Henri Troyat – Dostoyevski

Dostoyevski Kitap Kapağı Dostoyevski
Henri Troyat
İletişim Yayınları
443

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski, edebiyat otoritelerinin dünyanın en büyük romancıları arasında baş sıraya yerleştirdiği bir isim. Eserleriyle modern psikolojinin gelişimine kapı araladığı gibi, 20. yüzyıl edebiyatına da damgasını vurmuş; ancak birkaç kuşağın katedeceği fikrî mesafeyi ve değişimi bir insan yaşamına sığdırabilmiş müstesna bir kişilik. Kimilerine göre deli, kimilerine göre bir dâhi… Çağdaşı Turgenyev’e göre “alçak” bir insan, Freud’a göreyse bir “baba katili”… Hiç şüphe yok ki, eseriyle olduğu kadar karakteriyle de tartışmalara konu olmuş ve ufuk açmış bir yazar.
Henri Troyat’nın kaleme aldığı bu biyografide, Dostoyevski’nin eserlerine konu olan felsefi, ahlaki ve psikolojik tartışmaların, yazarın hayatındaki izdüşümlerini/çıkış noktalarını buluyoruz. Özellikle çocukluk ve gençlik yıllarını karabasana dönüştüren “zalim baba” figürünün, yazarın hayatı boyunca mustarip olduğu epilepsi hastalığının, Sibirya sürgününde tamamladığı dört yıllık kürek mahkûmiyetinin, sonradan karısı olacak Mari Dimitriyevna İssayev’e karşı beslediği imkânsız aşkın, tekrar tekrar tuzağına düştüğü kumar iptilasının ve nihayet 19. yüzyıl Rus edebiyat çevreleriyle arasındaki gelgitli ilişkinin, Dostoyevski’nin eserini nasıl şekillendirdiğini öğreniyoruz.
Dünyanın en usta edebiyatçısını, bir insan olarak tanımak isteyenlere.

Bernhard Schlink – Okuyucu

Okuyucu Kitap Kapağı Okuyucu
Bernhard Schlink
İletişim Yayınları
188

En eski kulvarlardan birine, polisiye'ye yenilikçi bir dalış yapan Alman edebiyatçı Schlink'in tüm maharetini sergilediği bir roman, Okuyucu. 15 yaşındaki bir çocuğun 35 yaşlarındaki bir kadınla yaşadığı aşk, Nazi dönemi sabıkalarının izleri, ihanet, kaçış, vicdan azabı, uçurumlar, suçluluk duygusu, yakalanma korkusu... Schlink, bu temaları "Suç nedir, niçin suçluyum?" sorularının peşinde ve sürükleyici bir dehşet hikayesinin içinde öylesine ustalıkla işliyor ki, Daniel Cohn-Bendit'in deyişiyle "büyük edebiyat" çıkıyor ortaya.

Sevgi Soysal – Şafak

Şafak Kitap Kapağı Şafak
Sevgi Soysal
İletişim Yayınları
232

Sevgi Soysal, hayatında yol açtığı derin sarsıntılara rağmen sadece bir seyircisi olduğunu söylediği 12 Mart’ta sanık sandalyesine oturtulmuş bir tanıktı. Şafak, bu tanıklığın, gerçekçi olduğu kadar şiirsel bir hikâyesidir. Baskınlara, sorgu ve işkenceye karşı insanın sesini duyurduğu için bir kuşağa Sevgi Soysal’ı sevdiren bu roman, hem bir döneme tanıklık eden hem de bireysel tepkileri tüm karmaşıklığıyla yansıtan bir edebiyat başyapıtı olarak hâlâ güncelliğini korumaktadır.

Sevgi Soysal – Tante Rosa

Tante Rosa Kitap Kapağı Tante Rosa
Sevgi Soysal
İletişim Yayınları
105

İlk yayımlandığında "yerli" olmamakla eleştirilen Tante Rosa, Sevgi Soysal'ın, sinemaya da uyarlanan en özgün eseridir. Bir roman bütünlüğüne sahip olacak şekilde birbirine ustalıkla bağlanmış on dört hikayenin ana konusu kadınlık ikilemleridir. Sevgi Soysal'ın, o kendine özgü ironisiyle anlattığı Tante Rosa, yaşamın kurallarına ve sınırlandırmalarına başkaldıran, ancak kadınlığına hapsolduğu için hep yenilen biridir. O, "bütün kadınca bilmeyişlerin tek adıdır."

