Jules Verne – Arzın Merkezine Seyahat

Arzın Merkezine Seyahat Kitap Kapağı Arzın Merkezine Seyahat
Jules Verne
Alfa Yayıncılık
345

Çekingen genç Axel, jeolog ve mineralog amcası Profesör Lidenbrock ve Axel'in âşık olduğu güzel Graüben'in yaşadığı eski Hamburg mahallesindeki küçük evdeki düzen aniden altüst olur.

Çünkü Profesör Lidenbrock eski bir elyazmasında bir kriptogram bulmuştur. XVI. yüzyılın ünlü İzlandalı bilginlerinden Arne Saknussemm bu belgede sönmüş bir yanardağ olan Sneffels'in kraterinin bacasından girerek arzın merkezine kadar gittiğini açıklamaktadır!

Yerinde duramayan Profesör Lidenbrock, Axel'i yanına alarak hemen İzlanda'ya gider. Burada profesörün tam tersine soğukkanlılığını asla yitirmeyen Hans onlara rehberlik eder. Hep birlikte yanardağın gizemli derinliklerine inerler...

Arzın Merkezine Seyahat, Jules Verne'in 1864'te kaleme aldığı bir bilimkurgu romanıdır. Karakterlerin başlarına gelen olağanüstü maceraları tasvir ederken Verne belki de yeteneğinin doruk noktasına ulaşmıştır.

Steven Pinker – Düşüncenin Maddesi

Düşüncenin Maddesi Kitap Kapağı Düşüncenin Maddesi
Steven Pinker
Alfa Yayıncılık
576

Düşüncenin Maddesi’nde Pinker önceki kitaplarında işlediği iki konuyu ayrıntılarıyla irdeliyor: dil ve insan doğası. Zihnin nasıl işlediğini kullandığımız dille açıklayarak, günlük hayattaki sözcüklerin insan duygularıyla ilgili gerçekleri betimlediğini gösteren Pinker, insan ilişkilerindeki karmaşıklığı açıklamanın yolunun dil olduğunu savunmakta. Pinker’e göre politik fikirlerden dini inançlara kadar tüm düşüncelerimiz, uzam, güç, iktidar, fedakârlık gibi temel fikirler etrafında şekillenir. Dilin insan düşüncesini nasıl şekillendirdiğini bilimsel gözle değerlendiren bu kitap Pinker’ın en son çalışmalarının

bir özetini oluşturuyor.

 

“Pinker bir yıldız ve dünya ona sahip olduğu için çok şanslı.”

–Richard Dawkins-

 

“Sürükleyici ve kışkırtıcı ... bol mizah yüklü harika bir kitap.”

–Douglas Hofstadter-

 

“Önemli ve davetkâr bir çalışma.”

–Science-

 

“Üzerine düşünülecek ve konuşulacak bol malzeme sunuyor.”

–Boston Globe-

 

Kapak:  Füsun Turcan Elmasoğlu
Editör: Kerem Cankoçak

Rene Descartes – Yöntem Üzerine Konuşma

Yöntem Üzerine Konuşma Kitap Kapağı Yöntem Üzerine Konuşma
Rene Descartes
Alfa Yayıncılık
136

Cogito, ergo sum, yani "Düşünüyorum, öyleyse varım," felsefe tarihinin en meşhur önermelerinden biridir. Descartes'ın 1637 yılında yayımlanan Yöntem Üzerine Konuşma adlı ilk eserinde tartışmaya açtığı bu önerme, felsefe-bilim tarihine yeni bir soluk getirmiş ve Çağdaş Batı felsefesinin temel dayanak noktası olmuştur. Çünkü bu önermeyle Descartes, Skolastik anlayışın etkilerini halen sürdürdüğü bir dönemde ve Aydınlanmanın şafağında bir filozof olarak felsefeyi içine düştüğü derin girdaptan kurtarmaya çalışmıştır. Kökleri antikçağ felsefe geleneğine dayanan şüpheciliği yeniden ele alıp yöntem sorunu etrafında işleyerek kurduğu yeni felsefe-bilim sisteminin temel unsuru kılmıştır. İnsanın her şeyden şüphe etse de kendi varoluşundan, yani düşünen Ben'inden veya hakikati kavramasını sağlayan aklından asla şüphe edemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur.

