Michel Foucault – Bir Aile Cinayeti

Bir Aile Cinayeti: XIX. Yüzyılda Bir Aile Cinayeti Kitap Kapağı Bir Aile Cinayeti: XIX. Yüzyılda Bir Aile Cinayeti
Michel Foucault
Ayrıntı Yayınları
336

Annemi, kız kardeşimi, erkek kardeşimi katleden ben, Pierre Riviére
XIX. yüzyılda Normandiya'nın Calvados eyaletine bağlı küçük bir köyde yaşayan 20 yaşındaki Pierre Riviere, çocukluğundan beri garip davranışlarıyla tanınmaktadır. İnsanlardan, bilhassa kadınlardan kaçmakta, karamsar ve dengesiz kişilik özellikleri sergilemektedir. Oldum olası kafasını meşgul eden yücelik fikirleri, ailesinden yaşanan sorunlarla birleşince onu adım adım korkunç sona yaklaştırır. Babasını mutsuzluklarından kurtarmak gibi, ulvi olduğunu düşündüğü bir misyon üstlenerek, annesini ve iki kardeşini öldürür.

Hapishanede kaleme aldığı hatıratı, hem kendi öznel durumunu hem de o dönem Fransa'nın genel profilini yansıtması açısından çok ilginçtir. O dönemde Fransa, Cumhuriyetçiler ve kralcıların iktidar mücadelesiyle çalkalanmata, gizli dernekler mantar gibi bitmektedir. Kral Louis-Philippe'e suikast düzenleyen Fieschi'nin davası ile Riviere'in davası aşağı yukarı aynı zamana denk düşer. Kral tüm tebaanın babası olarak düşünüldüğünden, ebeveyn katliyle kral katli arasındaki geçişlilik, iki dava sürecinin birbirinden etkilenmesine yol açmıştır. Akıl hastası mı, yoksa bir canavar mı olduğu konusunda bir türlü ortak karara varamayan tıp uzmanları ve adalet mekanizması büyük bir bocalama içindedir. Tıp bilimi hem kendi arasında bölünmüş hem de adalet mekanizmasıyla uyuşmazlık yaşanmaktadır. Kısacası, ortada bir yetki sorunu vardır. Kim neye, ne kadar karar verebilecektir? Riviere ve hatıratı, Riviere vakası, yargıçlar ve doktorlar için tam bir bilmece olup çıkmıştır.

Michel Foucault ve arkadaşları, psikiyatri ve suça yönelik adalet arasındaki ilişkilerin tarihi üzerine bir çalışma yapma amacıyla yola çıktıklarında Riviere olayıyla karşılaşır, hatırat ve dava dosyası karşısında derinden etkilenirler. Foucault'nun zayıfların ve kaybedenlerin, akıl hastalarının ve sapkınların hayatlarını anlamaya doğru çıktığı düşünsel yolculuğunun en önemli uğraklarından biri olur Bir Aile Cinayeti.

Bir aile cinayetini konu alması bile tek başına eseri ilginç ve okunmaya değer kılmaktadır. Ama bu tek boyutu içinde değerlendirmek, eseri azımsamak olacaktır. Eğitimsiz, dini ve milli fikirlerle büyülenmiş, akıl sağlığı tartışmalı bir köylünün karşısında, tıp bilimiyle, psikiyatrisiyle, adalet mekanizmasıyla tüm bir toplum yer almaktadır. Sömürgeci, yayılmacı siyaset nezdinde "vatan uğruna" cinayetlerin normal, meşru sayıldığı toplumda, ailesinin fertlerini katleden bir köylü nereye oturtulmalıdır?

İşte Foucault ve arkadaşları buradan yola çıkarak, suç ve ceza, akış sağlığı ve delilik kavramlarını sorgulamakta, ikiyüzlü toplumun "normallik" normlarını tartışmaya açmaktadırlar. Güç, hakimiyet ve çatışkı ilişkileri üzerine bir kez daha düşünmemizi sağlayan bu sarsıcı metin, şiddetin her türüne sık sık tanık olan "bebekleri katil yapan" yaşadığımız toprakları da anlamamıza yönelik çok önemli bir katkı.

