Ruth Benedict – Kültür Örüntüleri

Kültür Örüntüleri Kitap Kapağı Kültür Örüntüleri
Ruth Benedict
İletişim Yayınları
304

Ünlü antropolog Ruth Benedict'in, özellikle kültürel çalışmalar konusunda temel başvuru kaynaklarından biri olarak görülen kitabı Kültür Örüntüleri, insan hayatının şekillenmesinde kültürün rolüne dair çarpıcı bir bakış sunuyor. Üç Kızılderili toplumunun karşılaştırıldığı bu çalışma, toplumların davranışlarındaki çeşitlilikleri yargılamadan ortaya koyuyor. Dolayısıyla Batı toplumunun "en iyi, en gelişmiş" kültür olduğu yönündeki görüşü reddederek, her kültürün kendisini nasıl ele alıyorsa öyle kavranması gerektiğini öne sürüyor. 1930'lu yıllarda yazılmış olmasına rağmen, Kültür Örüntüleri'nin günümüzde hâlâ temel bir eser olmasını sağlayan da kültürel çeşitliliğe yaptığı bu vurgu. Özellikle antropoloji ve etnoloji alanlarında çığır açmış bir isim olan Benedict'in birey ve kültür ilişkisini incelemesi bakımından büyük önem taşıyan araştırması, insan olmanın anlamları üzerine derin bir kavrayış sağlıyor.

"Bugün çağdaş dünyada kültür kavramıyla ilgili sözcüklerin bunca rahat kullanılmasında... elinizdeki kitabın büyük bir payı var."
Margaret Mead

"Benzersiz ve çok önemli… Kültür Örüntüleri, daha özgür ve daha hoşgörülü bir yaşam için yol gösterici bir tabela niteliğinde."
New York Times

"Benedict'in Kültür Örüntüleri, çeşitliliğin değerini bize öğretmede temel bir metin…"
Amerikan Antropoloji Derneği

Paulo Freire – Ezilenlerin Pedagojisi

Ezilenlerin Pedagojisi Kitap Kapağı Ezilenlerin Pedagojisi
Paulo Freire
Ayrıntı Yayınları
240

Paulo Freire hayatını ezilenlerin eğitimine, özellikle de okuma yazma bilmeyen yetişkinlerin eğitimine adamış bir eğitimci. Ezilenlerin Pedagojisi'nde ise sadece belli eğitim merkezlerinde uygulanacak alternatif bir pedagoji değil, amaçları kadar kullandığı araçlar da özgürlükçü olan bir özgürleşme siyaseti öneriyor. Ona göre, siyaset, kelimenin en geniş anlamıyla bir eğitim süreci çünkü. Freire öncelikle "bankacı eğitim modeli"ni reddeder. Bu modelde öğrenciler (ya da ezilenler), üzerlerine bilgi yatırımı yapılan pasif varlıklar, boş kaplardır. Bilgi onlara ihsan edilir, aktif bir araştırma sürecinin ürünü değildir. Onlar nesne, öğretmenler (ya da siyasal liderler) öznedir. Bu modelde dünya kapalı, durağan bir düzen, verili, tamamlanmış bir gerçeklik olarak sunulur. Diyalog değil, tek yanlı bir dayatma söz konusudur. Bu, ezilenleri kaderciliğe iten, özgürlükten korkmalarına yol açan ve bu yüzden de üzerlerindeki tahakkümü pekiştiren bir modeldir. Freire buna karşı, ezilenlere dayatılmayan, onlarla diyalog içinde oluşturulan bir pedagoji (siyaset), "problem tanımlayıcı eğitim" dediği bir model önerir. Ona göre kendini ne kadar devrimci sanırsa sansın, ezilenlere "nesne" muamelesi yapmayı sürdürerek otoriter ilişkileri yeniden üreten hiçbir pratik özgürleştirici olamaz. Özgürleşme, ezilenlere armağan edilecek bir şey değildir; onların özgürleşme mücadelesine özne olarak katılımlarının ürünüdür. Freire'in önerdiği model, insanların dünyayla ilişkilerindeki problemleri tanımlamalarını, dünyayı insanın kendini yaratma görevinde kullandığı bir malzeme olarak görmelerini sağlar. İnsanları "olma" sürecindeki, bitmemiş, yetkinleşmemiş ve dolayısıyla da yaratıcı varlıklar olarak görür. Bu yüzden de eğitimin içeriği ezilenlerle diyalog kurularak, onların "konusal evren"i dikkate alınarak belirlenmelidir. Diyaloğun ön şartı ise insanlara inanmaktır, sevmeyi becerebilmektir.

