Bret Easton Ellis – Çekim Kuralları
Roman / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Çekim Kuralları Yazar: Bret Easton Ellis Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 288 Bret Easton Ellis’i okurlarımız, Can Yayınları arasında çıkan Sıfırdan Az adlı romanından hatırlayacaklardır. Yeni bir kuşağı tanıttığı bu romanı yazdığında Ellis yalnızca yirmi yaşındaydı. Ondan iki yıl sonra da Çekim Kuralları yayınlandı. Ellis’in en az ilk romanı kadar şaşırtıcı, çarpıcı ve özgür olan bu kitap, Amerika’da bir üniversite kampüsünde cinsellikle romantik ilişkileri bir arada yaşayan günümüz gençliğinin bir aynası. Durmadan sevgili değiştiren Lauren, kurnaz ve tutkulu Paul ve romantik duygularını alaycılığıyla gizlemeye çalışan Sean bir aşk üçgeninin üç kahramanı. Ellis, bu üç kişinin sesinden, bir kaleydoskopa bakarcasına, Amerikan gençliğinin, 1980’li yılların `yitik kuşağı’nın çelişkili beklentilerini, hayal kırıklıklarını ve karmaşık arzularını dile getiriyor.

Can Dündar – Lüsyen
Roman / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Lüsyen Yazar: Can Dündar Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 541 Atatürk, dans etti Lüsyen’le… Tevfik Fikret ona edebiyat dersi verdi. İnönü, evlerinde satranç oynadı. Nazım Hikmet, sofralarında yemek yedi. Kimler yok ki, bu belgesel romanın sayfaları arasında: Mehmet Akif’ten Victor Hugo’ya, Damat Ferid’den Oscar Wilde’a, Yahya Kemal’den Hindenburg’a, Necip Fazıl’dan, Karındeşen Jack’e, Abdülmecid’ten Namık Kemal’e, Sultan Reşad’dan Talat Paşa’ya Geçen asrın en ünlü portreleri… Ve onların arasında bir çağ yangınının tam ortasında yaşanmış inanılmaz bir aşk hikâyesi…

Can Dündar – Kırmızı Bisiklet
Deneme / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Kırmızı Bisiklet Yazar: Can Dündar Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 240 Önce ürkerek bastı pedallara… Kırmızı bisikletin dengesi bozuldu. Fark ettirmeden seleden tutup düzelttim. Acemi sürücüyü iltifatlar ve ıslıklarla yüreklendirdim. Şimdi bazen arkasından tuttuğumu bilmeden bisikleti kendisinin sürdüğünü sanıyor, bazen ise tuttuğumu sanıp gerçekten kendisi sürüyordu. Zamanla bisikleti kimin yönettiğini ayırt edemez oldu. Oysa ben farkındaydım: Kırmızı bisiklet uçmaya hazırlanıyordu. Kırmızı Bisiklet’te Can Dündar “baba olma” serüvenini, kendi yaşadıkları üzerinden okurlarla paylaşıyor. Kendi babasıyla ilişkisini, “babba” kelimesini ilk duyduğunda yaşadığı coşkuyu, başlardaki uykusuz gecelerde hissettiklerini ve onu takip eden, “Hangi masalı okumalı, hangi oyuncağı almalı?” gibi endişeleri, bütün içtenliğiyle dile getiriyor. Ve kırmızı bisikletin iki tekerlek üzerinde seyretmesiyle uyanan, “Hangi okula göndermeli, tarihi nasıl anlatmalı, doğumu nasıl öğretmeli, beladan nasıl esirgemeli?” gibi kaygılarla, giderek bir yol arkadaşına dönüşen oğluyla ilişkisini anlatıyor. Can Dündar, Kırmızı Bisiklet’in 20. baskısını hazırlarken kitabı elden geçirerek yeniledi. Kendi yaşadıklarının yanı sıra başkalarının deneyimlerine; günümüz çocuklarının, gençlerinin ve anne babalarının sorunlarına da yer veren yazar, kitabın yeni halini, yakın zamanda kaybettiği babasına vedasını anlattığı yazılarla sonlandırdı.

