Georges Bataille – Annem
Roman / 14 Ağustos 2018

Kitap Adı: Annem Yazar: Georges Bataille Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 310 “Kötülüğün metafizikçisi” olarak bilinen romancı, denemeci, felsefeci Georges Bataille’ın her biri bir başyapıt olan iki romanı ile üç öyküsünü bir arada sunuyoruz. Bataille’ın erotizmi yücelttiği; şiddet, iktidar ve ölümü dehşet verici bir bütünlük içinde sunduğu; cinsellikle ruhaniliği harmanladığı beş büyük yapıt: Madam Edwarda, Göğün Mavisi, Annem, Ölü Adam ve Gözün Öyküsü. M. Foucault , P. Sollers ve J. Derrida’yı derinden etkilyen yapıtları Foucault tarafından “yüzyılın en önemli yapıtları arasında” sayılan Bataille, bu roman ve öykülerinde düşünce alemini aşıp kendinden geçme arzusuyla, fanilikle sınırlı olmayan yüce bir hayatı gözler önüne serme hedefinin peşine düşüyor. Bataille’ı cinsellik, ölüm ve müstehcenliğin gizilgücü ilgilendiriyor. O, geleneksel edebiyatı reddetmiş; entelektüel, sanatsal ve dinsel etkinliğin nihai hedefinin, mantıklı bireyin şiddet dolu, aşkın bir paylaşım eyleminde yok edilmesi olduğuna kanaat getirmiştir. Karakterlerinin libertaryen yaşam tarzları, cinselliklerini açıkça yaşamaları, yoğun deneyimler aracılığıyla aşkınlık arayışından başka bir şey değildir. Pornografi onun gözünde, kendi sürrealist dneyleri için bir araçtır. Burjuva ahlâkına karşı erotizmi, mantıklıya karşı mantıksızı, kapitalizmin sınırlamalarına karşı aşırılığı, konformizme karşı itaatsizliği savunan Bataille’ın yapıtları okuru cesaret isteyen bir okuma serüvenine davet ediyor. 20. Yüzyılın bu yüzyıla aktığı en önemli isimlerden Bataille’ın cinselliğe getirdiği büyük açılımın boyutları…

Georges Bataille – Edebiyat ve Kötülük
Felsefe / 14 Ağustos 2018

Kitap Adı: Edebiyat ve Kötülük Yazar: Georges Bataille Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 208 Çağımızın yalnızca edebiyatını değil, düşünce alanını da derinden etkileyen; Derrida, Foucault, Barthes gibi yazarları sarsan; Breton ve Sartre ile yaptığı polemiklerde sözünü sakınmayan Georges Bataille, Edebiyat ve Kötülük’te, hayatımızın en önemli gerçeklerinden birini, Kötülüğü ele alıyor. Hem de, Kötülüğün ahlak yoksunluğunu değil, tam tersine ahlakı hiçe sayan “yüksek ahlakı” şart koştuğunu öne sürerek. Başta şehvet ve ölüm olmak üzere yasakları aşmanın, kuralları ihlal etmenin “yüksek ahlakı” gerektirdiğini, yaşamı kışkırtmanın ve aşmanın da böyle mümkün olabileceğini ortaya koyuyor. Ona göre, Kötülük özgürlüğü, değerin aşırı biçimlerine ulaşmamızı sağlayabilir ve hiç kimse bundan “daha uzağa” gidemez. Özgürlük daima isyana açılan kapıdır. Gerçek özgürlük yaşamı kışkırtmak ve aşmaktır. Özgürlüğün içindeki Kötülüğü ortaya koymak uzlaşmacı, konformist düşünce tarzına karşı çıkmak demektir. İyiliğin tuttuğu taraf boyun eğmenin, itaatin safıdır. Kötülük özgürlüğünde dehşeti buluruz: Tutkuyla işlenen bir cinayet, kurban etme, savaş, kıyımlar ve ayaklanmalar, yalan ve kara büyü; evrensel katlanabilirin sınandığı, suçluluk duygusuyla tutkunun temellendirdiği haz arasındaki sınırın bulanıklaştığı bir tür tinsel sarhoşluk durumu içinde, sadistin bir erdemli gibi göründüğü eylemlerdir…