"Freire'in yazdıkları ve yaptıkları Türkiye'de alıştığımız, alıştırıldığımız yol gösterici düşünce ve uygulamaların tam zıddı. Özgürlük bir şeyler yapılarak varılacak bir yer değil, yapıların özünde olan bir şey. Bu kitabın benimki kadar başkalarının da dünya görüşünü temelden etkileyeceğini düşünüyorum."
-Gündüz Vassaf/Cumhuriyet Kitap-

Ivan Illich – Okulsuz Toplum

Okulsuz Toplum Kitap Kapağı Okulsuz Toplum
Ivan Illich
Şule Yayınları
141

"Okullaştırma, eğitimle aynı anlama mı gelmektedir? Kesinlikle hayır. Herkes gün be gün bir şeyler öğrenmektedir. Dürüst olmak gerekirse, çoğumuz, yaşamımızda okullaşmanın direk ve derin bir etkiden son derece yoksun olduğunu görürüz. Bu durumda iki soru ortaya çıkmaktadır: Her toplumda okullaşmaya bu derece büyük bir önem ve prestij kazandıran nedir? Eğitimin işlevi bir şüphe içeriyorsa, okullaşma gerçekte ne anlama gelmektedir?Ivan Illich, bu eserinde okulun, statükonun korunmasına vesile olan araçlardan biri olduğundan dolayı bu prestije sahip olduğu yolundaki tezini kanıtlamaya çalışmaktadır. Ona göre günümüzdeki okullar eğitimi açısından etkisiz olduğu kadar, bölücü bir nitelik de taşımaktadırBasındanOkullaşmaya karşı eleştirilerini Okulsuz Toplum adıyla kitap haline getirmesi ve Celebration of Awareness’in yayımlanması ile Illich’in görüşleri çok daha geniş bir çevrede tanınmaya başlamıştı. CIDOC 1970’li yıllarda entelektüel düzeyde uluslararası saygınlığı olan bir odak oldu. Ancak Illich’in çalışmalarını eğitim dışındaki konulara kaydırmaya başlaması ve Latin Amerika’ya eskisi gibi misyonerlerin gitmemesi nedeniyle CIDOC’un etkinliği inişe geçti.1980’lerden sonra Illich Meksika, ABD ve Almanya’da çalışmalarını sürdürdü. ABD’de Penn State Üniversitesi’nin Felsefe ve Bilim, Teknoloji ve Toplum bölümlerinde konuk öğretim üyesi olarak ve Almanya’da Bremen Üniversitesi’nde Illich’in fikirleri çevresinde bir araya gelen “Oranlılık Üzerine Araştırmalar Döngüsü” adlı bir grupla birlikte çalıştı. Son yıllarda Oakland’da yaşıyordu ve çalışmalarını ‘oranlılık’ kavramı üzerine yoğunlaştırmıştı. Illich, en başta toplumsal cinsiyet üzerinden bölünmüş bir toplumsal yapıda oran duygusunun kaybolduğunu savunuyordu.- Çevre İçin Hekimler Derneği Resmi Web Sitesinden ...

Michel Foucault – Bilginin Arkeolojisi

Bilginin Arkeolojisi Kitap Kapağı Bilginin Arkeolojisi
Michel Foucault
Ayrıntı Yayınları
256

