Halide Edib Adıvar – Sevda Sokağı Komedyası

Sevda Sokağı Komedyası Kitap Kapağı Sevda Sokağı Komedyası
Halide Edib Adıvar
Can Yayınları
103

Edebiyatımızın öncü kadın yazarlarından Halide Edib Adıvar, üretken kalemiyle yaşadığı çağın bir
portresini çizmişti.
Halide Edib Adıvar'ın bu kısa romanı, yazarımızın kaleminden çıkan en eğlenceli, en akılda kalıcı tipleri barındırıyor. Annesi ile babasını bir yangında kaybetmiş, sonradan bir Saraylı ailenin beslemesi olmuş Numune; birbirinden güzel kadın ayakkabıları yapmakla meşhur Macit; güzelliğiyle olduğu kadar geçimsizliği ile de dillere destan Leyla... Bu üç kahramanın yolları, mahalle sakinlerinin onlara ithafen verdiği adla Sevda Sokağı'nda buluşuyor. Ama ne buluşma: Macit, Leyla'ya körkütük âşık, Numune Macit'le evlenmeyi kafasına koymuş. Leyla, Doktor Kerem'i seviyor ama bu imkânsız bir aşk. Macit'in Leyla'ya aşkı da imkânsız, çünkü Leyla onunla evlense de yatağına girmemeye yeminli. Peki işin içinden nasıl çıkılacak? Cevabı bu ilginç romanın sayfalarında bulacaksınız. Sevda Sokağı Komedyası, 1900'lerin başında İstanbul'un gündelik yaşamını merak edenler için.

Halide Edib Adıvar – Tatarcık

Tatarcık Kitap Kapağı Tatarcık
Halide Edib Adıvar
Can Yayınları
264

Kaş uçları kalkarak, gözler süzülerek, dudaklar bükülerek her yeni şeyin aşağılık, her köhneliğin kibarlık olduğunu size söyleyen bu adamların şuurlarının arkasında yeni şeylere karşı gizli olduğu kadar kudretli bir meyil vardır. Bu meyil, doğrusunu söylemeli daha çok kadınlardadır. İstanbul’a nadir inseler de mutlak arkalarında moda bir manto, başlarında yeni bir şapka görülür. İskarpinlerinin ökçesi birer karış, tırnakları kıpkızıldır.

Halide Edib Adıvar, Cumhuriyet’le birlikte hızlanan modernleşmeyi, bunun yarattığı dönüşümü anlatan romanlarında özellikle kadın kahramanları öne çıkarmıştı. Sinekli Bakkal ve Zeyno’nun Oğlu romanlarının devamı niteliğindeki Tatarcık, bir balıkçının kızı olan Lâle’nin toplum hayatında yükselişini konu edinen bir roman. Uzun bir zamandan beri yeni baskısı aranan Tatarcık’ın ilgiyle okunacağına inanıyoruz.

Halide Edib Adıvar – Yolpalas Cinayeti

Yolpalas Cinayeti: Selim İleri'nin Sonsözüyle Kitap Kapağı Yolpalas Cinayeti: Selim İleri'nin Sonsözüyle
Halide Edib Adıvar
Can Yayınları
88

Halide Edib Adıvar'ın 1936 yılında Paris'te kaleme aldığı bir cinayet romanı, Yolpalas Cinayeti. Bu kısa roman, Adıvar'ın güçlü anlatımını göstermesi bakımından son derece değerli. Kitap, 1900'lerin başında Şişli'de bir konakta işlenen bir cinayetin görüldüğü dava ile başlıyor ve o yılların İstanbul'una dair gözlemler eşliğinde anlatılıyor. Dönemin İstanbul'unu, kentte yaşayan aydınların Türkiye'ye ve Avrupa'ya bakışlarını, yeni yeni bilincine varılan sınıf çatışmalarını gözler önüne seriyor.
“Duygusallıkla yaklaştığımız romanlar vardır; Yolpalas Cinayeti benim için onlardan biri. Halide Edib Adıvar'ın en güçlü eserlerinden mi? Sinekli Bakkal kadar ünlü, Kalb Ağrısı kadar ince ve duyarlı, Handan kadar çarpıcı mı? Bunları bilemem. Ama Yolpalas Cinayeti'nin derin etkisi altında kaldığımı, yıllar yılı ondan izdüşümlerle yaşadığımı mutlaka söylemeliyim.” -Selim İleri