Richard Sennett – Kamusal İnsanın Çöküşü

Kamusal İnsanın Çöküşü Kitap Kapağı Kamusal İnsanın Çöküşü
Richard Sennett
Ayrıntı Yayınları
480

Kendi alanlarında çığır açan, onlarla hesaplaşmadan yeni bir şey söylemenin zor olduğu kitaplar vardır. Richard Sennett'in düşünce tarihinin başyapıtlarından biri olan Kamusal İnsanın Çöküşü böylesi bir kitaptır: Tarihten sosyolojiye, psikolojiden antropolojiye entelektüel bir şölendir.

Sennett, Kamusal İnsanın Çöküşü'nde özgünlük ve entelektüel derinlikle kamusal hayat ve özel hayat arasındaki dengesizliğin nedenlerini ve bu dengesizliğin yol açtığı sorunları inceliyor. Ona göre, hayatın, aile ve yakın dostlar dışındaki parçası olan "kamusal hayat" bir zamanlar "hayat dolu"ydu ve kişiler için çok önemliydi. "Yabancı"larla duygusal bağlar kurarak insanın oyun yeteneğini çoğaltan, toplumsallaşmasını/medenileşmesini sağlayan bir kamusallık vardı. Bütünlüklü ifadesini 18. yüzyıl Avrupa şehirlerinde bulan bu kamusallık zamanla ağırlığını yitirerek yerini "özel hayat"a bıraktı. Kamusal hayat artık özel hayatın gerektirdiği oranda önemli olmaya başladı.
Sennett, bugün, tanımadığımız ama aynı şehirde yaşadığımız insanlarla kurulacak çok boyutlu ilişki ve hazlardan yoksun kaldığımızı söylüyor ve şu soruları soruyor: Yabancı, nasıl tehdit edici bir unsura dönüştü? Sessiz kalarak seyretme, kamusal hayatın tek yolu haline nasıl geldi? Yalnız kalma, bir hak olarak nasıl oluştu? Özel hayat ilgi odağı haline nasıl geldi? Politikacıları neden yaptıklarına ve programlarına bakarak değil de kişisel özelliklerine göre değerlendiriyoruz? Evlerimize özen gösterdiğimiz halde sokaklarımız neden pis?

Sennett, kamusal alanların yaşanan mekânlar olmaktan çıkıp gelip geçilen yerlere dönüşmesiyle yüreklerimizi sevgili ve dostlarımızın dışında kimseye açamadığımızı, özel hayatına kapanan kişiliklerimizin giderek güdükleştiğini, başka insanlarla oyun oynama yeteneğimizi yitirmemizin bizi nasıl eksilttiğini tarihsel/toplumsal bir perspektifle işliyor. Bu süreci Balzac ve Diderot'nun yazılarına, Paganini ve Liszt'in müziğine, tiyatro ve izleyicinin davranışlarına, mimariye, Dreyfus Davası'na ve Richard Nixon'ın kariyerine, özel ve kamusal hayatın konuşma ve giyim biçimleri gibi gündelik örneklerine bakarak anlatıyor. Modernlikle birlikte özel hayatına tutsak olan insanın kamudaki sessizliğini, yalnızlığını, yaşayan değil seyreden bir insan haline gelme tarihini inceliyor. Sennett, bütün bunlara rağmen umutsuzluğa kapılmıyor. Yitik bir kamusal cenneti hayal etmek yerine, kişilerin yakın dostları arasındaki kadar rahat ve güvenli olduğu, oyuna önem verdiği, nezaketi elden bırakmadığı bir ortamda, şüpheyi en aza indirerek "ötekini tanıma"nın imkânlarını araştırıyor. Sokakta "öteki"ne "merhaba" demek isteyenler için... Radikal Kitap Eki İlanları, E-Bülten

George Ritzer – Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek

Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek: Tüketim Katedrallerindeki Süreklilik ve Değişim Kitap Kapağı Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek: Tüketim Katedrallerindeki Süreklilik ve Değişim
George Ritzer
Ayrıntı Yayınları
336