1926 yılında Fransa'nın Poitiers kentinde doğan Michel Foucault hem düşünceleri hem de yaşantısıyla kendisini özgürlüğe adamış bir filozof, bir eylem insanıdır. Belki de onu anlamanın en doğru yolu söyleşilerde kullandığı şu ifadelerdir: "Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır"; "oyun ancak sonunda ne olacağını bilmediğin zaman oynamaya değer olur"; "kitaplarımın her birisi benim yaşam öykümdür". Foucault hem kendisinin hem de başkalarının her hangi bir kategorik çerçevenin içine yerleştirilerek nitelenmesinden ya da yargılanmasından son derece rahatsızlık duyardı mutlaka ama yine de onu anlatmaya giriştiğimizde bulabileceğimiz en uygun sıfat yine kendisinin kullandığı Düşünce Sistemleri Tarihçisi olacaktır.
Foucault'nun düşünce hayatına bütünüyle egemen olan üç ana kavram vardır. Çözümlemelerinin "düşünce sistemleri"ne ilişkin olanları arkeoloji, "iktidar biçimleri"ne ilişkin olanları genealoji, "kendine özen gösterme"ye ilişkin olanları da etik ile belirlenen üç dönemde yapılır. Foucault için Klâsik olan xvıı. ve xvııı. yüzyıllar ile Modern olan xıx. ve xx. yüzyıllarda, bu dönemlere ilişkin oluşumları hem teorik hem de pratik alanlarında yöneten epistemelerin farklı olması nedeniyle, farklı biçimlerde görünen ve incelenen aynı pozitifliklerin (hayat, emek, dil) bilgisi hakkında gerçekleştirilen derinlemesine bir çözümleme yönteminin adıdır Bilginin Arkeolojisi. Bu çözümleme yöntemi, onun alt başlığı "psikiyatrinin arkeolojisi" olan Klâsik Çağda Deliliğin Tarihi, alt başlığı "tıbbî bakışın arkeolojisi" olan Kliniğin Doğuşu ve yine alt başlığı "insan bilimlerinin arkeolojisi" olan Kelimeler ve Şeyler adlı eserlerinde uygulanmıştır. Adı geçen eserlere egemen olan arkeoloji ile Foucault bir disiplini değil, bir araştırma alanını göstermek ister.

Desmond Morris – Çıplak Maymun

Çıplak Maymun Kitap Kapağı Çıplak Maymun
Desmond Morris
İnkılap Kitabevi
288

Zoolog Desmond Morris'in yıllar süren çalışmalarının ürünü olan "ÇIPLAK MAYMUN" tüm dünyada olağanüstü bir ilgi uyandırdı. Pek çok dile çevrilen ve milyonlarca satan "ÇIPLAK MAYMUN"a okurlar tarafından gösterilen bu büyük ilginin sebebi; şimdiye dek ileri sürüldüğü gibi insanın maymundan türemiş bir tür değil, doğrudan doğruya maymun olduğunu açıklamış, kanıtlamış olması... Desmond Morris, insan dediğimiz çıplak maymunun seks, yavru yetiştirme, beslenme, korunma, savaşma ve başka konulardaki davranış modellerinin temel niteliklerini ortaya koyuyor.
ÇIPLAK MAYMUN her okuyanı şaşırtacak, (belki de kızdıracak), eğlendirecek ve düşündürecek bir eser...

Guy Debord – Gösteri Toplumu

Gösteri Toplumu Kitap Kapağı Gösteri Toplumu
Guy Debord
Ayrıntı Yayınları
240

Yaşamını medyatik uygarlığın ötesinde, herkesten uzakta ve gizlice tamamlamış olan Guy Debord XX. yüzyılın ikinci yarısının en önemli şahsiyetlerinden ve kâhinlerinden biridir. Gösteriye katılmayı reddeden bir radikaldir! Debord'un Gösteri Toplumu adlı kitabı yıkıcı olduğu kadar tarihe de direnebilmiş bir eserdir. 70'lerde yayımlandığında "aşırı" tezleri nedeniyle "şok" yaratmış, 80'lerde ise hayatın doğruladığı bir metin olarak kabul görmüştür. Egemenliğini tüm dünyada çoktan kurmuş ve gündelik dile geçirmiş olan gösteri toplumunu ilk kez tanımlayan ve adlandıran Debord, kapitalist iktisadın ve meta dolaşımının uzantısı olarak nitelendirdiği gösteri egemenliğinin sosyalist oldukları iddiasında olan ülkelerde de var olduğunu; dünyanın yeniden tek bir pazar haline geleceğini ve bürokratik iktidarların da Amerikan tipi gösterinin hâkimiyeti altına gireceğini söylemiştir. Gösteri Toplumu'nda tek kelimeyi bile değiştirme gereğini duymadan yıllar sonra kaleme aldığı Gösteri Toplumu Üzerine Yorumlar'da mafya, terörizm, polis devleti gibi olguların nasıl gösterinin bir parçası haline geldiklerini sergiler. Gösteri toplumunda, kurtuluş vaatleri de gösterinin bir parçasına dönüşür, sahteleşir. Tüm dünya aynı gösterinin sahnesidir artık; hepimiz aynı gösterinin oyuncusu ve seyircisi oluruz. Tarihsel bilgiyi yok etmek, özgünlük görünümü altında sansürü genelleştirmek, gösterinin vazgeçilmez ikizi olan terörizme girişmek, doğruyu bir yanlışlık anı yapmak, öznelliği silmek... gösteri toplumunun söylemini oluşturur. Bu umutsuzluk kitabı, hapishane halindeki bir dünyada yaşadığımızı gözler önüne serer. Antikçağdan günümüze, zaman kavramından mekân kavramına, şehircilikten turizme ve kültürel tüketim soytarılığına kadar her alana uzanan Gösteri Toplumu'nun labirentleri arasındaki yolculuk kitabın ortalarında giderek dehşete dönüşür: Çıkış yoktur! Debord karamsardır! Karamsarlığın doruğunda yaşayan tüm devrimciler gibi gerçekçidir de... Hakikati söyler.