Emmanuele Bernheim – Cuma Akşamı

Cuma Akşamı Kitap Kapağı Cuma Akşamı
Emmanuele Bernheim
Can Yayınları
227

İkinci Dünya Savaşı sonrası İtalyan edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri olan Natalia Ginzburg'u okurlarımız, daha önce yayınladığımız Sevgili Michael ve Kente Giden Yol adlı kitaplarından anımsayacaklardır. Dingin, abartısız, yalın anlatımıyla eleştirmenleri etkileyen Natalia Ginzburg'un, aile yaşamının inceliklerini, ayrıntılarını, iniş-çıkışlarını, tartışmalarını büyük bir başarıyla, gerçekçi bir bakış açısıyla verirken ve insanı günlük hayattaki gülünç yanlarıyla irdelerken, geleneksel değerleri önemsemesi dikkat çekmiştir. Aile Sözlüğü, yüzeysel bakıldığında sıradan bir aile destanı gibi gözükse de romanın ağırlığı ve önemi o yüzeyin altında ve satır aralarında açıkça hissedilmektedir. Basit bir aile tarihi gibi başlayan anlatım, eski masalların ve destanların eskimeyen, etkileyici özelliğine bürünmektedir. Disiplinli, sert kişilikli, antifaşist bir babanın ve sakin bir annenin çelişkili dünyasında büyüyen genç Natalia, yıllar sonra kaleme aldığı Aile Sözlüğü'nde yalın, imbikten geçirilmiş bir üslupla, kişiliğinin ve yapıtlarının temelini oluşturan ailesine ve İtalya'daki savaş sonrası döneme ışık tutuyor.

Emmanuele Bernheim – Sustalı

Sustalı Kitap Kapağı Sustalı
Emmanuele Bernheim
Can Yayınları

Çantasında her zaman bir sustalı taşıyan genç bir kadın bir akşam evine döndüğünde, çakısının ve elinin üzerinde kan lekeleri olduğunu fark ediyor. Ne olup bitti? İçinin derinliklerinde yatan o karanlık arzuya, bir erkeği bıçaklama arzusuna yenik mi düştü yoksa? Bu işi biraz önce, metrodaki o itiş kakış sırasında mı yaptı? Adamı öldürdü mü? Yoksa yalnızca yaraladı mı? Bütün bu sorulara yanıt arayan genç kadın olayın peşine düşüyor. Okur da romanın kahramanı gibi sürprizden sürprize sürükleniyor. Daha önce, 1993 yılında Medicis Ödülü alan romanı O'nun Karısı ile okurlara sunduğumuz Emmanuéle Bernheim, ilk romanı olan Sustalı'da kendini bize, ele aldığı konuyla ve akıcı anlatımıyla hemen kabul ettiriyor. Kadınla erkek arasındaki savaşımı sert, acımasız, büyüleyici ve şaşırtıcı bir üslupla kaleme alan bir kadın yazarla karşı karşıya buluyoruz kendimizi.

Yukio Mişima – Denizi Yitiren Denizci

Denizi Yitiren Denizci Kitap Kapağı Denizi Yitiren Denizci
Yukio Mişima
Can Yayınları
156

Marguerite Yourcenar'ın "İnce, bıçak ağzı gibi dondurucu bir kusursuzlukta," diye tanımladığı Denizi Yitiren Denizci, dehşeti şiirsel bir anlatımla bütünleştiren, benzersiz bir kitaptır. "Kusursuz arınma, ancak yaşamı kanla yazılmış bir şiir dizesine dönüştürerek mümkündür," diyen Mişima bu kitapla görüşünü örneklemiş olur. Mişima'nın en etkileyici eserlerinden biri olan kitap soğukkanlı şiddeti ustalıkla anlatırken, hiç kuşkusuz yazarın çocukluğunda bilinçaltını etkilemiş baskıları da yansıtır.

Roman, dul bir kadın, on üç yaşındaki oğlu Noboru ve kadının ikinci eşi olan denizcinin öyküsünü anlatır. Yaşıtlarıyla bir çete kuran Noboru, ilk tanıştığında denizler fatihi bir kahraman olarak gördüğü denizcinin annesiyle evlenerek sıradan birine dönüşmesinin şokunu atlatamaz.

Rakuyo'nun varlığıyla bütünleşmiş olan bu adam, geminin ayrılmaz parçası olan bu adam, kendini o güzel bütünden koparmış, kendi isteğiyle düşlerinden gemileri ve denizi silip atmıştı.

Noboru, tatil boyunca Ryuji'nin yanından ayrılmamış ve denizle ilgili hikâyeler dinleyerek, ötekilerin hiç bilemeyecekleri denizcilik bilgileri edinmişti. Ama onun istediği, bu bilgiler değil, günün birinde denizcinin hikâyeyi yarıda keserek, yeniden denize dönerken ardında bırakacağı mavi su damlalarıydı.

