Jean Baudrillard – Sessiz Yığınların Gölgesinde

Sessiz Yığınların Gölgesinde Kitap Kapağı Sessiz Yığınların Gölgesinde
Jean Baudrillard
Doğu Batı Yayınları
85

Her türlü anlamdan yoksun kalabalıklar, tehlikeli bir cıva gibi ortalığa yayılmış durumda. “Kitle” kavramı hâlâ sosyolojik bir kategori içinde düşünülebilir mi? İktidarların uzun zamandan beri mecburen taşımak zorunda kaldıkları bu ürkütücü ve biçimsiz gölgeler, var olan anlam örüntülerini yerle bir etmiştir. Ortalıkta dolaşan bu devasa kütleler her şeyi emmekte, yutmakta, anlamsızlaştırmakta ve tüm işaret sistemlerini tersine çevirmektedir. Nefes alınamayacak bu kürede görülen ve okunan ne varsa bir süre sonra hafiflemekte, daha doğrusu dev bir çukurun ağzında kaybolup gitmektedir. İçin için kaynamaktadır her şey... Bu simülakrlar oyununda bilgi ve haber ağları, iletişim araçları sayesinde çoktan bir eğlenceye dönüşmüş vaziyette. Gerçeklik ve bütünlük duygusunu tamamen yitirmiş sessiz yığınlar için “anlam”ın değil yalnızca zevk ve gösterilerin bir değeri olabilir. Onlar için tepki verme ve karşı koyma değil tıpkı bir âyindeymişcesine kendinden geçme ve büyülenme çok daha önemlidir. Kimse kimseye aslında ne olduğunu, ne düşündüğünü, ne hissettiğini de sormamaktadır. Şu var olan haliyle kitleler, hiçbir şeyi temsil etmemekte yalnızca anket ve referandumlar aracılığıyla arada bir yoklanmaktadırlar.