Caner Taslaman – Küreselleşme Sürecinde Türkiye’de İslam

Küreselleşme Sürecinde Türkiye'de İslam Kitap Kapağı Küreselleşme Sürecinde Türkiye'de İslam
Caner Taslaman
Destek Yayınları
312

"Caner Taslaman'ın bu çalışmasının -baştan aşağı okumuş biri olarak- kitaplaştırılmış olmasını sevinçle karşıladım. Bence bu kitabın en önemli katkısı İslam'ı sadece bir iman konusu olarak ele almayıp, konuyu geniş bir interaktif iletişim çerçevesi içinde okuyucuya sunmasıdır. Bu konu, nadiren bu kadar geniş bir çerçeve içinde irdelenmiştir. Kitapta, felsefeden sosyal bilimlerin siyaset, sosyoloji ve iletişim gibi dallarına kadar geniş bir alanda çok başarıyla mekik dokunmaktadır."
-Şerif Mardin, Sabancı Üniversitesi-

"Anlamak, sosyal bilimlerin olmazsa olmaz kavramlarından biri, belki de başta gelenidir. Bu çalışmanın bence en değerli yanı da, dışarıdan yöntemsel bir bakış ile içeriden anlama kaygısını birleştirmesi."
-Fatmagül Berktay, İstanbul Üniversitesi-

"Bu kitabı okurken Caner Taslaman'ın hem felsefi dehasına hem de sosyolojik analizinin gücüne tanıklık edecek ve Türkiye'deki İslam ile ilgili yapılan birçok çalışmayı yavan bulacaksınız. Bu kitapta siyaset, sosyoloji, felsefe, psikoloji ve teoloji gibi alanlara büyük bir hâkimiyetle giriliyor ve herkesin önemine dikkat çektiği fakat çok az kişinin hakkıyla becerebildiği multidisipliner bir çalışma harika bir şekilde ortaya konuyor."
-Emre Dorman, Acıbadem Üniversitesi-

Caner Taslaman, Boğaziçi Üniversitesi'nde sosyoloji alanında lisans eğitimini tamamladı. Sonra Marmara Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü'nde "Big Bang Teorisi'nin felsefe ve teolojiyle ilişkisi" üzerine yazdığı teziyle yüksek lisans çalışmasını; aynı bölümde "Evrim Teorisi'nin felsefe ve teolojiyle ilişkisi" üzerine yazdığı teziyle doktora çalışmasını tamamladı. İkinci doktorasını İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde "Küreselleşme Süreci'nde Türkiye'de İslam" isimli teziyle yaptı. Doçentlik tezinin konusu ise "Kuantum Teorisi'nin felsefe ve teolojiyle ilişkisi" oldu. Önce Tokyo Üniversitesi'nde, ardından Oxford Üniversitesi'nde post-doktora çalışmalarını yaptı. Ayrıca Harvard Üniversitesi ve Cambridge Üniversitesi'nde misafir akademisyen olarak bulundu. Şu anda Yıldız Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde profesör öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Modern bilim-felsefe-din ilişkisi en temel ilgi alanıdır ve din felsefesi, din sosyolojisi, bilim felsefesi, fizik felsefesi ve biyoloji felsefesi çalışma alanlarıdır.

Selin Ongun – Türbanlı Erkekler

Türbanlı Erkekler Kitap Kapağı Türbanlı Erkekler
Selin Ongun
Destek Yayınları
172

Muhafazakâr erkekler nasıl bir değişim geçiriyor?
Muhafazakâr erkeklerin örtünen kadınlara karşı önyargıları neler?
Başörtülü kadınlar, muhafazakâr erkeklerin evlilikte ilk tercihleri olmaktan çıktı mı?
Muhafazakâr erkek başörtülü kadını neden sosyal bir yük olarak görmeye başladı?
Muhafazakâr erkekler iş hayatında hangi kadınlara itibar ediyor; başını örtenlere mi, başı açıklara mı?
Muhafazakâr medya nasıl bir başörtülü kadın istiyor?

