Ahmet Ümit – Patasana
Polisiye / 19 Temmuz 2017

Kitap Adı: Patasana Yazar: Ahmet Ümit Yayıncı: Everest Yayınları Sayfa Sayısı: 402 Patasana, özlemimi bir ölçüde gideriyor. Bu tür bir romanın da edebiyat olabileceğini kanıtlıyor. Sadece keyifle değil, merakla da okunuyor. Yeni ilgi alanları yaratıyor insanda. Ben, kendi adıma, Patasana’dan sonra Hititlerle ilgili başka şeyler okuma isteğini de duydum.” -Ülkü Tamer, Radikal- “Bir kitap okudum, polisiyeye bakışım değişti! Ben ki polisiye sevmez, okumayı reddederdim, Patasana’yla birlikte, acaba böyle başka kitaplar var mıdır sorusuna geldim, kendi iradem, kendi beğenimle, kendi tavrıma ters düşerek! Ahmet Ümit’in son romanı Patasana, polisiye severler kadar sevmezleri de çekiyor kendine.” -Filiz Aygündüz, Milliyet- Bir coğrafyanın kanlı geleneği anlatılıyor Patasana’da. Anadolu’nun güneydoğusunda bugün yaşananlar ile üç bin yıl önce yaşananlar paralel bir biçimde gözler önüne seriliyor. Poe’nun öykülerindeki gizem, Christie’nin romanlarındaki klostrofobik ortam, Anadolu güneşinin parlak ışığı altında birleşerek etkileyici yeni bir biçime bürünüyor. Patasana trajik öykülerle dolu bir kitap, ama asla karamsar değil. Tüm iyi romanlarda olduğu gibi, Patasana’da da bilgelik, belirsizliğin üzerinde yükseliyor.

Ahmet Ümit – Ninatta’nın Bileziği
Polisiye , Roman / 19 Temmuz 2017

Kitap Adı: Ninatta'nın Bileziği Yazar: Ahmet Ümit Yayıncı: Everest Yayınları Sayfa Sayısı: 104 Anadolu’nun kalbinde yeryüzünün ilk büyük imparatorluğu: Hititler… Açgözlü kralların toprak hırsı. Kanla yazılan bir tarih. Yeryüzünün ilk büyük savaşı Kadeş. Umarsız bir sevda. Aşkını günah gibi yaşayan genç bir kadın. Tanrıların lanetlediği insanlar. Uğradığı lanetin bedelini savaşla ödeyen bir adam. Acımasız bir dünyada, aşkın derme çatma kalesine sığınmış iki insan… Yıllar öncesinden gelen bir çığlık… Savaşa karşı bir haykırış. “Hoş geldin, ey, uzak yolların yolcusu, ey güzel haberlerin müjdecisi, ey omuzlarında yılların bilge yorgunluğunu, gözlerinde bilinmezin heyecanını taşıyan kişi, yaşlı ülkeme, Hattilerin bin Tanrılı toprağına, güzel Hattuşa’ya hoş geldin… Hastalanmış mutluluğa, uzun ömürlü kedere, sona erdireceğin yasıma hoş geldin. Öksüz sokaklara, kimsesiz meydanlara, boynu bükük evime, hoş geldin. Seni bekliyordum. Uzun geceler, uzun günler boyunca, neşeli baharlar, doygun yazlar, yorgun sonbaharlar, kavruk kışlar boyunca, uzun, çok uzun yıllar boyunca. Hoş geldin.”

Ahmet Ümit – Kukla
Polisiye / 19 Temmuz 2017

Kitap Adı: Kukla Yazar: Ahmet Ümit Yayıncı: Everest Yayınları Sayfa Sayısı: 512 Yıllar sonra karşılaşan iki üvey kardeş. Karanlık güçlerin tetikçisi Doğan… Yaşamın anlamını alkolde arayan eski gazeteci Adnan. Onların yaşamlarından Türkiye’nin yakın tarihi. Gündelik hayatımızı alt üst eden entrikalar, cinayetler, komplolar… Hep sözü edilen ama bir türlü gün ışığına çıkarılamayan o derin devlet. Gizli örgütler, idealist gençler, çıkarcı gazeteciler… Ergenekon’un yıllar önce yazılan romanı. ‘Yaşam, kaybetmeyi öğrenmektir… Kaybetme maceramız daha ana karnından çıktığımızda başlar. Hiç emek harcamadan hüküm sürdüğümüz, dünyanın en güvenli, en yumuşak korunağını, ana rahmini kaybederiz önce. Bizden intikam almak için bekleyen dünya, sanki niye çıktın oradan dercesine, gözlerimizi yakan ışıkları, kulaklarımızı tırmalayan gürültüsü, sıcağı, soğuğu, açlığı, kiri, hastalığıyla saldırır üzerimize. Ama biz de öyle kolay kolay pes etmeyiz. Kaybettiklerimizin yerine anında başka bir şey koyarız. Hem cennetimizi yitirsek de o kutsal yerin sahibi olan annemiz bizimledir, üstelik yanında bir de baba verilmiştir emrimize. Dışarıdaki dünyaya alışmaya başlayınca, kaybettiğimiz cenneti hemen unutuveririz. Ancak büyüdükçe, bize gösterilen ilgi günden güne azalır. Azalan ilgi dünyanın bizden ibaret olmadığını gösteren bir uyarıdır aslında. Ama bu uyarıyı görmezden geliriz. Düşler kurar, hayaller uydurur, kaybettiklerimizin yerine yenilerini koyarak dünyayı kendimiz sanmayı, bu güzel yalana kanmayı sürdürürüz.”

