Adalet Ağaoğlu – Sessizliğin İlk Sesi

Sessizliğin İlk Sesi Kitap Kapağı Sessizliğin İlk Sesi
Adalet Ağaoğlu
Everest Yayınları
190

"Bir isteğiniz?" diye soruyor. Sanki bütün dünya insanlarının bildiği bir dil var da, o dilde soruyor bunu. "Başka bir emriniz?" diyor ardından. Bu iki soru gümüşsü yeşillikteki bir ormanın sessizliğinde nerden çıktığı belirsiz bir acayip kuşun ötüvermesi gibi geliyor ona. Ağaoğlu'nun sessizliğin sesini yükselten ilk sesini duyduk duymadık demeyin.
-Füsun Akatlı-

Ağaoğlu'nun sahte değerlere, yanlış kalıplaşmış, kemikleşmiş insan tanımlarına karşı savaş açtığını Sessizliğin İlk Sesi tartışmasız biçimde ortaya koyuyor. Tartışmaya yanaşmadığımız, hep tabu saydığımız bizle sarmaş dolaş yaşayan engelleri, toplumun dikenleşmiş pürüzlerini sıralıyor.
-Doğan Hızlan-

Adalet Ağaoğlu – Üç Beş Kişi

Üç Beş Kişi Kitap Kapağı Üç Beş Kişi
Adalet Ağaoğlu
Everest Yayınları
360

"Neden en sevinilecek anlarımızda bile sevinemedik?"

Yinelemek isterim: Romanın dokusu, kusursuz bir yapısal bütünlük sunmakta, her bir ayrıntı, her ince çizgi, her ayırtı, gerçeklik izlenimini pekiştirerek bu bütünün içindeki yerine, anlamına, hiçbir zorlamaya meydan bırakmaksızın tam intibak etmekte.
-Füsun Akatlı-

Ağaoğlu, yazın düzeyinde "yarının tarihçilerinden" olma işlevini, daha Ölmeye Yatmak'la çok etkin biçimde üstlenmişti. Pek çok şeyler uğruna ölenlerle, pek çok şeyler pahasına hayatta kalanlarla dolu olan Üç Beş Kişi, bu zincirde yeni bir halka. Çetin bir kitap olduğu yadsınamaz; okur, istesin ya da istemesin, hep dönüp düşünmeye, dününü ve bugününü yargılamaya zorlanıyor. Ama bunu göze alan okurları bekleyen ödül de küçümsenecek gibi değil: Çok ciddi tutulmuş bir hesaplaşmanın tanıkları, yaşayanları arasına girmek…
-Ahmet Cemal-

Dubravka Ugresic – Acı Bakanlığı

Acı Bakanlığı Kitap Kapağı Acı Bakanlığı
Dubravka Ugresic
Everest Yayınları
265

Tanja Lucic. Zagrebli. Öğretmen. Savaş sonrası Yugoslavya'yı terk edip Amsterdam'a yerleşiyor. Yalnız. Hüzünlü. Kimsesiz.

Kimsesizliğinde kimliğini arıyor Lucic.

Babası ölmüş. Annesi bunamış. Öğrencileri... Öğrencileri ona elinin altından kayıp gidenleri, kaybedilenleri hatırlatıyor. Onlar da kendisi gibi eski Yugoslavyalı, bu yüzden dehşet dolu geçmişleriyle başa çıkabilmek için "Yugonostalji" çalışıyor, "Yugomitoloji" okuyorlar. Bellek çalışmaları. Savaşın sürükleyip götürdüklerini geri kazanabilirlermiş gibi...

Lucic bir kuyuya düşüyor sanki; boşlukta.

20. yüzyılın en önemli Hırvat yazarlarından Dubravka Ugrešic'ten, nereye ait olduğunu, ne yapması gerektiğini bilemeyen, bir yandan yaşananları unutmaya, diğer yandan unutturmamaya çalışan kayıp bir kadının hikâyesi: Acı Bakanlığı.

