Richard Sennett – Kamusal İnsanın Çöküşü
Sosyoloji / 22 Şubat 2018

Kitap Adı: Kamusal İnsanın Çöküşü Yazar: Richard Sennett Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 480 Kendi alanlarında çığır açan, onlarla hesaplaşmadan yeni bir şey söylemenin zor olduğu kitaplar vardır. Richard Sennett’in düşünce tarihinin başyapıtlarından biri olan Kamusal İnsanın Çöküşü böylesi bir kitaptır: Tarihten sosyolojiye, psikolojiden antropolojiye entelektüel bir şölendir. Sennett, Kamusal İnsanın Çöküşü’nde özgünlük ve entelektüel derinlikle kamusal hayat ve özel hayat arasındaki dengesizliğin nedenlerini ve bu dengesizliğin yol açtığı sorunları inceliyor. Ona göre, hayatın, aile ve yakın dostlar dışındaki parçası olan “kamusal hayat” bir zamanlar “hayat dolu”ydu ve kişiler için çok önemliydi. “Yabancı”larla duygusal bağlar kurarak insanın oyun yeteneğini çoğaltan, toplumsallaşmasını/medenileşmesini sağlayan bir kamusallık vardı. Bütünlüklü ifadesini 18. yüzyıl Avrupa şehirlerinde bulan bu kamusallık zamanla ağırlığını yitirerek yerini “özel hayat”a bıraktı. Kamusal hayat artık özel hayatın gerektirdiği oranda önemli olmaya başladı. Sennett, bugün, tanımadığımız ama aynı şehirde yaşadığımız insanlarla kurulacak çok boyutlu ilişki ve hazlardan yoksun kaldığımızı söylüyor ve şu soruları soruyor: Yabancı, nasıl tehdit edici bir unsura dönüştü? Sessiz kalarak seyretme, kamusal hayatın tek yolu haline nasıl geldi? Yalnız kalma, bir hak olarak nasıl oluştu? Özel hayat ilgi odağı haline nasıl geldi? Politikacıları neden yaptıklarına ve programlarına bakarak değil de kişisel özelliklerine göre değerlendiriyoruz? Evlerimize özen gösterdiğimiz halde sokaklarımız…

George Ritzer – Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek
Sosyoloji / 4 Şubat 2018

Kitap Adı: Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek: Tüketim Katedrallerindeki Süreklilik ve Değişim Yazar: George Ritzer Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 336 Baba, işyerinde kredi kartı borçlarının faizlerini ödemek için çalışırken anne evde televizyon karşısına geçmiş alışveriş kanalını izlemektedir. Evin oğlu, arka odada, sanal üniversitede günün derslerini bitirmiş, sanal alışveriş sitelerinde sörf yapmaktadır. “Hafta sonu tatilimizi nerede geçireceğiz anne?” diye seslenir. “Şehir dışındaki büyük alışveriş merkezine gideriz. Sen spor mağazasında yapay kaya tırmanışı yaparken biz de babanla dükkânlara girip çıkar, akvaryum bölümünü gezeriz; sonra da yağmur ormanları konseptli restoranda buluşup bir şeyler atıştırırız” cevabıyla tatmin olarak, yeni çıkan CD’yi sanal alışveriş listesine ekler. Hipertüketim ve simülasyon çağında yaşıyoruz. Yalnızca eğlendirici olmak için birbiriyle yarışan devasa büyüklükteki alışveriş merkezleriyle çevrelenmekle kalmadık; müzeler, parklar, üniversiteler, stadyumlar, havaalanları ve garlar da içlerindeki mağazalar, alışveriş standları, fast-food restoranlarıyla birer eğlence ve alışveriş merkezine dönüştü. Tüketim bizi canevimizden yakaladı: Ticaret, bilgisayar, televizyon, internet ve telefon aracılığıyla yatak odalarımıza kadar girdi. Dünyanın pek çok yerinde aynı ürünleri sunan mağaza zincirlerinden alışveriş yapıyor; New York ya da Moskova’dakiyle aynı lezzetteki hamburgerleri yiyor, hatta aynı yüz ifadesini takınan kasiyerlerden aynı sözleri işitiyoruz. Ritzer, Toplumun McDonaldlaştırılması’nda modern akılcılaşma sürecinin yaşamlarımıza dayattığı tekdüzeliği gözler önüne seriyordu: McYemek, McYatak, McDoktorlar, McOto tamircileriyle montaj…