Baba, işyerinde kredi kartı borçlarının faizlerini ödemek için çalışırken anne evde televizyon karşısına geçmiş alışveriş kanalını izlemektedir. Evin oğlu, arka odada, sanal üniversitede günün derslerini bitirmiş, sanal alışveriş sitelerinde sörf yapmaktadır. "Hafta sonu tatilimizi nerede geçireceğiz anne?" diye seslenir. "Şehir dışındaki büyük alışveriş merkezine gideriz. Sen spor mağazasında yapay kaya tırmanışı yaparken biz de babanla dükkânlara girip çıkar, akvaryum bölümünü gezeriz; sonra da yağmur ormanları konseptli restoranda buluşup bir şeyler atıştırırız" cevabıyla tatmin olarak, yeni çıkan CD'yi sanal alışveriş listesine ekler. Hipertüketim ve simülasyon çağında yaşıyoruz. Yalnızca eğlendirici olmak için birbiriyle yarışan devasa büyüklükteki alışveriş merkezleriyle çevrelenmekle kalmadık; müzeler, parklar, üniversiteler, stadyumlar, havaalanları ve garlar da içlerindeki mağazalar, alışveriş standları, fast-food restoranlarıyla birer eğlence ve alışveriş merkezine dönüştü. Tüketim bizi canevimizden yakaladı: Ticaret, bilgisayar, televizyon, internet ve telefon aracılığıyla yatak odalarımıza kadar girdi. Dünyanın pek çok yerinde aynı ürünleri sunan mağaza zincirlerinden alışveriş yapıyor; New York ya da Moskova'dakiyle aynı lezzetteki hamburgerleri yiyor, hatta aynı yüz ifadesini takınan kasiyerlerden aynı sözleri işitiyoruz. Ritzer, Toplumun McDonaldlaştırılması'nda modern akılcılaşma sürecinin yaşamlarımıza dayattığı tekdüzeliği gözler önüne seriyordu: McYemek, McYatak, McDoktorlar, McOto tamircileriyle montaj hattına benzeyen bir McToplum. Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek'te ise, tüketim araçlarını elinde bulunduranların, sonsuz bir tüketimi körükleyebilmek için, dünyayı "eğlenceli" kılarak nasıl yeniden büyülediklerini araştırıyor. Bunu yaparken Marx'ın üretim araçları teorisini; Weber'in akılcılaştırma kavramını, büyüleme ve büyünün bozulması hususlarında ise Baudrillard'ın simülasyon kavramlarını eksen alıyor. Görünen o ki, tüketim çılgınlığı durulmak bilmeyecek; peki biz Amerikanlaşmaya dur deyip doğaya, zaman ve mekânın sıkıştırmadığı ilişkilere, sahiciliğe yüzümüzü dönebilecek miyiz?

Ritzer, kitabının genişletilmiş yeni basımında bu konuları ayrıntılı biçimde ele alıp tartışıyor...

Hüseyin Öztürk – Eğitim Sosyolojisi

Eğitim Sosyolojisi Kitap Kapağı Eğitim Sosyolojisi
Hüseyin Öztürk
Hatiboğlu Yayınları
206

Özellikle eğitim fakültelerindeki öğrencilere yönelik olarak hazırlanmış olan eser, öncelikle sosyolojinin tanımına yer vermiş ve sonrasında da eğitim sosyolojisinin ilgili konularını ele almıştır.

Konu Başlıkları

  • Sosyolojinin Tanımı ve Alanı
  • Eğitim Sosyolojisinin Niteliği ve Alanı
  • Sosyal Politika ve Eğitim
  • Kültür – Toplum İlişkisi ve Eğitim
  • Ekoloji ve Eğitim
  • Toplumsal Bir Kurum Olarak Okul

Emile Bottigelli – Bilimsel Sosyalizmin Doğuşu

Bilimsel Sosyalizmin Doğuşu Kitap Kapağı Bilimsel Sosyalizmin Doğuşu
Emile Bottigelli
Bilim ve Sosyalizm Yayınları
255

Marx ve Engels'in düşüncelerinin Komünist Manifesto'nun ortaya konuluşuna kadarki oluşumunun kapsamlı bir incelemesi.