Anna Seghers – Transit

Transit Kitap Kapağı Transit
Anna Seghers
Everest Yayınları
167

"Nereye gitmeyi ümit edebiliriz? Artık güvenli bir cennet kalmadı, hayata yeniden başlayabileceğimiz veya geçmişteki haksızlıkları silebileceğimiz 'başka kıtalar, hayali kentler' yok. Bu kitabın yeniden keşfi bizler için bir ayılma anı ve aynı zamanda bir ikazdır: Seghers'in vaktiyle dikkat çektiği büyük tehlike bizim artık 'normal' gördüğümüz durumdur."
-Peter Conrad-

Kaçış, sürgün ve mültecilik gibi güncelliğini bugün de koruyan sorunları ele alan en önemli modern klasiklerden biri olan Transit, belgesel ile kurmacayı bir araya getiren sarsıcı bir roman. Kitap, Anna Seghers'in kendi deneyimlerine ve kaçış hikâyesine dayanıyor. Yahudi kökenli Seghers, Nazilerin işgali sırasında Fransa'da yaşayan bir komünistti. Aralarında André Breton ve Claude Lévi-Strauss'un da bulunduğu kaçaklarla birlikte Marsilya'dan Meksika'ya ulaşmayı başardı. Bu çarpıcı kaçış öyküsü ve sürgün, Transit gibi etkileyici bir romanın ortaya çıkmasını sağladı.

1937 yılında bir Nazi toplama kampından kaçan Seidler sonunda kendisini Marsilya'da bulur. Burası, Amerika'ya ulaşmak isteyenlerin kaderini belirleyecek, çeşit çeşit dramların yaşandığı, transit vizesi alma çabasında insanlık sınavı verilen son duraktır. Seidler tesadüf eseri Weidel adlı yazarın kimliğine bürünür. Almanların geldiğini öğrenen Weidel bir otel odasında intihar etmiş; adını, yazdıklarını, transit vizesini hatta hayatının yaşamadığı kısmını adeta Seidler'e miras bırakmıştır! Weidel karakterinde, vize alamayacağını anladığında, Pasajlar'ın notlarıyla ağzına kadar dolu bavulunu geride bırakarak Portbou'da intihar eden Walter Benjamin'in gölgesini görmemek olanaksızdır.

"1942 yılında tamamlanan bu roman, bana göre Seghers'in yazdığı en güzel romandır. 1933 sonrası edebiyatımızda bu türden bir kesinlikle ve neredeyse kusursuz biçimde yazılmış pek fazla roman sayabileceğimi sanmıyorum."
-Heinrich Böll-

*2016 Talat Sait Halman Çeviri Ödülü

Junot Diaz – Oscar Wao’nun Tuhaf Kısa Yaşamı

Oscar Wao'nun Tuhaf Kısa Yaşamı Kitap Kapağı Oscar Wao'nun Tuhaf Kısa Yaşamı
Junot Diaz
Everest Yayınları
336

Oscar için hayat hep zordu. Geçmişi ta Dominikli atalarına uzanan bir lanet, bir fuku, kısa yaşamının üstünde kara bir karga gibi dolanıp durduktan sonra ömrüne son noktayı koydu.

Oscar için aşk hep zordu. "Yüzüklerin Efendisi" ve bilgisayar oyunları delisi bu genç adamla değil sevişmek isteyecek, sohbet edecek kadın bile bulmak neredeyse imkânsızdı. Oscar gitti, o imkânsız denizindeki en imkânsız damlayı buldu.

Dominik Cumhuriyeti'nde şöyle derler: Her fukü'yu bozacak, laneti senden uzak tutacak bir karşı-büyü, bir zafa vardır.

Oscar Wao'nun Tuhaf Kısa Yaşamı, bir şey daha diyor: Kötülük kadar aşk da vardır.

Ve huzurlarınızda:

Oscar Wao'nun Tuhaf Kısa Yaşamı!

"Oscar'a göre okul, bir ortaçağ infaz gösterisinin günümüzdeki karşılığıydı; ağaç gövdesine başlanmak ve zıvanadan çıkmış, zaten yarım olan aklını hepten yitirmiş bir güruhun taşlamalarına, hakaretlerine katlanmaktan farksızdı; güya daha iyi, daha güçlü bir insan olarak çıkacağı bir deneyim, bir olgunluk sınavıydı, oysa gerçek hiç de öyle değildi..."

Ayşe Kulin – Füreya

Füreya Kitap Kapağı Füreya
Ayşe Kulin
Everest Yayınları
424

Birden çocuklardan biri bağırdı

"Şuraya bakın, iki kuş öpüşüyorlar!"

Füreya iskelenin üzerindeydi. Güçlükle arkasını dönerek, aşağıda cıvıldayıp duran çocuklara baktı.

"Hanginiz söyledi bunu?" diye seslendi. Sıska bir oğlan öne çıktı.

"Ben!" dedi.

"Kuş mu gördün orada?"

"Evet."

Füreya üşenmedi, indi iskeleden. Çocuğu yanına çağırdı.