Herbert Marcuse – Karşı Devrim ve İsyan
Siyasi / 4 Şubat 2018

Kitap Adı: Karşı Devrim ve İsyan Yazar: Herbert Marcuse Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 124 Uğrunda ölünmeye değer buldukları düşleriyle tepeden tırnağa silahlanmış ’68 gençliğinin, Paris, Londra ve Berlin sokaklarına yazdıkları efsanenin üzerinden yaklaşık otuz yıl geçti. Bu efsane, Üçüncü Dünya halklarının kanı pahasına Avrupa’da yaratılmış “tüketim toplumu” kalesini bütün kurumlarıyla kökünden sarsmakla kalmadı: ABD ordusunun Vietnam’dan çekilmesine ve yarı-askeri Nixon rejiminin yıkılmasına yol açacak ölçüde güçlü bir barış hareketine dönüştü: Berlin Duvarı’nın ardına sızarak “Prag Baharı” ve nihayet İstanbul ve Ankara sokaklarında ete kemiğe bürünüp Dev Genç oldu. “Geleneksel Sol”un sırt çevirdiği, hatta karışısına dikildiği bu isyan, kendi dilini ve söylemini de üretecekti: “Yeni Sol.”Herbert Marcuse’ü, “Yeni Sol”un kuramsal önderi olarak tanıyoruz. 1970 yılında, “20. Yüzyıl Devrimi’nin hızını yitirmekte olduğu bir momentte, üniversite gençliğine verdiği derslerden yola çıkarak oluşturduğu bu kitapta Marcuse, “Düzen”in bir isyan bastırma ve karşıdevrim hazırlığı ve aileyi, özel mülkiyeti ve devleti, yeni bir “tüketim cenneti” vaadi temelinde ‘rehabilite’ etme arayışı içinde olduğuna işaret ediyor.Karşıdevrim ve İsyan, geçen 30 yılda birkaç kuşağa yaşatılacak bu kapsamlı karşıdevrimin erken ve yetkin bir anlatısı ve tahlilinden ibaret değil; bu sürece karşı direniş ve isyanın dinamiklerini keşfetme kaygısı da taşıyor. Bu kaygıdan hareketle Marcuse, “Yeni Sol”un kendinden sonra mücadele alanını…

Peter Berkowitz – Nietzsche Bir Ahlak Karşıtının Etiği
Felsefe / 2 Şubat 2018

Kitap Adı: Nietzsche Bir Ahlak Karşıtının Etiği Yazar: Peter Berkowitz Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 384 Peter Berkowitz, Bir Ahlak Karşıtının Etiği’nde Nietzsche’nin felsefesindeki sistemli gerilimi ortaya çıkartıyor. Nietzsche’nin başlıca kitaplarını incelikli bir tahlile tabi tutarak, perspektivizmin veya varlık sorununun Nietzsche’yi açıklamaya yetmediğini gösteriyor. Nietzsche’nin felsefesinin doruk noktasında hakikat-sanat, bilmek-yapmak, zorunluluk-özgürlük ikiliklerinin çekişmesinin yattığını ileri sürüyor. Berkowitz’e göre, ahlakın insan istencinin bir yaratısı olduğunu varsayımından yola çıkan Nietzsche, uç görüşlerinin çekişmesini doruğa taşırken, kendi felsefesinin iki ucunun çarpıştığı bir savaş alanında kalmıştır. Ahlaktan kurtulan insan, en iyi yaşamı nasıl yakalamalıdır? Zorunluluklara nasıl boyun eğdirilebilir? Üstinsan, hatta tanrı olmak mümkün müdür? İnsanoğluna yeni bir görev vererek onu nihilizimden kurtarmak isteyen Nietzsche, Zerdüşt’ü niye yenilgiye uğrattı? Berkowitz, insan istencini yücelten Nietzsche’nin yaratıcılık etiğini kemiren iç çelişkiyi de açığa çıkartıyor.