Nilgün Çelebi – Sosyoloji Notları

Sosyoloji Notları Kitap Kapağı Sosyoloji Notları
Nilgün Çelebi
Anı Yayınları
320

Bu metin sosyolojinin konusunun insan birliktelikleri ya da kısaca socius olarak belirlenmesi halinde sosyolojinin daha kapsamlı ve derinlikli bir bilim olabileceği düşüncesini okurla paylaşabilmek niyetıyle yazılmıştır. Metnin ilk iki bolumü bu konu ile ılgılidir. Son iki bölumde sosyolojınin 19. ve 20. yüzyıldakı gelişimi socius kavramlaştırılması ışığında gözden geçirilmektedir. Metinde değinilen örnek yaklaşım ve kişiler konu değil kaynak olarak görülmüşlerdir. Bir başka ifade ile sosyolojinin 200 yıllık macerası toplum kavramının kısıtları ve socius kavramının olası açılımları dikkate alınarak dile dökülmeye çalışılmıştır.

Alexander Mitscherlich – Barış Düşüncesi ve Saldırganlık

Barış Düşüncesi ve Saldırganlık: Sosyo - Psikanalitik Bir Deneme Kitap Kapağı Barış Düşüncesi ve Saldırganlık: Sosyo - Psikanalitik Bir Deneme
Alexander Mitscherlich
Cem Yayınevi
118

Alexander Mitscherlich, insanda iki temel tepi olan cinsellik ve saldırganlık arasında bağlantı olduğunu söyleyen psikanalizci kurama bağlı kalırken, saldırgan yapıyı cinsellikle birlikte açıklıyor ve barış adına bu saldırganlığa karşı çıkıyor. İnsanın saldırganlığı yalnız doğal ve bireysel mi, yoksa bu aynı zamanda bir toplum ve uygarlık sorunu mu? Bir toplumun yöneticileri insanın saldırganlığını etkisiz hale getirmek yerine, bunu canlı tutup çıkarılan her savaşta kullanıyor olmasınlar? İnsandaki barışçı eğilimle savaşçı eğilim birbiriyle nasıl bağdaşıyor ve bu savaşçı eğilim ortadan kaldırılarak barışçı eğilim nasıl korunabilir? İşte Alexander Mitscherlich bu sorunu irdeliyor ve bir çözüm bulmaya çalışıyor. Çağımızın önemli düşünürlerinden Alman psikanalizci Mitscherlich 1908''de Münih''te doğdu. Frankfurt''ta Sigmund Freud Enstitüsü''nün yöneticiliğini yaptı. Ayrıca "Babasız Topluma Doğru", "Kent ve Psikanaliz" gibi yapıtları bulunan Mitscherlich''in bu yapıtını, barışseverlerin ilgiyle okuyacağını umuyoruz.

İlhan Tekeli – Anlatabildikleri ve Anlatamadıklarıyla Yaşam Öyküleri

Anlatabildikleri ve Anlatamadıklarıyla Yaşam Öyküleri Kitap Kapağı Anlatabildikleri ve Anlatamadıklarıyla Yaşam Öyküleri
İlhan Tekeli
Tarih Vakfı Yurt Yayınları

İlhan Tekeli Toplu Eserler'in 23. kitabı, Tekeli'nin çeşitli dönemlerde yazdığı biyografik yazıları bir araya getiriyor. Bu kitapta, Kadro hareketinin iki önemli ismi Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Şevket Süreyya Aydemir; Türkiye'nin 1930'lu yıllardan 1981 yılına kadar çıkan ilk mimarlık dergisi Arkitekt'in kurucusu Zeki Sayar; Türk sosyolojisinin önemli isimleri Behice Boran, Mübeccel Belik Kıray ve Tansı Şenyapılı, ve Tekeli'nin dostları, arkadaşları Nusret Hızır, Sudi İlkorur, Tului Sönmez, Esat Turak, Yiğit Gülöksüz ve Tarık Okyay'ın edebi bir dille yazılmış yaşam öykülerini okuyacak, bu yaşam öyküleri üzerinden Türkiye'nin geçirdiği değişime tanıklık edeceksiniz.

