Cemil Kavukçu – Başkasının Rüyaları

Başkasının Rüyaları Kitap Kapağı Başkasının Rüyaları
Cemil Kavukçu
Can Yayınları
74

Cemil Kavukçu'nun iki yıllık bir aradan sonra çıkardığı yeni öykü kitabı Başkasının Rüyaları, öyküler arasındaki tuhaf ilişkiyle dikkat çekiyor. Kavukçu, bu kitabında nasıl ve neden yazdığının peşine düştüğünü hissettiriyor, yazarlığının perde arkasını aralıyor. Şimdiye kadar olmadığı kurmaca ile gerçek, düş ile gerçek dünya arasındaki hem keskin hem belirsiz sınırda gezinirken, yazarla anlatıcı, anlatıcıyla öykü kahramanı, öykü kahramanıyla yazar birbirine karışıyor, birbirinin içinde eriyor; kimin kim olduğunu unuttuğumuz bir dünyaya sokuluyoruz. Tüm öykülerin içinde gezinen aynı anlatıcı ve kahramanlar sayesinde öyküler aynı hayatın farklı zamanlarda çekilmiş fotoğrafları gibi bir süreklilik kazanıyor. Rüya ile gerçek arasındaki ince çizgide ustaca dolaşan Cemil Kavukçu, belli ki zarını rüyadan yana atıyor ve kendini olduğu kadar okurun da uzun bir rüyanın değişik gecelere, değişik zamanlara bölünmüş labirentlerinde gezdiriyor. Belki de bütün hayatımızın, çocukluğun o istenmeden içine sürüklendiğimiz ikindi uykularından başlayarak bir rüyadan başka bir şey olmadığını söylemek istiyor.

Cemil Kavukçu – Dört Duvar Beş Pencere

Dört Duvar Beş Pencere Kitap Kapağı Dört Duvar Beş Pencere
Cemil Kavukçu
Can Yayınları
126

Dört Duvar Beş Pencere, yer yer fantastik ögeler içeren, kimi zaman gerçekdışına kayan, çoğunlukla da sonu açık öykülerden oluşuyor. Bu yeni öyküler, Cemil Kavukçu'nun, öteki öykülerinden farklı bir çizgiye doğru yol aldığını, öncelikle de ustalaşma sürecini tamamladığını açıkça gösteriyor.

Cemil Kavukçu – Aynadaki Zaman

Aynadaki Zaman Kitap Kapağı Aynadaki Zaman
Cemil Kavukçu
Can Yayınları
96

Edebiyatımızın usta öykücüsü Cemil Kavukçu, öyküseverlerin yakından tanıdığı ve tutkuyla izlediği kocaman bir öykü dünyası yarattı. Öykücülüğümüze, daha önce hiç ele alınmamış yepyeni tipler kattı. Taşralı genç erkeklerin dünyasını, olanca yalınlık ve gerçekliği ile anlatırken, insanın kendisi için yarattığı katı evreni tüm içtenliği ile tasvir etti.

Aynadaki Zaman, yazarın, kendi öykü evrenini zenginleştirme kararının bir ürünü. Kavukçu bir yandan alıştığımız çevreleri; denizi, denizcileri, kasabayı, yapayalnız kent insanını ele alırken bir yandan da gerçekdışına, fanteziye, kelimenin tam anlamıyla "alacakaranlığa" yöneliyor bu kitabında. Okurların, gittikçe büyüyen ve zenginleşen bu olağanüstü öykü dünyasından nice hazlar derlemeleri dileğiyle...

Cemil Kavukçu – Düşkaçıran

Düşkaçıran Kitap Kapağı Düşkaçıran
Cemil Kavukçu
Can Yayınları
112

Cemil Kavukçu, tam bir öykü ustasıdır; küçücük bir kıvılcımdan tadına doyulmaz öyküler çıkarır. Düşkaçıran, yazarın yeni öykü kitabı. Kavukçu, bundan önceki kitaplarında doğup büyüdüğü İnegöl'den yola çıkarak taşralı gençlerin öykülerini, aşklarını, umutlarını taşımıştı okura... Meyhaneleri mesken edinmiş denizcileri, yaşadığı kasabaya sıkışıp kalmış genç kızları, çocukları... Düşkaçıran, Kavukçu'nun kitaplarında bir kırılmaya işaret eden yeni, farklı öykülerden oluşuyor. Bu öyküler gerçekle gerçeküstü arasında duruyor, öykücülüğümüze fantastik, gotik tatlar getiriyor. İnanılmazı, tedirgin edici düşleri, tuhaf hayvanları, hayaletleri konu ediniyor. Düşkaçıran Cemil Kavukçu okurları için gerçek bir sürpriz.