Yöntem Üzerine Konuşma felsefe tarihinin seyrini değiştiren ve bitmez tükenmez tartışmaların konusu olan, ölümsüz bir felsefe klasiğidir.

Holly Black – Buzkentin En Soğuk Kızı

Buzkentin En Soğuk Kızı Kitap Kapağı Buzkentin En Soğuk Kızı
Holly Black
Alfa Yayıncılık
456

"Kimse holly black gibi yazamıyor. Buzkent en sevdiğim fantastik roman mekânlarından biri oldu."
- John Green-

Buzkent tüyler ürperticiydi. Tana bunu herkesten iyi biliyordu. Görkemli bir kafes,
tehlikeli bir hapishaneydi. Lanetliler ve onlarla eğlenmek isteyenler için kusursuz bir mezarlıktı.

Tana'nın dünyasında Buzkent denen, duvarlarla çevrili şehirler vardı. Karantinaya alınmış canavarlarla insanların yaşadığı Buzkentler, av ve avcının bir arada olduğu kanlı bir hapishaneydi. Ve Buzkent'in kapısından bir kez içeri girince, bir daha çıkamazdınız...

Tana son derece sıradan bir partinin sabahında uyandığında, kendini cesetlerin arasında bulacaktı. Korkunç katliamdan onun dışında iki kişi daha sağ kurtulmuştu. Tana'nın sevimli eski erkek arkadaşı ve korkunç bir sır saklayan, gizemli bir genç adam. Tana; üçünün de hayatını kurtarmak için bildiği tek yolu izleyecek, doğruca Buzkent'in dehşet verici kalbine gidecekti.

"Zengin bir atmosfere ve karmaşık karakterlere sahip müthiş bir hikâye."
-VERONICA ROTH, "Uyumsuz Üçlemesi"nin yazarı-

"Karanlık bir şölen. Okurken heyecan ve tedirginlikten yerinizde duramayacağınız bir roman."
-Entertainment Weekly-

Jacques Monod – Rastlantı ve Zorunluluk

Rastlantı ve Zorunluluk: Modern Biyolojinin Doğa Felsefesi Kitap Kapağı Rastlantı ve Zorunluluk: Modern Biyolojinin Doğa Felsefesi
Jacques Monod
Alfa Yayıncılık
176

1965 yılında Nobel Tıp ödülünü kazanan Monod hiç kuşkusuz çağının ilerisinde bir yazar. Keskin bilim adamı zekâsıyla, sadece kendi alanı olan biyoloji üzerine değil, felsefe ve toplum bilimleri alanında da yıllar sonra doğrulanacak öngörülerde bulunur kitabında. Monod'ya göre, Homo Sapiens'in ortaya çıkışından bile geriye giderek, insanlığın çocukluk yıllarına uzanan animist görüşler, modern insanın ruhunda halen canlı ve kökleşmiş haldedir.