Theda Skocpol – Tarihsel Sosyoloji

Tarihsel Sosyoloji: Bloch'tan Wallerstein'e Görüşler ve Yöntemler Kitap Kapağı Tarihsel Sosyoloji: Bloch'tan Wallerstein'e Görüşler ve Yöntemler
Theda Skocpol
Tarih Vakfı Yurt Yayınları
402

Yüzyılımızda sosyal bilimlerin ortaya attığı sorulardan en önemlilerini tarih ve toplumsal kuramın çakıştığı alanlarda çalışan bilimin insanları sordular. Bu kitapta yer alan makaleler bu sosyal bilimcilerin dokuzunu ele alıyor: Marc Bloch, Karl Polanyi, S. N. Einsenstadt, Reinhahrd Bendix, Perry Anderson, E. P. Thompson, Charles Tilly, Immanuel Wallerstein ve Barrington Moore. Makalelerde bu bilimin insanlarının yapıtlarında yansıttıkları görüşler ve değerler anlatılırken, en önemli çalışmalarında kullandıkları yöntemler de inceleniyor. Ayrıca, kendisi de karşılaştırmalı tarih alanında yetkin bir isim olan Theda Skocpol, sosyolojide epeyce eski bir geçmişi olan tarih temelli araştırmaları, tarihin getirdiği kanıtlar ile kuramın nasıl birbirini tamamladığını tartışıyor. Çağdaş sosyal bilimcilerin en tanınmış kuramcılarının düşüncelerini ve yöntemlerini öğrenmek isteyen herkes bu kitabı büyüleyici bulacaktır.

Özer Ozankaya – Toplumbilim

Toplumbilim Kitap Kapağı Toplumbilim
Özer Ozankaya
Cem Yayınevi
552

Toplumbilimci meslektaşlardan ve genel olarak okurlardan gördüğü ilgiyle TOPLUMBİLİM onuncu basımına ulaştı. Bu basımda da hem sayısal veriler eldeki en yenileriyle tamamlanmış, hem de her giriş bölüme yararlanmayı kolaylaştıracak giriş ve özet eklenmiştir. Kitabın onuncu basımını yapan Cem Yayınevine ve basımda emeği geçenlere teşekkür ederim.-Prof. Dr. Özer Ozankaya-

Emile Durkheim – İntihar

İntihar Kitap Kapağı İntihar
Emile Durkheim
Pozitif Yayıncılık
412

Modern sosyolojinin kurucusu olarak kabul edilen Emile Durkheim, sosyolojiyi özellikle bağımsız akademik bir disiplin haline getirmeye çalışmış bu alandaki kürsü sahibi ilk kişidir. Modern sosyolojideki temel perspektiflerden biri olan yapısal işlevselciliğin kurulmasına katkıda bulunmuştur.

Sosyolojik bir başyapıt olan bu kitabında Durkheim, “Ölen kişi tarafından ölümle sonuçlanacağını bilerek olumlu veya olumsuz bir edimin doğrudan ya da dolaylı sonucu olan her ölüm olayına intihar denir” der. Durkheim intihar olayını açıklamak üzere önce o zamana değin bu konuda öne sürülmüş bütün belli başlı görüşleri irdelemekle işe başladığı bu kitabında, bunların geçersizliğini ve yetersizliğini birer birer kanıtladıktan sonra kendi önerisini ortaya koyuyor.

Durkheim'in sosyolog olması konulara daha toplumsal bir gözle bakmasını sağlarken kitaptaki her eleştirisini bilimsel verilere dayandırıyor. Onun kuramına dayanarak yüzyılı aşkın süredir yüzlerce çalışma yapılmasına rağmen, Durkheim’ın bu kitabı intihar üzerine yazılmış en kapsamlı, en gerçekçi ve en başarılı kitap olmaya devam ediyor.

Emile Durkheim – Toplumbilimin Yöntem Kuralları

Toplumbilimin Yöntem Kuralları Kitap Kapağı Toplumbilimin Yöntem Kuralları
Emile Durkheim
Cem Yayınevi
264

Durkheim'ın toplumbilimdeki çığır açıcılığı, sadece din ya da intihar gibi o güne dek uzak durulmuş konuları bilimin merceği altına almasıyla sınırlı değildir. Durkheim, toplumbilimi diğer bilimlerden bağımsız bir disiplin haline getirmesi, felsefe ve ruhbilimin etki alanından uzaklaştırmasıyla da öncü bir bilim adamıdır. İşte bu yüzden, Toplumbilimde Yöntem Kuralları, Durkheim'ın yapıtları içinde önemli bir yer tutmaktadır. Yapıtın değerinin tam olarak anlaşılabilmesi için, Durkheim'ın geliştirdiği yöntemi uygulamasına örnek oluşturan küçük ama önemli bir çalışmasını, Aile Toplumbilimine Uygulanması adlı dersini de ekledik.