Cemil Kavukçu – Gemiler De Ağlarmış

Gemiler De Ağlarmış Kitap Kapağı Gemiler De Ağlarmış
Cemil Kavukçu
Can Yayınları
108

'Bendeki asıl değişimin Cemil Kavukçu ile birlikte olduğunu söylemem gerekir. Cemil Kavukçu'yu önceden de biliyordum bilmesine, ama Uzak Noktalara Doğru bambaşka etkilerle gelmişti. İşte, demiştim, geçen kuşakların usta öykücüleriyle aynı düzeyde alınabilecek bir öykücü; bizim kuşağımızdan, hiçbir desteğe gereksinim duymadan kısa sürede adını okura duyurabilecek. O günden beri bütün yazdıklarını okuyorum. Ondaki sıradan dünyaların çarpıcılığı, öykü dilinde yakaladığı apayrı, ayrıksı dilin biricikliği, hiç anlatılmamış insanları el değmemiş ayrıntılarla kurmaca kişilere dönüştürme becerisi, ergenlik döneminin yazılmamış öyküleri, Cemil Kavukçu'yu edebiyatımızın gündemine ciddi bir biçimde getirdi.'
Semih Gümüş

Cemil Kavukçu – Suda Bulanık Oyunlar

Suda Bulanık Oyunlar Kitap Kapağı Suda Bulanık Oyunlar
Cemil Kavukçu
Can Yayınları
206

Bir tren düşlemişti hep; elinde bavulu ile koştuğu, ama bir türlü binemediği, tekerleklerinin tıkırtısının gittikçe zayıfladığı bir tren. Ne zaman sapsarı bir yüzle, soluk soluğa o istasyona ulaşsa, çelik ışıltılarla uzayan demiryolunu gösteriyorlardı; Tren çoktan gitti.

Öyküleriyle tanıdığımız Cemil Kavukçu, ilk romanı Dönüş'ten altı yıl sonra ikinci romanı Suda Bulanık Oyunlar'la çıkıyor okurun karşısına. Kavukçu, bu romanında üniversite öğrencisi taşralı bir gencin büyük kent yalnızlığını, uyumsuzluğunu, iç dünyasındaki çalkantıları ironik bir dille yansıtıyor. Kendisiyle ve çevresiyle barışık olmayan Tarık'ın yabancısı olduğu bir kentte özdeşleşebildiği tek şey, kentin ortasından geçen, kirlenmiş, sularında hiçbir canlının yaşamadığı ve Kırat adını taktığı çaydır. Cinsel bir deneyim yaşamamış olması sorunlarını daha da büyütür. Köhre sinemalarda porno filmler izleyip özgüvenini yitirirken, kafası, kenti ikiye bölen çay kadar bulanır. Sinema tekniğinden de yararlanan Cemil Kavukçu, şiirsel dili ve çarpıcı anlatımıyla bir okuma şöleni sunuyor okuruna.

Cemil Kavukçu – Temmuz Suçlu

Temmuz Suçlu Kitap Kapağı Temmuz Suçlu
Cemil Kavukçu
Can Yayınları
199

Cemil Kavukçu, kendi okurunu yaratmasını başarmış yazarlardan. Bunun nedeni biraz da kendi dilini ve üslubunu yaratabilmiş, kendisini başka öykücülerden ayıran çerçeveyi başarıyla çizebilmiş olmasında yatıyor. Uzun yıllardır yazmanın kazandırdığı ustalığı Cemil Kavukçu'nun her kitabında görebilmek olası. "Temmuz Suçlu", yazarın daha önceki öykü kitaplarından derlenen bir çalışma. Cemil Kavukçu'nun Can Yayınları'nda çıkan üç öykü kitabını okumuş olanlar, bu kitaplardaki ustalığı, başarılı anlatımı, lezzeti "Temmuz Suçlu"da da bulacaklar. Cemil Kavukçu, yazma heyecanını hiç yitirmeyen yazarlardan. Küçük gözlemlerden yola çıkarak oluşturduğu ve temeline insanı oturttuğu öykülerinde, insanın çevresiyle olan ilişkisini, içsel yaşamını, yalnızlığını, umarsızlığını, umutlarını ve umutsuzluklarını anlatıyor; toplumun ve çevrenin içinde kaybolan küçük insanların evrensel öykülerini. Eleştirmen Fethi Naci'nin "tam bir anlatı ustası" dediği Cemil Kavukçu, yalın dili, abartısız ve son derece akıcı anlatımıyla bir kez daha bir okuma şöleni sunuyor bizlere.