Ayşenur Akpınar Gönenç – Sivil Toplum

Sivil Toplum Kitap Kapağı Sivil Toplum
Ayşenur Akpınar Gönenç

Son zamanlarda, bir yandan sivil toplum kuruluşları ve bunların faaiyetleri yazılı ve görsel basının ilgi odağı haline gelirken, diğer yandan sosyal bilimler literatüründe sivil toplum kavramı ve ülkemizdeki yansımalarına ilişkin çalışmaların sayısı gözle görülür bir biçimde artmıştır. Ayşenur Akpınar Gönenç’in, bu güncel konuyu bilimsel bir yöntemle derinlemesine incelediği “Sivil Toplum, Düşünsel Temelleri ve Türkiye Perspektifi” isimli çalışması Türk Sosyal Bilimler Literatürüne önemli bir katkı niteliğindedir.
Bu çalışma üzerine bir iki söz söylemeden önce, şunun altını çizmek faydalı olabilir: “Sivil Toplum, Düşünsel Temelleri ve Türkiye Perspektifi” bir hukuk felsefesi doktora tezi olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle yapılan çözümlemelerde, felsefe boyutu ön plana çıkmaktadır. Ancak, bu çalışmayı, sadece bir felsefe metni olarak değerlendirmek te haksızlık olur. Kitabın tümüne yayılan sosyolojik bakış açısı ve Türkiye’ye ilişkin saptamalar bu çalışmayı daha geniş bir okuyucu kitlesinin ilgi alanına taşımaktadır.
Çalışmanın I. Bölümü geniş sayılabilecek teorik bir giriş niteliğindedir. Yazar, bu bölümde, geçmişten günümüze sivil toplum kavramının felsefi temellerini araştırmaktadır. Yazarın yaptığı çözümlemelerden anlaşılacağı gibi, temelleri İlkçağ düşünürlerinden Aristotelese’e kadar giden bu kavram; Hobbes, Locke, Ferguson, Paine, Hegel, Marx, Tocqueville, Gramsci, vd. düşünürlerin elinde gelişip zenginleşerek bugünkü içeriğine kavuşmaktadır. Yazar bu bölümde, her bir düşünürün sivil topluma ilişkin fikirlerini bir bütünlük içinde ele aldığı için, sadece belli bir düşünürün bu konudaki fikirlerini merak eden okuyuculara da önemli bir kaynak sunmaktadır. Bu niteliğiyle bu kitap bir referans kitap kimliği de taşımaktadır.
“Sivil Toplum, Düşünsel Temelleri ve Türkiye Perspektifi” isimli çalışmanın II. Bölümü, sosyolojik bir yaklaşıma ağırlık vererek “Türkiye’de Sivil Toplum” konusunu ele almaktadır. Bizi daha fazla ilgilendiren bu bölüm, aslında Türkiye örneği çerçevesinde sivil toplum-demokrasi ilişkisini sorgulamaktadır. Bu bölümde yapılan sosyolojik çözümlemeler, sivil toplumun siyasi tarih bağlamında Batı’da (Avrupa’da) toplumsal tarihin bir aşaması olarak ele alındığı saptamasıyla başlamaktadır. Bu saptamanın ardından, yazar kendisine belki de konunun en can alıcı sorusunu yöneltmekte ve Osmanlı İmparatorluğu’nda sivil toplumdan söz etmenin mümkün olup olmadığını araştırmaktadır. Bu soruyu aydınlatmak amacıyla, bugün bizim sivil toplum unsuru sayabileceğimiz örgütlenmelerin veya oluşumların (vakıf, lonca, ulema, ayan, azınlıklar) Osmalı’da nasıl şekillendiği noktası üzerinde durmakta ve şu sonuca varmaktadır: Osmanlı’da, bugün bizim sivil toplum unsuru olarak algıladığımız yapılar idari mekanizmanın dışında yer almalarına rağmen, bu mekanizmayla sıkı bir ilişki içindedir. Merkezi yönetim toplumu bu örgütler veya oluşumlar vasıtasıyla denetim altında tutar. Bu nedenle, bunların bugün anladığımız anlamda sivil toplum unsurları olarak adlandırılması mümkün değildir.
Bu önemli değerlendirmeden sonra yazar, Osmanlı’daki modernleşme hareketlerinin toplumsal yansımalarını sivil toplumla ilişkilendirerek ortaya koymaktadır. Konu, bu noktada Cumhuriyet Dönemi’nin yeni düzenine bağlanır. Aslında yazarın Cumhuriyet Dönemi Türkiye’si sivil toplumu konusundaki saptamaları, büyük ölçüde tek parti döneminden bugüne, Türk siyasi hayatının bir özeti gibidir. Yaklaşık 50 yıllık demokrasi deneyimimiz bize, iniş ve çıkışlarıyla, yanlışlarıyla doğrularıyla oluşum halindeki bir sivil toplumun yaşam grafiğini verir.
“Sivil Toplum, Düşünsel Temelleri ve Türkiye Perspektifi”, günümüz Türkiye’sinde demokrasi arayışlarıyla başa baş giden bir sivil toplum arayışının var olduğu saptamasıyla son bulmaktadır. Ünlü Alman Düşünür Jürgen Habermas’ın vurguladığı gibi, sivil toplum ancak sosyalleşme, siyasi kültür ve özgürlüğe alışkın bir toplum ve kültürel geleneğin desteğiyle gelişebilir. Son bir kaç yılda ülkemizde bu konuda olumlu adımların atıldığı bir gerçektir, ancak daha yapılacak pek çok şey olduğunu da kabul etmek gerekir. İşe, “Sivil Toplum, Düşünsel Temelleri ve Türkiye Perspektifi” kitabında yapılan çözümlemeler ışığında, sivil toplum kavramını teorik planda tartışarak başlayabiliriz.