Samuel Beckett – Aşksız İlişkiler
Roman / 27 Temmuz 2018

Kitap Adı: Aşksız İlişkiler Yazar: Samuel Beckett Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 192 Samuel Beckett’in tüm sanatı, bireyin anlamlandıramadığı, sancılı bir varoluş serüveni içinde acı çekmesi üzerine kuruludur. Beckett, Descartes’ın ünlü söylemini, “Acı çekiyorum, o halde varım” biçiminde yeniden dile getirmiştir adeta. Yarattığı kişiler dış dünyann “fiyasko” sundan kaçmaya çalışan, yalnız, yorgun ve tekbenci karşı-kahramanlardır. Bir ilk yapıt olmasına karşın Aşksız İlişkiler Beckett’in yazarlığında ve dünya yazınında yabancılaşmayı uç noktalara taşıyacak olan Beckett karşı-kahramanlarının öncüsüdür, modern dünyanın anlamsız kaosuna teslim olmak istemeyen, usunun dışında akıp giden günlük yaşam karşısında yalnızca bir izleyici, hatta kimi kez bir röntgenci olmayı yeğleyen eylemsiz bir isyankardır. Dante’yi sevgiyle okuyup anlamaya çalışan (kahramanın ismini de İlahi Komedya’dan almıştır Beckett) bir şair ve Batı dilleri öğrencisi olan Belacqua Shuah, içkiye çok düşkün, sarsak ve pasaklıdır. Sürekli ağrıyan ayaklarıyla, Dublin’in alaycılıkla betimlenen küçük burjuva ve entellektüelleriyle başı derttedir. Bedeni ve bedeninin ait olduğu dış dünyayla usu arasındaki uçurumun farkındadır. Hep; kalbinin ait olduğu yerin bir akıl hastanesi olduğuna inanır inatla. Tıpkı tanıdığımız öteki Beckett kişilikleri gibi bir bisikleti, bir kadınla birlikte olmaya yeğler; aşk ve sevgi ondan çok uzak kavramlardır; grotesk birlikteliklerdir kadınlarla yaşadıkları. Belki de içinde yitip gitmek istediği o karanlık dünyayı asla anlayamayacakları, onun acı…

Georges Perec – Kayboluş
Roman / 18 Temmuz 2018

Kitap Adı: Kayboluş Yazar: Georges Perec Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Birinci mucize: Georges Perec, Fransızcanın en çok kullanılan sesli harfi olan “e”yi kullanmadan bir roman yazdı: La disparition. İkinci mucize: Cemal Yardımcı, bu romanı “e” harfini kullanmadan Türkçeleştirdi: Kayboluş. Kayboluş, ilk yayımlandığı 1969 yılından bu yana kısıtlamanın kaçınılmaz olarak yoksullaştırdığı kuru bir anlatı olarak karşılanmadı hiç! Dil oyunları, çağrışımları, konusunu baş kahraman yapan kurgusuyla bir yazınsal başyapıt; doludizgin hayal gücü, insafsız mizah duygusuyla bir solukta okunacak bir roman olarak kabul gördü. İkinci Dünya Savaşı’nı, anasının, babasının kayboluşuna tanık olan bir çocuk olarak yaşayan yazar, hayatına damgasını vuran boşluğu bu olağanüstü romanında bir harfi ortadan kaldırarak yansıtır. Ama daima yaptığı gibi, hüznünü coşkulu bir mizahla sarıp sarmalayarak, acı olanı gülünç, anlamsız olanı kurgusal kılarak, sıkıntılarından oyunlar çıkararak açığa vurur bu boşluğu. Bu paradoksal yaklaşım baştan sona romana sinmiştir. Bir açıdan has yazından yana olanların tad alacağı bir yazınsal oyundur bu yapıt, bir başka açıdan hoş bir fantastik komplo öyküsüdür. Bir bakıma bir tür “roman-karşıtı” romandır. Kayboluş, orijinal çılgınlığa layık, aslına aşağı yukarı sözcük sözcük sadık bir uyarlamayla bu topraklarda, Ayrıntı Yayınları’nda. “Bu kitapta canalıcı ortak noktaya sahip sayısız sözcük kullanılamamıştır: Kayboluş’da, ‘altıncı harfin’ romana hiç sızmayacağı bir yapı kurmuştur yazar. Büyük paradoks:…