Cemil Kavukçu – Yalnız Uyuyanlar İçin

Yalnız Uyuyanlar İçin Kitap Kapağı Yalnız Uyuyanlar İçin
Cemil Kavukçu
Can Yayınları
107

Apartman girişinde, sol yanda, duvar boyunca sıralanan posta kutularından 39 numaralısı bana ait. Ondan yeterince yararlandığım söylenemez. Öbür kutular gibi (özellikle 12, 17 ve 28) zarflar ve katlanmış dergiler taşmıyor içinden. Posta kutuları bir uygarlık ölçütü olabilir mi, diye düşündüğüm oluyor zaman zaman. Ama elektrik, telefon ve su faturalarının bana ulaşmasındaki işlevi düşünüp avunuyorum. Bazen de tek tük el duyuruları buluyorum: 'Kuaför Necmi', 'Sekiz Ayda İngilizce Öğretiyoruz,' ya da 'Can Pizza-Evlere Servisimiz Vardır'. Mektup gelmez, çünkü yıllardır kimseye yazmıyorum. Kredili alışveriş yaptığım firmalar dışında bayram ve yılbaşı kartı gönderen de olmaz. Ne bir dergiye aboneyim, ne de gazeteye. Bu nedenle çantamda taşıdığım küçük anahtarı çok az kullanıyorum.

Cemil Kavukçu – Tasmalı Güvercin

Tasmalı Güvercin Kitap Kapağı Tasmalı Güvercin
Cemil Kavukçu
Can Yayınları
96

İkinci kaptanla üçüncü çarkçı hiç keyif almadıkları her hallerinden belli olan bir bıkkınlıkla bağırışsız, küfürsüz, yorumsuz tavla oynuyorlar. Her an bırakıp kamaralarına çekilebilirler. Ben de elime geçirdiğim, iyice yıpranmış, hamur gibi olmuş elli ikilik desteyle kâğıt falı açıyorum.

Biraz sonra kamarama gidip dolabımdaki stoktan (gemide içki içmek yasak olmasına karşın, kaptan ve çarkçıbaşı dahil herkesin dolabı ağzına kadar içki doludur) bir şeyler içip kitap okumayı düşünüyorum.

Tasmalı Güvercin, öykücülüğümüzün son dönemine damgasını vurmuş yazarlardan birinin, Cemil Kavukçu'nun çok önemli bir ustalık yapıtı. Kavukçu, okurunu bambaşka bir dünyaya götürüyor. Sessiz kasabaların birer kartpostal gibi hareketsiz görünümlerinin ardında yaşanan tekinsiz, ama alabildiğine renkli dünyasına...

Bugüne kadar hakkında sayısız yazı yazılan Kavukçu, Fethi Naci'yi haklı çıkarıyor: Elini neye değse öykü oluyor.

Seray Şahiner – Antabus

Antabus Kitap Kapağı Antabus
Seray Şahiner
Can Yayınları
112

"Hani kadınlar çocukları olsun diye gezmedik doktor, türbe bırakmıyorlar ya... Akılsızlar! Bırakın olmuyorsa olmuyor, ille doğurup ne diye sabinin de hayatını karartıyorsunuz?"

Gelin Başı ve Hanımların Dikkatine kitaplarının yazarı Seray Şahiner'in kaleminden yeni bir insanlık öyküsü... Antabus, yaşadığımız şiddet ortamının kaynaklarını, bu şiddetin yarattığı insanlık hallerini anlatıyor. Bu kısa romanın anlatıcı kahramanı, işçi sınıfına mensup genç bir kadın; Leyla. Bir konfeksiyon atölyesinde çalışan Leyla, sessiz sakin, "sıradan" bir hayat kurmak ister. Fakat hayatı seçimleriyle değil, kendisine dayatılanlarla şekillenir.

İçinde bulunduğu durumdan kurtulmak için kendince yöntemler geliştirmekten vazgeçmeyen Leyla'nın anlatısını elinizden bırakamayacaksınız.

Primo Levi – Boğulanlar Kurtulanlar

Boğulanlar Kurtulanlar Kitap Kapağı Boğulanlar Kurtulanlar
Primo Levi
Can Yayınları
183

Primo Levi, 11 Nisan 1987 günü intihar ettiğinde altmış sekiz yaşıdaydı. Bir kestsoylu Yahudi olarak iyi eğitim görmüş ve kimyacı olmuştur. İkinci Dünya Savaşında Nazi toplama kamplarına gönderildi...