Deniz, gemiler ve okyanus seferlerinin hayali ancak bu mavi damlalarda var oluyordu.

Stefan Zweig – Amerigo

Amerigo: Tarihsel Bir Yanlışlığın Hikayesi Kitap Kapağı Amerigo: Tarihsel Bir Yanlışlığın Hikayesi
Stefan Zweig
Can Yayınları
120

Hem düşsel hem de tarihsel karakterler üstüne yorumlarıyla tanıdığımız Stefan Zweig'ı derin karakter incelemelerine yönelten, psikolojiye ve Freud'un öğretisine duyduğu ilgidir. Beş tarihsel kişiliğin portrelerini içeren Yıldızın Parladığı Anlar, Fransız Devrimi'nde bir politikacının portresi niteliğindeki Joseph Fouché'yle birlikte Amerigo da Zweig'ın nesnellikten çok sezgiye dayanan yaşamöykülerinin en başarılarından biridir. Zweig, bu yapıtında, bugün Amerika adıyla bildiğimiz anakaranın bu adı alışının ardındaki inanılması güç rastlantılarla örülü 'yanlışlıklar komedyası'nı anlatır. Kristof Kolomb'un keşfettiği toprakların 'yeni bir dünya' olması gerektiği kanısına varan İtalyan denizci Amerigo Vespucci, ün peşinde koşan bir sahtekâr mıdır, yoksa adını tarihe yazdırmayı hak eden bir bilge mi? Zweig, esrar perdesini aralamaya çalışırken, Amerigo Vespucci'nin yaşamöyküsünü yaratıcı bir anlatıya dönüştürüyor, usta işi bir yapıt sunuyor bize.

Stefan Zweig – Amok Koşucusu

Amok Koşucusu Kitap Kapağı Amok Koşucusu
Stefan Zweig
Can Yayınları
189

İntihar, Stefan Zweig'ın zihnini gençlik yıllarından beri meşgul eden bir kavramdı. Yaşamanın bir anlamı kalmadığını anladığı anda yaşamına kendi eliyle son verebileceğini daha üniversite yıllarında söylemişti. İlk evliliği sırasında karısı Friederike'yi kendisiyle birlikte intihar etmesi için zorlayan, sonra bu düşüncesinden vazgeçen Stefan Zweig, yıllar sonra, İkinci Dünya Savaşı sırasında, ikinci karısıyla birlikte yaşamına son verdi. Yazar, önceki intihar girişimlerinden vazgeçmiş olsa da korkularını, romanlarındaki ve öykülerindeki kahramanlara yaşatıyor. Amok Koşucusu'nda yer alan öykülerin ortak izleği de intihar. Kendi yaşamından ya ada tarihteki gerçek kişilerin yaşamlarından kesitler katarak yazdığı bu öykülerde Stefan Zweig'ın duyarlı kişiliğini, olağanüstü gözlem gücünü olduğu gibi sayfalara yansıttığını görüyoruz. Yazdığı öykülerin en başarılı örneklerinin yer aldığı bu kitapta, bir uzun öykü olan Amok Koşucusu bir baş yapıt. İnsanı en güçsüz, en savunmasız yönleriyle ele alıp, insan ruhunun en derin katmanlarına inmeyi bilen, bütün bunları son derece canlı, ayrıntılı, çok yönlü bir anlatımla kaleme alabilen, okuru gerçekten etkileyebilen bir yazar Stefan Zweig. Yazdıklarının üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına karşın, öykülerinin, romanlarının bugünkü kuşaklar tarafından da aynı ilgiyle okunması, onun kalıcı bir yazar olduğunun en büyük kanıtı. Amok Koşucusu'nun bu yeni çevirisinde, daha önceki basımda yer almayan öyküler de bulunuyor.

Stefan Zweig – Balzac: Bir Yaşam Öyküsü

Balzac: Bir Yaşam Öyküsü Kitap Kapağı Balzac: Bir Yaşam Öyküsü
Stefan Zweig
Can Yayınları
516

Belki de ilk gençlik dönemlerimden bu yana beni meşgul eden büyük bir eser yazmayı denerim —Balzac hakkında kalın bir kitap, bir yaşamöyküsü ve eleştiri. Muhtemelen üç, hatta dört yıl gerektireceğini biliyorum. Ama geriye kalıcı bir şey bırakmak istiyorum, on yıllarca etkisini yitirmeyecek bir eser ... Otuz yıldır Balzac okuyorum, hayranlığımdan hiçbir şey kaybetmeden tekrar tekrar okuyorum."

