türlü türlü iyiliğin, hinliğin ve icraatın peşinde koşabilirsiniz. Yeter ki işinizi 'aşktan da üstün' bir duyguyla yapıp, sonunda aşkın her şeyi sarıp sarmaladığını fark edin... Kanımca, kötü eleştiri iyi eleştiriyi kovar. Dolayısıyla iyi eleştirinin ve sinema aşkının gövermesi için bu seçkiyi önemli bulduğumu belirtmem gerek. Seçkinin ileride yayımlanacak öteki yazılarla daha da gelişip büyüyeceğini, bize başka arka pencereler sunacağını umuyorum.
Derviş Zaim

Sinema hakkında yazmak ile sinema yapmak aras?ndaki ayrım bizim için çok önemli değil. İşin gerçeği, bugün filmler hakkında konuşmaktan en çok zevk aldığımız insanlar sinema yazarları. Bir grup sinema yazarının yaklaşık bir yıl önce bağımsız olarak kurdukları Arka Pencere'yi düzenli olarak takip ediyoruz, Hitchcock'un film adlarından oluşturdukları kendilerine özgü bir yazı evrenleri var. Bağımsız olduklarını da özellikle vurgulamak gerek.
Yağmur Taylan, Durul Taylan

Yazarlardan demek istemiyorum, sinemaseverler için sinemaseverlerden bir toplama, arkadaşlarınızla "Oğlum süper filmdi!" diye göz atacağınız bir başucu kitabı, sevgilinize hava atacağınız koleksiyonu az çok düzenleyecek yardımcı kitap. Ya da "Cennet Sineması"nın sonu gibi bir kitap diyelim kısaca da, gözlerimiz dolsun...
İnan Temelkuran

Füruzan – Benim Sinemalarım

Benim Sinemalarım Kitap Kapağı Benim Sinemalarım
Füruzan
Yapı Kredi Yayınları
198

Aynı adla sinemaya da aktarılan öyküyü içeren bu kitap 1950-1960 yılları arasındaki Beyoğlu'nun sinema dünyasını anlatıyor.
Yazar, sinema delisi bir kızın hayatını yansıtırken toplumumuzun bir panoramasını da çiziyor.
Diğer öyküler; "Temizlik Kolu", "Seyyid", "Bir Evin Dıştan Görünüşü", "Günübirlik Adada" ve "Kış Gelmeden" edebiyatımıza yeni tatlar getiren örnekler.

Ala Sivas – İtalyan Sinemasına Bakış

İtalyan Sinemasına Bakış Kitap Kapağı İtalyan Sinemasına Bakış
Ala Sivas
Kırmızı Kedi Yayınevi
184

İtalyan sinemasının dünya sinema tarihine en büyük armağanlarından biri olan usta yönetmen Federico Fellini, "Sinemamız için izlenmesi gereken tek yol filmler yapmak, daha iyi filmler yapmak" sözleriyle gelecek nesillere ışık tutmaktaydı. Bugün Fellini'siz, Pasolini'siz, De Sica'sız ve daha pek çok ustanın yokluğunda yola devam eden İtalyan sineması, 60'lı yılların 'mucizevî filmler'ini geride bırakmış olsa da değişen endüstriyel dinamikleri, anlatısı ve yeni yönetmenleriyle adından söz ettirmektedir.
İlk yıllardan günümüze dek İtalyan sinemasının tarihsel adımlarına ulusal tarih, siyasi değişimler ve ekonomik dinamiklerin penceresinden bakan İtalyan Sinemasına Bakış, ilk İtalyan filmi Roma'nın Fethi'nden son yılların uluslararası başarıları Gomorra ve Il Divo'yu da kapsayan bir kronolojiyi okuma imkânı sağlıyor. Kitapta sessiz filmlerden Yeni Gerçekçilik'in öncülerine, mucizevî ekonomik yükselişten İtalyan usulü güldürünün acıtan gülümsemelerine, televizyonun esaretinde yok olmaya yüz tutan sinema dilinden 80'li yılların bireysel arayışlarına, 90'lı yılların Yeni-Yeni Gerçekçilik tartışmalarından 2000'lerin auteur'lerine bir ülke sinemasının panoraması ele aldığı gibi Amerikan sinemasının hâkimiyetindeki pazarda gerek yeni prodüktörlerin gerekse yeni kuşak yönetmenlerin adımlarıyla istikrar sağlama yolundaki çabaları takip ediliyor.

Stephen Prince – Savaşçının Kamerası

Savaşçının Kamerası (Akira Kurosawa Sineması) Kitap Kapağı Savaşçının Kamerası (Akira Kurosawa Sineması)
Stephen Prince
Kabalcı Yayınevi
322

Akira Kurosawa tüm zamanların en büyük yönetmeni sayılır. Ona Japon sinemasının kralı demek abartma olmaz. 1981'de yazdığı biyografisinde "benden sinemayı çıkarın geriye bir hiç kalır" diyerek belki de kendisi ile ilgili en güzel tanımı yapmıştır.

