Patrick Süskind – Güvercin
Roman / 19 Kasım 2017

Kitap Adı: Güvercin Yazar: Patrick Süskind Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 96 Daha önce yayımladığımız ve aralıksız yeni basımlarını yaptığımız “Koku” adlı romanıyla, bütün dünyada olduğu gibi yurdumuzda da alışılmadık kalabalıklara ulaşan genç Alman romancısı Patrick Süskind’in bu ikinci romanını, “Güvercin”i de yine usta çevirmen Tevfik Turan’ın Türkçesiyle sunuyoruz. Bu kısa romanın başkişisi Jonathan Noel, olaylardan kaçan, içine kapanık, sıradan bir insandır. Yıllardır bir bankanın bekçiliğini yapmaktadır. Bütün yaptığı da bankanın müdürünü karşılamak, arabasının kapısını açmaktır. Paris’te bir çatıkatında yaşamakta, bu katın sahibi olmaya çalışmaktadır. Ama birgün karşısına çıkan bir güvercin, bu sıradan insanın tekdüze yaşamını altüst eder. Patrick Süskind, gerçekten okutmasını bilen usta bir yazar. “Koku” gibi “Güvercin”i de bir solukta büyük bir ilgi ve keyifle okuyacağınızdan hiç kuşkumuz yok.

Paul Auster – Ay Sarayı
Roman / 19 Kasım 2017

Kitap Adı: Ay Sarayı Yazar: Paul Auster Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 302 “Ay Sarayı”, yeni Amerikan romanının en ilginç, en yetenekli yazarlarından biri sayılan “Paul Auster”ın en beğenilen romanı. Romanın başkişisi olan “Marco Stanley Fogg”, artık kıpırdamamaya, çalışmamaya, yemek yememeye ve bütün bunların doğuracağı tehlikeleri göze almaya karar verir. Böylece, nereye kadar gidebileceğini, bu süreç içinde neler olup biteceğini merak eder. 60’lı yılların çocuğu olan Fogg, yorulma nedir bilmeden geçmişinin anahtarlarını arar, yazgısının temel bilmecesinin yanıtlarını bulmaya çalışır. Manhattan’ın kanyonlarından Utah’ın çöllerine yolculuk yapan Fogg, şaşırtıcı ve zengin olaylarla ve kişiliklerle karşılaşır. Roman, insanların ay’da ilk kez yürüdükleri yaz mevsiminde başlayıp zaman içinde ileri geri hareket ederek, üç kuşağı kapsar. Rastlantı ve belleğin yönlendirdiği “Ay Sarayı”nda trajedi ve kefareti ödeme, lirizm ve mizah iç içedir. Bu roman, korkunç hayal gücü olan bir yazarın şimdiye kadar yazdığı en eğlendirici yapıtı sayılıyor…

Charlotte Bronte – Jane Eyre
Roman / 19 Kasım 2017

Kitap Adı: Jane Eyre Yazar: Charlotte Bronte Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 632 On yaşında öksüz kalan Jane Eyre, kendisini hiçbir zaman sevmeyen, ancak kocasının vasiyeti üzerine bakımını üstlenen yengesiyle zor bir yaşam sürmektedir. Gönderildiği katı kuralları olan yatılı okulda (aslında Charlotte Brontë’nin bir yılını geçirdiği Lancashire’daki okuldur) kötü günler geçirir. Ancak Jane Eyre, Charlotte Brontë kadar şanslı değildir; okulda on yıl kalır ve öğretmen olarak mezun olur. Edward Rochester’ın malikânesinde mürebbiye olarak iş bulur. Evin gizemli efendisi Rochester’e âşık olur; ancak onu hayal bile edemeyeceği zorluklar ve acılar beklemektedir. XIX. yüzyıl İngilteresi’nde, her türlü tutuculuğun kol gezdiği Victoria döneminde geçen Jane Eyre, birçoklarınca kadın hak ve özgürlüklerine sahip çıkan ilk romanlardan biri olarak kabul edilir. Yazarı Charlotte Brontë’nin yaşamından izler de taşıyan roman, hayatın sillesini yiyen yapayalnız bir genç kızın güçlü bir kadına dönüşmesinin öyküsüdür. Jane Eyre, yalnızca kadının erkek egemen toplumdaki konumuna gözüpek yaklaşımıyla değil, güçlü ve tutkulu anlatımıyla da edebiyata yenilikler getirmiş bir öncü kitaptır.