Iris Murdoch – Ateş Ve Güneş
Felsefe / 5 Temmuz 2018

Kitap Adı: Ateş Ve Güneş: Platon Sanatçıları Niçin Dışladı? Yazar: Iris Murdoch Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 112 Romancı ve felsefeci Iris “Romanesk Konferansları”na dayanarak kaleme aldığı bir çalışma olan, Ateş ve Güneş Platon Sanatçıları Nasıl Dışlandı? adlı incelemesinde, Antikçağ’ın büyük filozoflarından Platon’un genel olarak “sanat”a karşı takınmış olduğu kuşkucu tavrın düşünsel temellerini irdelemektedir. Iris Murdoch, bir yandan “sanat” ve “sanatçılık” kavramının ünlü filozofun çeşitli metinlerinde ortaya çıkış biçimlerini incelerken, bir yandan da, “gerçek” kavramı ile bir çeşit sofistlik olarak gördüğü “sanat” olgusu arasındaki karmaşık ilişkiyi, sanatçıların “gerçeği çarpıtan” kişiler oldukları yolundaki savın geçerlilik düzlemlerini sıkı bir eleştirel süzgeçten geçirir.

Iris Murdoch – Rüya Sakinleri
Roman / 5 Temmuz 2018

Kitap Adı: Rüya Sakinleri Yazar: Iris Murdoch Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 320 Irish Murdoch yine felsefeci yazar kimliğiyle çıkıyor karşımıza. Romanda ele aldığı aşk, rastlantı, gerçeklik gibi temel konular kimi zaman kurmacanın dokusu içinde erimiş olarak, kimi zaman da üstünde yüzen bir çiçek demeti gibi yoğun bir halde sunuluyor. Ölüm döşeğindeki ihtiyar Bruno büyük bir kaygıyla geçmişini ve bugününü düşünürken hayatı yeniden yorumlama noktasına gelir. Sürekli gerçekliği sorgular. Yaşamış olduğu pek çok şeyin bir rüya olduğunu, aslında hayata hiç dokunmamış olduğunu keşfeder. Her şey bir rüyadır ve herkes bir başkasının rüyasında var olmaktadır. Bruno düşüncelerini geliştirirken çevresindeki insanlar da kurlaşmadan aşka kadar çeşitli ilişkiler içine girerler. Bazen beklenmedik biçimde bir uçtan bir uca savrulup yer değiştirirler. Yazar, benmerkezci yapıları yüzünden ötekini “ıskalayan” ve bunun için de sık sık yanılan; sözde aşkı ararken başkalarını nesne olarak gören karakterler aracılığıyla insanın iç ve dış dünyasındaki bocalamalarına ve buradaki bir ahlak anlayışı eksikliğine dikkat çekiyor. Sözgelimi bir aşk ilişkisinde insanın işleyebileceği en büyük suçun belki de karşısındakinin daha fazla sevmesine izin vermesi olabileceği söylenirken tartışmaya açılan yarı örtülü soru-cevaplar da var: Yürümeyen ilişkilerdeki sorun “doğru kişi” sorunu mudur, yoksa “tekeşlilik” sorunu mu? İnsanların anlayışlarına göre kılıktan kılığa giren bir tanrı hangi durumlarda…