Michael Albert & Robin Hahnel – Geleceğe Bakmak
Ekonomi / 21 Ocak 2018

Kitap Adı: Geleceğe Bakmak Yazar: Michael Albert & Robin Hahnel Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 300 Geleceğe Bakmak hem bu zorunluluk tasarımını reddetmesi hem de ya piyasa ekonomisi ya da komuta ekonomisi çıkmazını aşıp katılımcı ekonomi adı verilen bir üçüncü yolun uygulanabilirliğini kanıtlaması bakımından çok önemli bir yerde duruyor. Albert ve Hahnel verimli bir ekonominin hiyerarşik çalışma düzenini, eşitsiz tüketimi ve eşgüdümleyici faktör olarak da piyasayı zorunlu kıldığı varsayımına karşı çıkıyorlar. Yazarlara göre ekonomik hayatı dayanışma, eşitlik, özgürlük, adalet ve yaratıcılık gibi temel değerleri gözeterek diğer iki alternatiften çok daha verimli bir biçimde yönlendirmek mümkün ve son derece gerekli. Katılımcı ekonomi projesi, işyerlerinde hiyerarşik bir yapılaşmayı imkansız kılan sürekli rotasyon ve herkesin eşit oranda yaratıcı ve rutin işler yapmasını sağlayan iş bileşimleri geliştirilmesine temel önem atfediyor. Böylelikle komuta ekonomisine oranla daha yaratıcı olduğu su götürmez olan piyasa ekonomisinin yaratıcılığın yaygınlaşmasının önüne koyduğu hiyerarşi engeli de aşılmış oluyor. Proje, üretimi sabit bir grubun değil çalışanlardan oluşan bir konseyin yönlendirilmesi, üretim ve tüketim arasındaki dengenin herkesin bilgisayarlar yoluyla katılabileceği esnek ve demokratik bir planlama süreciyle sağlanması gibi somut ve ayrıntılarıyla serimlenen önerilerle geliştiriliyor.

Iris Murdoch – Kesik Bir Baş
Roman / 10 Ocak 2018

Kitap Adı: Kesik Bir Baş Yazar: Iris Murdoch Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 205 ” “Özgürlük, insanın yalnızca kendi irade gücünü ortaya koyması, onu gerçekleştirmesi değildir. Özgürlük daha çok bizim başkalarının varlığını tasarlayabilme gücümüz, başkasını başkası olarak kabul edebilme yeteneğimizdir” diyen Murdoch, dünya edebiyatının önde gelen yazarlarından kabul ediliyor. Romanlarında daha çok polisiye romanlarda görülen gerilimi başarıyla kurgulamasının yanı sıra, felsefi ögeleri de kullanan Murdoch Kesik Bir Baş’ta “evlilik kurumu”nu merkez alarak “ahlâk” kavramını sorguluyor. Okuru, hemen her şeyin olabileceği bir beklenti içine sokarak, üç kadın ve üç erkeğin birbirleriyle girdikleri “çok eşli” ilişkiler çerçevesinde sadakat, yalancılık, ensest, dürüstlük vb. kavramları mizahi bir dille tartışıyor. Roman okumanın kimi zaman “keyif ülkesinde gezinmek” anlamına geldiğini kanıtlayan bir metin. “Felsefe ile hikâyeyi çok özgül bir biçimde buluşturması onun sanatının özelliği ve başarısı. Kesik Bir Baş ise Murdoch’un belki de en tipik romanı.” Nazan Aksoy / Milliyet Sanat “Murdoch bir detay ve atmosfer yazarıdır. Bütün romanlarında her bir sahne, bir polis romanı gibi düzenlenmiş, konumlanmış ve anlatılmıştır.” Güven Turan / Çerçeve “Son aylarda yayımlanan çeviri romanlar içinde en ilginçlerinden biri, belki de birincisi Kesik Bir Baş.” Nokta “Iris Murdoch’un yapıtı, çağdaş ahlaki seçimleri yansıtma açısından, ‘iyinin’ olmaktan çok ‘kötünün’, eşitsizliğin olmaktan çok kulluk…

Iris Murdoch – Ağ
Roman / 10 Ocak 2018

Kitap Adı: Ağ Yazar: Iris Murdoch Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 287 Murdoch’ın ilk romanı olmasına karşın en başarılı yapıtlarından biri olarak değerlendirilen Ağ hayatını ucuz romanlar çevirerek kazanan bir yazarın geçmişiyle ve kendisiyle hesaplaşması üzerinde odaklanıyor: Murdoch bu yazar özelinde insanın kendi tasarılarına göre ne ölçüde yaşayabileceğini sorguluyor.