Nesnel bilginin neden hâlâ özgün gerçekliğin tek bilgi kaynağı olarak görünmediğini sorgulayan Monod, bilim düşmanlığını modern toplumların ruh hastalığı olarak tanımlar. Monod'ya göre, ilk insanlardan bu yana binlerce yıldır animist düşünceler hâkimdir.
Monod'nun kitabındaki eleştiriler güncelliğini korumaktadır. Modern toplumlar bilimin keşfettiği zenginlikleri ve güçleri çoktan kabul ettiler; fakat bilimin en derin mesajını dinlemediler: 'Bilime borçlu olduğu tüm zenginliklerin keyfini sürerken, toplumlarımız bilim tarafından bütünüyle çürütülmüş değer sistemlerini yaşamaya ve öğretmeye devam etmektedir.' Modern toplumlardaki bu ikiyüzlülüğe dikkat çeker Monod. Bir yandan bilimin sağladığı bütün olanakları kullanırken, öte yandan bilimden çıkan mantıksal sonucu, maddenin kendiliğinden rastlantısal macerasının getirdiği sonucu, özetle bu evrenin bizim için tasarlanmadığı sonucunu kabul etmek istemiyor insanlar. Bilimin bu soğuk katılığı onları rahatsız ediyor. İnsanlar 'inanmak' istiyorlar, hayatlarının bir anlamı olması gereğine olan inanç insanları rahatlatıyor.

Alev Alatlı – Batı’ya Yön Veren Metinler 4

Batı'ya Yön Veren Metinler 4: Moderniteye Doğru Kaotik Modern Dünya (1800 - 1970) Kitap Kapağı Batı'ya Yön Veren Metinler 4: Moderniteye Doğru Kaotik Modern Dünya (1800 - 1970)
Alev Alatlı
Alfa Yayıncılık
450

Batı'ya Yön Veren Metinler'in dördüncü ve (şimdilik!) son cildi, on dokuzuncu yüzyıl boyunca liberallerin "bırakınız yapsınlar" sloganında özetlenen politikalarına meydan okuyan bir muhafazakârla başlamaktadır. Ortodoks Hıristiyanlar, Avusturya şansölyesi Prens Metternich, Fransız düşünür Alexis de Tocqueville, İngiliz hukukçu James Fitzjames Stephen gibi ünlü muhafazakârların yanında yer alır. Papa IX. Pius, liberallerin tüm çalışmalarını kınarken, Kardinal Newman liberalizmi, Protestanlığın içini boşaltarak Katolikliğe benzetmekle suçlar. Sosyalistler, liberallere işçi sınıfını istismar ettikleri gerekçesiyle karşıdır; liberal anayasaların kâğıt üzerinde demokratik olmakla birlikte, kapitalist burjuvaziye denetim üstünlüğü veren ortamı yarattığını ileri sürerler.

Ne var ki, yirminci yüzyıl, hiçbirisinin öngöremediği kadar güçlü bir yeni akımla sarsılacaktır: Müsamahasız ırkçılık ve emperyalizm. İngiliz kökenli bir Alman olan Houston Stewart Chamberlain "Ari" diye adlandırdığı muhayyel bir ırkın erdemlerini vazetmekte, İngiliz bilim adamı Kari Pearson, soydaşlarının mükemmeliyetlerini sürdürebilmeleri için Darwin'den mülhem seçici üremeyi desteklemektedir.

Birinci Dünya Savaşı, Fransız filozof Henri Bergson'un "bilgiye sezgisel yaklaşım" adına bilimsel yönteme meydan okuduğu, yurttaşı Georges Sorel'in irrasyonel şiddeti yücelttiği, Friedrich Nietzsche'nin yeni bir yiğitlik ahlakı adına Hıristiyan etiğine saldırdığı, Dostoyevski'nin mucize, gizem ve otoriteye geri dönüş çağrıları yaptığı entelektüel ortamın himayesinde serpilir. 1914'ten itibaren baş veren "entelektüe-kaos," anti-entelektüel akımları besler. Paul Tillich'in "Endişe Çağı," Ortega y Gasset'in "Ara Dönem" dediği süreçleri de körükler.