Donna Leon – Soylu Çürüme
Roman / 5 Temmuz 2018

Kitap Adı: Soylu Çürüme Yazar: Donna Leon Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Donna Leon’un bu yapıtında hep birlikte toprağı kazıyoruz. Bunu yaparken toprağın karanlık sırları, kirli çamaşırları örtmekte aciz kalışına tanıklık ediyoruz aslında. Üzeri toprakla örtülü genç bir adamın iskeleti, Komiser Brunetti’nin geçmişi ve bugünü aydınlatmasına yardımcı oluyor. Yolculuğumuz küçük bir kasabada başlasa da, Venedik’e dönüp, yüksek tavanlı malikanelerde arıyoruz ipuçlarını. Üstünde aile arması olan bir yüzüğün izini takip ederken sadece bir kayboluş hikayesine ait gerçekleri değil, aynı zamanda köklü bir ailenin karanlık yüzünü de buluyoruz. İlk bakışta çürümekte olan tek şey, sular altındaki Venedik’ten kopartılıp toprağa gömülen genç bir adamın bedeniymiş gibi görünse de, aslında daha köklü, daha “soylu” bir şeylerin çürümekte olduğunu gösteriyor Donna Leon bu romanında. Venedik’in içyüzünü içinde yaşadığı toplumun mikrokozmosu olarak bir dedektif romanının merceğinden gözler önüne seriyor. Ölümün, soyluluğun, hırsın ve aile olgusunun iç içe geçtiği Soylu Çürüme’de Brunetti her zamanki gibi, hizmet ettiği adalet mekanizmasını ve ayrılmaz bir parçası olduğu Venedik’teki “kara ayrıntılar”ı sorguluyor…

Michel Tournier – Cuma Ya Da Pasifik Arafı
Roman / 19 Haziran 2018

Kitap Adı: Cuma Ya Da Pasifik Arafı Yazar: Michel Tournier Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 224 Kamaranın tavanına asılı borda feneri, salınımlarıyla, Virnie’nin gittikçe çukurlaşan bir dalganın etkisiyle yana doğru yaptığı yalpanın büyüklüğünü bir çekül hassasiyetiyle ölçmekteydi…

Chuck Palahniuk – Ölüm Pornosu
Roman / 17 Haziran 2018

Kitap Adı: Ölüm Pornosu Yazar: Chuck Palahniuk Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 208 Palahniuk’un hayal dünyasına hoş geldiniz! Yoksa kâbuslarına mı demeliydik? Palahniuk bu defa romanının odağına başka bir “marazi” karakteri, porno kraliçesi Cassie Wright’ı oturtmuş; ama bir nesne olarak. Çünkü her ne kadar konu, onun, efsanevi kariyerini kameralar önünde art arda 600 erkekle seks yaparak kıracağı bir dünya rekoruyla taçlandırmak istemesi olsa da, bu rekoru kırmasında ona yardımcı olacak tali oyuncuların, yani “damızlık erkekler”in anlatımıyla şekilleniyor roman. Sıranın kendisine gelmesini bekleyen Bay 72, Bay 137 ve Bay 600’ün gözünden aktarılıyor bu tarihi an. Ve bununla birlikte, onların trajikomik hayat hikâyeleri de, bir rekordan ziyade ölüm pornosuna dönüşecek çekimler sırasında bir bir dökülüyor ortaya. Anlayacağınız, derin bir araştırma ürünü olduğunu her satırında belli eden, çatlatırcasına güldürürken aynı zamanda yüreğinizi dağlayacak bu çılgın romanla, porno endüstrisinin çağdaş hayatın içindeki muazzam ve bir o kadar da gizli saklı varlığını edebiyata taşıyor Chuck Palahniuk. Zaten böyle bir şeyi de ondan başkası bu kadar utanmazca, korkusuzca ve başarıyla yapamazdı herhalde. Ancak dikkat! Tabularınız varsa ve onları yıkmaktan korkuyor-sanız bu romanı okumayın! İnsan cenininin mastürbasyona doğumdan bir ay önce ana rahminde başladığı gerçeğiyle yüzleşmek size ağır gelecekse bu romanı okumayın! Ya da elektrikli vibratörün hayatımıza…