Slavoj Zizek – Yamuk Bakmak

Yamuk Bakmak: Popüler Kültürden Jacques Lacan'a Giriş Kitap Kapağı Yamuk Bakmak: Popüler Kültürden Jacques Lacan'a Giriş
Slavoj Zizek
Metis Yayınları
240

Hitchcock filmleri, Stephen King, korku, bilimkurgu ve dedektif öyküleri, popüler romantik romanlar, günümüz kitle kültürü, Stalinist pornografi, Biçimsel Demokrasi, sonra Lacan, Hegel, Kant, Sade ve diğerleri... Hepsi bir arada, yan yana.

İçinde hep rahat edegeldiğimiz düşünme ve açıklama çerçevelerinin otomatikliğinin sekteye uğradığı anlarda hissettiğimiz, sezdiğimiz, ama en derinlerdeki mantığına bir türlü nüfuz edemediğimiz için söze dökülmeden kalan şeyler vardır... Son dönemde Avrupa'nın "çevresi"nde yükselen yeni sosyal hareketlerin içinden gelen Slavoj Zizek, belki tam da bu mesafesi sayesinde, bu tür şeyleri söze dökmeyi başarabiliyor. Bunu ilk elde bir arada düşünemeyeceğimiz tema ve kişileri birlikte okuyarak yapıyor; Zizek'e özgü bu "yamuk bakış" sayesinde, dik, cepheden bir bakışla asla görülemeyecek yepyeni düşünce katmanları seriliyor gözlerimizin önüne. Zizek bir taştan diğerine seker gibi yazdığı halde, anlatıyı asla dağıtmadan, olağanüstü bir akıcılıkla, yaşadığımız çağın kültürel ifadelerini boydan boya katedebiliyor.

Hangi alana yerleşiyor bu kitap? Felsefe mi, psikanaliz mi? Film ya da edebiyat eleştirisi mi? Yoksa sosyoloji ya da siyaset mi? Bizce hepsine ve hiçbirine. Sadece şu söylenebilir; Böyle bir metin ancak Zizek tarafından yazılabilirdi.

Zevkle okuyacağınızı düşünüyoruz.

Erdoğan Aydın – Nasıl Müslüman Olduk

Nasıl Müslüman Olduk Kitap Kapağı Nasıl Müslüman Olduk
Erdoğan Aydın
Literatür Yayıncılık
368

Nasıl Müslüman olduğumuzu genellikle sormadık kendimize. Çünkü İslamiyet'i "din ve hidayet aşkıyla", kendiliğinden benimsediğimiz yolunda koşullandırılmıştık. Oysa doğruyu aradığımızda, Müslümanlaştırılma tarihimizin, insanı irkilten bir vahşet süreci olduğu soğuk gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Resmi ve geleneksel söylemse, bu gerçeği ısrarla gizlemeye çalışıyor.

Bugünü anlamak ve demokratik bir Türkiye yaratabilmek için, doğru tarih bilincine sahip olmamız gerektiğinden hareketle Erdoğan Aydın, Nasıl Müslüman Olduk kitabında, Müslümanlaştırılmamızın dramatik öyküsünü ve bunun toplumumuza etkilerini gün ışığına çıkarıyor.

İçindekiler;

  • Tarihin Aynasında Hak İhlalleri

 

  • İslami Yayılmanın Maddi Koşulları ve Dinsel Mantığı

 

  • Yayılmacılığın Başlangıcı ve Ku?rtlerin Mu?slu?manlaştırılması

 

  • Şeriat Tu?rkleri Nasıl Göru?yor?