Yeni toplumsal açılımlar olarak takdim edilen komünizm ve faşizm, Batı düşüncesinde yeni savrulmalar getirir. İkinci Dünya Savaşı ve sonuçlarının irrasyonelliğinin derinden etkilediği Oswald Spengler, Arnold Toynbee, Teilhard de Chardin gibi saygın aydınlar eserlerinde sitemlerini dillendirir. 1970'li yıllar, yirminci yüzyılın başından itibaren dünya ve kâinata dair tasavvurlarda sessiz bir devrim gerçekleştiren kuantum fiziği ve çok-değişkenli saçaklı mantığın, fizik laboratuvarlarından taşıp Batı entelijansiyasını yepyeni kavramlarla sarstığı yıllardır. Werner Heisenberg'in Belirsizlik İlkesi'nin, Erwin Schrödinger'in kuantum yasalarına göre hem ölü, hem diri olan ünlü kedisinin yarattığı düşünsel depremin etkilerinin, Sör Isaac Newton'un 1600'lerin ikinci yarısında ortaya koyduğu hareket yasalarından daha az olmadığı düşünüldüğünde, çağdaş dünyanın, adı henüz konulmamış olmakla birlikte, İkinci Aydınlanma Çağı'nı sürmekte olduğunu söylemek kehanet olmasa gerektir.

Alev Alatlı – Batı’ya Yön Veren Metinler 1

Batı'ya Yön Veren Metinler 1: Kökler / Orta Çağlar Kitap Kapağı Batı'ya Yön Veren Metinler 1: Kökler / Orta Çağlar
Alev Alatlı
Alfa Yayıncılık
470

On altıncı yüzyıl Osmanlı aydınının, Batı'nın dünya ve evren görüşünü altüst eden, Avrupa Aydınlanmasının yollarını döşeyen Kopernik, Bruno, Galile, Brahe gibi bilim adamlarının radikal çıkışlarından haberi yoktur. Tanzimat'la birlikte Batılılaşma sürecine girdiği kabul edilen Osmanlı toplumuna sunulan ilk çeviri ürünler, Türk okuyucusunu Voltaire, Rousseau, Fénelon, Fontenelle, Montesquieu gibi düşünürlerle tanıştırırken, Thomas Hobbes, John Locke gibi rasyonalistleri, David Hume, Adam Smith, Thomas Malthus, Karl Marx gibi ekonomistleri, Herbert Spencer gibi hukukçuları, Frederich Nietzsche'yi, hatta Francis Bacon gibi bilimadamlarının yapıtlarını ıskalar. Batı zihniyetinin gerçeğini aydınlatmakta yetersiz kalınmış, "rakip" kültürü hakkıyla değerlendirmek yolunda tatminkâr sonuçlara ulaşılamamıştır. Buna karşın Batı karşısında geri kalmışlık duygusu, bilincimize adeta bir sosyo-kültürel çıkmaz olarak kazınmakta, kendi kültürümüz hakkındaki tasavvurlarımızın hırpalanmasını da beraberinde getiren uzun bir savunma sürecine girilmektedir.

Hayli gecikmiş bir girişim olmakla birlikte, Batı'ya Yön Veren Metinler, Türk okurunun hızla küreselleşen dünyayı şekillendirmeye aday olan Batı düşünce kalıplarını ve onları oluşturan düşün serüveninin tarihsel gelişimini, kendi dilinde okuyup kavramasına olanak sağlamayı amaçlamaktadır. İÖ 1400'lü yıllardan başlayan, 1970'lere kadar gelen yaklaşık 3500 yıllık bir süreçte Batı zihniyetini şekillendirdiği kabul edilen yaklaşık bin metni kapsayan dört ciltlik bu eserde, Eski Ahit'in Aziz Markos'undan Hamurabi'ye, 1215 tarihli Magna harta'dan, Çar İkinci Aleksander'ın Özgürlük Fermanı'na, Abraham Lincoln'ün Özgürlük Bildirgesi'nden, Bart Kosko'nun Saçaklı Mantık Devrimi'ne kadar çok sayıda metin ilk kez belirgin bir sistematikle Türkçeleştirilerek sunulmuştur. Seçilen metinlerin, Batı'nın "kendi zihniyetini kendi gençlerine aktarma" yöntem ve tercihlerini yansıttığından emin olmak için, Avro-Amerikan dünyasının en saygın üniversitelerinin kendi öğrencileri için bir araya getirdikleri derlemeler rehber alınmış, böylece Batı'ya Yön Veren Metinler'e aşinalık geliştirecek gayretli ve ciddi okurun Batı'nın düşünce dünyasını çözerken, kendi medeniyetimizin düşünsel ürünleriyle de hesaplaşabileceği zemin hazırlanmıştır.