Sevgi Soysal – Yürümek

Yürümek Kitap Kapağı Yürümek
Sevgi Soysal
İletişim Yayınları
152

Yürümek, Sevgi Soysal'ın yazarlık çizgisinde bir eşik olarak nitelendirilir. Ela ve Memet'in hayatta kesişmelerini ve ayrışmalarını anlatan bu romanında Sevgi Soysal, toplumca çizilen erkeklik, kadınlık sınırlarını ve sınıf değerlerini bireyin gözünden sorgular. Bir Ege adasında bireyselliğin dar çemberinden çıkıp, insanca duyarlılıklarına sahip çıkan Ela, 12 Mart'ın ayak seslerinin duyulduğu Ankara sokaklarına yürüyüp giderek Sevgi Soysal'ın iç sesi olarak da okunabilir...

Müstehcenlik gerekçesiyle toplatılan Yürümek, 1970 TRT Roman Başarı Ödülü'nü kazanmıştır.

Vladimir Nabokov – Edebiyat Dersleri

Edebiyat Dersleri Kitap Kapağı Edebiyat Dersleri
Vladimir Nabokov
İletişim Yayınları
514

Edebiyat Dersleri, Nabokov'un Wellesley ve Cornell üniversitelerinde verdiği derslerin notlarından oluşmaktadır. Bu derslerde Nabokov, öğrencileriyle birlikte; Jane Austen'ın Mansfield Parkı'nı, harles Dickens'ın Kasvetli Ev'ini, Gustave Flaubert'in Madame Bovary'sini, Robert Louis Stevenson'un Dr. Jekyll ve Bay Hyde'ını, Marcel Proust'un Swan'ların Tarafı'nı, Franz Kafka'nın Dönüşüm'ünü ve James Joyce'un Ulysses'ini okuyor. Bu okumalar sonucunda yalnızca Nabokov'un keskin zekâsının ürünü olan eleştirel metinler ortaya çıkmıyor; aynı zamanda yazar, hem okurlara hem de öğrencilere, bir edebiyat metninin nasıl okunması gerektiği ve bir metinden gerçekten nasıl zevk alınacağı konusunda ipuçları veriyor.

Edebiyat Dersleri, dünya edebiyatının en çok tartışılan başyapıtlarına, yine en çok tartışılan başka bir büyük yazarın yorumlarını ve eleştirilerini göstermekle kalmıyor; aynı zamanda hem nasıl iyi bir eleştirmen hem de nasıl iyi bir okur olunabileceğine dair Nabokov'un uzun yıllar derslerinde anlattığı notları, çizimleri ve haritaları da sunuyor. Öğrenciler için bulunmaz bir kılavuz, meraklıları için kaçırılmayacak bir başyapıt...

Vladimir Nabokov – Göz

Göz Kitap Kapağı Göz
Vladimir Nabokov
İletişim Yayınları
77

.O Kadınla, O Matilda'yı Berlin'deki Emigre varoluşumun ilk yıllarında tanıştım, iki zaman diliminin yirmili yıllarının başlarında: bu yüzyılın ve kendi berbat hayatımın...
- Göz, Sayfa 11

"Göz'de, romancılık kariyerinde ilk kez olmak üzere Nabokov birinci tekil şahısta bir roman yazar.