Alphonso Lingis – Ortak Bir Şeyleri Olmayanların Ortaklığı
Felsefe / 9 Ocak 2018

Kitap Adı: Ortak Bir Şeyleri Olmayanların Ortaklığı Yazar: Alphonso Lingis Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 153 Alphonso Lingis, birçok kitabı olduğu halde Batı’da yeterice tanınmayan bir felsefeci ve gezgin. Tanınmamasının bir nedeni de herhalde rasyonel Batı’nın ancak kendsiyle analojiler kurarak, özetle kendisine benzeterek kavrayabildiği öteki kültürleri, olanca başkalıkları içinde anlamaya, kendi sözleriyle konuşturmaya çalışması. Bunu da antropolojinin indirgeyici normlar içinde değil. Batı rasyonalizmin içerdiği ciddi çatlkları, anlamlı ve tekil bir hayat yaşamanın önüne çıkardığı maddi ve manevi engelleri serimleyecek biçimde yapması. Ortak Bir Şeyleri Olmayanarn Ortaklığı önce rasyonel cemaati betimliyor; Herkesin ortak-aonim söylemi kendi dilinde yeniden ürettiği, kendini ancak yaptığı “iş”le tanımlayan; Levinası’ın terimleriyle “söyleme”yi tali, “söylenen”i temel önemde gören bir cemaattir bu. Bu cemaat temel fetişi olan “iletişi değeri olmayan mırıltısını, uğultusunu “gürültü” sayar; her ağaç ve her güvercin için aslında ayrı bir sözcüğe ihtiyaç duyulduğunu görmezden gelir. Rasyonel söylem, hakikatini tesis etmek için kurumlara ihtiyaç duyar ve paryayı, mistiği, psikotiği, vahşiyi, teröristi bu hakikate ulaşmaktan aciz görüp dışlar. Lingis bu cemaatin karşısına “öteki cemaat”i çıkarır. Beninle ortak hiçbir şeyi olmayan ötekiyle karşılaştığım cemaattir bu. Burada öteki, benimle sadece sözleriyle değil, çıplak gözleri, boş elleri ve sessizliğile, yaralanabilirliğiyle yüzleşir. Burada benim rasyonel buyruğumun tutarlılığını boan bir davetsiz misafir, bir…

Soren Kierkegaard – Baştan Çıkarıcının Günlüğü
Roman / 7 Ocak 2018

Kitap Adı: Baştan Çıkarıcının Günlüğü Yazar: Soren Kierkegaard Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 160 Kierkegaard, Baştan Çıkarıcının Günlüğü’nde insanlık tarihi kadar eski olan baştan çıkarma “uğraşı”nı yeniden gözden geçirmeye teşvik ediyor bizi. Bununla bağlantılı olarak da öpüşme, genç kızlık, nişanlılık, evlilik vs. gibi “bildik” konulara ironik yorumlar getiriyor. Kierkegaard’a göre hayatın üç aşaması vardır: Estetik, etik ve dinsel aşama. Bunlardan ilki olan estetik aşamada her şey zevkin çevresinde toplanır. Ya/Ya Da’nın bir bölümünü oluşturan ancak bağımsız bir bütünlüğe de sahip olan Baştan Çıkarıcının Günlüğü işte bu estetik aşamaya dair… Kierkegaard, Regine Olsen adında on yedi yaşında bir kızla nişanlanır, bir sene sonra da kitapta da ipuçlarını bulabileceğiniz sebeplerden nişanı bozar ve Berlin’e kaçıp Ya/Ya Da’yı bitirir. Bazı temel otobiyografik özellikler yüzünden Kierkegaard’ı “baştan çıkarıcı” Johannes’le özdeşleştirenler olsa da günlük, kurmaca ağırlıklıdır. Aslında, kitapta ne sıradan bir baştan çıkarıcı söz konusu ne de alışıldık bir günlük: Johannes, kendini etik, estetik ve erotik içerimleri olan bir aşk bilgeliğiyle donatmış sıra dışı bir baştan çıkarıcı; bir estet, bir “erotist.” Ayrıca özgürlük düşkünü biri. Hem kendisinin özgür olması gerekiyor, hem de baştan çıkardıklarının. Günlüğe gelince; her ne kadar bazı tarihler göze çarpıyorsa da okurun en az hissedeceği şey günlük formu olacak; en çok hissedeceği…