1939'da Toronto'dan New York'a bir tren yolculuğu sırasında Stefan Zweig'ın, dostu Romain Rolland'a, son büyük eseri Balzac hakkında yazdığı satırlar bunlar. Sürgünlük yaşamının son döneminde Zweig'la birlikte önce Amerika Birleşik Devletleri'ne, oradan da Brezilya'ya giden bu büyük eser, son noktasını ölümün koyduğu, bitmeyen bir başyapıt. Dostu Richard Friedenthal'in, Zweig'ın ölümünden sonra tamamlayıp ilk kez 1946'da Stockholm'de yayınladığı Balzac, bir büyük ustanın bir diğerine saygı duruşu...

Stefan Zweig – Değişim Rüzgarı

Değişim Rüzgarı Kitap Kapağı Değişim Rüzgarı
Stefan Zweig
Can Yayınları
271

Birinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda, Avusturya'nın bir köyündeki postanede memur olarak iş bulan Christine Hoflehner'in önünde, renksiz ve yoksulluk dolu bir yaşam uzanmaktadır. Ancak Amerika'daki akrabalarından aldığı bir mektup tekdüze yaşamından çekip alır onu. Çalışmayı ve yoksulluğu tanımayan bir dünyada, lüks bir otelde tatil geçirmeye davet edilmektedir. Otelde önceleri soylu ve varlıklı biri sanılsa da sonradan asıl kimliği ortaya çıkar ve değişim rüzgarları Christine'yi alıp yeniden artık katlanamadığı eski tekdüze, küçük, yoksul dünyasına sürükler. Ne var ki, bu eski dünyasında tanıştığı Ferdinand ona yepyeni ufuklar açacaktır. Stefan Zweig' ın Değişim Rüzgarı adıyla Türkçede ilk kez yayımlanan bu romanı, ölümünden sonra terekesinde bulunmuştur.

Stefan Zweig – Marie Antoinette

Marie Antoinette: Vasat Bir Karakterin Portresi Kitap Kapağı Marie Antoinette: Vasat Bir Karakterin Portresi
Stefan Zweig
Can Yayınları
526

Fransa Kralı XVI. Louis'nin karısı Marie Antoinette, uçarılığı, savurganlığı ve reform düşmanlığıyla halkın gözünde yoz soylu tipinin simgesi olmuş, Fransız Devrimi'nden sonra yaşamının geri kalan bölümünü Paris hapishanelerinde geçirmiş, 1793'te Devrim Mahkemesi'nce yargılanarak giyotinle idam edilmişti. Tarihsel karakterler üzerine benzersiz biyografileriyle tanınan Stefan Zweig, Marie Antoinette: Vasat Bir Karakterin Portresi'nde, nesnellikten çok sezgiye dayanan bir yaşamöyküsü sunuyor okurlara. Psikolojiye ve Freud'un öğretisine duyduğu ilgi sonucunda derin karakter incelemelerinde ustalaşan Zweig, Marie Antoinette'in efsanevi kişiliğine bir psikoloğun sezgi gücüyle yaklaşıyor. Fransa'nın son kraliçesinin kısacık yaşamı üstündeki esrar perdesini kaldırarak "zoraki bir kahramanlık trajedisi" anlatıyor. Türkçe'de ilk kez yayınlanan Marie Antoinette'i Tevfik Turan'ın çevirisiyle sunuyoruz.

Stefan Zweig – Montaigne

Montaigne Kitap Kapağı Montaigne
Stefan Zweig
Can Yayınları
128

Stefan Zweig, Nazi Almanyası'nda kitaplarının yakılmasının ardından, hümanist düşünür Erasmus'la başladığı içsel yolculuğuna yine bir hümanistle, Montaigne'le noktayı koyar. Montaigne, yazarın 1942'de hayatına son vermeyi seçmesiyle yarım kalan son eserlerinden biridir. Avrupa'yı Avrupa yapan filozof ve yazarları konu alan biyografiler üzerinden kendini anlama ve anlatma yolculuğunun Zweig için son uğrağıdır Montaigne.

Stefan Zweig, "En gönüllü ölüm, ölümlerin en güzelidir," diyen Montaigne'de kendini bulmuştur. Büyük Avrupa'yı geri dönüşü olmayacak şekilde sonlandıran İkinci Dünya Savaşı yıllarında, yaşamın ve yaşamanın insanın kendi iradesine bağlı olmaktan çıktığını fark eden son büyük Avrupalıdır Zweig.