Erik Jan Zürcher – Milli Mücadelede İttihatçılık

Milli Mücadelede İttihatçılık 1905-1926 Kitap Kapağı Milli Mücadelede İttihatçılık 1905-1926
Erik Jan Zürcher
İletişim Yayınları
293

İttihat ve Terakki Cemiyeti 1918'de, Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından kendini feshederek tarih sahnesinden çekilmişti. Peki, ülkenin on yılına damgasını vuran, açık ve gizli siyasal mücadele konusunda en tecrübeli, en örgütlü kadroları oluşturan İttihatçılar, mütareke koşullarında tamamen hareketsiz mi kalmış, hiçbir etkinlik göstermemiş miydi? Erik Jan Zürecher, Milli Mücadelede İttihatçılık'ta, bu yöndeki resmi tarih tezinin inandırıcılığını sorguluyor, müdafaa-ı hukuk hareketinin oluşumunda İttihatçıların ne denli önemli bir rol oynadığını göstermeye çalışıyor. Önce milli mücadele öncesindeki tarihsel gelişmeleri inceleyen yazar, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yapısını ve faaliyetlerini, Mustafa Kemal Paşa ile İttihatçılar arasındaki ilişkileri ayrıntılarıyla değerlendiriyor. Kurtuluş Savaşı'nın dayandığı insan ve örgüt malzemesinin büyük ölçüde İttihatçılardan oluştuğunu savunan Zürcher, başta Enver Paşa olmak üzere İttihatçıların milli hareketin kontrolünü ele geçirmek için hangi fırsatları kullanmaya çalıştıkları ve bu tehlikenin nasıl bertaraf edildiği üzerinde duruyor. Bazı İttihatçıların zaferin devam etmeye çalıştıklarına dikkat çekilen eserde, son olarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın yürüttüğü muhalefet mücadelesinin ve 1926 İzmir suikasti davalarının ne anlama geldiği araştırılıyor. Türkiye'nin yakın tarihini yeni bir yaklaşımla ele alan Milli Mücadelede İttihatçılık ayrıca, gerek Türkiyeli gerekse yabancı yazarların bu döneme bakışının eleştirel bir değerlendirmesini yaparak tarihyazımını hangi faktörlerin belirlediğini irdeliyor.

Sezgin Kaymaz – Kün

Kün Kitap Kapağı Kün
Sezgin Kaymaz
İletişim Yayınları
479

"Ankara Çayı, bağrına şefkatle basıp muhafaza ettiği sivrisinek larvalarını usul usul kabuğundan salıyor, evlâd-ı haşerattan dokunmuş vızıltı pikesini, ana avrat sövmüşmüş sövmemişmiş hiç aldırmadan civardan geçenlerin burun deliklerine, kulak memelerine doğru sallıyordu. Şımarık şımarık bahar müjdesi vereceğiz diye uçuşan kavak pamukları, terli enselere, çıplak alınlara yapışıp kaşındırarak milleti illet ediyordu. Börtü böcek antenini sallıyor, kıllı bacaklarını sıvazlıyordu. Danaburnu topraktaki tohuma, uçuç böceği yapraktaki bite, tırtıl yaprağa, solucan toprağa saldırıyor, peygamberdevesi alayına saldırıyordu. Çocuk yaşta beyaz bulutlar havai gökyüzünde uzun eşek oynuyor, kararsız tavırlarla kâh yavşayıp kıç kıça sokuluyor, kâh gâvur görmüş gibi kopup birbirlerinden uzaklaşıyorlardı.
Bahar gelmişti."

Kün, yani 'Ol'...Neleri neleri olduran bir roman, Kün. Ölülerin daha da ölebildiği -ya da tam ölemediği-, cami imamıyla ateistin birbirini 'aydınlatabildiği', köpeklerin (hem de Konya ağzıyla!) konuşabildiği, el kadar oğlanın kendisine el kaldıranı haşat ettiği bir âleme kapı aralıyor. Şerefsizler şerefsizliğin gözüne vuruyorlar, 'iyiler' canını dişine takıyor, feleğin zarı hepyek de gelse bir bakıyorsunuz altı kapı alıyor.

Sezgin Kaymaz, kendine özgü üslûbu ve hâlesiyle, yine eğlenceli ve ürpertili bir hikâye anlatıyor.
Anlattığı hikâyenin heyecanıyla anlatışın neşesi yine birbirini coşturuyor.