Can Dündar – Aşka Veda
Deneme / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Aşka Veda Yazar: Can Dündar Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 208 “Nostaljik bir mazi güzellemesi yapmak istemem,” diyor Can Dündar, zindana dönüşen, koyu bir karanlık olan 70’lerdeki ilişkileri anlattığı yazısında: “Ama aşkın ha babam ertelendiği o kanlı karanlıkta bile, en dayanışmacı ve masum yanları saklıydı insanoğlunun…” “Şimdi bakıyorum da, umursamaz kalabalıklarda metruk bir yalnızlık yaşıyor neslim…” Aşka Veda, Can Dündar’ın aşka dair yazılarını bir araya getiriyor. Körkütük, sırılsıklam aşkları, özlemi, yalnızlığı, ayrılığı ve terk edilme acısını; “kâh içten içe kabaran kâh gürül gürül çağlayan o deli nehri,” anlatıyor. Siyasetten ve popüler kültürden kadın ve erkeklerin zaman içinde değişen yüzlerine bakıyor. “Söylenmemiş o iki sözcük yüzünden heba olup gitmiş” nesiller ile nihayet kavuşan ama mutsuz mu mutsuz olan günümüz gençliğini karşılaştırıp şiirini kaybeden zamane ilişkileri sorguluyor. Şehvet sevdadan soyunduğunda, Eros okunu kırdığında, piyasa duruma el koyduğunda aşkın nasıl can çekişmeye, körelip çirkinleşmeye başladığını sergiliyor. Hazsız evliliklerden evliliksiz hazlara, sekssiz aşktan aşksız sekse; ateşten gömleği gönüllü giyenlerden, aşkını kariyerine feda edenlere geçişin izini sürüyor. Aslında bir türlü veda edemediğimiz, her daim ihtimal dahilinde olan aşkı anlatıyor Can Dündar, Aşka Veda’da. Ve olası bir sevda kuraklığı tehlikesine karşı, okurları uyarıyor…

Boris Pasternak – Erken Trenlerde
Şiir / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Erken Trenlerde Yazar: Boris Pasternak Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 112 XX. yüzyıl Rus şiirinin büyük ustalarından Boris Pasternak (1890-1960), 1958’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığında hem kendi ülkesinde hem uluslararası edebiyat dünyasında uzun süredir tanınmış bir şairdi. Ressam bir baba ile piyanist bir annenin oğlu olan Pasternak, felsefe ve filoloji eğitimi görmüştür. Önce müzikle ilgilenmiş, 1914’te yayımlanan ilk şiir kitabı “Bulutlardaki İkiz”i, 1916′ da “Sınırların Üstünde”, 1922’de de Kızkardeşim Hayat izlemişti. İki Dünya Savaşı arasındaki zor yılları manevi baskı altında yaşayan; 1930’lu yıllarda daha çok önemli şairlerden çeviriler yaparak çalışmalarını sürdüren Pasternak, Shakespeare’in de en başarılı çevirmeni olarak ün yaptı. 1957’de yayımlanan Doktor Jivago, onu bir kere daha edebiyat dünyasının gündemine taşıdı. Pasternak’a göre şiir tarihin içinden hayatla birleşerek akan bir nehir gibiydi. Pasternak şiirde yazarken olduğu gibi konuşurken de müziğin yalnızca sözcüklerin sesine dayanmadığına, bu özelliğin seslilerle sessizlerin uyumundan değil, söylenen sözlerle onların arasındaki ilişkiden kaynaklandığına inanıyordu. Onun için anlam, yani içerik, her zaman daha önemliydi. Bu kitap, genç yaşta yitirdiğimiz şair Azer Yaran’ın Pasternak’ın kitaplarından seçip Rusça’dan başarıyla çevirdiği şiirleri bir araya getiriyor.