 

  • Arapların Tu?rk Yurtlarına Saldırılarının İlk Dönemi

 

  • Yurtları İşgal Edilirken Tu?rkler Direniyor

 

  • Kuteybe, Direnişi Katliamlarla Kırmaya Çalışıyor

 

  • "Hidayet"ten Tu?rklerin Payına Kılıç ve Kırbaç Du?şu?yor

 

  • Mu?slu?man İşgalini Kırmak İçin Bu?yu?k Atılım ve Yenilgi

 

  • Abbasi Devrimi ve İslamiyet'in Kavimsel Karakter Değişimi

 

  • Abbasiler Dönemi'nde Tu?rkler

 

  • Tu?rk Köleler, İslam Lejyon Ordusunun Temel Gu?cu? Oluyor

 

  • Arapların Hazar Yurtlarını İşgali ve Geri Atılmaları

 

  • İşgal Öncesi Tu?rkistan'da Dinsel Panorama

 

  • İslamiyet'e Karşı İdeolojik Direniş ve Dönu?şu?m

 

  • Tu?rklerin Mu?slu?manlaşmasının Siyasal Biçimlenişi

 

  • Selçuklular İslam'ın Siyasal Egemenliğine Yu?kseliyor

 

  • İslamlaşmanın, Tu?rkler Üzerindeki Ku?ltu?rel Etkileri

 

  • Ek: Dinin Tu?rk Toplumuna Etkileri (Dr. Hikmet Kıvılcımlı)

 

Michel Foucault – Kelimeler ve Şeyler

Kelimeler ve Şeyler: İnsan Bilimlerinin Bir Arkeolojisi Kitap Kapağı Kelimeler ve Şeyler: İnsan Bilimlerinin Bir Arkeolojisi
Michel Foucault
İmge Kitabevi
539

Théophile Gautier, Velázquez'in Las Meninas'ını ilk kez gördüğünde, kendisini "Tablo nerede?" diye haykırmaktan alıkoyamamıştır.

İlk bakışta, tablo basit bir konuyu işlemektedir. Kralın beş yaşındaki kızı Margarita (infanta), nedimeleri (las meninas) ve soytarılarıyla çevrelenmiş olarak tablonun ortasındadır. En dip tarafta, saray nazırının silueti görülmektedir, ama biraz daha yakından ve daha dikkatle bakılınca, tabloda başka kişilerin de olduğu fark edilir. Dip duvarın üzerinde bir ayna vardır ve aynadan İspanya Kralı IV. Felipe ile Kraliçe Avusturyalı Maria-Anna'nın görüntüleri yansımaktadır. Ressamın bizzat kendisi, üzerinde çalıştığı tuvalde bize ters dönmüş olarak görünmektedir. O halde, resmi yapılan kimdir, kimlerdir? Tablonun adının belirttiği gibi nedimeler mi, küçük prenses mi, yoksa kral ve kraliçe mi? Tablonun mekânı nerededir? Ressamın çalıştığı atölyede mi, yoksa kral ile kraliçenin bulunduğu yerde mi? Acaba iki tablo mu vardır? Biri gördüğümüz, diğeri de görmediğimiz, yapıldığını anladığımız... Asıl tablo hangisidir? Öte yandan, kral ile kraliçenin durdukları yer, aynı zamanda bizim de, seyircinin de durduğu yerdir. Nedimeler (Las Meninas), bakanın bakılan olduğu ve tablonun kişilerinin arasına katıldığı tek resimdir; ayna, kral ile kraliçenin görüntüleriyle birlikte, bizimkini de yansıtmak durumundadır.

Ali Mezarcıoğlu – Çingenelerin Kitabı

Çingenelerin Kitabı: Tarihi,Sosyolojik ve Antropolojik Bir Kaynak Kitap Kapağı Çingenelerin Kitabı: Tarihi,Sosyolojik ve Antropolojik Bir Kaynak
Ali Mezarcıoğlu
Cinius Yayınları
212