Birinci ciltte, Batı geleneklerinin Yahudi-Hıristiyan, Yakın Doğu, Yunan-Roma geleneklerinin kaynakları ile Hıristiyan toplum tasavvuruna ışık tutan metinleri bulacaksınız.

Yolunuz açık olsun!

Alev Alatlı – Batı’ya Yön Veren Metinler 2

Batı'ya Yön Veren Metinler 2: Rönesans / Prostestan Reformu Erken Modern Dönem / Bilim Çağı (1350 - 1650) Kitap Kapağı Batı'ya Yön Veren Metinler 2: Rönesans / Prostestan Reformu Erken Modern Dönem / Bilim Çağı (1350 - 1650)
Alev Alatlı
Alfa Yayıncılık
500

On altıncı yüzyılın son çeyreğinden itibaren alınan yenilgiler, kaybedilen topraklar, başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere, Müslüman ülkelerin aydınlarını Batı karşısında içine düştükleri güçsüzlükten kurtulmaya yönelik arayışlara sevk eder. Bu çerçevede geliştirilen muhtelif tezlerin önde geleni, sorunun bizzat İslam dininin vazettiği temel değerler ile Peygamber ve sahabelerin uygulamalarından kaynaklandığı şeklindedir. Buna göre, İslam dünyasının Batılı devletlere yenik düşmesinin başlıca nedeni, kapitalizmin gelişmesi için gerekli olan risk üstlenebilen işadamı tipolojisini üretebilecek kültürel altyapının gelişmemiş olmasıdır. Ernest Renan ve Lord Cromer gibi ilk dönem oryantalistlere ve "Batılılaştırmacı" aydınlara göre, bilim, felsefe ve teknolojide geri kalmışlığının başlıca nedeni, İslam dininin özgür araştırmaya karşı ve engelleyici olmasıdır. Bu söylem, Müslümanların başından itibaren bilime ve felsefeye karşı düşmanca bir tavır sergilemiş olduklarını iddia eder. Oryantalist değerlendirmelere cevaben Cemaleddin Afgani'den, Namık Kemal'e kadar çok sayıda Müslüman entelektüel tarafından kaleme alınan "apoloji" tarzındaki müdafaanameler, projektörlerini doğrudan İslam dini üzerine yöneltirken, Batı zihniyetinin gerçeğinin aydınlatılmasında yetersiz kalınmış, rekabeti hakkıyla değerlendirmek yolunda tatminkâr sonuçlara ulaşılamamıştır.

Buna karşın 1570-1815 yılları arasında Yahudi-Hıristiyan, Yakın Doğu ve Yunan-Roma geleneklerinin sorgulanmasıyla başlayan entelektüel çıkışlar, "bilginin yeniden tanımlanması" olarak ifade edilen büyük düşünce devrimiyle sonuçlanır. Thomas Hobbes'dan Spinoza'ya, William Shakespeare'den Karl Marx'a kadar adlarını dünya düşünce tarihine kazımış olan düşünürler, Avro-Amerikan toplumu İS Üçüncü yüzyılda yazan Cyprian'ın tanıyamayacağı bir biçimde değiştireceklerdir.

