Can Dündar – Büyülü Fener
Sinema / 22 Temmuz 2017

Kitap Adı: Büyülü Fener Yazar: Can Dündar Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 200 Sonra birden bir gonk sesi yırtar karanlığı… Uzak bir fenerin ışığı aydınlanır önünüz sıra… Gözbebeklerinizi o ışığa kilitler, gözkapaklarınızı kırpmadan o ışığın çağrısına koşarsınız. Sisler dağılmaya başlar yavaş yavaş… Neşeli gece kelebekleri gibi ışığına yöneldiğiniz büyülü fener, rengârenk vaatlerle sizi kendine çeker. Neler yoktur ki, fenerden yansıyan ışığın huzmesinde: Küçük mutluluklar… Büyük sevdalar… Tutkulu aşklar… Buğulu gözler… Hasret ve saadet öyküleri… Gerçek hayattan devşirilmiş tatlı hayaller… O an, ne yalnızlığınız kalır ne kayıplığınız… Büyülü Fener’de anlatılanlar sinemaya dair olsa da Can Dündar’ın kalemi, beyazperdeyi kaldırıp filmlerin devamını siyasetin arka sokaklarında arıyor. Örneğin Othello filmi üzerinden Ankara’daki koltuk çekişmelerini, Hollywood üzerinden Amerika’nın yeni imaj politikalarını, Yüzüklerin Efendisi’nden hareketle tarihimizde o iktidar yüzüğünü takıp çıkaramayanları yorumluyor. Gece Yarısı Ekspresi’nin yarattığı travmayı, “elimize geç ulaşmış bir dost mektubu” olarak tanımladığı Yol’un Türkiyesi’ni anlatıyor. Masumiyet, Bir Zamanlar Anadolu gibi yakın zamanların önemli filmlerine ait değerlendirmelere, belleğimizde yer etmiş sinema mekânlarına, sinemanın unutulmaz simalarının portrelerine de yer veriliyor Büyülü Fener’de… Kısacası filmlere kendi ışığını düşürüyor Can Dündar; o büyülü karelerden hayata, tarihe ve gizli saklı köşelerimize bakarak daha önce farkına varmadığımız renklere dikkatimizi çekiyor…

Umut Tümay Arslan – Bu Kabuslar Neden Cemil?
Sinema / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Bu Kabuslar Neden Cemil: Yeşilçam'da Erkeklik ve Mazlumluk Yazar: Umut Tümay Arslan Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 224 Popüler sinema her zaman kolektif arzu ve kaygıları seslendiren imgelerle doludur. Bu Yeşilçam için de geçerli. 70’li yılların Yeşilçam filmlerinde yer bulan imgeler de çoğu zaman modernleşmenin ve kapitalizmin sonuçlarına bağlı kolektif huzursuzluk, kaygı ve arzulara tercüman olmuşlardır. Kuşkusuz farklı biçimlerde. Dönemin Yeşilçam filmlerinde birçok farklı ses birlikte işitilir. Bunlardan biri güç ve intikam peşindeki saldırgan bir erkeğin sesidir. Hesap soran, başkalarına haddini bildirmek isteyen, her şeyi kontrol etmeyi arzulayan, bu arzusunun karşısına dikilen her tür engeli sınırsız bir şiddet kullanarak ortadan kaldıran bir erkeğin sesidir bu. Bu Kâbuslar Neden Cemil? bu sesi, bu sesin işitildiği erkek filmlerini konu alıyor. İki temel soru var: İlki, ne oldu da, Yeşilçam’ın hep anadili olmuş olan melodramın sesi, 70’lerle birlikte eril bir sese teslim oldu? Kolektif kaygıyı yatıştırmakta sıklıkla başvurulan Kurtarıcı Kahraman figürünün erkekliğin korkularıyla ilişkisini nasıl anlamalıyız? Diğeri, Türkiye’nin aynı dönemde yaşadığı siyasi, kültürel ve toplumsal hareketlenmenin Yeşilçamdaki izdüşümünü erkek filmlerinde nasıl kaydedebiliriz? Baba, oğul, koca, sevgili olarak erkek — ezik ya da kahraman, polis ya da militan, patron ya da işçi, adil ya da değil, Türkiye erkekliğinin hallerinin, popüler sinema üzerinden…

Umut Tümay Arslan – Bir Kapıdan Gireceksin
Sinema / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Bir Kapıdan Gireceksin: Türkiye Sineması Üzerine Denemeler Yazar: Umut Tümay Arslan Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 272 Bir Kapıdan Gireceksin, yakın dönem Türkiye sineması üzerine on dokuz denemeden oluşuyor. Bu denemeler, Türkiye’nin uzak ya da yakın, kronik ya da yeni, can acıtıcı ya da kayıtsızlaştırıcı meselelerini sinemasal kurgu dolayımıyla düşünmeye, bu yolla farklı türden hakikatler keşfetmeye imkân tanıyor. Ama aynı zamanda bizleri bekleyiş, inanç ve arzu ile kapısı aralanan, sinemanın o sapkın ama mucizevi dünyasına bir kez daha sokuyor. Yan yana geldiklerinde bu denemeler, insanın bilgi ile inanç arasındaki salınımının, film seyretme deneyiminin de ta kendisi olan bu salıncağın, insan hayatının aptalca sıradanlığını, hatta bu sıradanlığın kimi zaman taş gibi görünen kalıcılığını, iç burkucu sefaletini nasıl aşındırabildiğini de gösteriyor. Rüyalarına sahip çıkmak isteyenler için. Seçkide, Yeşim Tabak, Bülent Diken, Meltem Gürle, Barış Engin Aksoy, Asuman Suner, Mithat Sancar, Fırat Yücel, Fatih Özgüven, Boğaç Ergene, Nejat Ulusay, Karin Karakaşlı, Feride Çiçekoğlu, Nazan Maksudyan, Ebru Çiğdem Thwaites, Mesut Yeğen, Umut Tümay Arslan, Meltem Ahıska, Özlem Köksal ve Sema Kaygusuz’un birer yazısı yer alıyor.