'Sıradan' denen insanların 'sıradan' denen hallerinin ve dillerinin usta yazarı, Angara'nın kıyısına, rengâhenk bir Konya dekoru kuruyor ayrıca - Eski Konya. Eski taşra yaşantısı… Sezgin Kaymaz'ın gizemine, mizahına, olay örgüsüne, anlatıcılığına tutulanlar kadar, 'yerliliğine' de tutulanlar yok mu? Kün, her zevke yetişiyor, her şeyi olduruyor!

Ralph Ellison – Görülmeyen Adam

Görülmeyen Adam Kitap Kapağı Görülmeyen Adam
Ralph Ellison
İletişim Yayınları
544

1952'de ABD'de yayımlandığında haftalarca çok satanlar listesinde kalan ve ertesi yıl National Book Award'a değer görülen Görülmeyen Adam, Amerika'nın en çarpıcı çelişkilerini sergiliyor. Görülmeyen Adam, egemen kültürün içinde tutunmaya çalışan siyahi bir gencin hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Toplumun her katmanına girip çıkan roman kahramanının hikâyesi, Güney'in prestijli kolejlerinden Harlem'in tekinsiz sokaklarına, eşit hak ve özgürlükler için mücadele eden örgütlere uzanıyor. Toplumsal hoşgörüsüzlüğün, duyarsızlığın, aldatılmanın her türlüsüne maruz kalan genç adam, ayakta kalmak ve kimliğini korumak için her yolu deniyor. Ancak inandığı kişiler ve örgütler tarafından da yalnız bırakılınca, kendi yolunu seçiyor ve New York'un merkezinde, bir apartmanın bodrum katına sığınıyor... Ralph Ellison, Amerikan edebiyatının başyapıtları arasında gösterilen ve T.S. Eliot, James Joyce, Dostoyevski gibi yazarların eserlerinden derin izler taşıyan Görülmeyen Adam'la, ortaya ırkçılık, sömürü ve toplumsal ikiyüzlülük üzerine zamansız bir eser çıkartıyor.

"Birinci sınıf bir kitap, süper bir roman..."
-Saul Bellow-

Lev Nikolayeviç Tolstoy – Kazaklar

Kazaklar Kitap Kapağı Kazaklar
Lev Nikolayeviç Tolstoy
İletişim Yayınları
283

Tolstoy'un yarı otobiyografik kitaplarından biri olan Kazaklar, bir aşk hikâyesi olduğu kadar, yazarın hayatı boyunca medeniyetle yaşayacağı gelgitli ilişkinin de öyküsü. Tolstoy'un 1852'de başladığı ama on yıl boyunca tamamlanamayan Kazaklar, genç ve zengin Olenin'in Moskova hayatından bıkarak Rus ordusuna yazılması ve Kafkaslar'da ücra bir köye gönderilmesiyle başlar. Burada Kazakların ve Çeçenlerin kaba kuvvetine hayran kalır, bir Kazakla sözlü olan Maryana adında bir kadına âşık olur. Tolstoy'un Kafkaslar'da yirmi bir yaşında genç bir asker olarak deneyimlerini hikâyeleştirdiği, Puşkin ve Rousseau gibi ustalarına bir selam niteliğinde olan bu roman, büyüleyici doğa tasvirlerini yazarın sade ama ihtişamlı diliyle birleştiriyor. "Kazaklar'da Tolstoy, şok etkisi yaratan zekâsını sergiliyor. Tolstoy'u okuduktan sonra Rus yazarlarının derin psikolojik yaklaşımından ders almamız, yazarlık yeteneklerimizi bu yönde geliştirmemiz gerektiğini hissediyorum."

Özgür Topyıldız – Anadolu Yıldızı Eskişehirspor

Anadolu Yıldızı Eskişehirspor: (2003-2008 Arası Gelişmelerle Birlikte Genişletilmiş 5. Basım: Şubat 2017) Kitap Kapağı Anadolu Yıldızı Eskişehirspor: (2003-2008 Arası Gelişmelerle Birlikte Genişletilmiş 5. Basım: Şubat 2017)
Özgür Topyıldız
İletişim Yayınları
319

"Anadolu Yıldızı"… "Kırmızı Şimşekler"… "Eseses- Kikiki- Eski eski-Es".

Türkiye futbol tarihinin en büyük nostaljik kıymetlerinden biri: Eskişehirspor.