Batı'ya Yön Veren Metinler'in ikinci cildi, ilk sömürgecilik girişimlerinin gözlendiği 1570'lerden, kuantum kuramının babası 1858 doğumlu Alman fizikçi Max Planck'ın bilimsel otobiyografisine kadar, Batı medeniyetini tanıma yolunda yüzlerce yıldır entelektüel dağarcığımıza katmayı ihmal ettiğimiz metinleri sunmaktadır. Söz konusu bu metinlere aşinalık geliştirmenin okurdan özel bir sabır, sebat ve gayret talep edeceklerini teslim etmekle birlikte, Batı'ya Yön Veren Metinler'in katılınması gereken müthiş bir serüven olduğu da kuşkusuzdur.

Alev Alatlı – Batı’ya Yön Veren Metinler 3

Batı'ya Yön Veren Metinler 3: Aydınlanma / Burjuva Yüzyılı / Bilim Çağının Zaferi (1650-1800) Kitap Kapağı Batı'ya Yön Veren Metinler 3: Aydınlanma / Burjuva Yüzyılı / Bilim Çağının Zaferi (1650-1800)
Alev Alatlı
Alfa Yayıncılık
460

Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme sancıları çektiği on sekizinci yüzyılın ilk çeyreği ile on dokuzuncu yüzyılın başlarında Avrupa medeniyeti derin ve karmaşık bir kriz atlatır. "Fransız İhtilali ve Napolyon Çağı" olarak adlandırılması âdet olmuş bu krizin kökenleri, on yedinci yüzyılın İngiliz siyasi devrimlerine uzanmakta, on sekizinci yüzyıl Avrupa'sının toplumsal yapısı, politik koşulları ve çok sayıdaki güncel tartışmalarından beslenmektedir.

Batı'ya Yön Veren Metinler'in üçüncü cildinde yer alan seçkiler, 1789 Fransız İhtilali'ni Kuzey Amerika'daki İngiliz kolonilerinin 1775'teki başkaldırılarının yüreklendirdiğini ileri sürerler. Bu çerçevede, Fransız İhtilali ile sonuçlanan çağ, "Demokratik Devrim Çağı" olarak adlandırılır.

Devrim dalgasına eşlik eden nasyonalizmin "insan toplumunun kumaşını paramparça etmiş, gerçek dini yolundan çıkarmış, uluslararası ahlakın bütün uygar kurallarıyla alay etmiş" olduğunu savunanlar olmakla birlikte, genel kabul, on sekizinci yüzyıl Aydınlanmasını hızlandıran buhranın geçmişten felaket niteliğinde bir kopuş anlamına gelmediği şeklindedir. Rönesans ve Rönesansın mantıki sonucu olan bilimsel devrimden evrilen Aydınlanma, entelektüellerin büyük bir kısmının "din ve ilahiyat ağırlıklı düşünce biçimlerinden şikâyetçi olduklarının farkına vardıkları bir dönem" olarak görülmektedir. "On sekizinci yüzyıl Paris'inin ve Fransız taşrasının salonlarında, loca ve kahvehanelerinde konuşulanlar, makineler ve toplum mühendisliği, doğa yasaları ve eğitim gibi konulardır. Her şeyin filozofların istediği gibi gerçekleşmediği muhakkaktır. Eski inançları savunanlar çetin artçı-muharebeler verirlerken, Romantikler kısıtlı da olsa Aydınlanma karşıtı saldırılar düzenlenmeyi başarır. Bunlara rağmen, filozoflar geleceği temsil etmektedir ve Batı'nın Bilim Çağı'na kesin olarak girmesi, onların sayesinde gerçekleşir. Voltaire, Diderot, Ansiklopediciler ve Baron d'Holbach gibi gurbetçiler, yeni bir tür entelektüel sınıf oluşturur. Bu insanlar, teknik ve akademik anlamda filozof olmadıkları gibi, ne bir akademisyen, ne bir uzman, ne bir nedim, ne de birer "efendi"diydi. Kesinlikle fildişi kulesi tipleri değil, Kilise ve üniversitenin yerleşik dünyasına karşı çağrılarını, yeni yeni uyanmaya başlamış olan halka doğrudan duyurmayı seçen edipler, halka-indirmeciler ve propagandacılardı... Ayrıca Marksist anlamda da dar bir sınıf bilincine sahip değillerdi. Bununla beraber, eski rejime saldırılarında, son yüzyılda dünyaya açılan 'bir şeyler olmaya' istekli sınıfları desteklemekten geri durmadılar. Okurun, yüzyıllar öncesinden seslenenlerin keyfini çıkarmasını dileriz.