Yaşamı boyunca neredeyse sanatın bütün dallarıyla ilgilenen Kurosawa, yaratıcılığının gerçek zirvesine sahne sahne düzenlediği planlarla, çekim öncesi olduğu kadar çekim sonrası çalışmalarındaki titizliği ile çıkmıştır. 6 Eylül 1998'de 88 yaşındayken Setagaya, Tokyo'da öldüğünde geride otuzun üzerinde film bırakmıştı.

  • Sugata Sanshiro (1943)
  • Rashomon (1950)
  • Budala (1951)
  • Yaşamak (1952)
  • Dersu Uzala (1975)
  • Ran (1985) en bilinenleriydi.

Uzun yıllar Amerikan sinemasındaki şiddet öğeleri üzerinde araştırmalar yapan Stephen Prince bir dönem de Japon sineması ve onun dünya sineması üzerini etkilerini araştırdı ve bu konuda Pensilvanya Üniversitesi, Sinema ve Tiyatro Bölümünde dersler verdi. "Savaşçının Kamerası - Akira Kurosawa", Prince'in bu araştırmalarının bir sonucu olarak basılan ve büyük ilgi toplayan kitaplarından en önemlisidir.

 

Can Dündar – Büyülü Fener

Büyülü Fener Kitap Kapağı Büyülü Fener
Can Dündar
Can Yayınları
200

Sonra birden bir gonk sesi yırtar karanlığı...
Uzak bir fenerin ışığı aydınlanır önünüz sıra... Gözbebeklerinizi o ışığa kilitler, gözkapaklarınızı kırpmadan o ışığın çağrısına koşarsınız. Sisler dağılmaya başlar yavaş yavaş...
Neşeli gece kelebekleri gibi ışığına yöneldiğiniz büyülü fener, rengârenk vaatlerle sizi kendine çeker.
Neler yoktur ki, fenerden yansıyan ışığın huzmesinde:
Küçük mutluluklar... Büyük sevdalar... Tutkulu aşklar... Buğulu gözler... Hasret ve saadet öyküleri... Gerçek hayattan devşirilmiş tatlı hayaller...
O an, ne yalnızlığınız kalır ne kayıplığınız...
Büyülü Fener'de anlatılanlar sinemaya dair olsa da Can Dündar'ın kalemi, beyazperdeyi kaldırıp filmlerin devamını siyasetin arka sokaklarında arıyor. Örneğin Othello filmi üzerinden Ankara'daki koltuk çekişmelerini, Hollywood üzerinden Amerika'nın yeni imaj politikalarını, Yüzüklerin Efendisi'nden hareketle tarihimizde o iktidar yüzüğünü takıp çıkaramayanları yorumluyor. Gece Yarısı Ekspresi'nin yarattığı travmayı, "elimize geç ulaşmış bir dost mektubu" olarak tanımladığı Yol'un Türkiyesi'ni anlatıyor. Masumiyet, Bir Zamanlar Anadolu gibi yakın zamanların önemli filmlerine ait değerlendirmelere, belleğimizde yer etmiş sinema mekânlarına, sinemanın unutulmaz simalarının portrelerine de yer veriliyor Büyülü Fener'de...
Kısacası filmlere kendi ışığını düşürüyor Can Dündar; o büyülü karelerden hayata, tarihe ve gizli saklı köşelerimize bakarak daha önce farkına varmadığımız renklere dikkatimizi çekiyor...

Umut Tümay Arslan – Bu Kabuslar Neden Cemil?

Bu Kabuslar Neden Cemil: Yeşilçam'da Erkeklik ve Mazlumluk Kitap Kapağı Bu Kabuslar Neden Cemil: Yeşilçam'da Erkeklik ve Mazlumluk
Umut Tümay Arslan
Metis Yayınları
224

Popüler sinema her zaman kolektif arzu ve kaygıları seslendiren imgelerle doludur. Bu Yeşilçam için de geçerli. 70'li yılların Yeşilçam filmlerinde yer bulan imgeler de çoğu zaman modernleşmenin ve kapitalizmin sonuçlarına bağlı kolektif huzursuzluk, kaygı ve arzulara tercüman olmuşlardır. Kuşkusuz farklı biçimlerde. Dönemin Yeşilçam filmlerinde birçok farklı ses birlikte işitilir. Bunlardan biri güç ve intikam peşindeki saldırgan bir erkeğin sesidir. Hesap soran, başkalarına haddini bildirmek isteyen, her şeyi kontrol etmeyi arzulayan, bu arzusunun karşısına dikilen her tür engeli sınırsız bir şiddet kullanarak ortadan kaldıran bir erkeğin sesidir bu.