Ahmet Ümit – Kar Kokusu
Polisiye / 19 Temmuz 2017

Kitap Adı: Kar Kokusu Yazar: Ahmet Ümit Yayıncı: Everest Yayınları Sayfa Sayısı: 288 Yarı otobiyografik bir roman. Sovyetler Birliği henüz dağılmamış. Türkiye’de askeri diktatörlüğün en karanlık günleri. Moskova’daki uluslararası okulda eğitim gören Türkiyeli devrimciler. Askeri diktatörlüğün istihbaratçıları onların peşinde. Ve karlar üzerinde bir cinayet. Cinayet sorgusuyla başlayan iç hesaplaşma. Hayatın anlamı nedir? Gerçeği kim temsil ediyor? Sadece Türkiye Komünist Partisi’nin değil, uluslararası devrimci hareketin bir dönemine de farklı bir bakış. “Mehmet koruluğun sınırındaki dereye geldiğinde, Leonid yine yaklaşmıştı pencereye. Ama Mehmet onu görmedi. Gözleri geçeceği derenin üzerindeki küçük köprüye takılmıştı, yerler buzdan parıldıyordu. Köprüye doğru bir adım atmıştı ki, ayağı kaydı. Düşmekten son anda tahta korkuluğa tutunarak kurtuldu. Doğrulup yeniden yürümeye başlayacaktı ki, arkasında birinin varlığını hissetti. İrkilerek başını çevirmeye çalıştı ama geç kalmıştı; derinden gelen bir ses duydu, aynı anda sırtında şiddetli bir darbe hissetti; hızla öne savruldu ama elleri hâlâ korkuluklarda olduğu için yere düşmedi. Başını çevirip vuranı görmek istedi, başaramadı. Bakışları usulca aşağı, göğsüne kaydı, hiçbir şey göremedi. Ama sırtındaki ağırlık hissedilmeyecek gibi değildi. Birkaç saniye ayakta kaldı, başı dönüyor, kusmak istiyordu. Engellemek istedi, başaramadı, ağzından koyu bir sıvının boşaldığını fark etti. Elleri korkuluktan çözüldü, yüzüstü yere yıkıldı. Düşerken başını köprünün buzlanmış tahta döşemesine çarpmıştı, ama hiç…

Ahmet Ümit – Bir Ses Böler Geceyi
Polisiye , Roman / 19 Temmuz 2017

Kitap Adı: Bir Ses Böler Geceyi Yazar: Ahmet Ümit Yayıncı: Everest Yayınları Sayfa Sayısı: 140 Dolunayın ışığında bir köy mezarlığı… Mezarlığın duvarına çarpan bir cip. Gecenin karanlığında uçuşan düşler. Issız köyün ortasında kocaman bir cem evi. Konuğunu yitirmiş bir mezar. Cem töreninde arınmayı bekleyen bir ölü. Bu olanların sessiz tanığı, bir araştırma görevlisi. Yıkılan idealleriyle, sürüp giden yaşamı arasında sıkışıp kalmış bir adam. Alevi inancına farklı bir bakış. Mistik bir gerilim romanı…   “Gözüne kestirdiği dal parçasını çekerken çalılığın arkasında bir karartı fark etti. Feneri oraya doğru tuttu. Yanıl,mamıştı, az ilerde yeşil renkli bir mezar taşı mahzun bir edayla onu süzüyordu. Bu defa korkmadı, hatta içinde, ‘Bu mezar neden mezarlığın dışında?’ diye merak bile uyandı. Bir-iki adım daha yaklaştı. Ama bu mezar bozulmuştu, iki yanında toprak birikintileri yığılıydı. Yeni bir ürperti dalgası sardı bedenini. Mezarın içini görmemesine karşın, upuzun yatan ölünün yer yer etleri dökülmüş yüzü geldi gözlerinin önüne. Öte yandan aklı hâlâ mantıklı bir açıklamanın peşindeydi. Belki de bu mezar henüz ölmemiş biri için kazılmıştı. Neden olmasın? insanların ölmeden önce de mezarlarını hazırladıklarını biliyordu; iyi de, kazmakla hazırlamak arasında büyük fark vardı. Belki yeri alınır, hazırlıklar yapılırdı ama ölmeden mezar kazdırılır mıydı? Belki de bu mezarı aç kalmış vahşi…