Zygmunt Bauman – Sosyolojik Düşünmek

Sosyolojik Düşünmek Kitap Kapağı Sosyolojik Düşünmek
Zygmunt Bauman
Ayrıntı Yayınları
304

Kısa süre önce hayata veda eden Zygmunt Bauman’ın en önemli çalışmalarından biridir Sosyolojik Düşünmek. Özellikle modernlik ve postmodernlik çalışmalarıyla ses getiren Bauman, sosyal bilimler alanında son derece ilginç bir kitap sunuyor bize. Sosyolojik Düşünmek, herkesin sosyolojinin anlamı ve işlevi, sosyolojide değişik tarzlar ve yaklaşımlar üzerine bilgilenmesini sağlayacak önemli bir kaynak.

Bauman, sosyolojinin inceleme konusu olan ikilik ve karşıtlıkları çokboyutlu bir bakışla irdeliyor: Birey olma ile toplum içinde var olma arasındaki bütünlük ve çatışma; toplumların ya da genel olarak insan gruplarının kendini ve karşıtını tanımlaması; birey ile grup, doğa ile kültür, millet ile devlet, birliktelik ile ayrılık, bireysel varlığını koruma ile ahlaki yükümlülük arasındaki çatışmalar, kitapta incelenen ikiliklerden bazıları.

Bauman, sosyolojinin asla tamamlanmış ve kesin bir bakış açısı oluşturamayacağını belirtiyor. Dolayısıyla hiçbir bakış tek başına kusursuz ya da ayrıcalıklı olamaz; hayata ilişkin değişik yorumların her biri, olsa olsa kavrayış bütünlüğümüze kendi zenginliğini katacaktır. Sosyolojik düşünmek, kesinliğe varacak bir yol sağlamak şöyle dursun, her türlü müphemliği çoğaltacaktır. Ama müphemlikten korkmamak gerekir; dünyaya ilişkin gerçek bir kavrayış özgürlüğünün ve hoşgörünün temelinde bu müphemliğin, bakış zenginliğinin kabulü yatar. Bu anlamda sosyoloji ve sosyolojik düşünmek, Bauman’ın sözleriyle ifade edecek olursak “özgürlük davasına hizmet eder”.

Feroz Ahmad – Bir Kimlik Peşinde Türkiye

Bir Kimlik Peşinde Türkiye Kitap Kapağı Bir Kimlik Peşinde Türkiye
Feroz Ahmad
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
259

Türkiye'de tarihçilerin, siyaset ve toplum bilimcilerin yakından tanıdığı bir isim olan Feroz Ahmad, bu son eserinde Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan günümüz Türkiye Cumhuriyeti'ne uzanan sürecin toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel veçhelerini 'bir kimlik arayışı' sorunsalında incelerken; bu arayışın peşinde koşulan yüzlerce yıllık serüvenin geniş çerçevesini büyük bir ustalıkla çiziyor.

Ahmad'ın akademik yaşamında uzun yıllara dayanan araştırma ve gözlemlerinin ürünü olan bu çalışma, yaşadığımız coğrafyada kurulan bir aşiret tarafından kurulan devlet düzeninin dayandığı dini ve kültürel temellerin gelişimini, tarihsel ve toplumsal olayların yüzyıllar sonra ulaşılan "millet olma" kavramıyla birleşmesini, devamlı değişen bir "kimlik" harcıyla kararken, birbirinden farklı sonuçlara da ulaşıyor.

Yazar, kendi deyişiyle "tarihçilere tarih öğreten biri olarak değil" dışardan analitik ve nesnel bakan biri olarak, günümüz dünyasında modern Türkiye Cumhuriyeti'nin önüne Batılılar tarafından sürekli konulan siyaset-ordu, demokrasi-cumhuriyet, din-laiklik ikilemlerinin yarattığı gerilimleri incelerken, bunların kaynaklarına da nüfuz edebiliyor. Eskilerin deyimiyle "müfit ve muhtasar" olan bu kitabın, Türkiye tarihi için yepyeni bir referans olacağına inanıyoruz.