Behçet Çelik – Yazyalnızı İki Deli Derviş
Hikaye / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Yazyalnızı İki Deli Derviş Yazar: Behçet Çelik Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 208 “Bu sokaklar benim değil. Benim değil bu içime, dışıma, gözlüğüme, ellerime, tam adım atacağım yere yağan yağmur. Hiçbir anım yok bu yapıların önünde. Şu duvara sırtımı verip soluklanmadım; eğilip şu kuytu sokak arasında kimseyi öpmedim. Soluğumu dolduran kömür kokusu tanımadığım insanların sobalarından geliyor. Hiçbir sobanın üzerinde, ben varınca sofraya alınacak bir tencere inceden fokurdamıyor.” Çağdaş öykücülüğümüzün önemli isimlerinden Behçet Çelik, ilk kitabı ıki Deli Derviş’ten bu yana sıcak, akıcı, duyarlı bir Türkçeyle yazıyor öykülerini. Daha yirmi bir yaşındayken Akademi Kitabevi Öykü Başarı Ödülü’nü kazanan yazarımızın daha önce ayrı ayrı yayımlanan ilk iki kitabı, Yazyalnızı / ıki Deli Derviş’te bir araya geliyor. Bu öyküler bir yandan güçlü bir kalemin doğuşunu belgeliyor, bir yandan da gençliğin sorularla ve sorunlarla dolu dünyasını yakıcı, ama şiirli bir dille yansıtıyor.

Behçet Çelik – Herkes Kadar
Hikaye / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Herkes Kadar Yazar: Behçet Çelik Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 120 Herkes Kadar’daki öyküler gücünü yalınlığından alıyor. Yüksek sesle konuşmuyor kahramanlar; dışarıdaki dünyadan kaçmak için değil, kendi içdünyalarına bakarak yaşananı daha derinden anlamak, kavramak için yapıyorlar bunu. Behçet Çelik, öykülerinin dilini de, kahramanlarını da okurun düş gücünün akışına bırakıyor. Böylece her kuşakta yeniden okunacak, değerlendirilecek metinler çıkıyor ortaya. “Behçet Çelik’in öykü başlangıçları tatminsizlik duygusu yaratmıyor, çünkü devamın da kendi atılımları, kendi ustalıkları var onda. Maupassant’da, Çehov’da ve özellikle onun Amerikalı uzantısı sayılan Raymond Carver’da olduğu gibi, eksiltiler de enerji veriyor Çelik’in öykülerine, sezdirilmiş ama söylenmeden bırakılmış şeyler.” Orhan Koçak, Virgül, Mayıs 2002 “Bütün öykülerde hâkim olan ‘ben’ merkezli anlatım nedeni ile kitapta bir bütünsellik havası ortaya çıksa da, her hikâyede farklı farklı kişilere odaklanıyor yazar, ama bütün bu farklı hikâye kahramanları, hayatta artık bir hikâyesi kalmayan insanlar olarak aynılaşıyorlar. Onların hikâyeleri geçmişte, hayatı coşku ve umut dolu yaşadıkları o gençlik günlerinde (…) başlamış ve bitmiş… Çelik, ağdalı bir geçmiş güzellemesine kaçmadan, iş hayatını, insan ilişkilerini ve bizzat varoluş biçimlerini sorguluyor, bundan böyle yaşanılacak şiirsel bir hikâyenin imkânsızlığını hissettiriyor okuyucuya.”