Dostoyevski – Yufka Yürek
Roman / 18 Kasım 2017

Kitap Adı: Yufka Yürek: Sürgün Öncesi Öyküler Yazar: Dostoyevski Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 312 Dostoyevski’nin ilk dönem öyküleri… Daha önce yayımladığımız Beyaz Geceler ve İkiz gibi uzun öykülerden sonra Dostoyevski, kısalı uzunlu bir dizi metin kaleme almıştı. Yazarın sürgün dönüşü öncesi yazdığı öykülerin tamamı, böylece, bu öykü kitabıyla birlikte yeniden çevrilip Can Yayınları’nın Klasikler dizisinde yerini almış oluyor. “Dokuz Mektuplu Roman”, “Yufka Yürek” gibi ünlü öykülerin de yer aldığı bu kitap, Dostoyevski’nin gençlik yıllarında edebiyata bakışını, etkilendiği kaynakları, konu edindiği meseleleri göster­mesi bakımından çok önemli. Bu öykülerde, sonraki yıllarda yazacağı Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler gibi büyük romanların işaretleri var. Özellikle uyumsuz kişiliklerin, deliliğin sınırında yaşayanların, toplumsal konum ve mevki meselesiyle kavgalı karakterlerin yer aldığı öykülerde Gogol’ün etkisi iyice hissedilirken, Dostoyevski’nin yazar kimliğinin henüz oturmadığı da gözlemleniyor.

Ayfer Tunç – Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek
Anı / 18 Kasım 2017

Kitap Adı: Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek Yazar: Ayfer Tunç Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 456 Ayfer Tunç’un büyük ilgi gören kitabı Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek, 2003 yılında altı Balkan ülkesi arasında düzenlenen yarışmada Balkanika ödülüne değer görülmüş, Tunç, bu ödülü alan ilk Türk ve kadın yazar olmuştu. Bu kitap, alt başlığından da anlaşılacağı gibi, 70’lerin Türkiye’sinin bir portresini çiziyor. Yazar, bir kuşağın bütün özelliklerini ve yaşam biçimlerini aktarabilmek amacıyla başlamış çalışmaya. Bunu yaparken, kendi anılarından yararlanma yoluna gitmiş. Böylece 70’lerin Türkiye’si titiz, usta bir öykücünün kaleminden, yalın, abartısız bir bellek çalışması olarak ortaya çıkmış. Kitap, 7’den 70’e bütün okurlar tarafından kâh gülümsenerek, kâh gözyaşları içinde okunacak, ama kesinlikle unutulmaz tatlar bırakacak. Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek’in bu yeni baskısı, yeni resimlerle hazırlandı.

Ayfer Tunç – Ömür Diyorlar Buna
Anlatı / 18 Kasım 2017

Kitap Adı: Ömür Diyorlar Buna Yazar: Ayfer Tunç Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 195 Narlı Bahçe’yi arıyordum. Hangi coğrafyaya ait olduğunu bilebilsem yollara düşmeye hazırdım. Ama bir türlü hatırlayamıyordum: Batıda mıydı Narlı Bahçe, doğuda mı? Uzun yolların ucunda mıydı, burnumun dibinde mi? İçimde miydi, dışımda mı? Var mıydı, yok muydu? Kuzeye ve güneye giden yolları büyük denizler kesiyor, rüyalarımda sürekli yer değiştiren Narlı Bahçe’nin yolu da bir görünüp bir kayboluyordu. “Ömür Diyorlar Buna”, okurlarımızın yakından tanıdığı ve büyük bir ilgiyle okuduğu Ayfer Tunç’un yeni kitabı. Öyküleşmiş Söyleşiler, ya da Söyleşilmiş Öyküler gibi bir alt başlıkla da okunabilecek bu kitap, yaşanmış, tanık olunmuş insan hikâyelerini anlatıyor. Şapkacı Arlet’ten Aylin Işık’a, Fatma Bayraşevski’den Doktor Manuk’a uzanan bu yazılar, ömürlerimizin birer sanat yapıtı, eşsiz, başlı başına dokunaklı bir hikâye olduğunu gösteriyor.