"Çingenelerin Kitabı, Çingene olmayanlar için Çingenelerin dünyasını anlamaya dönük bir anahtar, Çingeneler içinse kendi öz evlatlarının alın teriyle yazılmış bir gurur vesilesidir. Bu kitabı yazmak için dökülen her damla ter, insanlığa ve kardeşlerime helali hoş olsun." Ali Mezarcıoğlu Çingenelerin Kitabı; dünyanın, toplumun ve tarihin Çingenelerin gözünden anlatılması için bir başlangıç denemesidir... Çingenelerin Kitabı bir Çingene tarafından, Çingenelerin kavramları, Çingenelerin dünyaya bakış açısı ve değer yargıları merkeze alınarak yazıldı. Çingenelerin Kitabı'nın temel çıkış noktası; www.cingeneyiz.org sitesinde 4 yıla varan bir zaman süreci içerisinde geliştirilen, özgün bir bakış açısının derli toplu bir biçimde ortaya konulmasıdır. Bu bakış açısı sürekli yeni gözlem ve olgularla zenginleştirilerek bugünkü halini almış ve geniş kitlelerle paylaşılmıştır. Önyargılarla şekillenmiş sahte Çingene imajının peşinde olanlar bu kitapta aradıklarını bulamayacaklardır. Bu kitapta anlatılan barışçı bir zanaat medeniyetinin, evrensel bir insanlık kültürünün hikayesidir.

ibel Özbudun – Kızılderililer, İndianer, Vardık, Varız, Hep Var Olacağız

Kızılderililer, İndianer, Vardık, Varız, Hep Var Olacağız Kitap Kapağı Kızılderililer, İndianer, Vardık, Varız, Hep Var Olacağız
Sibel Özbudun
Ütopya Yayınevi

Topragimizi alma isteginiz üzerinde düsünecegiz. Halkim Beyaz Adam'in almak istedigi nedir, diye soracak. Bunu bizim anlamamiz zor. Eger o güzelim havanin, köpüren suyun sahibi biz degilsek, onu bizden nasil alabilirsiniz ki? Güneste parildayan her bir çam Agacinin, kara ormanlarin üzerinde salinan sisin, vizildayan her arinin, halkimizin belleginde ve düsüncelerinde kutsal bir anlami var. Agaçta yükselen özsuyu Kizil Adam'in anisini tasiyor. Biz topragin parçasiyiz, toprak da bizim parçamiz. Hos kokulu çiçekler kizkardeslerimiz bizim, rengeyigi, at, yüce kartal ise erkek kardeslerimiz. Irmagin köpüren dalgalari, çayirdaki çiçeklerin özsuyu, tayin teri ve insanin teri, herbiri bir tek soya, bizim soyumuza ait. Bu yüzdendir ki, Washington'daki Büyük Reis Bizden topragimizi isterken, çok sey istiyor.

Ahmet Demirhan – Modernlik

Modernlik Kitap Kapağı Modernlik
Ahmet Demirhan
İnsan Yayınları
120
"Kılavuz Kitaplar", değişik alanlara ait teorilerin, akımların ya da isimlerin tanınmasına ve kavranmasına yardımcı olacak 'giriş' kitaplarından oluşuyor. Bu dizideki kitapların her biri, konuya az ya da çok yabancı olduğu varsayılan okurlar hesaba katılarak hazırlandı ve genç okurlar başta olmak üzere her kesimden okurun ilgi duyabileceği ve her yerde, kısa sürede okuyabileceği şekilde tasarlandı. Modernliğin seyrini ve arka plânını kavramak için bir kılavuz.

Arthur Koestler – 13. Kabile

13. Kabile Kitap Kapağı 13. Kabile
Arthur Koestler
Alfa Yayıncılık
275

Tarihin en karanlık dönemlerinden biri. Kendini bir yanda Doğu Roma İmparatorluğu, öte yanda Hz. Muhammed'in takipçileri arasında bulan ve Yahudiliği resmi dini olarak seçen güçlü, gizemli bir imparatorluk. On Üçüncü Kabile dönemin üçüncü büyük gücü olan Hazarları ve onların İslamın ve Hıristiyanlığın baskısından kurtulmak için Yahudiliği seçişini anlatıyor. İmparatorlukları yok olduktan sonra dağılan Hazarların izini sürüyor ve modern Yahudiliğin ırksal bütünlüğü ile toplumsal mirasını nasıl etkilediklerini ortaya koyarak şaşırtıcı sonuçlara varıyor. Yerleşmiş düşünceleri, doğru bildiklerimizi sorgulayan, önemini hiç yitirmeyen bir klasik.

