Yorgo Andreadis – Neden Kardeşim Hüsnü
Sosyoloji / 8 Nisan 2017

Kitap Adı: Neden Kardeşim Hüsnü Yazar: Yorgo Andreadis Yayıncı: Belge Yayınları Sayfa Sayısı: 131 … 50 yıldan fazla bir süredir bilmediğiniz bir erkek kardeşiniz olması mümkün mü? Yaşamım süresince pek çok garip şey geldi başıma. Bu ise en garip olanıydı. Umarım bu, karşılaştığım tüm sürprizlerin en sonuncusudur. … Babam 1965’te 80 yaşında öldü. Bana bu erkek kardeşten hiç bahsetmedi. Annem ise 1984’te 83 yaşında öldü. O da bu konuda tek sözcük söylememişti. … Annemle babam, aileleri, çocuklarıyla evleri Batum’da olan tutucu insanlardı. Babam Kyriakos, orada doğmuştu. Onun ana-babası yani büyükbabamla babaannem gizli Hristiyan olup, Karadeniz’in Türk kesiminden Batum’a gelmişlerdi. 1856 yılında Sultan, Hattı Hümayun’a yayınlayıp onlara peçelerini açma hakkını verdi. Onlar da açıldılar. Kanun onların lehineydi. Ama hangi kanun. Onlar iki yüz yıl boyunca Müslüman olarak yaşadılarsa da gizliden gizliye, Hristiyanlardan daha fanatik Hristiyan haline gelmişlerdi. Şimdi ise kendilerini açarak, kellelerini kaybedebilirlerdi. Evet, Sultan kendilerine bu hakkı vermişti ama O, çok uzakta, İstanbul’da, onlar da milletlerce uzakta Doğu’da idiler. Yörelerindeki ağa ne diyecekti? İslam’dan vazgeçerek işledikleri günah ölümcüldü. İşte bu nedenle, her yeni çift, evlendikten sonra, kendi köylerini terkederek, kendileriyle aynı dili paylaşan yabancı ulusların arasında özgürce yaşamak üzere göç ettiler…

Alan During – Tüketim Toplumu ve Dünya’nın Geleceği
Sosyoloji / 7 Nisan 2017

Kitap Adı: Ne Kadarı Yeterli?: Tüketim Toplumu ve Dünya'nın Geleceği Yazar: Alan During Yayıncı: Tema Vakfı Yayınları Sayfa Sayısı: 179 Tüketim Toplumu ve Dünyanın Geleceği alt başlığını taşıyan kitap, dünya hangi düzeydeki tüketime dayanabilir?, dünyadaki tüm insanların gezegenin doğal sağlığını çöküntüye uğratmaksızın rahatça yaşamaları olası mıdır? sorularına yanıt arıyor.