"Bu çalışma kırk yıl sürmüş bir araştırmanın herkesin anlayabileceği bir özeti... Batılı ve Ortadoğulu akademisyenlerin güncel çalışmalarıyla yazarın içerden bakış ve yorumunun birleştiği bu eser İslâm, küreselleşme ve Türkiye'nin Amerika ve Avrupa Birliği ile ilişkileri gibi zorlu güncel konuları tarihsel arkaplanı içinde incelemektedir…" Hasan Kayalı, California Üniversitesi, San Diego 

"Eserdeki tarihlerin güvenilirliği ve ekteki mükemmel kronoloji, bu kitabı Türkiye'nin Modern Tarihi konusunda yararlı bir referans haline getiriyor."Huge Pope, Internatioanal Journal of Middle East Studies

Yaşar Çabuklu – Postmodern Toplumdan Kesitler

Postmodern Toplumdan Kesitler Kitap Kapağı Postmodern Toplumdan Kesitler
Yaşar Çabuklu
Paloma Yayınevi
153

Postmodern Toplumdan Kesitler adıyla yayımlanan bu dokuzuncu kitabında Çabuklu, 1980ler sonrasının postmodern toplumunda iktidar ilişkilerinin nasıl yeniden üretildiğini, liberal hoşgörü söylencesine karşın güvenlik ve kontrolün toplumsal yaşamın merkezine nasıl yerleştirildiğini anlatıyor.Varsılların lüks cipler, kapalı yerleşmeler, dev alışveriş merkezleri içinde kendilerine korunaklı alanlar yaratarak yoksulları dışlaması, göçebe New Age gezginlerinin neoliberal güvenlik devletinin baskısına maruz kalması, sistemin X kuşağını, Grunge kültürünü asimile etme çabaları, çevre dostu gibi görünen ekoturizmin yerlilerin yaşam alanlarını tahrip etmesi, marka kültürünün egemen hale gelmesi, postmodern çeşitlilik kültürünün farkları klişelere indirgeyip standartlaştırması kitapta değinilen konulardan bazıları.

Tevfik Taş – Deprem 7.2 Irkçılık 77.2

Deprem 7.2 Irkçılık 77.2 Kitap Kapağı Deprem 7.2 Irkçılık 77.2
Tevfik Taş
Evrensel Basım Yayın
182

Irkçılık, insanca ve sevgili hiçbir alanda yer bulamayan duyguların, davranış kalıplarının, devlet politikası ve savaş aracı haline getirilmesidir. Dur durak bilmeden savaşlar/ yangınlar çıkaran bu olgu, insanlığın çöp tenekesidir.

"Deprem 7.2 Irkçılık 77.2" başlığını taşıyan bu çalışma, Van-Erçiş'te depremden sonra, Türkiye'de ağır bir hastanın kendini koyvermesi gibi bir kez daha açılıp saçılan nefreti, ötekileştirmeyi eksen alıyor.

Deprem acısıyla boğuşan, yüzlerce ölüyü toprağa vermeye çalışan bir kente, bir halka hangi "İnsanlar" hangi "Duygularla" taş, sopa, bayrak, kirlenmiş regl bezi, Kuran-ı Kerim ve küfür yazılı kağıtlar gönderir? Bunu yapanlar, toplum içinde hakikaten azınlıkta mıdır?

Bunu yapabilenler, hangi inanca, hangi ulusa, hangi politik duruşa mensuptur? İyi ama bütün bunlar birdenbire mi oluştu? Bu davranışları bize hangi "Tarih" armağan etti? Edebiyatta, müzikte, atasözünde, sanatın diğer dallarında, şakalaşmalarda, basında, eğitimde, gündelik yaşamda ırkçılık nasıl şekillendi? Kaç tür ırkçılık var? Kaçı gizliden gizliye, kaçı açıktan açığa yürüyor?

Tevfik Taş'ın bu çalışması düşmanlıktan medet ummacılığı, akan kanı zafer sanmayı, aşağılamayı, horlamayı, bütün bir halk için fenalıklar istemeyi ve ırkçılığı irili ufaklı vargı biçimleriyle sorgulamayı amaçlıyor .

Ancak elinizdeki kitabın çok geniş kapsamlı bir sorusu daha var:Bugün, Barış isteyenler salt romantik, soyut bir olgudan mı söz ediyor? Barış isteyenlerin nasıl bir kültürel ortama gereksinimi var? Barış kültürü yaratılmadan, büyütülmeden kalıcı bir barış olanaklı mıdır? Peki ama bütün bunlar Barış olmadan olanaklı mıdır?