Chuck Palahniuk – Tekinsiz
Roman / 17 Haziran 2018

Kitap Adı: Tekinsiz Yazar: Chuck Palahniuk Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 210 Ortadan kaybolun. Sizi başyapıtınızı yaratmaktan alıkoyan her şeyi geride bırakın. İşinizi, ailenizi ve evinizi; tüm bu sorumluluklarınızı ve dikkatinizi dağıtan şeyleri üç aylığına askıya alın. İşinize tam anlamıyla odaklanmanızı sağlayacak bir ortamda, kafadar insanlarla birlikte yaşayın. Katılmaya hak kazananlar için kalacak yer ve yemek be-davadır. Profesyonel bir şair, romancı veya senarist olarak yeni bir gelecek kurma şansını yakalamak için haya-tınızın küçük bir bölümüyle kumar oynayın. Çok geç olmadan, hayalini kurduğunuz hayatı yaşayın. Yer çok sınırlıdır. Her şey yukarıdaki ilanla başladı. Bunun yazarların inzivası olması gerekiyordu. Güvenli ve huzurlu bir yer olacaktı. Meğer öyle değilmiş. Birbirimize isimler verdik. Leydi Çöpçü, Ajan Fitneci, Aziz Bağırsaksız gibi. Hatalarımıza, suçlarımıza, günahlarımıza istinaden uydurduğumuz isimlerdi bunlar. Anlatacak birbirinden korkunç, kafa karıştıran, mide bulandırıcı hikayelerimiz vardı. Ancak en korkunç hikaye, bizi bir araya toplayan adamın birer kurbanı olduğumuzda yazılmaya başladı. Ve biz “şöhretler” dünyasına kapağı atıp kamera ışıklarını üzerimize çekmek adına tırnak sökmeyi, penis kesmeyi, insan pişirip yemeyi bile göze aldık; ama artık çok geçti…

Elias Canetti – Kitle ve İktidar
Siyasi / 15 Nisan 2018

Kitap Adı: Kitle ve İktidar Yazar: Elias Canetti Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 496 Elias Canetti’nin 30 yıllık çalışmasının ürünü olan Kitle ve İktidar sosyoloji, antropoloji, psikoloji… gibi disiplinleri içeren; ama onların sınırlarıyla yetinmeyen benzersiz bir çalışma olarak tanınıyor. Canetti bu kitabında “kitle” ve “iktidar”ın birbirlerini nasıl etkileyip çoğalttığını; insanlar arasında “emir” ve “itaat” ilişkisinin nasıl biçimlenerek saldırganlık mekanizmalarına dönüştüğünü anlatıyor. En az sorgulanan, dolayısıyla en tehlikeli şey olan “emir verme”nin emredilende özgür bir kişilik edinmesini önleyen bir sızı bıraktığını, bu sızının sürekli emredilen-lerde katmerleşerek itaati içselleştirdiğini gösteriyor. Canetti 1930’larda kitle eylemlerinin her tür politik mücadelenin en önemli silahı olduğunu fark ederek “kitle” ve “iktidar” ilişkisi üzerinde çalışmaya başlar. Çalışması ilerledikçe ilişkinin “tarih üstü” boyutlarını keşfeder ve insanın özüne yönelir. Hayvan sürülerini, bir araya gelmiş her tür insan topluluğunu çağ, coğrafya, din farkı gözetmeksizin devasa bir literatür taraması yaparak inceler. Yaşadığı yıllar, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın tarihteki en büyük kitle hareketlerinin ve kitlesel yıkımların görüldüğü yıllar olması; bir “iktidar” simgesi olarak Hitler’in vahşeti doğru iz üzerinde olduğunu gösterir: Kitle yıkıcı, iktidar öldürücüdür. İnsan “iktidar” isteği ile Tanrı’nın kıyamet ve dehşet tehdidini çalmıştır. Ölüme karşı direnmenin yolu ise emre karşı koymak ve yaratmaktır. Canetti “düşünmek ısrar etmektir” diyerek Kitle ve İktidar’ı…