İsmail Beşikçi – Kürtlerin Mecburi İskanı
Sosyoloji / 7 Nisan 2017

Kitap Adı: Kürtlerin Mecburi İskanı Yazar: İsmail Beşikçi Yayıncı: İsmail Beşikçi Vakfı Yayınları Sayfa Sayısı: 200 Kürdler için, “Mecburi İskân” kavramı son derece önemlidir ve sıradan değildir. 19. yüzyılda Kürd beylikleri, 20. yüzyılda daha çok ağalar, şeyhler, aşiret reisleri sürgüne gönderildi, “Mecburi İskân”a tabii tutuldu. Direniş gösterip gitmeyenler, katliamlara uğratıldı… Zira devletin, jenosit politikasının önemli bir ayağını oluşturan “Mecburi İskân” ve sürgün, yerinde yargılı-yargısız infazlar önemli icraatlarından olmuştur. Aynı politika daha önce de; Rum, Ermeni, Süryani, Kürd, Pontus, Êzidî, Alevi vs. Türk ve İslam olmayan tüm halklara tatbik edilmiştir. Nerede ise İstanbul, İzmir, Adana, Aydın, Samsun, Muğla, Balıkesir Trakya vs. önemli merkezlerde, 120-150 yıl önce yaşayan ailelerin çocukları esastan göçertilmiş ve bugün buralarda yaşamaz durumdadırlar. Yaşayanlar ise korkudan kendi kimliklerini terk etmiş, asimile olmuş ve çoğu “Asil Türk”çüler konumuna sokulmuşlardır. 1980’lerde, 1990’larda yaşanan sürgünler çok farklıdır. Artık yoksul köylülere de koruculuk dayatılarak onursuzlaştırma, yerinde yaşama olanaklarını, kaynaklarını ortadan kaldırarak sürgün olmaları sağlanmıştır. Kürd aydınlarının, Kürdistan’da, kendi toplumu içinde yaşamalarına hayat hakkı tanınmadı. Kürdler ‘kendi topraklarını ülkelerini sevmesin, kendi topraklarından nefret etsin ve yabancılaşsın, Kürd topraklarında, Kürd topluluğu kalmasın, dağılsın, dağıtılsın ve Kürdistan Kürdsüz kalsın’ diye tüm yollar denendi, çok sayıda insan kaçırtıldı ve diğer ülkelere sığınarak mülteci konumunda yaşamak durumunda…

İsmail Beşikçi – Devletlerarası Sömürge Kürdistan
Sosyoloji / 7 Nisan 2017

Kitap Adı: Devletlerarası Sömürge Kürdistan Yazar: İsmail Beşikçi Yayıncı: İsmail Beşikçi Vakfı Yayınları Sayfa Sayısı: 264 Kürdistanın ve Kürd ulusunun siyasal statüsü sorunu, Yakın Doğu’nun en önemli sorunudur. Kürdistan’ın, Kürt ulusunun; beş parçaya bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması, sürekli kendini üreten derinleştiren bir olgudur. yüzyıl boyunca dayanışma ve ittifak dâhilinde, dünyada anti-Kürd uluslararası nizam oluşturulmuş, Kürd ulusunun varlığı inkâr edilmiştir. Gelinen aşamada Kürd Sorunu’nu; “etnisite sorunu”, “azınlık sorunu”, “Türkiye’de, Kürdlerin bireysel haklarını elde edeceği demokrasi sorunu!” vs. şeklinde tanımlamak yanlıştır. Somut olgu ile uyuşmayan bu yanlış tanımlama, çözüm sorununa da doğru yaklaşımı, sağlıklı önermeleri yapmayı engellemektedir. Kürdistan Sorunu, bir ulus ve ülkenin, soykırım hedefinden çıkarılması, sömürge konumundan kurtarılması, parçalanmışlığının telafi edilerek, dünya milletlerinin yaşadığı eşit koşullara erişmesi, özgürleşmesi sorunudur. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin devamı, Kuvva-i Milliye Teşkilatı’nın takipçisi Kemalist hareket ve resmi ideolojinin, halklara dayattığı “yok sayma ve yok etme” politikası; 20. yüzyıl boyunca devam etmiştir. Ancak 21. yüzyılda bu politikayı sürdürmek mümkün görülmemektedir. Bunda Kürdlerin mücadelesi, dış faktörlerin Kürd mücadelesine sağladığı olanaklar, Yakın Doğu’daki devletlerin kendi aralarındaki ittifaklarının gevşemesi, değişmesi, çekişmesi, çatışması ve ilişkilerinin soğumasının sağladığı avantajlar, Kürdlerin var olan durumu aynı şekilde devam ettirmeye razı gelmemesi, dünyada kazandığı meşruiyet, koşulları Kürdlerin lehine çevirmiştir. Bu konuların tartışıldığı ‘Devletlerarası Sömürge Kürdistan’…

İsmail Beşikçi – Bilim- Resmi İdeoloji Devlet-Demokrasi ve Kürt Sorunu
Sosyoloji / 7 Nisan 2017