Patlamaya hazır bir kitap. Birmingham Post Aydınlatıcı. Sunday Times Merak uyandırıcı ... karşı konulmaz.
-The Financia lTimes-

Adil Çiftçi – Toplumbilimi Yazıları

Toplumbilimi Yazıları Kitap Kapağı Toplumbilimi Yazıları
Adil Çiftçi
Anadolu Yayınları
182
Burrel, Morgan, Berger, Segal, Fazlur Rahman gibi yazarların sosyoloji ile ilgili yazılarının derlendiği önemli bir kitap.

Harold Barclay – Efendisiz Halklar Bir Anarşi Antropolojisi

Efendisiz Halklar Bir Anarşi Antropolojisi Kitap Kapağı Efendisiz Halklar Bir Anarşi Antropolojisi
Harold Barclay
Sümer Yayıncılık
208

30 yılı aşkın antropoloji öğretme tecrübem sırasında, öğrenciler arasında, hiçbir toplumun yönetimsiz var olamayacağı ve buna bağlı olarak her toplumun bir başının olması gerektiği mitinin çok köklü bir şekilde yerleşmiş olduğunu gördüm. Günümüz öğrencileri kilisenin dininden vazgeçmiş olsalar bile, milliyetçilik ve devletçilik dinlerinden vazgeçmediler. Çağdaş çoğulcu toplumlarda birliğin kaynağı olan, tutkal işlevi gören şey bu ikisidir. Demek ki, tıpkı ortaçağ toplumunun birliği için Tanrı inancının gerekli olması gibi, devletin ve yönetimin gerekliliği miti bu birlik için şart ve belirleyicidir. Barcley bu kitabında Aborijinlerden Pigmelere, Eskimolardan Santallara, Kızılderililerden Berberilere kadar dünyanın dört bir yanından onlarca topluluğu inceliyor; devletsiz bir toplum düşüncesinin ütopyacı bir düş olmadığını tersine insanlığın geçmişini karakterize eden bir sistem olduğunu ortaya koyuyor.

Bu kitabın mühim bir amacı, anarşinin uygulamada nasıl bir şey olduğuna dair fikir vermektir. Bu bağlamda, anarşi içinde düzeni sürdürmenin çeşitli yolları üzerinde düşünmeliyiz. Bu, sonuçta, daha genel bir sorunla, insan toplumunu belirleyen özgürlük ve otorite arasındaki dinamik karşılıklı etkileşim sorunuyla bağlantılıdır. Yine buna bağlı olarak, anarşinin yozlaşarak despotizme dönüştüğü, dönüşebildiği durumları gözlemlemeliyiz; bunun devletin kökenine dair de düşünmemizi gerektiren bir süreç olduğunu görebilmeliyiz. O halde, genel olarak şu soruya yanıt vermeye çalışacağız: Bu anarşik rejimlerden öğrenilecek bir şey var mı? Belki de, nihayetinde, bu kitap anarşist teoriye bir eleştiri getirecek ve buna bağlı olarak, toplumdaki özgürlük sorunlarına dair daha ileri bir kavrayış sunacaktır.

Norbert Elias – Zaman Üzerine

Zaman Üzerine Kitap Kapağı Zaman Üzerine
Norbert Elias
Ayrıntı Yayınları

Sosyolojik sorunlara felsefi derinlikten bakan ve düşünce gelenekleriyle hesaplaşan bir düzeyden konuşan Elias bu kitabında zaman sorunu üzerine gidiyor.