Behçet Çelik – Gün Ortasında Arzu
Hikaye / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Gün Ortasında Arzu Yazar: Behçet Çelik Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 144 Behçet Çelik’in 2008 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanan kitabı Gün Ortasında Arzu’da on sekiz öykü yer alıyor. Günümüz insanının içdünyasına, başkalarıyla girdiği ilişkilerdeki anlık gerginliklere, yaşadığımız çevreden yükselen sese, kokuya uzanıyor her biri. Çelik’in öyküleri yetkinlikle aktarılmış ayrıntılardan alıyor gücünü. Okuru yaratıcı bir okuma deneyimine sürüklüyor; öykünün, yazının ortağı kılıyor. Gün Ortasında Arzu, son dönem edebiyatımızın en parlak kitapları arasında. “Gün Ortasında Arzu, Behçet Çelik’in öykücülüğündeki en önemli basamağı gösteriyor. Bu düzeyin son kitabında ortaya çıkması yazarın sürekli gelişme çizgisinin yukarı doğru ivmelendiğinin işaretidir.” Semih Gümüş, Radikal Kitap, 8 Şubat 2007 “Öykülerde asıl anlatılan zaman bugün değil, geçmiş; asıl anlatılan kişi kahraman değil, öteki; anlatılan mekân ise bulunan yer değil, özlem duyulan yer. Yazar da aynı öykülerinde anlattığı, suskunluklarıyla suçlanan erkek kahramanları gibi, bize şimdi, burada, nasıl gibi basit şeyler anlatmıyor, asıl anlatmayı seçtiği, anlatmadıkları. Ve bunda çok başarılı.” Asuman Kafaoğlu-Büke, Taraf, 13 Mayıs 2008

Behçet Çelik – Düğün Birahanesi
Hikaye / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Düğün Birahanesi Yazar: Behçet Çelik Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 136 “Denize kaçmıştım. O kocaman suya sığınmıştım. Gecenin bir vakti. Kıyı tehlikeliydi, başka zaman olsa dünyada inmezdim bir başıma. Denizse güvenliydi o gece. Ardımdan gelir sanmıştım. En azından korumak ister, demiştim. Ona bağırmış, kapıyı çarpıp çıkmış da olsam. Denizin beni koruyacağını anlayana kadar içim içimi yemişti. Birileri gelecek, beni görecek diye değil, gelmezse diye. ‘Gelmedi işte,’ demiştim, ‘gecenin bir vakti nereye gittiğimi merak bile etmedi.'” Düğün Birahanesi, öyküleriyle Behçet Çelik’i yakından tanımak isteyenler için biçilmiş kaftan. Bu kitapta yer alan on üç öykü, yaşantılarını ele vermeyen, ama okuru kendi serüvenlerine ortak olmaya çağıran kişilerle dolu. Çelik, öykülerin ayrıntılarını ustaca dokuyor; bu nedenle birbirine benzermiş gibi görünen mekânlar, kişiler, metinleri zenginleştiriyor. Düğün Birahanesi, Behçet Çelik’in sürprizlerle dolu dünyasının kapılarını açıyor. “Behçet Çelik’in öykülerindeki sesin demokratikliği, öykü türünün geneldeki yapısına uyuyor. Öykünün yaşamın bütününü kucaklamak, her şeyi kapsamak gibi bir savı yok. Anlattıkları daha küçük ölçekte, daha minimal, daha yalın.” Mehmet Serdar, Adam Öykü, Kasım-Aralık 2004

Behçet Çelik – Diken Ucu
Hikaye / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Diken Ucu Yazar: Behçet Çelik Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 128 “Onu özlediğim için aradığımı sanmış olmalı. Özlemedim diyemem, ama özlediğim o mu, bundan emin değilim. O kitabı geçen akşam elime almasaydım, onu aramak aklıma gelmezdi. Boş gözlerle kitaplığa bakıyordum – ne sık yapar oldum bunu. Okunmuş okunmamış, çeyrek yarım bırakılmış kitapların ne anlattıkları, ne hakkında oldukları değildi aklımdan geçenler. Ne zaman aldığımı, okurken neler düşündüğümü hatırlamaya çalışıyordum; fotoğraf albümüne göz gezdirirken birdenbire karşıma çıkan hem tanıdık hem yabancı bir yüzü tanımaya çalışır gibi…” Günümüz öykücülüğünün öne çıkan isimlerinden Behçet Çelik, yeni kitabı Diken Ucu’yla Can Yayınları’nda. Her zamanki sessiz, abartısız anlatımıyla Behçet Çelik, kenar köşe kent insanının arasında dolaştırmaya devam ediyor kalemini: sıradan insanın günlük hayatından anlar; sade, akıcı bir anlatım; insanca, alçak sesli, bir didişmeyi anlatırken bile barışçıllığını yitirmeyen öyküler. Kendini çoktan kanıtlamış bir yazardan, okurunun beklediği yeni öykü derlemesi. Bu kitapta bir araya gelen öyküler yüksek sesle konuşmuyor, parlak ifadeler peşinde koşmuyor; alabildiğince yalın bir dille insanlık hallerinin en derinine iniyor.