George Orwell – Aspidistra
Roman / 15 Kasım 2017

Kitap Adı: Aspidistra Yazar: George Orwell Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 280 İngiliz romancı George Orwell, Hayvan Çiftliği adlı siyasal masalında, zorbalığa dönüşen Stalin yönetimini yerden yere vurmuş; Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı ünlü yapıtında da insanlığı belleksiz ve muhalefetsiz bir totaliter toplum tehlikesine karşı uyarmıştı. Ama bu iki büyük yapıtından önce, 1930’lar İngiltere’sinde ‘sınıf atlama özlemi’ni benzersiz bir kara mizahla eleştirdiği Aspidistra romanını kaleme almıştı. Aspidistra, sınıf atlama özentisindeki dar gelirlilerin bir statü simgesi olarak gördükleri, evlerinden eksik etmedikleri çiçeksiz bir zambak türüdür. Bir reklâm ajansında metin yazarlığı yapan Gordon Comstock, kapitalizmin yutturmacası olarak gördüğü reklâmcılıktan nefret eder, orta sınıfın boğucu yaşamından kaçarak şairliğe soyunur. Bu uğurda sevgilisinden ayrılmayı bile göze alır; ama romanın sürpriz sonunu yine sevgilisi yaratacaktır.

Mario Vargas Llosa – Hınzır Kız
Roman / 13 Kasım 2017

Kitap Adı: Hınzır Kız Yazar: Mario Vargas Llosa Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 400 Sadece ahmakların mutlu olduğunu söyleseler de, itiraf ediyorum ki kendimi mutlu hissediyordum. Günlerimi ve gecelerimi Hınzır Kız’la paylaşmak hayatımı dolduruyordu. Geçmişteki buz gibi soğuk tavırlarına kıyasla, bana karşı sevecen davranmasına rağmen, günün birinde, hiç beklenmedik bir biçimde maceralarına geri döneceği ve hoşça kal bile demeden çekip gideceği korkusuyla, beni daima huzursuz bir şekilde yaşatmayı gerçekten başarmıştı. Sebatlı çevirmen Ricardo’nun tek kabahati gönlünü fettan mı fettan, bin bir surat Hınzır Kız’a kaptırması. İki sevgilinin imkânsız aşkının arka planındaysa 20. yüzyılın ikinci yarısında hem Peru’yu hem de dünyanın geri kalanını şekillendiren tarihî ve toplumsal dönüm noktaları. Mario Vargas Llosa’nın, “Aşka dair ilk romanım,” dediği Hınzır Kız 1950’lerin Lima’sında alevlenip Paris, Londra, Tokyo ve Madrid’e uzanan, sönmez bir sevdanın öyküsü.

Susanna Tamaro – Yüreğimin Sesini Dinle
Roman / 12 Kasım 2017

Kitap Adı: Yüreğimin Sesini Dinle: Yüreğinin Götürdüğü Yere Git'in devamı… Yazar: Susanna Tamaro Yayıncı: Can Yayınları 1993’te yayınlanan Yüreğinin Götürdüğü Yere Git adlı romanıyla tüm dünyada büyük yankı uyandıran Susanna Tamaro, bu yeni romanında o büyüleyici öykünün devamını sunuyor okurlarına. Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, 80 yaşındaki bir kadının, uzaklara giden genç torununa yazdığı mektuplardan oluşuyordu. “Yapmaya değecek tek yolculuk, içimize yapacağımız yolculuktur,” diyordu yaşlı kadın, “o özgün çağrıya kulak vermeli ve yüreğimizin götürdüğü yere gitmeliyiz.” Yüreğimin Sesini Dinle’de, artık genç bir kadın olan torun, zorlu bir kimlik arayışı içinde yaşamın anlamının peşine düşer. Bu arayış, hem kendi yüreğine, hem de kutsal topraklara doğru bir yolculuğa çıkarır onu. Kendi öyküsünü keşfetmek için çıktığı bu yolculuğun sonunda, aile evinin tozlu tavanarasında hiç ummadığı bir öyküye kavuşacaktır: Yüreğinin Götürdüğü Yere Git. Tamaro, bu kez, Yüreğimin Sesini Dinle diyor okurlarına: Yaşama bir anlam katmak, öfkeyi sevgiye, kırgınlıkları güce dönüştürmek için…