"Kuşu nerede gördüğünü göster bakayım."Çocuk birkaç adım geriledi. Füreya takip etti çocuğu. Eliyle işaret etti oğlan."Nah orada. İşte kuşlar gaga gagaya vermiş öpüşüyorlar."
Dondu kaldı Füreya. Hiç tasarlamadığı halde, çocuğun işaret ettiği yerde masalsı iki kuş kafası beliriyordu. Tıpkı öpüşür gibiydiler. Haklıydı çocuk.

Cumhuriyet Türkiyesi'nin ilk kadın seramik sanatçısı Füreya Koral'ın hayat hikâyesi Füreya, aynı zamanda bir dönem romanı.

Ayşe Kulin – Gece Sesleri

Gece Sesleri Kitap Kapağı Gece Sesleri
Ayşe Kulin
Everest Yayınları
336

Çağdaş Türk edebiyatının en sevilen, en çok okunan yazarlarından biri olan Ayşe Kulin, Gece Seslerinde kapalı bir yapısı olan Anadolulu Türk ailesinin gizlerini kurcalıyor. Egeli büyük bir ailenin kuşaklardır içinde gizlediği sırların peşinde akan bu roman, şaşırtıcı olay akışıyla olduğu kadar ustalıklı kurgusuyla da okuru nefes kesen bir serüvene sürüklüyor. Özünde bir ana-kız romanı olan Gece Sesleri, bir yandan ailenin bu çok tartışmalı ilişkisini gözler önüne sererken, bir yandan da Türk toplumunun yaşadığı derin sarsıntıları dile getiriyor.

Yakın tarihin simalarını ve tarihini kurguyla gerçekliği en mükemmel biçimde harmanlayarak ele alan Ayşe Kulin, Gece Seslerinde de yüz binleri bulan okurları için neden vazgeçilmez bir yazar olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Ayşe Kulin – Adı: Aylin

Adı: Aylin Kitap Kapağı Adı: Aylin
Ayşe Kulin
Everest Yayınları
398

Aylin Radomisli Cates, 19 Ocak 1995 Perşembe günü, evinin bahçesinde, o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından, kendi arabasının altında ölü bulundu. Üstünde ve etrafta nasıl öldüğüne dair hiçbir iz yoktu. Bir hırsızın saldırısına uğramış değildi. Bir katille boğuşmamıştı. Elbisesi yırtılmamış, tırnakları kırılmamıştı. Çorapları bile kaçmamıştı. Kaptıkaçtı tipi arabası, parke taşı döşeli dümdüz avluda, aklın alamayacağı bir nedenle kayarak, dört parmak yüksekliğindeki seti atlamış, meyil aşağı inmiş, ön tekerlekleri yolda, arka tekerlekleri duvara takılı durmuştu. Aylin, arabanın altına çaprazlamasına girmiş, sırtüstü yatıyordu. Üstünde abiye bir gri döpiyes, yakasında yarım ay biçiminde bir elmas broş, parmağında tek taş yüzük vardı. Otopsi raporuna göre, iki gün önce, Salı gecesi ölmüştü.

 

Türkiye’nin tartışmasız en ünlü kitaplarından biri Adı: Aylin, prenseslikten Amerikan ordusuna uzanan baş döndürücü bir hayatın romanı...

Ayşe Kulin – Geniş Zamanlar

Geniş Zamanlar Kitap Kapağı Geniş Zamanlar
Ayşe Kulin
Everest Yayınları
116

Tanrının sonunda bana acıdığını ve yardım etmeye karar verdiğini düşünmem için sebeplerim var. Kocam elini bile sürmüyor bana. Yanıma yaklaşmıyor, yüzüme bakmıyor. Ayrı odalar da yatıyor, karşı karşıya gelmemeye gayret ediyoruz. O sabahın erken saatlerinde, mutfak masasına hazırladığım kahvaltısını tıkınıp çıkıp gittikten sonra, büründüğüm kara çarşafı fırlatıp atıyorum evin bir köşesine. Yatağıma dönüyorum, her bir anını, ellerimi incecik bir ipek üzerinde dolaştırır gibi özenle okşayarak, severek, hasretle titreyerek düşündüğüm on yılıma geri gitmek için. Gözlerimi yumup, yeniden yaşamaya başlıyorum.

Geniş Zamanlar, hayatın içinden akan, kendi zamanlarını yaşatan öykülerden oluşuyor.