Thorsten Botz-Bornstein – Filmler ve Rüyalar
Sinema / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Filmler ve Rüyalar: Tarkovski, Bergman, Sokurov, Kubrick ve Wong Kar-Wai Yazar: Thorsten Botz-Bornstein Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 240 Rüya kuramını film çalışmaları bağlamında ele almak, bu kuramın içinde geliştiği özgün, klinik bağlamdan çıkarak esasen estetik kaygıların şekillendirdiği bir ortama geçmeyi gerektiriyor. İşte Filmler ve Rüyalar’da Botz-Bornstein da tam bunu yapıyor: Rüyaları estetik ifadeler olarak değerlendirip bu özel ifadelerin ne şekillerde geliştirildiğine odaklanıyor. Rüyaları psikolojik hayatımızın sıradan olayları gibi değil, varlıklarını belli bir rüya-zamanında sürdürmelerinden dolayı ilginç, kendine yeten fenomenler olarak ele alıyor. Bu noktadan yola çıkarak, Tarkovski’nin estetik rüya fenomenlerini işleyerek geliştirdiği gerçekçilik karşıtlığını, Sokurov’un modern imaj ideolojisine yönelik yıkıcı saldırılarını, Arthur Snitzler’in alışılmış olanı nasıl tekinsize dönüştürdüğünü, Kubrick’in bu yapısal modelden nasıl kaçındığını ve Wong Kar-wai’nin parodileştirilmiş kapitalizm manzaralarını inceliyor.

Marguerite Duras – Yeşil Gözler
Sinema / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Yeşil Gözler Yazar: Marguerite Duras Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 192 Özel bir sinemacıdan mektuplar, fragmanlar ve röportajlarla kurulmuş bir kitap: dünya, deneyimler, edebiyatla sinemanın ilişkisi, kişisel deneyimlerin bir sinemanın oluşumundaki yeri, sinema yapmak, sinemaya gitmek, kitaplar ve filmler. Marguerite Duras´nın Yeşil Gözler´inin ilk basımı 1990 yılında yapılmıştı. Bu basımı yakalayamayan genç kuşaklar için 2008´de yenilenmiş basımıyla… Kitap, Haziran 1980 tarihli Cahiers du Cinéma´da çıkan yazıların da eklenmesiyle genişletilmiş ikinci baskısından çevrildi. Kitaba ayrıca yeni metinler, söyleşiler ve fotoğraflar da eklenmiş. Metinler kitap haline getirilirken, sayfa düzeni Marguerite Duras´ın isteğine göre yapılmış; bu düzen Türkçe basımda da korundu. YAZAR HAKKINDA: 1914´te Saygon yakınlarındaki Gian-Dinh´de doğdu. Fransa´ya döndüğü 1932´ye kadar çocukluğu ve ilk gençliği Vietnam´ın çeşitli bölgelerinde geçti. 1943´te ilk kitabı yayımlandı: Les Impudents (Saygısızlar). 1944´te kocası Robert Antelme tutuklanıp toplama kampına yollandı. Bu dönemi daha sonra La Douleur (Acı) adlı kitabında anlatacaktır. Aynı yıl Fransız Komünist Partisi´ne üye oldu; 1950 sonlarında partiden ayrıldı. 1955´te yayımlanan Le Square (Alan) adlı kitabı “alt-konuşma” tekniğine çok yakın bir yazı cinsinin doğuşuna damgasını vurdu. 1959´da senaryosunu yazdığı Hiroshima mon amour (Hiroşima Sevgilim) Alain Resnais tarafından filme alındı. 1969´da ilk filmini çekti: Détruire dit-elle (Yıkmak, Dedi Kadın). Bu dönemle birlikte ve özellikle 1970´te…

Feride Çiçekoğlu – Şehrin İtirazı
Sinema / 3 Haziran 2017

Kitap Adı: Şehrin İtirazı: Gezi Direnişi Öncesi İstanbul Filmlerinde İsyan Eşiği Yazar: Feride Çiçekoğlu Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 152 İstanbul’un itirazı var: Kamu alanlarının özel çıkara teslim edilmesine, ağacın, suyun ve toprağın yağmalanmasına, birçok dünya şehrinde yapılmış hataların tekrarlandığı sıradan bir kopya haline gelip kişiliğini kaybetmeye, yaşam biçimlerinin gayri insani bir hal almasına ve yaşamın ataerkil değerlerle boğulmasına itirazı var. Feride Çiçekoğlu Vesikalı Şehir’den yedi yıl sonra bu kez, şehri isyanın eşiğine getiren bu itirazın Gezi Direnişi öncesinde üretilen filmlerdeki izlerini takip ediyor ve bu filmleri daha önceki örneklerle, 68 öncesinin Paris’indeki ve İtalyan Şehirlerindeki imar hareketleriyle ve oradaki değişimin bir kuşak filmlerine yaptığı yansımalarla ilişkilendiriyor: Şehir sıkıntısı, hiçlik, boşluk, değer ve hafıza kaybı, depresyon, değersizlik duygusu ve öfke patlaması. Gezi Direnişini bugün “kırmızılı” kadın, “dans eden”, “sapan atan” kadın imgeleriyle hatırladığımızı ve hem sayıca hem varoluş tarzlarıyla kadınların yoğun katılımını düşündüğümüzde, bu itirazın asıl olarak erkekler şehrine bir karşı çıkış olduğunu anlıyoruz..