Kitap Adı: Bilim- Resmi İdeoloji Devlet-Demokrasi ve Kürt Sorunu Yazar: İsmail Beşikçi Yayıncı: İsmail Beşikçi Vakfı Yayınları Sayfa Sayısı: 272 Bilimsel yöntem; tarih bilincini olgulardan hareket ederek somut gerçeği esas alır ve tahlil eder. Resmi ideoloji tarihi ve olguları tahrif eder, bilim yöntemi ile olguları tartışanlara cezai yaptırımlar uygular. Bilimsel düşünce, yaşananları bilimin kavramlarıyla ortaya çıkarmayı esas alır. Bu açıdan; Ermeni, Pontus, Êzdi ve Süryani, Alevi ve Kürd jenosidini, Rum sürgününü, bu halkların variyetinin Türk devlet hazinesine nasıl aktarıldığını özgürce tartışır. Resmi ideoloji ise olgulardan hareket etmez, inkâr eder, ırkçı şoven Türk görüşünü oluşturmayı hedefler, inandırıcı olamadığı için şiddetle bastırmayı esas alır. Bilim yönteminde; duygusallık değil gerçekçilik, niyetler değil olgular esastır ve bundan taviz vermez. Resmi ideoloji ise çifte standartlı düşünceler ve davranışlar üretir, duygusal tepkilerin kurumlaşmasına neden olur. Bilim kuşkucudur, eleştiriye ve gelişmeye açıktır. Resmi ideoloji “mevzuat”lar ile hareket eder, kabulü esas alır, “Türk ulusal duygularının zayıflatılmaması, incitilmemesi ve TC. Devleti’nin ‘itibarı” sloganları uğruna, olgulara erişmeye, eleştirilere, değişime kendini kapatır, şiddetle karşısında durur. Bilim yöntemi; düşünce, ifade ve akademik tartışmaların özgür bir zeminde gelişmesi ve işlemesine sınırsız açıktır. Bunun için karşısına çıkan resmi ideoloji ile mücadele etmek, düşünce hayatına bilimi egemen kılmak için çaba sarf eder. Eleştiri kavramının geniş…

Stefanos Yerasimos – Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye 1
Sosyoloji / 7 Nisan 2017

Kitap Adı: Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye 1: Bizans'tan Tanzimat'a Kitap Serisi: Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye Serisi Yazar: Stefanos Yerasimos Yayıncı: Belge Yayınları Sayfa Sayısı: 542 Stefanos Yerasimos İstanbul’da doğdu. İlk, orta ve yüksek öğretimini burada tamamlayan yazar halen Paris Üniversitesi’nde ders verdi. 1994-99 yılları arasında İstanbul’daki Fransız-Anadolu Araştırmaları Enstitüsü başkanlığında bulundu. Osmanlı-Türk toplumuyla Batı toplumları Batı toplumları arasında ilişkilerin karmaşık mekznizmasını göz önüne sermeyi amaçlayan bu eserde, Türkiye’nin azgelişmişlik diye nitelendirilen bugünkü durumuyla sonuçlanan evrim süreci, Türk toplumunu oluşturan unsurların mücadelesinden doğan iç dinamiği ve bu toplumun öteki sosyo-ekonomik sistemlerle ilişkisinin etki-tepkileri içinde gözlemlenmektedir. Bu açıdan bakılınca Türk toplumunun evrimi kimi zaman iç dinamiğin, kimi zamansa dış dinamiğin ön plana çıktığı bir süreç olrak görülür. Bumlardan ilki, yeni üretim biçimlerine doğru evrimleşme amacını güderken çok kere yoluna çıkan setlere çarpar kalır. İkincisiyse egemenlik altına alıcı toplumların yararına işleyen “azgelişmiş” üretim biçimleriyle sonuçlanır. Türk toplumuyla Batı toplumları arasında emperyalist ilişkileri doğuran bu süreç, bin yıldan daha gerilere uzanan bir olgunun ifadesidir. Bu yüzden de Türk toplumunun şimdiki durumunu ve gelecekteki evrim imkanlarını kavrayabilmek için bu olgunun bütününü tanımak gerekir. Üç ciltte tamamlanan ve Türkiye üzerine yapılan en geniş araştırma olarak kabul edilen bu çalışma bu konudaki görüşleri zenginleştirdi.