Ayşe Kulin – Köprü

Köprü Kitap Kapağı Köprü
Ayşe Kulin
Everest Yayınları
240

Elmas da sargılı kollarını bebeğe uzatmıştı. Canını yakmaktan korkarak usulca bırakmıştı Bayram, oğlunu Elmas'ın kucağına. Şimdi burun burunaydılar Elmas'la Öksüz. Bir dişi hayvanla yavrusu gibi koklaşıyor, burunlarını birbirine sürütüyor, birbirlerinin boynuna gömülüyor ve tuhaf mırıltılar çıkartıyorlardı. Bebenin küçük elleri, Elmas'ın saçlarında, Elmas'ın dudakları bebenin yüzünde dolaşıyordu. Elmas, ne diğer hastaları ziyaret edenlerden ne de Bayram'dan hiç utanmadan, hiç gocunmadan, memesini çıkarıp bebenin ağzına vermişti. Bebek mutlu bir kedi yavrusu gibi guruldayarak şapır şupur emiyordu süt akıtmayan, kuru memeyi. Kadınla çocuk birbirleriyle iç içe geçmiş, tek vücut olmuş gibiydiler.

Köprü... Olağanüstü bir bürokratın, otuz yıl bekledikten sonra kavuşulan bir köprünün ve doğunun töreye teslim olmuş insanların öyküsü. Ayşe Kulin'in kaleminden.

Ayşe Kulin – Nefes Nefese

Nefes Nefese Kitap Kapağı Nefes Nefese
Ayşe Kulin
Everest Yayınları
372

Tarihi ve güncel gerçekleri kurguyla harmanlamaktaki ustalığı ile bilinen Ayşe Kulin, Nefes Nefese adlı bu romanında okurlarına bir kez daha dünyanın farklı bir yüzünü aktarıyor, İkinci Dünya Savaşı döneminde yaşanan bir öykü Nefes Nefese. Avrupa'yı kasıp kavuran ve tarihin en acımasız gerçeklerinden biri olan Nazizm'i, dönemin Türk diplomasisinin korumaya özen gösterdiği ince dengeyi ele alırken, bu tarihi planın ön yüzünde de Osmanlı vezirlerinden birinin kızıyla evlendiği Yahudi gencin aşkını ve kaçışını da dile getiriyor. Son dönemlerde yazılmış, bireylerin tarihi ile insanlığın tarihi arasındaki o kaçınılmaz kesişime ışık tutan en önemli romanlardan biri olan Nefes Nefese, usta bir yazarın başyapıtları arasında yer almaşım da haklı çıkartıyor böylece. Her zamanki sürükleyici anlatımı ve ustalıklı kurgusuyla Ayşe Kulin bir kez daha, okurlarının gösterdiği ilginin nedenini açıklamış oluyor.

Ayşe Kulin – Sevdalinka

Sevdalinka Kitap Kapağı Sevdalinka
Ayşe Kulin
Everest Yayınları
340

Aynı ırktan, kim bilir belki de aynı soydan geliyorlardı. Aynı yaşlarda, aynı boylardaydılar. Aynı kadını sevmişlerdi. Ataları aynı tanrıya ayrı yollardan ulaşmak istedikleri için, biri Boşnak diğeri Hırvat'tı. Bunu kendileri seçmemişlerdi, savaşmayı ve kaderlerini de seçmedikleri gibi. Ve ambulanstaki çocuğu kurtarmanın dışında, beklentileri yoktu yarın için.

Yarınlar, kurşun, havan topu ve bombaydı, kandı. Ama her ikisi de farkına bile varmadan 'daha güzel günleri' bekliyorlardı. İnsanlar, değişik inançlarla ve hırslarıyla ne kadar karıştırırlarsa karıştırsınlar, kana, acıya, şiddete bulaştırsınlar, bu muhteşem dünyayı, yaşam bir umuttu sonuçta. Hiç bitmeyen bir umuttu.

Dünya tarihinin en acımasız soykırımlarından Bosna'da, bir kadın gazetecinin hayatla hesaplaşması...

Ahmet Altan – En Uzun Gece

En Uzun Gece Kitap Kapağı En Uzun Gece
Ahmet Altan
Everest Yayınları
352

Birbirini seven iki insanın düşebileceği en kötü duruma düştüklerinin farkındaydı, sevgi asla kaybolmayacak bir biçimde canlıydı ama aralarındaki ilişki çürüyüp eski bir köprü gibi yıkılmıştı. Bir nehrin iki kıyısında kalmışlardı. Birbirlerini görüyorlar, rüzgârın kelimelerin çoğunu uğultusuyla boğduğunu bile bile birbirlerine sesleniyorlar ama birbirlerine ulaşamıyorlardı. Bütün hissettiklerine rağmen o köprünün bir daha kurulamayacağına inanıyordu, bunu denemeye bile gücü kalmamıştı, o kavgalar, kıskançlıklar, dinmeyen kuşkular, iyileşmesi imkânsız biçimde ilişkilerini de ruhlarını da hastalandırmıştı. Arabanın içinde yaşadığı o korkunç özlem krizini, arabayı nasıl kenara çektiğini, özlemenin şiddetinden nasıl soluğunun kesildiğini Yelda'ya hiçbir zaman anlatmadı, Yelda o kadar özlendiğini hiç bilmedi.