Susan Sontag – Başkalarının Acısına Bakmak

Başkalarının Acısına Bakmak Kitap Kapağı Başkalarının Acısına Bakmak
Susan Sontag
Agora Kitaplığı
151

"Savaş, iç deşer; savaş, bağırsakları boşaltır. Savaş, teni yakıp kavurur. Savaş, organları bedenden koparır. Savaş, yıkıp yok eder. Ve savaş, insan türünün doğasından gelir." Böyle diyor Susan Sontag, 'tefekkür nesneleri olarak' savaş ve dehşet fotoğraflarından hareketle kaleme aldığı bu sarsıcı kitabında. Daha sonra da, Goya'nın "Savaşın Felaketleri" serisinden Amerikan İç Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve Nazi ölüm kamplarının fotoğrafik belgelerine ve daha yakın tarihimizde Bosna, Sierra Leone, Ruanda, İsrail, Filistin ve 11 Eylül 2001 New York City trajedilerine, zaman içinde bir gezintiye çıkıp, asıl olarak şu soruyu yöneltiyor bizlere: "Savaşın ve dehşetin yüzünü sergileyen fotoğraflara bakmaya ne kadar dayanabilirsiniz?" Başkalarının Acısına Bakmak, kesintisiz görüntü bombardımanının tüm hayatımız kuşattığı bir çağda, Susan Sontag'ın savaş fotoğrafçılığının misyonu ve başkalarının acılarıyla ıstıraplarına duyarlı olmak üzere bir insanlık dersi verdiği son başyapıtı.

Malcolm Waters – Modern Sosyoloji Kuramları

Modern Sosyoloji Kuramları Kitap Kapağı Modern Sosyoloji Kuramları
Malcolm Waters
Gündoğan Yayınları
560

İki nedenden dolayı, sosyoloji, kurumsallaşmış akademik bir disiplin olduğunu haklı olarak iddia etmektedir. Bu nedenlerden birincisi; yaygın kabul görmüş kuramsal bir geleneğe sahip olması, ikincisi; araştırma yaparken, yöntembilimsel kesinlik bakımından ciddi çabalara girişmiş olmasıdır. Bununla birlikte, kuram, hitap ettiği kişilere, toplumsal dünyaya ilişkin söylenebilecekleri özetleyebildiğinden, sosyoloji disiplinini tanımlar niteliktedir. Bunun aksine, yöntembilim ise, söylenebilecek olanların ve söylenmiş olanların durumu hakkında, karar verebilmek için bir dizi kurala ve amaca ulaşmak için, araçlardan ibarettir.

Sosyoloji, insan toplumuna yön vermede ve insan bilgisinin gelişiminde önemli bir yer edinmek istiyorsa, kuram, her zaman sosyolojinin merkezi ve indirgenemez amacı olmalıdır. Eğer sosyoloji, kuramı, yoruma feda edilecek olursa, tarihe veya gazetecilik düşüncesine doğru sürüklenir; eğer deneyciliği (empirizmi) seçerse, davranışçı psikoloji veya ekonomi biliminin insansızlaştırmasına ve gereksiz tekrarcılığına (totolojisine) saplanır; eğer dilbilim ve bilgi kuramı ile kendini sınırlayacak olursa, felsefe ve teolojinin skolastisizmine sürüklenir.

Sosyolojik kuram, ne birleştirilmiş ne de tamamlanmış bir projedir. Sosyolojik kuram, farklılaşmış özel uzmanlık alanlarının kısmen de olsa birbirine eklemlenmesinden oluşmaktadır. Fizikte, makro-mikro evren arasında yapılan nihai ayrıma neden olan, "kozmos kuramı" ile "parçacık kuramı"nın birleştirilebileceğine ilişkin çok ciddi bir umut doğmuştur. Sosyolojide ise, eylem yapı, maddecilik idealizm, bireyselcilik bütüncülük, rasyonel araçsallık ve iletişimsellik, değer bağımsız değer bağımlı, gibi özel ikilikleri/açmazları (dualities) çözebilmek için, elimizde henüz herhangi bir umut yoktur. Gerçekten de, günümüzde, hala tartışılmaya devam edilen sadece bu zıtlıklara odaklanan bir kitap yazmak mümkündür. Eğer sosyolojik kuram başarısız olmakla suçlanmak istemiyorsa, yazılabilecek böyle bir kitapta tartışmaların çözümlenmiş olması gerekir. Kuramsallaştırma bir şeyi başarmaktan çok, bir süreç olduğundan, bu zıtlıklar ciddi konulara hitap edecek şekle sokulduğunda, sosyoloji kuramı fiziğin halihazırda yapmış olduğu ilerlemeyi yapabilir.