Terry Eagleton – Azizler ve Alimler
Roman / 7 Ocak 2018

Kitap Adı: Azizler ve Alimler Yazar: Terry Eagleton Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 184 1916’da, İrlanda’nın batı kıyısında bir kulübede, sıra dışı kaçaklar bir araya gelmiştir. Ludwig Wittgenstein, İngiliz dar görüşlülüğünden yorgun, felsefeden ise tamamen bitap düşmüş bir halde Cambridge’den kaçmıştır. Yol arkadaşı Mihail Bahtin, Rus devrimci hiziplerinin tartışmalarından gına getirip, kendini oburluğa adamıştır. Onlar yüksek meseleler hakkında komik gevezelikler ederlerken, kulübeleri İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun lideri James Connolly ile Joyce’un “Ulysess” romanından kaçıp gelen Leopold Bloom tarafından basılır. Ve aralarında, devrimden felsefeye, hayattan boşvermişliğe, itişli kakışlı, bol küfürlü ve ortalığa harika fikirlerin saçıldığı bir muhabbettir başlar… Terry Eagteton’un yazdığı tek roman olan “Azizler ve Alimler”, anekdotlar, idealler, kavramlar, kültürler ve St. Petersburg, Viyana ve (‘hiçbir şeyin başkenti’) Dublin gibi çalkantılı şehirler arasında gezinen keyifli ve oyuncul bir ‘fikir romanı’dır.

Tom Robbins – Kovboy Kızlar da Hüzünlenir
Roman / 6 Ocak 2018

Kitap Adı: Kovboy Kızlar da Hüzünlenir Yazar: Tom Robbins Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 384 “Oyunculuk uçarılık değil bilgeliktir” diyerek, paradoks ve çelişkiler üzerine kurulu oyuncul romanların yazarı Tom Robbins’in başyapıtı sayılan Kovboy Kızlar da Hüzülenir’de kendine özgü neşeli üslubuyla karşıkültürün sözcülüğünü yapıyor. 1970’lerin anarşizan hippi kültüründen esinlenen uçuk ama eleştirel bir hikayedir bu kitapta anlatılan. Aştan cinsel özgürlüklere, siyasi isyandan hayvan haklarına, bedene, doğaya, dine, hayata dokunan, dilin sınırlarını zorlayan Kovboy Kızlar da Hüzünlenir 1993 yılında Gus Van Sant tarafından sinemaya aktarıldı. Anatomik bozukluğunu bir avantaja çeviren bir kadının tuhaf hikayesidir bu. Sissy Hankshaw muazzam büyüklükte bir başparmakla doğmuştur. Bu sayede çok iyi otostop yapabildiğinden bütün ülkeyi dolaşır. Sonra model olmaya karar verir. “Kontes” lakaplı bir transeksüel için çalışırken reklam filmi çekimleri için Kaliforniya’ya gider ve kovboy kızlarla tanışır. Bu kızlardan kafa dengi Bonanza Jellybean ve II. Dünya Savaşı sırasında Amerika’da kurulan Japon toplama kampından kaçan The Chink ile birlikte yeni bir hayat kurmaya çalışır. Ama dikkat, amiplerden uzak durun çünkü “kesin olan bir şey var ki amipler durmaksızın bölünerek çoğaldıkları, sahip oldukları tüm özellikleri aktardıkları ve kendilerinden hiçbir şey kaybetmediklerine göre dünyaya gelen ilk amip bugün hâlâ hayatta. İster dört milyar ister sadece üç yüz yaşında olsun, bugün…

Samuel Beckett – Acaba Nasıl?
Roman / 6 Ocak 2018

Kitap Adı: Acaba Nasıl? Yazar: Samuel Beckett Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 160 Acaba Nasıl? tek düze, ele aldığı her konuyu yineleyen herhangi bir kesinliğe ulaşmak gibi bir amacı olmayan bir “yokluk metni”.