Ahmet Altan – İçimizde Bir Yer

İçimizde Bir Yer Kitap Kapağı İçimizde Bir Yer
Ahmet Altan
Everest Yayınları
160

Bu söylediğimin doğru olup olmadığından hiç emin değilim ama bana öyle geliyor ki sanki hepimiz, içimizde bir başkası için ayrılmış bir yerle doğuyoruz. Bir parçası kayıp bir bulmaca gibi... Hayatımızın önemli bölümünü garip bir eksiklik duygusu ile geçirmemiz, bazı sabahlar anlaşılmaz sıkıntılarla uyanmamız, bazen isimsiz umutlarla neşelenmemiz, sanırım o boşluğun içimizde yarattığı girdaptan kaynaklanıyor, Karşılaştığımız her kadına ve erkeğe, belki de hiç farkında olmadan, girinti çıkıntıları o boşluğun kesiklerine uyacak mı diye bakıyoruz. Elinde Cinderella'nın ayakkabısıyla dolaşan biri var sanki içimizde, herkese, "Acaba ayakkabının sahibi bu mu?" diye bakıyor. Tam olarak neyi ve kimi aradığımızı bilmiyoruz. Bize öğretilen bilgilerden yola çıkarak aradığımız insanla ilgili birçok olumlu özellik sıralıyoruz ama genellikle söylediklerimiz gerçeğe çok uymuyor. Sonra birden birisi hayatımıza giriveriyor. Onun sahip olduğu bir şey, belki kokusu, belki dokunuşu, belki gülüşü, belki zekâsı, belki hayata bakış tarzı, belki zevki, belki aldırmazlığı, belki ihtirası, belki de kötülüğü, içimizdeki boşluğun bütün girinti çıkıntılarını dolduruyor. İlk düşündüğümüz, onunla mutlu ve huzurlu olacağımız. İçimizdeki boşluğun ancak "iyi şeylere" sahip biri tarafından doldurulabileceğini sanıyoruz. Ama gerçek, her zaman böyle değil.

Ahmet Altan – İsyan Günlerinde Aşk

İsyan Günlerinde Aşk Kitap Kapağı İsyan Günlerinde Aşk
Ahmet Altan
Everest Yayınları
504

Aldatanlar aldatmakla yetinmezler; onlar, ihanete uğrayandan bunun için üzülmemesini, kahırlanmamasını, dertlenmemesini, sevdiğinin bir başkasıyla yaşadığı hazzın üstüne kendi acılarının gölgesinin vurmasına izin vermemesini de isteyecek kadar bencilleşirler. İhanetin yarattığı ve hem aldatanın hem aldatılanın hayatına yayılan kederli gölgeyi, isterler ki aldatılan temizlesin, aldatanı vicdan azabından, suçluluktan, bir başkasını haksız yere üzmüş olmanın utancından kurtarsın; bunu elde edebilmek için aldattıklarının önünde alçalmayı, kendilerine acındırmayı, gülünç şaklabanlıklarla bir gülücük koparmaya uğraşmayı mubah sayarlar ama ne yaparlarsa yapsınlar bu armağanı aldattıklarından alamazlar; aldatılan, elinde kalan son silahı asla kendini aldatana gönül rızasıyla teslim etmez. Ragıp Bey de, şehrin bir isyanla sarsıldığı o akşam, akıbeti meçhul bir yolculuğa çıkarken, istediği armağanı alabilmek için farkına varmadan kendisini acındırmaya uğraştı; eğer yaptığı şeyin farkına varabilseydi bunu asla yapmazdı ama o anda, kendi kederiyle soğumuş kadının bir tebessümüne, yarı karanlık odada tek başına Kuran okuyan yalnız kadının kendisine bağışlayacağı bir vicdan rahatlığına öylesine muhtaçtı ki kendisine hâkim olamadı. "Bir çatışma kaçınılmaz gözüküyor, gidip de dönmemek var, hakkınızı helal edin." Hatice Hanım'ın verdiği cevabı hiçbir zaman unutmadı: "Benim sizde bir hakkım yok."