A. S. Byatt – Matisse Öyküleri
Hikaye , Slider / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Matisse Öyküleri Yazar: A. S. Byatt Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 112 Okurlarımızın daha önce Bülbülün Gözündeki Cin adlı öykü derlemesiyle tanıdığı usta hikâyeci A.S. Byatt, bu kez Matisse’in yaşamını ve sanatını eksen alan üç öyküsüyle karşımıza çıkıyor. Öykülerde Matisse’in kendisi yok; ama her öykü ona bağlanıyor. Birinci öyküde, duvarında bir Matisse röprodüksiyonunun asılı olduğu berber dükkânının sahibi, Matisse’in çizdiği kadınlarla kendi karısı arasında olumsuz bir benzerlik buluyor ve karısına ihanetinin mazereti olarak bu benzerliği kullanıyor. İkinci öykü, Matisse’in yapıtlarındaki renk coşkusunu kavrayarak o yolda yürümeye çalışan bir ressamla, Matisse’in adını bile bilmediği halde aynı renk çılgınlığını uygulayan evdeki hizmetçinin deneyimlerini aktarıyor. Üçüncü öykü ise Matisse konusunda tez hazırlayan bir üniversite öğrencisi ile tez danışmanı profesör arasında geçenleri anlatıyor. Sunday Times eleştirmeni Peter Kemp’in dediği gibi: “Matisse Öyküleri, bir boya kutusu patlamışçasına imgelemimizin retinasına çarpıyor.”

Alain Badiou – Aşka Övgü
Deneme , Slider / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Aşka Övgü Yazar: Alain Badiou Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 88 “Aşk inatçı bir serüvendir. Serüven dolu tarafı gereklidir gerekli olmasına ama, inat da gerekir.” Ünlü yazar ve felsefeci Alain Badiou Nicolas Truong’la birlikte aşkı, o en olağanüstü duyguyu irdeliyor. Çıkarı, güvenliği her şeyin üstünde tutan günümüz dünyasında tehdit altında gördüğü aşkı “yeniden icat etmeye” çağırıyor bizi. Değil mi ki tüm dünyayı kapsayacak, ortaklaşa bir yaşamın savunma aracı, direnişi bu duygu. Badiou, tekbiçimliliğe, aynılığa karşı serüveni, rastlantıyı, farkı, demek ki aşkı yüceltiyor; sözü internetteki bir tanışma sitesinden açıp Schopenhauer’den Levinas’a aşkın dönüşümlerini sorguluyor. Neden bu kadar düşkünüz aşka? Sayısız şiir, roman, film, oyun, hepsi aşk üstüne. Bir düşünür bunca insanın peşinde koştuğu bir güzelliğe karşı duyarsız kalabilir mi? Badiou bu yoğun tutkunun farklı yüzlerine tanımlar getiriyor, aşkla bir sahne, bir dünya kurmanın yollarını arıyor.