Varlığını alabildiğine somut bir şey gibi düşündüğümüz, sürekli akan ve akarken bizi de kendi tünelinden geçiren zaman gerçekten öyle somut bir şey mi? Elias zamanın “var olan bir şey” olmadığını, onun bizim toplumsal, tarihsel bir eserimiz olduğunu söylüyor. Peki zaman bizim zihnimizin bir imgesi ise, gerçekteki olaylarla, değişimlerle bağlantısı nedir? Nasıl oluyor da böyle var olmayan bir şey algımızda doğallık, somutluk kazanıyor. Bizi metafiziğin girdaplarına götürecek gibi görünen bu sorular, Elias’ın elinde tümüyle maddi açıklamalar buluyor. Zamanın izini toplumsal ilişkilerde ve tarihsel gelişim içinde süren Elias, basit gibi görünen açıklamalara uzanıyor; basit, ama günümüz toplumunun insanlarının kavramakta zorlandığı sorunlara.

Zaman incelemesi, aynı anda bir uygarlaşma incelemesi. Uygarlaşma süreçlerinin yapısı üzerinde duran ve her uygarlaşma adımının tarihsel bir sürecin kaçınılmaz kısıtlanmalarını da içerdiğini vurgulayan Elias, başka çalışmalarında genelde uygarlaşma hakkında söylediklerini, bu çalışmasında zaman olgusu üzerinden somutlaştırıyor. Bu tür bir incelemeyle modern toplum olmanın anlamı, toplumsal gelişme süreçlerinin karakteri, birey-toplum ilişkilerinin iç içeliği belirginleşiyor... Elias günümüzde tarih incelemelerinin, sosyolojinin ve genel olarak bilimsel disiplinler arasındaki yalıtılmışlığın bütünsel bakışı nasıl kısıtladığını ve naifliğimizi niçin aşılması çok zor bir duruma dönüştürdüğünü zaman sorunu üzerinden sergiliyor. Kitapta zamanın bugünün toplumu açısından yapısal özelliklerini ve geçmiş toplum formasyonlarının “zamansız” yaşamalarının ne demek olduğunu görmekle kalmıyoruz; zaman üzerine düşünmek, kendi algılarımız üzerine düşünmek, uygarlaşma meselesine göreceli bakmak ve bireysel özgürlüğün toplumsal belirlenmişlikten bağımsız düşünülemeyeceğini görmek anlamına da geliyor.
Batılılaşma çabası içinde olan toplumumuzun işinin niçin zor olduğunu bu kitapta yapıldığı biçimiyle zaman incelemesi üzerinde düşünerek biraz daha iyi anlayabiliriz. Zaman kavramının toplumun işleyişiyle ve bireylerin toplumsal rolüyle ilişkisi ortaya çıktıkça, Batı’nın zamanla kurduğu ilişkilerin, bizim gibi yarı feodal kültürel yapısından kurtulamamış bir topluma niçin bire bir aktarılamayacağı da daha iyi anlaşılıyor. Bu sorun, Elias’ın metninde özel bir vurgu taşımasa da bu yöndeki okumalara ve düşüncelere fazlasıyla olanak tanıyor.

Jean Meslier – Sağduyu

Sağduyu: Tanrının İlmihali Kitap Kapağı Sağduyu: Tanrının İlmihali
Jean Meslier
Kaynak Yayınları
349

Bu kitap, Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle, 1928 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları arasında Aklı Selim adıyla yayımlandı ve basımı İstanbul'da, Devlet Matbaası'nda eski harflerle gerçekleştirildi. Genç Cumhuriyet'in Aydınlanma savaşçılarından Dr. Abdullah Cevdet'in bu çevirisi, 1929'da Latin harfleriyle yeniden yayımlandı. Aydınlanma Çağı'nın filozoflarına esin kaynağı olan Jean Meslier bir rahipti. Yani, Fransa'nın Turan Dursun' u…