Bu Kâbuslar Neden Cemil? bu sesi, bu sesin işitildiği erkek filmlerini konu alıyor. İki temel soru var: İlki, ne oldu da, Yeşilçam'ın hep anadili olmuş olan melodramın sesi, 70'lerle birlikte eril bir sese teslim oldu? Kolektif kaygıyı yatıştırmakta sıklıkla başvurulan Kurtarıcı Kahraman figürünün erkekliğin korkularıyla ilişkisini nasıl anlamalıyız? Diğeri, Türkiye'nin aynı dönemde yaşadığı siyasi, kültürel ve toplumsal hareketlenmenin Yeşilçamdaki izdüşümünü erkek filmlerinde nasıl kaydedebiliriz?

Baba, oğul, koca, sevgili olarak erkek — ezik ya da kahraman, polis ya da militan, patron ya da işçi, adil ya da değil, Türkiye erkekliğinin hallerinin, popüler sinema üzerinden ne denli başarıyla okunabileceğini kanıtlıyor bu kitap.

Umut Tümay Arslan – Bir Kapıdan Gireceksin

Bir Kapıdan Gireceksin: Türkiye Sineması Üzerine Denemeler Kitap Kapağı Bir Kapıdan Gireceksin: Türkiye Sineması Üzerine Denemeler
Umut Tümay Arslan
Metis Yayınları
272

Bir Kapıdan Gireceksin, yakın dönem Türkiye sineması üzerine on dokuz denemeden oluşuyor. Bu denemeler, Türkiye'nin uzak ya da yakın, kronik ya da yeni, can acıtıcı ya da kayıtsızlaştırıcı meselelerini sinemasal kurgu dolayımıyla düşünmeye, bu yolla farklı türden hakikatler keşfetmeye imkân tanıyor. Ama aynı zamanda bizleri bekleyiş, inanç ve arzu ile kapısı aralanan, sinemanın o sapkın ama mucizevi dünyasına bir kez daha sokuyor.

Yan yana geldiklerinde bu denemeler, insanın bilgi ile inanç arasındaki salınımının, film seyretme deneyiminin de ta kendisi olan bu salıncağın, insan hayatının aptalca sıradanlığını, hatta bu sıradanlığın kimi zaman taş gibi görünen kalıcılığını, iç burkucu sefaletini nasıl aşındırabildiğini de gösteriyor.

Rüyalarına sahip çıkmak isteyenler için.

Seçkide, Yeşim Tabak, Bülent Diken, Meltem Gürle, Barış Engin Aksoy, Asuman Suner, Mithat Sancar, Fırat Yücel, Fatih Özgüven, Boğaç Ergene, Nejat Ulusay, Karin Karakaşlı, Feride Çiçekoğlu, Nazan Maksudyan, Ebru Çiğdem Thwaites, Mesut Yeğen, Umut Tümay Arslan, Meltem Ahıska, Özlem Köksal ve Sema Kaygusuz'un birer yazısı yer alıyor.

Thorsten Botz-Bornstein – Filmler ve Rüyalar

Filmler ve Rüyalar: Tarkovski, Bergman, Sokurov, Kubrick ve Wong Kar-Wai Kitap Kapağı Filmler ve Rüyalar: Tarkovski, Bergman, Sokurov, Kubrick ve Wong Kar-Wai
Thorsten Botz-Bornstein
Metis Yayınları
240

Rüya kuramını film çalışmaları bağlamında ele almak, bu kuramın içinde geliştiği özgün, klinik bağlamdan çıkarak esasen estetik kaygıların şekillendirdiği bir ortama geçmeyi gerektiriyor. İşte Filmler ve Rüyalar'da Botz-Bornstein da tam bunu yapıyor: Rüyaları estetik ifadeler olarak değerlendirip bu özel ifadelerin ne şekillerde geliştirildiğine odaklanıyor. Rüyaları psikolojik hayatımızın sıradan olayları gibi değil, varlıklarını belli bir rüya-zamanında sürdürmelerinden dolayı ilginç, kendine yeten fenomenler olarak ele alıyor. Bu noktadan yola çıkarak, Tarkovski'nin estetik rüya fenomenlerini işleyerek geliştirdiği gerçekçilik karşıtlığını, Sokurov'un modern imaj ideolojisine yönelik yıkıcı saldırılarını, Arthur Snitzler'in alışılmış olanı nasıl tekinsize dönüştürdüğünü, Kubrick'in bu yapısal modelden nasıl kaçındığını ve Wong Kar-wai'nin parodileştirilmiş kapitalizm manzaralarını inceliyor.