Ahmet Ümit – Beyoğlu Rapsodisi
Polisiye / 19 Temmuz 2017

Kitap Adı: Beyoğlu Rapsodisi Yazar: Ahmet Ümit Yayıncı: Everest Yayınları Sayfa Sayısı: 418 Yılbaşı gecesi işlenen bir cinayet… Tarlabaşı’nın arka sokaklarında bulunan bir erkek cesedi. Öldürülmüş erkeklerin en yakışıklısı, belki de en kötüsü. Karanlık sırların ortaya çıkardığı utanç verici bir gerçek. Gururlarının kurbanı olmuş erkekler, onların hayatlarını yaşamak zorunda olan kadınlar. Bu cinayetler yatağında, bu kötülükler bahçesinde, bu insan eti satılan can pazarında masumiyetini korumaya çalışan bir adam. Bir zamanlar İstanbul’un en gözde yeri olan Beyoğlu’nun hazin hikâyesi. Karanlık… Soğuk havayla iyice ağırlaşan bir karanlık. Uzaklardan şarkılar geliyor kulağına, neşeli kadın çığlıkları, ayarını yitirmiş sarhoş naraları, biri küfrediyor belki ana avrat, belki ağlıyor biri hıçkıra hıçkıra, belki biri sessizce ölüyor bu gürültünün, bu hengâmenin ortasında. Umurunda değil. Hepsinden sıyrılmış, sadece öfke… Nereye gittiğini bilmeden yürüyor, nefret tarafından kuşatılmış olarak. Kıskançlık denen o canavar, çelikten pençesine almış yüreğini, habire sıkıyor. “Kadınlar,” diyor bir ses zihninin derinliklerinden… “Kadınlar, onlarla oynayamazsın… Oynadığını zannedersin ama bir de bakmışsın, asıl oyuncak sen olmuşsun.” Hayatına giren kadınların yüzleri beliriyor sokağın zemininde. Birer birer düşüyor görüntüleri ayaklarının dibine. Hepsinin boynu bükük, hepsinin gözlerinde keder. Hepsi üzgün… Aldırmıyor, bir su birikintisiymiş gibi basıp geçiyor üzerlerinden ama yeniden düşüyor görüntüler zemine. “Kadınlar,” diyor o ses yine, “Kadınlardan asla kurtulamazsın,…

Kenize Mourad – Toprağımızın Kokusu: Filistin ve İsrail’in Sesleri
Roman / 24 Mayıs 2017

Kitap Adı: Toprağımızın Kokusu: Filistin ve İsrail'in Sesleri Yazar: Kenize Mourad Yayıncı: Everest Yayınları Sayfa Sayısı: 362 Kenize Mourad, Filistin-İsrail ateşi arasında kalan kurbanların ölüm ve mülteci kamplarındaki zor hayatlarını, korkularını, ihtiyaçlarını bütün insanlığın adalet duygusuna ve vicdanına sunuyor. Kenize Mourad, annesi Selma Sultan’ın hayatını yazdığı Saraydan Sürgüne romanı ile bütün dünyada tanınmıştı. Ortadoğu’da 15 yıl boyunca gazeteci olarak çalışan Kenize Mourad, romancı duyarlılığını gazetecilik deneyimiyle birleştirip ortaya çıkardığı Toprağımızın Kokusu’nda, altmış yılı aşkındır yaşanan Filistin-İsrail çatışmasını bu kez örnek bir kitapla sergiliyor: Akademilerin, devletlerin, resmi söylemlerin uzağında, halkın dilinden. Toprağımızın Kokusu, Filistin-İsrail dramını, barışı güçleştiren bütün nedenlerle birlikte ortaya koyarken, çatışmanın gerçek kurbanlarının sesleriyle ilk kez bu kadar gerçek ve çıplak olarak su yüzüne çıkarıyor. Siyasi analizleri ve genel önyargıları bir tarafa bırakan bu kitap, sözü her iki tarafın da anne babalarına, erkek ve kadınlara, çocuklara veriyor. Kenize Mourad bu kitabı hazırlarken, Kudüs’ten Cenin’e, Gazze’ye, sömürge yerleşimlerine kadar bölgede ayak basmadık yer, dinlemedik insan bırakmamış. Bize onların hikâyesini anlatıyor. Kuşaklar boyu süren bu trajediyi bütün boyutları ve gerçekleriyle göstermek için istisnasız, ayrım yapmadan herkesle görüşmüş: Filistinliler, İsrailli Araplar, Yahudiler…