Tüm dinleri kıyasıya eleştirdi. İnsan düşüncesiyle temas ettiği her noktada dini ideolojiyi yerle bir etti. Elyazmaları, Paris'te gizlice elden ele dolaştırıldı. O günün parasıyla 10 altın Lui'ye kapışıldı. Meslier'nin düşüncelerini yayma mücadelesi verenlerin başında gelen Voltaire, "Hiçbir şey, Meslier'nin kitabından daha etkili olamaz" diyor. Ünlü filozoflardan D'Alambert'in ifadesi ise şöyle: "Dışarıdan az görünen kuvvetiyle bu derece etki yapan yalnızca top barutunu tanıyorum. Jean Meslier'in kitabı top barutuna benziyor." Kaynak Yayınları, okura, döne döne okuyacağı, okurun herkese önereceği bir Aydınlanma İlmihali sunuyor.

Ayşe Sevim – Feminizm

Feminizm Kitap Kapağı Feminizm
Ayşe Sevim
İnsan Yayınları
112

Paleotik ve Neolitik Dönemler

Robert Sözlüğü'nde; Kadınlar toplum içindeki rolünü ve haklarını genişletmeyi öngören bir doktrin olarak tanımlanan feminizmin ortaya çıkışı 18. yy sonlarına rastlar. Latince kadın anlamına gelen femine sözcüğünden türetilen feminizm Fransızca'ya 1837'den sonra, (Feme-Kadın sözcüğünden türetilerek) İngilizce'ye ise 1890'larda womanism (kadıncılık) ismini alarak girmiştir. Feminizmin ne olduğunu anlamak için kadının tarih içindeki serüvenini bilmemiz gerekiyor. Bu tarih serüvenine de var olan tarih biliminin içinden değil, feminizmin ortaya koyduğu yeni tarih biliminden yola çıkmamız gerekli. Çünkü feminizme göre şu anki tarih biliminin öznesinde hep erkek ve erkek eylemleri vardır.

Joseph Cambell – İlkel Mitoloji

İlkel Mitoloji: Tanrının Maskeleri 1 Kitap Kapağı İlkel Mitoloji: Tanrının Maskeleri 1
Joseph Cambell
Islık Yayınları
480

Joseph Campbell'in "Tanrının Maskeleri" dizisi, bütün dünya mitolojilerinden bir seçme değil; mitolojiyi insanlığın ürettiği anlama ve anlamlandırma çabası olarak başta felsefe, antropoloji, psikoloji olmak üzere diğer disiplinlerden ve edebiyattan da yararlanarak çözümlediği ve aynı anda bütün bu insanlık birikiminin mitolojiden yararlanarak da anlaşılabileceğini ortaya koyan "tez"li bir başyapıttır. Campbell bu tezini, insanlığın doğum, ölüm, sevgi karşısındaki "kader"ine karşı tek bir kaynaktan doğup gelişen ve farklılaşan manevi yaşamının bütüncüllüğü üstüne kurduğu için de başarılıdır. Dünyanın tarihe geçmiş ve antropologlar eliyle toplanmış mitoslarını anlamlı bir bütünsellik içinde öğrenirken, Freud, Jung, Mann, Spengler, Schopenhauer, Nietzsche, Goethe, Wagner, Joyce, Picasso ve daha birçok düşünür ve sanatçının bu dünyaya bakışlarına, bir de böyle bir pencereden bakacaksınız.

İlkel Mitoloji psikolojimize damgasını vuran kalıtımsal veya öğrenilen tepkiler tartışmasından başlayarak İÖ 600.000'lere giden ilk insan kalıntılarından yola çıkar ve insanlığın yarattığı çeşitli kültürlerin kökenini sorgular. Ortak mirasımızı kavramada bitki veya hayvanla beslenen toplumların ödedikleri kefaret, ölümsüz tanrıça ve kurban bakire, Adem ve ikinci Adem İsa, şaman ve rahibin temsil ettiği toplumsal yapılar bağlamında, bireyin toplumsallaştırılması ve nirvana arayışı içinde çözümlenir ve bizi insan yapan tarihimize doğru yolculuğa çıkar….