Joseph Conrad – Karanlığın Yüreği
Roman / 9 Kasım 2017

Kitap Adı: Karanlığın Yüreği Yazar: Joseph Conrad Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 184 Joseph Conrad’ın denizci olduğu yıllarda Kongo’ya yaptığı bir yolculuktan esinlendiği Karanlığın Yüreği, yazarın en önemli yapıtı olmasının yanı sıra sömürgecilik konusunu derinlemesine irdeleyen bir çalışmadır. Roman, sömürgecilik olgusunu incelerken, roman kahramanı Marlow’un karşılaştığı üç farklı karanlığı; insan eli değmemiş Kongo’nun karanlığını, Avrupalıların yerlilere yaptığı zulmün karanlığını ve her insanın içinde gizli olan kötülük yapma arzusunun karanlığını ele alır. Conrad Kongo Nehri’nde bir teknenin kaptanı olarak çalıştığı sırada, kendisi de Avrupalı sömürgecilerin acımasızlığıyla karşı karşıya kaldı ve zulümden, binlerce filin öldürülmesine neden olan fildişi elde etme hırsından, sömürgeci yaşamının nafileliğinden nefret etti. Karanlığın Yüreği de, aslında insanoğlunun ruhundaki karanlığın derinlerine yapılan bir yolculuktur. Conrad bütün bu olumsuzlukları aktardıktan sonra, şu temel soruyu soruyor: “Tanrı insanı bunları yapsın diye mi en üstün canlı olarak yarattı?”

Bram Stoker – Dracula
Roman / 12 Ekim 2017

Kitap Adı: Dracula Yazar: Bram Stoker Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 520 İngiliz yazar ve akademisyen Sir Malcolm Stanley Bradbury’nin, “şimdiye kadar yazılmış en güçlü korku hikâyelerinden biri” diye tanımladığı Dracula, hukukçu Jonathan Harker’ın Kont Dracula adında bir alıcının Londra’da satın almak istediği evin işlemlerini yapmak üzere Transilvanya’ya gidişiyle başlar. Jonathan, müşterisinin şatosunda dehşet uyandıran keşiflerde bulunur. Kısa bir süre sonra Londra’da da huzur kaçıran birtakım olaylar başlar. İçinde kimse olmayan bir tekne batar; genç bir kadının alnında gizemli bir işaret belirir, tımarhanedeki bir ruh hastası “Efendi”sinin gelmek üzere olduğundan dem vurmaya başlar. Olaylar, uğursuz kont ve onunla savaşmayı göze alan bir grup genç arasında çatışmaya dek gidecektir. İrlandalı yazar Bram Stoker’ın, iki taraf arasındaki bu irade ve güç çatışmasını işlediği ve korku edebiyatının başyapıtlarından biri sayılan Dracula, yayımlanmasının üzerinden yüz yılı aşkın süre geçmesine karşın, bugün de aynı ilgiyle okunuyor.

Emily Bronte – Uğultulu Tepeler
Roman / 27 Eylül 2017

Kitap Adı: Uğultulu Tepeler Yazar: Emily Bronte Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 416 İngiltere’de XIX. yüzyılın ikinci yarısı, “Victoria Dönemi” olarak adlandırılan bu dönem, orta sınıfın yükselişini, gösterişli yaşamların moda oluşunu simgeler. Brontë kardeşler, kadının edebiyatla uğraşmasının hoş görülmediği bu yıllarda, önce bir erkek kimliğiyle şiirler, sonra kendi adlarıyla klasikler arasında yer alacak üç önemli romana imza atmıştır. Emily Brontë 1848’de öldüğünde dünya edebiyatının en güzel romanlarından birini, Uğultulu Tepeler’i bırakmıştır ardında. Bu Victoria dönemi romanı, kimine göre dünyanın gelmiş geçmiş en büyük aşk romanı, kimine göre her okunuşunda değişik tatlar veren çağlar ötesi bir eser, ya da insanın içine işleyen bir anlatımla dile getirilmiş uzun bir şiirdir. Ölümünden bir yıl önce bitirdiği Uğultulu Tepeler’deki kişilerin yalnızca hayal ürünü kişiler olmadığı, Brontë’nin çevresindeki gerçek kişilerden derin izler taşıdığı da bir gerçektir. Sevgi, kin, nefret, öç alma tutkusu gibi güçlü duygularla örülü bu gençlik öyküsü, patladı patlayacak bir cinsellikle doludur. Daha otuz yaşındayken veremden ölen, son derece duyarlı, hiç evlenmemiş bu genç kadın yazar, tüm canlılığıyla bu romanda vardır. Okuyanın yaşına, deneyimlerine ve duyarlılığına göre değişkenlik gösteren, farklı zamanlarda okunduğunda değişik tatlar veren, tekrar tekrar okuma isteği uyandıran bir başyapıt.