Gohar Homayounpour – Tahran’da Psikanaliz Yapmak
Siyasi / 24 Mayıs 2017

Kitap Adı: Tahran'da Psikanaliz Yapmak Yazar: Gohar Homayounpour Yayıncı: Everest Yayınları Sayfa Sayısı: 110 Gohan Homayounpour nostalji, aşk ve acı hakkındaki anlatısının başında hem kendine, hem de bizlere soruyor: İran İslam Cumhuriyeti’nde psikanaliz yapmak mümkün mü? Batılı bir eğitim alan psikanalist, ayrılışının üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra, anayurduna, Tahran’a döner. Amerikalı bir meslektaşı “Sanmıyorum ki İranlılar serbest çağrışım yapabilsinler!” dediğinde Homayounpour, İranlıların serbest çağrışımdan başka bir şey yapmadıklarını ve sorunlarının da bu olduğunu söyleyecektir. Batılı bir pratiğin Doğulu bir kültürdeki yansımaları üzerine tefekküre dalan bu metin kendi serbest çağrışımlarıyla çocukluk anılarından edebiyata, akademi koridorlarından İran’daki günlük hayata uzanıyor. Her sayfasında tanıdık bir hisle dolan okuru da beraberinde taşıyarak… “Şehrazad Freud’un müjdecisi miydi? Psikanaliz anlatılardan oluşan bir laboratuvardır. Endişeleri, travmaları, arzuları ne olursa olsun tüm acı çekenlerin hikâyelerini birleştirir ve bireysel özgürlüklerin doğmasına vesile olur. Çeşitli siyasi rejimlerin sunduğu dini, toplumsal ve ekonomik engellere rağmen yapar bunu. Gohar Homayounpour’un divanında, özgürlüğe açılan umulmadık, gizemli ve eninde sonunda karşı konulmaz yollar bulacaksınız.” -Julia Kristeva- “Acı hiç şüphesiz her yerde acı; ben asla Batılı veya Doğulu bir kanser türü duymadım, ya da hastanın milliyetini, dinini, veya kültürünü gösteren bir röntgen filmine rastlamadım. Bu kitap İran’daki insanlık durumunu tespit eden bir röntgen filmidir, İranlıları…

Ece Temelkuran – Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita
Siyasi / 9 Nisan 2017

Kitap Adı: Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita: Yüzyılın İlk Devriminin Notları… Yazar: Ece Temelkuran Yayıncı: Everest Yayınları Sayfa Sayısı: 220 “İnsanlar yeterince haksızlığa uğradığında yeterince dövüldüğünde çocuklar, insanlığa saldırırlar. Acı, adaletsizlik ve vicdansızlıkla yeterince hırpalandığında, kendi kendini imha eden bir organizmadır insanlık.” Bu kitap Ece Temelkuran’ın Venezüella’da gördüklerini, yaşadıklarını, tanık olduklarını anlattığı bir kitap değil, turistik bir Venezüella güzellemesi hiç değil… Bu kitap, yeterince haksızlığa uğradığında, yeterince dövüldüğünde dönüp insanlığa saldıranların, bu kez insanlığa uğramanın ve dövülmenin önüne geçmeyi denemesinin öyküsüdür. Bu kitap, Latin Amerika’da yaşanan bir devrim deneyiminin sorgulanışı, tüm dünyada güçlenmeye başlayan antikapitalist oluşumun izinin sürülmesidir. Yüzyılın ilk devriminin notları… Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita yapılmakta olan bir devrime dair gözlemler… Mutlak doğruların yerini sorulan soruların ve aranan yanıtların aldıkğı bir devrimin günlüğü… Bundan böyle dünyayı büyük sözlerin değil küçük insanların değiştireceğine dair bir işaret..

Sevan Nişanyan – Sözlerin Soyağacı
Sözlük / 7 Nisan 2017

Kitap Adı: Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü Yazar: Sevan Nişanyan Yayıncı: Everest Yayınları Sözlerin Soyağacı, çağdaş Türkçenin etimolojisi konusunda bugüne kadar yapılmış en kapsamlı ve sistematik çalışmadır. Günümüz Türkçesinde kullanılan 13.000’den fazla kelimenin kökeni titizlikle araştırılmış ve tutarlı bir leksikolojik anlayışla okura sunulmuştur. Her kelimenin Türkçe metinlerde kayda geçtiği en erken tarih, yıl veya yüzyıl olarak belgelenmiştir. Yabancı dillerden alınmış olan kelimelerin o dildeki kökleri en eski yazılı kaynaklara dek izlenmiştir. Yüzlerce kelimeye ilişkin yaygın yanlış inançlar düzeltilmiştir. Türk sözlükçülüğünde yüz yıldan beri kendini duyuran bir eksiğin giderilmesi yönünde bu eserin önemli bir adım olduğuna inanıyoruz.