Sevan Nişanyan – Hayali Coğrafyalar
Sosyoloji / 7 Nisan 2017

Kitap Adı: Hayali Coğrafyalar: Cumhuriyet Döneminde Türkiye'de Değiştirilen Yeradları Yazar: Sevan Nişanyan Sevan Nişanyan tarafından kaleme alınan raporda Cumhuriyet tarihi boyunca, farklı dönemlerde Türkiye hükümetlerinin yer isimlerini değiştirirken izlemiş olduğu siyaset ve bu siyasetin dayandığı ideolojik arka plan yer almaktadır. Ayrıca, uygulanan politikalar arasındaki farklılıklar ve benzerlikler ve hükümetlerin yer isimleri ile politikaları ile azınlıklar, Kürt sorunu ve diğer kültürel konulardaki politikaları arasındaki ilişki ortaya konmuştur. Raporda bölgelere göre farklılık gösteren yer ismi değiştirme siyasetinin bugünün Türkiye siyasi coğrafyası ile ilişkisi de irdelenmektedir.

Erich Fromm – Umut Devrimi
Sosyoloji / 7 Nisan 2017

Kitap Adı: Umut Devrimi Yazar: Erich Fromm Yayıncı: Payel Yayınevi Sayfa Sayısı: 171 Bu kitap, yazarın, Amerika’nın 1968 yılında içinde bulunduğu duruma tepkisini dile getirmektedir. Kitaptaki görüşler, bir yol ayrımında bulunduğumuz kanısından doğmuştur. Yollardan biri termonükleer savaşla yok edilmemişsek eğer insanı, çaresiz bir dişlisi haline getiren tümüyle makineleşmiş bir topluma ulaşmakta, diğeriyse, insanlığın ve umudun yeniden doğmasına tekniği insanın hizmetine sokan bir topluma açılmaktadır.

Erich Fromm – İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri 2
Sosyoloji / 7 Nisan 2017

Kitap Adı: İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri 2 Yazar: Erich Fromm Yayıncı: Payel Yayınevi Sayfa Sayısı: 319 İnsandaki yıkıcılığı, şiddeti, acımasızlığı, avcı ve yiyecek toplayıcı küçük toplulukları oluşturarak yaşayan tarihöncesi insandan, günümüzün “uygar” insanına dek çok geniş bir süreç içinde ele alan Fromm, kitabının bu ikinci ve son cildinde tarihe kanlı yıkıcılıklarıyla geçmiş bazı yöneticilerin kişilik çözümlemelerini yapmaktadır. Fromm, bu büyük hacimli çalışmasında, şiddet olaylarını ele alırken, herkesin yaşam sevgisiyle dolu olduğu, her türlü şiddetin, baskının ortadan kalktığı, kimsenin kimseyi tehdit etmediği bir dünyanın kurulabilmesi için nasıl bir tutum takınmamız gerektiğini de göstermektedir. Ne baskı yapanın ne de baskı görenin olmaması için “insanı yanılsamalarının zincirlerinden” kurtarmanız gerektiğini ve bunun için de yalnızca “ekonomik ve siyasal yapımızda değil, değerlerimizde, insanın amaçlarına ilişkin anlayışımızda ve kişisel tutumumuzda da köklü değişikliklerin” olmasının zorunlu olduğunu göstermeye çalışmaktadır.