Stefan Zweig – Yarının Tarihi

Yarının Tarihi Kitap Kapağı Yarının Tarihi
Stefan Zweig
Can Yayınları
168

Stefan Zweig, yaşamı boyunca yapıtlarıyla hep insanı yücelten, bireyin kutsallığını ve dokunulmazlığını en büyük değer sayan bir hümanizmin öncülüğünü yaptı. Onun hümanizmi, sınırların, ulusların, ırkların üzerinde kalıyordu. "Yarının Tarihi ve Rotterdamlı Erasmus"ta yer alan denemelerinde, Stefan Zweig, bu görüş ve inanışlarını paylaşan, yaşadıkları döneme damgasını vurmuş, insani ve toplumsal değerler açısından yakın olduğu, özdeşleştiği kişileri irdelemektedir. Ölümünden önce kaleme aldığı son denemesi "Montaigne" ve ününün doruğundayken yazdığı deneme alanındaki başyapıtı sayılan, bağnazlığın her türlüsüne karşı savaş ilanı anlamı taşıyan "Rotterdamlı Erasmus", bu kitapta yer alan son iki seçkidir. Stefan Zweig, Almanya'da Nazi egemenliğinin başladığı, özgür düşüncenin, mantığın sesinin kin ve ateşle susturulduğu bir dönemde zorbalığın karşısına düşünceyi, kitle çılgınlıklarının karşısına bireyin insan olarak kutsallığını çıkarıp savunmak istemiştir.

Anton Çehov – Doktor Çehov’dan Öyküler

Doktor Çehov'dan Öyküler Kitap Kapağı Doktor Çehov'dan Öyküler
Anton Çehov
Can Yayınları
248

"Tıp, nikâhlı karım benim, edebiyat ise metresim. Birine kızarsam, geceyi öbürüyle geçiriyorum. Bu davranışımı belki biraz uygunsuz bulabilirsin, ama en azından sıkıcı değil. Hem zaten, benim bu ikiyüzlülüğümden ikisinin de bir şey kaybettiği yok!"

Kısa öykünün büyük ustası Anton Çehov (1860-1904), dostu ve yayıncısı Aleksey Suvorin’e 1888’de yazdığı bir mektupta böyle bir ‘aşk reçetesi’ sunuyordu. Dünya edebiyatına, öykü sanatını temelinden değiştiren yüzlerce öykü; tiyatro sanatına Martı, Vanya Dayı, Üç Kızkardeş ve Vişne Bahçesi gibi başyapıtlar armağan eden Çehov, aynı zamanda iyi bir hekimdi. Hekimliğinden de gelen gözlem gücüyle tıp, hastalar, hastalıklar, hastaneler, hekimler üstüne öyküler de kaleme almıştı. Doktor Çehov’dan Öyküler’de, onun bu tür öykülerini ilk kez bir araya getirdik. Çehov’un bu kitaptaki karakterlerine, hastalarına gösterdiği sevecenlik ve insancıllıkla yaklaştığını; gündelik yaşamın bağrından gelen, umarsız karakterlerini, tıpkı hastaları gibi, hep ‘iyileştirmeye’ çalıştığını göreceksiniz. Tıpkı Shakespeare ve Dostoyevski gibi, Çehov da, her zaman hemşerimiz ve çağdaşımız olan yazarlardan.

Franz Kafka – Babaya Mektup

Babaya Mektup Kitap Kapağı Babaya Mektup
Franz Kafka
Can Yayınları
112

"Çok sevgili baba,

Geçenlerde bir kez, senden korktuğumu öne sürmemin nedenini sormuştun. Genellikle olduğu gibi, verecek hiçbir cevap bulamadım, kısmen tam da sana karşı duyduğum bu korku yüzünden, kısmen de bu korkuyu gerekçelendirmek üzere, konuşurken toparlayabileceğimden çok daha fazla ayrıntı gerektiği için..."

Franz Kafka, 1919'da dinlenmek üzere gittiği Schelesen'de Julie Wohryzek adında bir kızla tanışıp nişanlandı. Aynı yıl kaleme aldığı Babaya Mektup, yazarın bu nişana karşı çıkan babası Hermann Kafka'ya yanıtıdır. Kafka'nın yayınlamak amacıyla değil, babasıyla ilgili duygu ve düşüncelerini dile getirmek için yazdığı, ama hiç göndermediği bu mektup, hem Kafka'nın yaşamöyküsüne açıklıklar getirmesi, hem de kimi izleklerinin ipuçlarını barındırması açısından büyük önem taşır. Kafka'nın tüm yapıtlarının günümüze ulaşmasını sağlayan Max Brod'un gün ışığına çıkardığı ve yazarın toplu yapıtları arasında yer açtığı Babaya Mektup'u, okuru bilgilendiren ayrıntılı notlar eşliğinde, Cemal Ener'in çevirisiyle yayınlıyoruz.