Ursula K. Le Guin – Karanlığın Sol Eli
Bilimkurgu / 15 Nisan 2018

Kitap Adı: Karanlığın Sol Eli Yazar: Ursula K. Le Guin Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 304 “Bilimkurgu”nun en önemli iki ödülü olan Hugo ve Nebula’yı kazanarak kısa zamanda türünün klasikleri arasına giren Karanlığın Sol Eli, dünyamıza çok benzeyen Kış adlı bir gezegende geçmektedir. Bu gezegende, yılın en sıcak zamanlarında bile yarı-kutup iklimi yaşanmaktadır ve tüm sakinleri çift cinsiyetlidir (androjen). Cinsel kimliğin bir statü ya da güç aracı olarak kullanılmadığı bu gezegende, kişiler yılın belli bir döneminde o anki hormonal durumlarına göre erkek ya da kadın olmaktadırlar. Öyle ki, birkaç çocuk doğurmuş bir anne daha sonra başka çocukların babası olabilmektedir. “Arkadaşlık” ve “sevgililik” arasındaki “boşluk” anlamsızlaşmış; insan düşüncesini belirleyen düalizm eğilimi azalmış; insanlığın güçlü/zayıf, koruyucu/korunan, hükmeden/hükmedilen, sahip olan/sahip olunan gibi ikiliklerini oluşturan temeller zayıflamıştır. Cehaletin, şimdinin, mevcudiyetin ilerlemeden daha gözde olduğu bir gezegendir Kış. Bir gün Kış’a uzaydan bir erkek elçi gelir ve onların da katılmasını istediği bir gezegenler birliğinden söz eder… Elçinin gelişiyle birlikte yerli ile yabancı, erkek ile dişi, benzerlik ve benzemezlik, parça ile bütün arasındaki ilişki ve çelişkiler insanlardaki karşılıklarını bulup yaşamaya başlar…

Johan Huizinga – Homo Ludens
Sosyoloji / 26 Şubat 2018

Kitap Adı: Homo Ludens: Oyunun Toplumsal İşlevi Üzerine Bir Deneme Yazar: Johan Huizinga Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 288 Biz insanların Homo Sapiens nitelemesini hak edecek kadar akıllı olmadığımız anlaşıldı… Birçok hayvanın alet yapabildiği, dolayısıyla insana Homo Faber demenin de anlamsız olduğu görüldü… Peki, biz kimiz? İnsana özgü üçüncü bir özellik olarak Homo Ludens’i, yani oyun oynayan insanı bu nitelemeler arasına katamaz mıyız? Johan Huizinga, Homo Ludens adlı bu temel eserinde yeryüzünde insana ait her şeyin başlangıcının oyun olduğunu gösteriyor. Önce oyun vardı! Oyun kurgusal olduğu bilinen ve gündelik hayatın dışında yer alan, bununla birlikte oyuncuyu da tamamen içine çeken, gönüllü, özgür bir eylemdir. Sınırları özellikle belirlenmiş zaman ve mekân içinde gerçekleşen, her türlü maddi çıkardan ve yarardan uzak olan bu eylem, verili kurallara göre, belli bir düzen içinde yerine getirilir. Oyuncu ve kimi zaman da seyirci kendinden geçer, coşar… Bu şekilde tanımlanan oyun, tarih boyunca, hayatın her alanında kültürün temel öğesi olarak varlığını sürdürmüştür. Huizinga, kolektif hayatın bütün önemli biçimlerinin –ibadet, şiir, müzik, dans, bilgelik, bilim, hukuk, mücadele ve savaş– ortaya çıkışında oyunun son derece etkin bir rol oynadığını, Doğu ve Batı dünyasına ilişkin zengin tarihsel bilgi ve belgelere dayanarak gösteriyor. Fakat modern çağlarla birlikte oyun, hayatı zenginleştiren bir…