Erich Fromm – İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri 1
Sosyoloji / 7 Nisan 2017

Kitap Adı: İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri 1 Yazar: Erich Fromm Yayıncı: Payel Yayınevi Sayfa Sayısı: 335 Yüzyılımızın önde gelen sorunlarından biri giderek artan şiddet, yıkıcılık ve saldırganlık olaylarıdır. Gün geçmiyor ki dünyanın herhangi bir bölgesinde böylesine bir olay olmasın. Nedir bu yıkıcılık ve şiddet olaylarının nedeni? İnsanoğlu aslında acımasız, şiddete yatkın bir canlı mıdır, yoksa toplumsal koşulların itelemesiyle mi bu yola girmektedir? (…) Erich Fromm, altı yıl çalışarak yazdığı bu kitabında salt toplumbilim ve ruhbilim alanlarında araştırmalar yapmakla kalmamış, insandaki yıkıcılık olgusunu tüm yönleriyle ortaya çıkarabilmek için insanbilim, kazıbilim, sinir fizyolojisi, hayvan ruhbilimi, fosilbilim, v.b. alanlarında da incelemeler yapmak zorunda kalmıştır. Ve bütün bunların sonucunda yazar, hemen herkesin rahatlıkla okuyup anlayabileceği ve ilgi duyabileceği bir yapıt çıkarmış ortaya. İki cilt olarak yayınladığımız “İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri”nin bu konuda büyük bir boşluğu dolduracağını ve ilgi göreceğini umuyoruz.

Cemal Şener – Türkiye’de Yaşayan Etnik ve Dinsel Gruplar
Sosyoloji / 7 Nisan 2017

Kitap Adı: Türkiye'de Yaşayan Etnik ve Dinsel Gruplar Yazar: Cemal Şener Yayıncı: Etik Yayınları Sayfa Sayısı: 310 Cemal Şener Türkiye’de, ” Yaşayan Etnik ve Dinsel Gruplar” adlı kitabında uluslaşmanın gökten zembille inmediğini belirterek, İtalya’nın uluslaşma sürecinde 320’yi, İspanya’nın 400’ü, Almanya’nın 500’ü, Fransa’nın 600’ü aşkın sosyolojik farklılığın birleşmesi ile oluştuğunu söylüyor. Anadolu’nun onbinlerce yıllık yazılı tarihi olduğunu yazan Şener, Türkiye’de yaşayan toplumsal grupları; Türkler, Kürtler, Zazalar, Araplar, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Süryaniler, Nasturiler, Keldaniler, Yezidiler, Bahailer, Aleviler, Lazlar, Hemşinliler, Çerkesler, Gürcüler, Arnavutlar, Pomaklar, Gacallar, Sudanlılar, Estonlar, Molokanlar, Almanlar, Polonezler gibi etnik ve dinsel gruplar olarak ayırıyor. Bu grupların birer birer tanımının yapıldığı kitap, Türkiye’deki etnik yapıyı incelemek isteyenler için…

Cemal Şener – Alevilik Olayı
Sosyoloji / 7 Nisan 2017

Kitap Adı: Alevilik Olayı Yazar: Cemal Şener Yayıncı: Etik Yayınları Sayfa Sayısı: 200 Hararet nardadır, sacda değildir. Keramet baştadır, taçta değildir. Her ne arar isen, kendinde ara Mekke’de Kudüs’te Hac’da değildir. -Hacı Bektaş Veli-