Albet Camus – Mutlu Ölüm
Roman , Slider / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Mutlu Ölüm Yazar: Albet Camus Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 166 “Mutlu Ölüm”, 1930’ların sonuna doğru yazılan, ama ancak 1971 yılında yayımlanan bir roman. Albert Camus (1913-1960) için daha sevimli görünen “Yabancı”, daha önce yazdığı “Mutlu Ölüm”ün yayımlanmasını erteletmiş olabilir. Çünkü roman sanatı, 40’lı, 50’li yıllarda daha çok romanın yapısal özelliklerine ağırlık veriyordu. Bir sanat yapıtının yaratıldığı dönemde kusur sayılabilecek kimi özellikleri, daha sonra erdeme dönüşebiliyor. Albert Camus’nün ölümünden on bir yıl sonra günışığına çıkan bu romanını günümüzde öne çıkaran en önemli özellik, onun “romansı” oluşudur. “Mutlu Ölüm”, yaratıcısı Albert Camus’ye otuz yıl sonra başkaldırmış ve özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu roman, hem çağdaş bir yapıt, hem yazar-yapıt-okur ilişkisinin göz kamaştırıcı bir tanığıdır.

Alice Munro – Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik
Roman , Slider / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik Yazar: Alice Munro Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 365 Çağdaş bir Çehov olarak tanımlanan Alice Munro, bu kitabındaki soluksuz okunan dokuz öyküsüyle de gerçekten günümüzün en usta öykü yazarlarından biri olduğunu kanıtlıyor. Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik, adını kâğıt tuzluk falına benzeyen bir oyundan alıyor. Bu oyunu oynayanlar, beğendikleri kişiyle gelecekteki ilişkilerini bu sözcükleri sayarak tahmin ediyorlar. Film uyarlaması 2013 Toronto Film Festivali’nde ilk kez izleyiciyle buluşan öyküdeki kişilerin yazgısı da bir bakıma benzer bir oyunla belirleniyor. Bu öykülerdeki kadınlar kendilerini hep iki kutup arasında, hep bir ikilem içinde buluyorlar; evcillik ile bağımsızlık, aile bağları ile özgürlük, beraberlik içinde yürütülen bir ilişki ile yabancılaşmış bir yalnızlık arasında gidip gelen kadınların bazen hüzünlü bazen mizah yüklü yaşam kesitleri sürükleyici bir dille aktarılıyor. Kitaptaki son öykü “Ayı, Dağı Aştı Geldi” yine bir halk şarkısına gönderme yapıyor. Şarkıda dağın öte tarafında ne olduğunu merak eden ayı, iki taraf arasında aslında hiç fark olmadığını görür. Öyküde de yaşamın bir evresinden bambaşka bir evresine geçen kişinin aslında birbirinden farksız ortamlarda olduğunu görüyoruz. Ondan Uzakta adıyla beyaz perdeye de aktarılmış olan öykü, müthiş bir duygu yükünü buruk gülümsemelere dönüştürüyor.

Alice Munro – Çocuklar Kalıyor
Roman / 1 Mart 2017

Kitap Adı: Çocuklar Kalıyor Yazar: Alice Munro Yayıncı: Can Yayınları Sayfa Sayısı: 390 “Alice Munro, belki de bugüne kadarki bu en cesur öykülerinde, aşk çılgınlıklarını, toplumun kibar dış görünüşünün altında yatan gerilimleri ve aldatmacaları, insan yüreğinin tuhaf, çoğu kez de gülünç arzularını ortaya koyuyor. Çocuklar Kalıyor’da yer alan sekiz öykü, taşra yaşamının kuşkulu konulardaki suskunluk ve ağzı sıkı olma geleneğini irdeleyerek gizli ilişkileri ve en yalnız bireyleri bile bağlayacak biçimde paylaşılan suçları gün ışığına çıkarıyor. Kimi zaman yalanların toplumun huzuru için kaçınılmaz olduğunu da örnekliyor. Çocuklar Kalıyor çarpıcı ayrıntıları, cesur anlatımıyla Munro’nun büyük bir yazar olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.” -New York Times- “Munro tartışmasız bir büyük usta… Bundan daha iyi bir öykü kitabı hayal bile edilemez.” -Washington Post- “Çekici… güzel… Şiirsel anlar tam da olması gerektiği gibi akılcı bir hikâye biçemiyle aktarılıyor.” -San Francisco Chronicle-