Bu kitabın odaklandığı nokta da tam bu ciddi konular üzerinedir. Sosyoloji kuramının söyleyebileceği konuları, kapsayıcı meseleleri ve bunlara ilişkin ileri sürdüğü iddiaları anlatmaktadır, fakat, böyle bir çabayı engelleyen açıklayıcı ikiliklerden uzak durmaktadır.

Şurası da şaşırtıcıdır ki, bu tür inceleme konularının göreli olarak sayısı pek fazla değildir ve yine de, bu kadar yeni bir disiplinde kuramsal bir bütünleştirme ölçütünden bahsedilebilmektedir. Kuram üreten sosyologların (ortak bir uzlaşı alanı olmasa bile) ortak bir söylem alanında birbirleri ile ilişki içinde oldukları kabul edilir, ortak olarak ilgilendikleri konulara yönelmek için bir kavramlar sistemini paylaşırlar. Bu ortak kuramsal ilgi alanındaki konuları ortaya çıkarabilmek için, bu kitap, sosyolojik düşünmenin, içinde tartışmaların bitirildiği, birbirleri ile rekabet eden hatta çatışan paradigmaların (düşünsel kalıplarının, çn.) ya da düşünce okullarının bir araya gelmesi olarak tanımlanmasını kabul etmemektedir. Düşünsel rekabet, kesinlikle kuramsallaşmanın yapıldığı bir toplumsal süreçtir.

Sevil Atasoy – Kusursuz Cinayet Yoktur

Kusursuz Cinayet Yoktur Kitap Kapağı Kusursuz Cinayet Yoktur
Sevil Atasoy
Doğan Kitap
244

Dünyaca ünlü adli tıp uzmanı ve kriminolog Prof. Dr. Sevil Atasoy, ağırlıklı olarak cinsel zevk amaçlı cinayetleri ve seksüel seri katilleri ele aldığı Kusursuz Cinayet Yoktur'da, sadistlerin ve mazoşistlerin kanlı serüvenlerini aktarıyor, "zevkine ölüm" dosyalarını aralıyor.

Asla bulunmak istemeyeceğiniz evlerde yaşananlar, günlerce süren işkenceler, yanlışlıkla 19 yıl cezaevinde kalan masumlar, yanlış değerlendirilen deliller, Atasoy'un incelikli anlatımıyla karşınızda…

Kan nasıl sıçrar…
Satanizm ayinlerinin içyüzü…
Cinsel suçlar nasıl araştırılır, nasıl aydınlatılır…
Seks köleleri neler yaşar…
"Beni soluksuz sev!" diyen kimdi…
Münevver Karabulut cinayeti ve morgdaki hayalet…

Prof. Dr. Sevil Atasoy, 1949'da, İstanbul'da doğdu. Alman Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi'nden mezun oldu, biyokimya alanında uzmanlık ve tıp bilimleri doktorası yaptı. Olay yeri inceleme, kriminal laboratuvarların gelişmesi ve DNA analizlerine katkısı nedeniyle ulusal ve uluslararası ödüller aldı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde öğretim üyeliğinin yanı sıra, 1980-1993 arasında Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesi başkanlığını, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü'nün 1987-2005 yılları arasında müdürlüğünü yürüttü ve 2009'a kadar öğretim üyeliğini sürdürdü. 2005-2009 arası, Hürriyet gazetesinde haftalık adli bilim yazıları kaleme aldı. Prof. Atasoy, 2005-2010 arasında Birleşmiş Milletler Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu üyeliği yaptı ve kurulun başkanlığını üstlendi. Atasoy ayrıca, Mağduriyet Projesi'nin yürütücüsü, Kanıt adlı televizyon programının konsept sahibi ve hikâye danışmanı, Teşvikiye Laboratuarı, IFSS (Uluslararası Adli Bilim Hizmetleri) ve S. Atasoy-Ekinci danışmanlık şirketlerinin sahibidir.

Yazı dolaşımı