Cesare Pavese – Ay ve Şenlik Ateşleri

Ay ve Şenlik Ateşleri Kitap Kapağı Ay ve Şenlik Ateşleri
Cesare Pavese
Can Yayınları
155

Yaşamını bir otel odasında kendi elleriyle noktalayan, çağdaş İtalyan edebiyatının büyük ustası Cesare Pavese (1908-1950) 1949 yılının eylül-kasım ayları arasında yazdığı son romanı "Ay ve Şenlik Ateşleri"nde, kalemiyle yarattığı dünyanın bireşimini yapıyor sanki. Kendi geçmişiyle ve okurlarıyla hesaplaşıyor. Amerika'da para-pul sahibi olduktan sonra, İkinci Dünya Savaşının hemen ertesinde doğduğu köye dönen Anguilla, eski arkadaşı Nuto ile yaptığı konuşmalar aracılığıyla çocukluğunun günlerine, kişilerine döner ve direnişçilere ihanet ettiği için öldürülen genç bir kızın ölüsünün yakıldığı ateş, aynı zamanda geçmişin de küllerini savuran bir şenlik ateşine dönüşür. Kişisel anılarla bezeli geçmişi dengeleyen şimdiki zaman da, aynı oranda çetindir ve simgesini ailesini öldürdükten sonra evini tutuşturarak bir başka şenlik ateşi yakan köylü Valino'da bulur...

Cesare Pavese – Güzel Yaz

Güzel Yaz Kitap Kapağı Güzel Yaz
Cesare Pavese
Can Yayınları
119

Güzel yaz çağdaş italyan Edebiyatının en önemli adlarından Cesare Pavese'nin 42 yaşındayken 1950 yılında bir otel odasından intihar etmeden önce tek başlık altında topladığı üç romandan biri...

Cesare Pavese – Senin Köylerin

Senin Köylerin Kitap Kapağı Senin Köylerin
Cesare Pavese
Can Yayınları
119

Cesare Pavese İtalyan edebiyatında hem kişiliği, hem de yazdıklarıyla özgün bir yere sahip. Hayatı hep yalnız yaşayan Pavese, 1950 yılının sıcak bir Ağustos günü Torino'da bir otel odasında intihar ettiği zaman, dostları onun eski bir şiirinde düşlediği ölümü bulduğunu anlamışlardı: "Yataktan kalmak gerekmeyecek / Yalnız şafak girecek bomboş odaya." 1941 yılında basıldığı zaman edebiyat eleştirmenlerinin hemen dikkatini çeken Senin Köylerin, Pavese'nin romancılığını başlatan ve İtalyan 'yeni -gerçekciliği'nin öncüleri arasında sayılan bir romandır. Yayınladığında büyük yankı yapan,alkışlanan, üzerinde tartışılan, ama ağır eleştiriler de alan bu roman, sonunda yeni ve usta bir romancıyı da gün ışığına çıkarmış oldu. Pavese romancı olarak adını duyurduğu ve kırsal kesimi işlediği Senin Köylerin de elindeki malzemeyi iyi bildiğini, romandaki kişileri ve köyleri sanattan önce yüreğiyle yoğurdunu hissettiriyor. İnsanın isteklerini ve yönelişlerini dile getirirken önemli bir yazarın ortaya çıkışını da duyuruyor.

Cesare Pavese – Tepedeki Ev

Tepedeki Ev Kitap Kapağı Tepedeki Ev
Cesare Pavese
Can Yayınları
199

İtalyan edebiyatının en önemli adlarından biri olan "Cesare Pavese" romanlarında ve şiirlerinde çağdaş dünya sorunlarına, bu sorunları yaşayan insanların yazgılarına eğilmiş genç bir yazardı. Daha kırk iki yaşındayken 1950 yılında intihar ederek yaşamına son veren Pavese, "Tepedeki Ev"i yaşamının son yıllarında kaleme almıştır. İkinci Dünya Savaşı'nın bitimine yakın bir dönemde, faşistlere karşı yürütülen iç savaş sırasında kentten kaçıp uzaklara, çocukluğunun geçtiği yerlere giden öğretmen Corrado, geçmişte kısa süreli bir ilişki yaşadığı kadınla karşılaşır. Yaşadığı dönemin katı gerçeğinden ve belirsiz bir gelecekten kaçarken, savaşın acımasızlığından, anlamsızlığından derinden etkilenir, "Savaş bir gün biterse", der, "şunu sormalıyız kendimize: Peki ya ölenleri ne yapacağız? Neden öldüler?"