Francois Olivier Rousseau – Aşkın Büyüsü
Roman / 18 Eylül 2017

Kitap Adı: Aşkın Büyüsü Yazar: Francois Olivier Rousseau Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 223 George Sand ile Alfred de Musset: On dokuzuncu yüzyıl edebiyatına damgalarını vuran bir kadın ve bir erkek. Toplumun kurallarının karşısına kendi hayat görüşleriyle dikilen sanatçılar ve edebiyatçılar arasına taşrada yaşayan bir baronun karısıyken, Paris’e demir atmayı başaran George Sand da katılmıştı. Tutkulu, bağımsız, iddialı ve akıllı bir kadın olan George Sand’ın karşısına ruhsal bozuklukları olan, çift kişilikli, çelişkilerle dolu, acı çekmeden yazamayan, ama dehasıyla göz alan şair Alfred de Musset çıktı. Asıl adı Aurore Dupin olan George Sand, kadınlara yüklenen ikinci sınıf kimliği reddederek, gerek yazarlığı, gerek yaşama biçimiyle öne çıkmak istiyordu; erkek adı kullanmakla kalmıyor, erkek giysileriyle de dolaşıyordu. Paris’in bohem hayatına dalan, besteci Chopin dahil pek çok sevgilisi olan, ama siyasal kimliği ve idealist sosyalizmi ile de adını duyuran George Sand ile Alfred de Musset’nin bir araya gelmesi, bir fırtınanın kopması gibiydi. Sevgilisinden altı yaş büyük olan George Sand’ın zaman zaman anne rolünü üstlendiği bir ilişki yaşadılar. Birlikteyken Paris’te yaptıkları her şey olay oldu. Filme de çekilen ve Juliette Binoche’un George Sand rolünü üstlendiği Aşkın Büyüsü, on dokuzuncu yüzyılın sanat ortamında gelişen, kavgalarla, kuşkularla yoğrulan bu olağanüstü, tutkulu, çılgın, fırtınalı aşkın romanı.

Gustave Flaubert – Madame Bovary
Roman / 18 Eylül 2017

Kitap Adı: Madame Bovary Yazar: Gustave Flaubert Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 335 “Madame Bovary benim…” Gustave Flaubert “Yazın tarihinde Madame Bovary ölçüsünde ilgi uyandırmış, Madame Bovary ölçüsünde tartışmalara, değişik yorumlara konu olmuş bir roman daha göstermek zordur… [Madame Bovary’nin] hiç kuşkusuz, roman sanatının belli başlı doruklarından biri olduğu söylenebilir… Roman denildi mi usumuza ilk gelen yapıtlardan biri Madame Bovary’dir, Flaubert denilince de önce Madame Bovary’yi düşünürüz.” Tahsin Yücel

Hasan Öztoprak – İmkansiz Aşk
Roman / 5 Eylül 2017

Kitap Adı: İmkansiz Aşk Yazar: Hasan Öztoprak Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 159 Beş gündür, hep uzak ve karmaşık olan bir aşk’a, daha da uzak düştüm. Uzaklık çaresizliktir. Bazen hangisinin daha trajik olduğunu bilemezsiniz: Mesafelerin koyduğu uzaklık mı? Sözlerin, duyguların içinde saklı olan mı? Şimdi mesafelerin koyduğu uzaklığın çaresizliğini yaşıyorum. İstemeden söylediğim bir yalanın kurbanı oldum. İlk kez kendi isteğimle ondan uzağa düştüm. Ama yine çaresizim. Yapabileceğim tek şey var, bildiğim üç telefon numarasını da aralıksız olarak çeviriyorum. O buğulu sesi duyuncaya dek daha kim bilir kaç kez elim telefonun soğuk tuşlarına gidecek. Bu bir yakınma değil; tam tersi, bu eylem, düşünmenin, sevmenin, hissetmenin hazzını ve hüznünü bir arada yaşatıyor bana… Şair kimliği ile tanıdığımız Hasan Öztoprak’ın ilk romanı, İmkânsız Aşk. Yaşanmışla yaşanmamışın, kurmacayla gerçeğin, hüzünle öfkenin iç içe geçtiği, sisli ve bulanık bir düşler dünyasının derinlerinde kaybolan kırık bir aşk hikayesi…Çoğu ilk romanda olduğu gibi İmkânsız Aşk’a da yazarın kimliği damgasını vuruyor. Hasan Öztoprak, imkânsız, hatta hastalıklı bir aşkın peşinde koşan S.’nin öyküsünü son derece duygusal, şiirsel bir dille anlatıyor.