Emil Durkheim'ı toplumbilimin önde gelen kurucularından birisi yapan üç temel yapıtını, "İntihar", "Toplumsal İşbölümü" ve "Dinsel Yaşamın İlk Biçimleri'ni daha önce yayınlamıştık. "Toplumbilimde Yöntem Kurallarını" da yine Prof. Dr. Özer Ozankaya'nın Fransızca aslından yaptığı eksiksiz çeviriyle okurlarımıza sunuyoruz.

Claude Levi-Strauss – Irk, Tarih Ve Kültür

Irk, Tarih Ve Kültür Kitap Kapağı Irk, Tarih Ve Kültür
Claude Levi-Strauss
Metis Yayıncılık
176

Kurtarılması gereken çeşiklilik olgusudur; yoksa her tarihsel dönemin ona verdiği ve hiçbirinin kendisinini ötesine geçemediği tarihsel içerik değil. Dolayısıyla, uç veren buğdaya kulak kabartmak, gizli kalmış potansiyelleri yüreklendirmek, tarihin saklı tuttuğu tüm bir arada yaşama eğilimlerini dürtüklemek ve ayrıca alışılagelmiş şeyler sunması kaçınılmaz olan bütün bu yeni toplumsal ifade biçimlerini şaşırmaksızın, tiksinmeksizin, karşı çıkmaksızın karşılamaya hazır olmak gerekmektedir. Hoşgörü, olmuş ya da olan her şeyin bağışlandığı hülyalı bir durum değildir. Hoşgörü, önceden görmeye, anlamaya ve isteyeni istediği yere yükseltmeye dayanan dinamik bir tutumdur. Kültürlerin çeşitliliği ardımızdadır, çevremizdedir, önümüzdedir. Bu konuda talep edebileceğimiz tek şey, bu çeşitliliğin., her biçimin diğerleri için alabildiğine cömert bir katkı oluşturacağı bir türde gerçekleşmesidir. bu ise her birey için bu talebe denk düşen yükümlülükleri gündeme getirir.

Vilfredo Pareto – Seçkinlerin Yükselişi ve Düşüşü

Seçkinlerin Yükselişi ve Düşüşü: Kuramsal Bir Sosyoloji Uygulaması Kitap Kapağı Seçkinlerin Yükselişi ve Düşüşü: Kuramsal Bir Sosyoloji Uygulaması
Vilfredo Pareto
Doğu Batı Yayınları
103

Machiavelli’den bu yana, siyasetin doğası zayıflarla güçlülerin mücadelesi şeklinde tasvir edilmiştir. Bu sefer bir başka ünlü İtalyan, iktisatçı ve sosyolog Vilfredo Pareto, XX. yüzyılın başındaki bu mücadeleyi anlatıyor. Pareto’ya göre insanlık tarihi, seçkinlerin durmadan devam eden yer değiştirme tarihidir: Biri yükselirken diğeri alçalır. Kısa aralıklar dışında insanlar her zaman bir seçkin azınlık tarafından yönetilmişlerdir. Pareto, seçkin (elite) kelimesini (İt. Aristrocrazia) en güçlü, en enerjik ve kötülük kadar iyiliğe de yeteneği olan anlamında kullanır.
“Seçkinlerin Yükselişi ve Düşüşü” adlı bu uzun deneme ekonometriden sosyolojiye dev bir adım atar. Bu kitap Pareto’nun siyaset sosyolojisinin önsözü olarak da okunabilir. Pareto, ileride bu düşünceler sayesinde büyük ün sağlamıştır.
Seçkinlerin iktidara gelinceye kadar kullandıkları yöntemler birbirini anımsatır. Tüm seçkinler benzer davranış kalıplarını sergilerler. Ve tarih bir çok kez tanıklık etmiştir ki, başta zayıf ve yoksulların yanında yer alan seçkin gruplar, zafere ulaştıklarında artık başa dönme şansını ebediyyen kaybetmişlerdir.