Marguerite Duras – Yeşil Gözler

Yeşil Gözler Kitap Kapağı Yeşil Gözler
Marguerite Duras
Metis Yayınları
192

Özel bir sinemacıdan mektuplar, fragmanlar ve röportajlarla kurulmuş bir kitap: dünya, deneyimler, edebiyatla sinemanın ilişkisi, kişisel deneyimlerin bir sinemanın oluşumundaki yeri, sinema yapmak, sinemaya gitmek, kitaplar ve filmler. Marguerite Duras´nın Yeşil Gözler´inin ilk basımı 1990 yılında yapılmıştı. Bu basımı yakalayamayan genç kuşaklar için 2008´de yenilenmiş basımıyla…

Kitap, Haziran 1980 tarihli Cahiers du Cinéma´da çıkan yazıların da eklenmesiyle genişletilmiş ikinci baskısından çevrildi. Kitaba ayrıca yeni metinler, söyleşiler ve fotoğraflar da eklenmiş. Metinler kitap haline getirilirken, sayfa düzeni Marguerite Duras´ın isteğine göre yapılmış; bu düzen Türkçe basımda da korundu.

YAZAR HAKKINDA:
1914´te Saygon yakınlarındaki Gian-Dinh´de doğdu. Fransa´ya döndüğü 1932´ye kadar çocukluğu ve ilk gençliği Vietnam´ın çeşitli bölgelerinde geçti. 1943´te ilk kitabı yayımlandı: Les Impudents (Saygısızlar). 1944´te kocası Robert Antelme tutuklanıp toplama kampına yollandı. Bu dönemi daha sonra La Douleur (Acı) adlı kitabında anlatacaktır. Aynı yıl Fransız Komünist Partisi´ne üye oldu; 1950 sonlarında partiden ayrıldı. 1955´te yayımlanan Le Square (Alan) adlı kitabı "alt-konuşma" tekniğine çok yakın bir yazı cinsinin doğuşuna damgasını vurdu. 1959´da senaryosunu yazdığı Hiroshima mon amour (Hiroşima Sevgilim) Alain Resnais tarafından filme alındı. 1969´da ilk filmini çekti: Détruire dit-elle (Yıkmak, Dedi Kadın). Bu dönemle birlikte ve özellikle 1970´te L´amour (Sevgi) adlı kitabının yayımlanmasından sonra yazısı sinemanın hizmetine girdi; metinlerinin başlığında "metin-tiyatro-film" ibaresi görülmeye başladı. 1975´te India Song´u çekti. 1980 yazında yeniden edebiyata döndü. Bu dönemin ilk kitabı L´été 80´dir (80 Yazı). 1982´de La Maladie de la Mort (Ölüm Hastalığı), 1983´te L´amant (Sevgili) yayımlandı. Bunları 1987´de Emily L., 1990´da La Pluie d´Eté (Yaz Yağmuru) izledi.

Feride Çiçekoğlu – Şehrin İtirazı

Şehrin İtirazı: Gezi Direnişi Öncesi İstanbul Filmlerinde İsyan Eşiği Kitap Kapağı Şehrin İtirazı: Gezi Direnişi Öncesi İstanbul Filmlerinde İsyan Eşiği
Feride Çiçekoğlu
Metis Yayınları
152

İstanbul'un itirazı var: Kamu alanlarının özel çıkara teslim edilmesine, ağacın, suyun ve toprağın yağmalanmasına, birçok dünya şehrinde yapılmış hataların tekrarlandığı sıradan bir kopya haline gelip kişiliğini kaybetmeye, yaşam biçimlerinin gayri insani bir hal almasına ve yaşamın ataerkil değerlerle boğulmasına itirazı var.

Feride Çiçekoğlu Vesikalı Şehir'den yedi yıl sonra bu kez, şehri isyanın eşiğine getiren bu itirazın Gezi Direnişi öncesinde üretilen filmlerdeki izlerini takip ediyor ve bu filmleri daha önceki örneklerle, 68 öncesinin Paris'indeki ve İtalyan Şehirlerindeki imar hareketleriyle ve oradaki değişimin bir kuşak filmlerine yaptığı yansımalarla ilişkilendiriyor: Şehir sıkıntısı, hiçlik, boşluk, değer ve hafıza kaybı, depresyon, değersizlik duygusu ve öfke patlaması.

Gezi Direnişini bugün "kırmızılı" kadın, "dans eden", "sapan atan" kadın imgeleriyle hatırladığımızı ve hem sayıca hem varoluş tarzlarıyla kadınların yoğun katılımını düşündüğümüzde, bu itirazın asıl olarak erkekler şehrine bir karşı çıkış olduğunu anlıyoruz..