Nüvide Gültunca Tulgar – Kendi Kutup Yıldızını Bul 2

Kendi Kutup Yıldızını Bul 2 Kitap Kapağı Kendi Kutup Yıldızını Bul 2
Nüvide Gültunca Tulgar
Alfa Yayıncılık
305

"Nüvide Tulgar, umudun merdivenini yıldızlara dayayan bir kadın! "Kendi Kutup Yıldızını Bul" kitabı, entelektüel damak zevkine sahip insanlar için, dünya bilgelik edebiyatının en güzel örneklerinden seçilmiş keyifli hikayeler sunuyor."
-Mümin Sekman (Her Şey Seninle Başlar'ın yazarı)-

Her insan kendi kutup yıldızını bulmak için yaşar. Hayatın labirentlerinde, hangi yöne gitmeniz gerektiğini şaşırdığınızda, kutup yıldızınızın orada bakmanızı beklediğini bilirsiniz.

Büyük beğeniyle okunan Kendi Kutup Yıldızını Bul'un ikinci kitabında insanın yaşama sevincini artıran, okuyanı düşündürürken geliştiren bilgelik hikayeleri yer alıyor. Hayatın olumsuz yüklemelerine karşı, içimizi açacak öyküler bunlar. Ruhunu beslemek isteyenler için.

Bertrand Russell – Batı Felsefesi Tarihi Cilt 2

Batı Felsefesi Tarihi Cilt 2 Kitap Kapağı Batı Felsefesi Tarihi Cilt 2
Bertrand Russell
Alfa Yayıncılık
328

Bu kitap baştan sona meziyetlerle dolu. Russell’ın büyük ustası olduğu güzel ve ışıltılı üslupla yazılmış. Açıklamaları ve akıl yürütüşü klasiklere yaraşır şekilde açık olduğu kadar müthiş dürüst de.
–Isaiah Berlin-

Russell’ın bu harika kitabı, Batı felsefesini toplumsal ve ekonomik bağlamında ele alan ilk kitaptır. Okumasını bilen herkes okumalı.
–Sir Julian Huxley-

Aziz Augustinus, Aziz Benedictus, Büyük Gregorius, Skolastikler, Johannes Scotus, St. Thomas Aquinas, Fransiskenler, Papalık

Bertrand Russell – Batı Felsefesi Tarihi Cilt 3

Batı Felsefesi Tarihi Cilt 3 Kitap Kapağı Batı Felsefesi Tarihi Cilt 3
Bertrand Russell
Alfa Yayıncılık
599

Machiavelli, Erasmus, More, Francis Bacon, Descartes, Spinoza, Leibniz, Locke, Berkeley, Rousseau, Kant, Hegel, Byron, Schopenhauer, Nietzsche, Faydacılar, Karl Marx, Bergson, William James, John Dewey

 

Her sayfası fikir dolu; bu sarsıcı, derin, aykırı, komik, zeki fikirler bir noktadan sonra zihninizi büyütecek.

-Good Book Guide-

Hiçbir zaman raflarda eksik olmamalı.

-The Evening Standard-

Batı Felsefesi Tarihi yayımlandığı günden beri alanındaki en mükemmel giriş kitabı olmayı sürdürüyor. Çünkü herkesin okuyabileceği ama yalnızca Russell’ın yazabileceği bir kitap.