Mario Vargas Llosa – Yüzbaşı ve Kadınlar Taburu
Roman / 6 Ocak 2018

Kitap Adı: Yüzbaşı ve Kadınlar Taburu Yazar: Mario Vargas Llosa Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 247 1990 seçimlerinde “Demokratik Cephe”nin “Başkan” adayı olarak düşünülen Latin Amerika’nın en ünlü yazarlarından LIosa, bu romanında Peru Ordusu’nu “düzen” ve “disiplin” anlayışını askerler için açılan bir “genelev” aracılığı ile işler. Peru Ordusu’na mensup askerler izin günlerinde çevre köy ve kasabalardaki kadın ve kızların ırzına geçmektedir. Askerlerin bu cüretkârlığına halkın tepki gösterip “isyan” etmesinden çekinen generaller çözümü askerler için bir genelev açmakta bulurlar. Ve subayların sicil dosyalarına bakarak görev bilinci çok gelişmiş, yöneticilik kabiliyeti çok yüksek, orduyu ve vatanını çok seven bir üsteğmeni bu işle görevlendirirler… Üsteğmen içki içmeyen, kumar oynamayan, karısından başka hiçbir kadınla beraber olmayan, “mahçup” diye tanımlanabilecek biri olmasına rağmen “emir verildiği için” görevi kabul eder… Görev bilinci ve örgütlenme becerisi çok gelişmiş üsteğmen (terfi ederek yüzbaşı olur) büyük bir çabayla topladığı “hostes”lerle Peru Ordusu’nun cinsel ihtiyaçlarını karşılamaya; daha sonra generallerin “Peru Ordusu’nun en iyi çalışan kurumu” dedikleri “Kadınlar Taburu”na komuta etmeye başlar… “Hostes”ler diğer erler gibi çtimaya çıkıp, tekmil vermeyi öğrenirler… Dikkatli okurun hemen farkedebileceği gibi Llosa “çarpıcı” bir konu ile okuru tavlamaya çalışmamaktadır. Amacı, Peru Ordusu’nu karakterize eden özelliklerinden biri olan “hayatın bütün alanlarını denetleme, her şeye matematiksel bir düzen…

Michel Tournier – Gilles ile Jeanne
Roman / 5 Ocak 2018

Kitap Adı: Gilles ile Jeanne Yazar: Michel Tournier Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Michel Tournier’nin yapıtlarının özgünlüğü, unutulmuş mitlere ve eski hikayelere dayanır. O, mitlere yeniden hayat veren hem gerçekçi hem de fantastik yapıtları aracılığıyla karmaşık gerçek dünyayı kavramaya çalışır. Tournier, miti kurulu düzeni bozan kargaşaya bir çağrı olarak da görür. “Canlılığını yitirmiş bir mite alegori denir. Yazarın işlevi mitlerin alegoriye dönüşmesine engel olmaktır,” der Tournier. Onun mitlere dayanan romanları, doğru bir zamanda; okurun karakter analizi, olay örgüsü, dramatik yapı gibi geleneksel roman öğelerinden yoksun nouveau roman’dan bıktığı bir sırada edebiyat sahnesine çıktı. Modern dünyaya sırtını dönen Tournier, eski hikayelere yönelerek, onları yepyeni bir bakış açısından anlatmaya koyuldu. Tanrı tarafından Fransa Krallığı’nı kurtarmakla görevlendirildiğini söyleyen Jeanne D’Arc ile silah arkadaşı Gilles de Rais’nin yazgılarına kişisel yorumunu getirdiği bu romanında Tournier, “çift, ikizlik” kavramlarına yoğunlaşarak bize bir “ikilik” kavramlarına yoğunlaşarak bize bir “ikilik” miti aktarıyor. Birbirine karşıt iki figürün, bir melekle bir şeytanın yazgıları arasında paralellik kuruyor.

Boris Frankel – Sanayi Sonrası Ütopyalar
Felsefe / 28 Aralık 2017

Kitap Adı: Sanayi Sonrası Ütopyalar Yazar: Boris Frankel Yayıncı: Ayrıntı Yayınları Sayfa Sayısı: 288 Boris Frankel bu kitabında, solun “şimdiyi ve yakın geleceği cesaretle göğüslemekten çok geçmişte yaşamayı tercih edişinin” tehlikelerine dikkat çekiyor. Sol, varolan toplumlara yönelik feminist ve pasifist eleştirilere kulaklarını tıkar, gerçekten alternatif sosyalist politikalar geliştirme yolunda ciddi adımlar atmaz, yeni toplumsal hareketlerle arasındaki düşmanlığı ve bilgisizliği giderme çabası göstermezse kendini siyasal muhafazakarlığı ve marjinalliğe mahkum etmiş olur. Bu arada eski/yeni sağ ilerlemeyi ve toplumsal tartışmanın gündemini belirlemeyi sürdürür, diyerek önerilen sanayi sonrası “gelecek modelleri”ni tartışmaya girişiyor.