Futbolda "Anadolu Devrimi"nin simgesi idi Eskişehirspor… İstanbul oligarşisine karşı çıkan ilk büyük tehditti…

Altın çağındaki Eskişehirspor, 1960'lar/1970'ler dönümü Türkiye'sinde yaşanan toplumsal değişim dinamizminin, "statüko"yu sarsmaya dönük heyecanının futbol dünyasındaki temsilcisiydi, sanki…

Özgür Topyıldız, büyük emek ürünü incelemesinde, Eskişehirspor'un hikâyesini anlatıyor.
Eskişehir'in kısa spor tarihi…
Şehrin değişen sosyo-ekonomik durumu ve bunun futboldaki "temsili"…
Altın Çağ ve kahramanları: Fethi- Nihat-Ender, Kamuran Yavuz, İsmail Arca, Abdullah Gegiç, Aydın Begiter ve diğerleri…
Çöküş ve "Efsaneleşme" süreci…
"Amigo Orhan"dan "Ayder" ve Kızılcıklılar"a. Eses'in coşkun tribün tarihi…

Eses'in romanı kısacası!

Cemil Meriç – Işık Doğudan Gelir

Işık Doğudan Gelir Kitap Kapağı Işık Doğudan Gelir
Cemil Meriç
İletişim Yayınları
282

Işık Doğudan Gelir, siyasî, felsefî, dogmatik herhangi bir inancın peşinde olmayan, başka milletlere, başka fikirlere, başka düşünce ve duyma tarzlarına sonsuz bir tecessüs besleyen bir Cemil Meriç klasiği, tüm diğer eserleri gibi. Medeniyetlerin "defter-i âmâli" olan ansiklopedilerden İslâm'ın kozmolojik dok-trinlerine; İbrani edebiyatından Kitab-ı Mukaddes'e; Herbelot'nun "muhteşem abidesi" Doğu Kütüphanesi'nden, oryantalizmlerin aydınlattığı yeni medeniyetlere; Michelet'nin ve Schuré'nin "her türlü yobazlıktan uzak", İnsanlığın Kitab-ı Mukaddesi ve Doğu Mabetleri adlı eserlerinden, Erasmus'un Cinnete Methiye'sine, başka bir deyişle Akıl'dan Cinnet'e; hermetizmden "çağdaş düşüncenin kutuplarından biri" olan İbn Haldun'a... kanatlanan ve kanatlandıran emsalsiz bir düşünce serüveni.

Cemil Meriç – Bu Ülke

Bu Ülke Kitap Kapağı Bu Ülke
Cemil Meriç
İletişim Yayınları
339

Bu ülke, Cemil Meriç'in "aynı kaynaktan fışkırdılar" dediği eserler dizisinin önemli bir halkası. "Bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin vicdanı olmak, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak" isteği Cemil Meriç'in düşünme ve yazma çabasına her zaman yön vermiştir. Elinizdeki kitap bu isteğin belki de en fazla berraklaştığı eseri: "Bu sayfalarda, hayatımın bütünü, yani bütün sevgilerim, bütün kinlerim, bütün tecrübelerim var. Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim: etimin eti, kemiğimin kemiği." Bu özgün fikir adamının sürekli etrafında, içinde dolandığı Doğu-Batı sorunu yanında, özellikle sol-sağ kutuplaşmasına ve kalıplaşmasına ilişkin önemli tesbitlerini ve aforizmalarını içeriyor Bu Ülke.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Yaban

Yaban Kitap Kapağı Yaban
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
İletişim Yayınları
214

Kendi dönemi içindeki gerçekçilik anlayışına uygun olarak yazılmış olan Yaban'da Yakup Kadri, I. Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı'nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde, köylüleri, köyün durumunu, Milli Mücadeleye ilişkin tavırlarını bir aydının gözüyle verir. Yaban için "bu eser benliğimin çok derinliklerinden adeta kendi kendine sökülüp, koparak gelmiş bir şeydir" diyen yazar, bu romanda ortaya koyduğu birçok soruna daha sonra yazacağı Ankara'da cevap bulmaya çalışacaktır.