Arnold Joseph Toynbee – Uygarlık Yargılanıyor
Sosyoloji / 7 Nisan 2017

Kitap Adı: Uygarlık Yargılanıyor Yazar: Arnold Joseph Toynbee Yayıncı: Örgün Yayınları Sayfa Sayısı: 224 Batının İslam dünyası üzerine bu yoğun saldırıları, iki uygarlığı günümüzde yeniden karşı karşıya getirdi. Görülecektir ki bu, Batı uygarlığının, bütün insanlığın büyük bir toplum olarak birleştirilmesini ve modern Batı tekniğini kullanabildiğimiz yerdeki, gökteki, denizdeki herşeyin denetimini isteyen büyük hırsının bir parçasıdır. Batının bugün İslam´a yaptığını İslam da sırasıyla, hala canlı olan Ortodoks Hristiyan, Hint, Uzakdoğu uygarlıklarına ve tropik Afrika´ da köşelerine çekilmiş ilkel toplumlara yapmakta… Onun için İslam ve Batının çağdaş karşılaşması, geçmişteki ilişkilerinden yalnızca daha canlı ve içten olmakla kamamış; Batılı adamın dünyayı “Batılılaştırma” eylemini açığa çıkaran bir olay olmuştur – iki dünya savaşını görmüş bir kuşağın tarihinde -, bu gerçekten en ilginç ve en önemli olaylardan biri sayılmalı. Bu yüzden İslam bir kez daha Batıyla karşılaşıyor. Ne var ki bu kez kozlar, Haçlı seferlerinin en kritik dönemlerindekinden daha çok aleyhinde; çünkü çağdaş Batı, ona karşı yalnızca silah yönünden değil aynı zamanda silah sanayiinin son derece bağlı olduğu ekonomik yaşam biçimi konusunda da ve hepsinin üstünde ruhsal kültürde – uygarlık denilen ve kendi kendine dışa dönük ürünleri yaratan ve besleyen o deruni güçte – de üstün

Cemal Şener – Alevilerin Etnik Kimliği
Sosyoloji / 6 Nisan 2017

Kitap Adı: Alevilerin Etnik Kimliği: Aleviler Kürt Mü? Türk mü? Yazar: Cemal Şener Yayıncı: Etik Yayınları Sayfa Sayısı: 223 Osmanlı’yı Kim Yönetiyordu? Osmanlı Devlet Erkinden Türkmenler’in Dışlanması Dersim olayı Koçgiri olayı Türkmenlerin Kürtleşmesi Aleviler Kürt mü? Türk mü? Dil, Din, Milliyet İlişkisi

Jean Baudrillard – Sessiz Yığınların Gölgesinde
Sosyoloji / 6 Nisan 2017

Kitap Adı: Sessiz Yığınların Gölgesinde Yazar: Jean Baudrillard Yayıncı: Doğu Batı Yayınları Sayfa Sayısı: 85 Her türlü anlamdan yoksun kalabalıklar, tehlikeli bir cıva gibi ortalığa yayılmış durumda. “Kitle” kavramı hâlâ sosyolojik bir kategori içinde düşünülebilir mi? İktidarların uzun zamandan beri mecburen taşımak zorunda kaldıkları bu ürkütücü ve biçimsiz gölgeler, var olan anlam örüntülerini yerle bir etmiştir. Ortalıkta dolaşan bu devasa kütleler her şeyi emmekte, yutmakta, anlamsızlaştırmakta ve tüm işaret sistemlerini tersine çevirmektedir. Nefes alınamayacak bu kürede görülen ve okunan ne varsa bir süre sonra hafiflemekte, daha doğrusu dev bir çukurun ağzında kaybolup gitmektedir. İçin için kaynamaktadır her şey… Bu simülakrlar oyununda bilgi ve haber ağları, iletişim araçları sayesinde çoktan bir eğlenceye dönüşmüş vaziyette. Gerçeklik ve bütünlük duygusunu tamamen yitirmiş sessiz yığınlar için “anlam”ın değil yalnızca zevk ve gösterilerin bir değeri olabilir. Onlar için tepki verme ve karşı koyma değil tıpkı bir âyindeymişcesine kendinden geçme ve büyülenme çok daha önemlidir. Kimse kimseye aslında ne olduğunu, ne düşündüğünü, ne hissettiğini de sormamaktadır. Şu var olan haliyle kitleler, hiçbir şeyi temsil etmemekte yalnızca anket ve referandumlar aracılığıyla arada bir yoklanmaktadırlar.