-Ray Monk-

Sencer Divitçioğlu – Asya Üretim Tarzı Ve Osmanlı Toplumu

Asya Üretim Tarzı Ve Osmanlı Toplumu Kitap Kapağı Asya Üretim Tarzı Ve Osmanlı Toplumu
Sencer Divitçioğlu
Alfa Yayıncılık
235

Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) tartışmasının isim babası olan Divitçioğlu, düşünce dünyamıza yön veren eserleriyle ortaçağ tarihçiliğinde özel bir yere sahiptir. Oyun teorisinden üç işlev teorisine dek farklı yaklaşımlarla, klasik tarihçiliğin dışına çıkan formüllerle okurun zihnini sürekli uyanık tutan, kendine özgü bir sosyal bilim dili yaratan Divitçioğlu, Köktürklerden Osmanlı'ya dek ortaçağ Türk toplumlarındaki süreklilik ve kopuşları, geri dönüş ve sıçramaları kışkırtıcı tezlerle ele aldı.

Alfa Yayınları bu kitapta Divitçioğlu'nun iki erken dönem araştırmasını; ve Marksist Üretim Tarzı kavramını açıkladığı risalesini bir arada okurların ilgisine sunuyor. Bugün için de zihin açıcı ve merak uyandırıcı bir geç ortaçağ değerlendirmesi olan bu kitap, kendi öneminin yanı sıra, Kemal Tahir, İdris Küçükömer, Cemil Meriç ve Hikmet Kıvılcımlı gibi aydınların erken Osmanlı değerlendirmelerini doğru anlamak için de bir anahtar.

"Sencer Divitçioğlu ilk anda herkesi şoke edecek tezleriyle ama o tezlerden çok, herkesin eline pek geçmeyen tarih, iktisat ve sosyal bilgiler literatürünü alıp taraması ve değerlendirmesiyle bilinmelidir."
-İlber Ortaylı, Milliyet-

Charles Dickens – David Copperfield

David Copperfield Kitap Kapağı David Copperfield
Charles Dickens
Alfa Yayıncılık
611

Dickens bütün eserleri arasında en çok bu romanı severdi. Bu, belki de "David Copperfield"in kendi hayatı üzerine kurulmuş bir roman oluşundan ileri geliyordu. Gerçekten ünlü İngiliz romancısı, dehasının en büyük kudretini bu romanında göstermiş, ruhundaki canlılığı, gözlemlerindeki güçlülüğü, tekniğindeki sağlamlığı bu romanında ölümsüzleştirmiştir diyebiliriz. Öyle ki, Dickens denince, ilk önce akla -pek haklı olarak şaheseri kabul edilen- bu romanı gelir. Orada, meraklı olanlar başkahramanının çevresinde dönerken, bu arada daha başka kişiler, çeşitli karakterlerin örnekleri olarak yaşamakta, bunların her biri dahi romancının kaleminden aldıkları ışıkla canlanmaktadır.

Endüstrinin emekleme çağında, kapitalizmin acımasızlığı altında, günde on altı saate varan çalışma koşullarıyla ezilen işçiler…

Dönemin İngilteresinin, üretim mekanizmasının ve toplumun Dickens tarafından ustaca çizilen portresi…

Jack London – Demiryolu Serserileri

Demiryolu Serserileri Kitap Kapağı Demiryolu Serserileri
Jack London
Alfa Yayıncılık
206

Demiryolu Serserileri, London'ın bir berduş olarak sokaklarda yaşadığı döneme ışık tutan otobiyografik öykülerden oluşuyor. Yük vagonlarında yaşamını sürdüren ve Amerika'yı bir ucundan diğer ucuna dek kateden evsizlerin arasına karışan London, deneyimlerini hikâyeleştirerek çıkıyor okurun karşısına. Arka planında Amerika'daki ekonomik bunalımın da bulunduğu bu öyküler, tren yollarında yaşayan insanların kötü şartlar altında hayatta kalma mücadelesini yazarın karmaşık olmaktan uzak diliyle aktarmakta.

"En güzel hikâyeler her zaman bir enkazla başlar."
-Jack London-