Jon Nuttall – Ahlak Üzerine Tartışmalar
Felsefe / 26 Şubat 2018

Kitap Adı: Ahlak Üzerine Tartışmalar: Etiğe Giriş Yazar: Jon Nuttall Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 234 Ahlaki yargılarımız, tıpkı arzularımız ve isteklerimiz gibi yaptıklarımızın (ya da yapmadıklarımızın) güdüleyicisi olabilir. Ahlaki yargılar aynı zamanda kendimizin, toplumumuzun, dünyamızın başına gelebilecek şeyler konusundaki tavrımızı da şekillendirir. Bunu bazen “iyi-kötü”, “doğru-terorist” gibi doğrudan değer ifade eden yargılarla bazen de “sapık, deli, terörist” gibi değer-yüklü sozcüklerle pek düşünmeden yaparız. Madem Modern çağda bunlar ne denli güvenilirdir ve başka yargılarımızla ne ölçüde tutarlıdır? Ahlak Üzerine Tartışmalar bu soru(n)ları gündelik olaylardan yola çıkarak irdeleyen bir kitap.

Mikhail Bakhtin – Karnavaldan Romana
Edebiyat / 26 Şubat 2018

Kitap Adı: Karnavaldan Romana Yazar: Mikhail Bakhtin Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 368 Mikhail Bakhtin 1920’lerde başlayıp 1975’te ölümüne dek Sovyetler Birliği’nde sürdürdüğü çalışmalarla Avrupa ve ABD’nin 1980 sonrası entelektüel ortamına damgasını vurmuş bir insan bilimleri ve dil felsefecisi, kültür ve edebiyat kuramcısıdır. Bu konulardaki tartışmalara 60’larda egemen olan yapısalcı ve 70’lerde yaygınlık kazanan yapısalcılık sonrası yaklaşımların sınırlarının belirlenip aşılması yolundaki çabaların en güçlü, en verimli esin kaynağı olmuştur. Yapıtlarını, kendisinden habersiz, hatta kendisinden sonra geliştirilmiş birçok kurama verilmiş yanıtlar olarak okumak mümkündür. Biçimciliğe ve yapısalcılığa yanıtında tarihselliği ve sözün toplumsal yaşamını; yapısalcılık sonrası antihümanist kuşkuculuğa yanıtında da bağlamsallığı ve toplumsal bir ütopyayı kavramlaştırmanın dilini oluşturmuştur. Marksist eleştiriye, kaba indirgemeciliğe direnen, dilin ve edebiyatın toplumsal yaşamı kurma işlevini vurgulayan bir boyut katmıştır. Günümüzde feminist, postkolonyalist, Marksist eleştiri söylemlerinde, kültür çalışmaları alanında, Bakhtin’in diyalog ve karnaval kavramlarına değinmeden ilerleyen bir tartışma bulmak zordur. Bu derleme için seçilen yazılarda incelenen alan edebiyat, tanımlananlar ise tür, karnaval ve romandır. Edebiyatta özgün yaratıyla onu mümkün kılan verili anlam dünyası, tek bir söz edimiyle bütün bir dil, şimdiyle geçmiş, tür kavramı içinde birbirinr dokunur. Karnaval, edebiyatla edebiyat dışının maksimum temas noktasıdır. Romandaysa tür ve karnaval bir kural tanımazlıkla roman içinde birbirleriyle haşır neşir olur, çatışır….