Yahya Araz – 16. Yüzyıldan 19. Yüzyıl Başlarına Osmanlı Toplumunda Çocuk Olmak

16. Yüzyıldan 19. Yüzyıl Başlarına Osmanlı Toplumunda Çocuk Olmak Kitap Kapağı 16. Yüzyıldan 19. Yüzyıl Başlarına Osmanlı Toplumunda Çocuk Olmak
Yahya Araz
Kitap Yayınevi
196

Çocuk emeği, çocuk evlilikleri gibi çocuklarla ilgili sorunlardan yoğun bir şekilde bahsedildiği modern Türkiye’de, bu sorunların tarihsel arka planına yönelik ilginin azlığı şaşırtıcıdır. Osmanlı toplumunda özellikle “modernleşme süreci” öncesinde çocukların yaşamına ilişkin çağdaş dönemde çok az şey üretilmiştir. Bu anlamda elinizdeki çalışma, ele aldığı dönem bağlamında Osmanlı toplumunda çocukların yaşamına, içinde büyüdükleri ve şekillendikleri toplumla ilişkilerine değinen ilk kitaptır. Kitap birkaç konuda Osmanlı çocukluk tarihi araştırmalarına katkılar sağladığını, en azından yapılacak yeni araştırmalar için sorular ürettiğini ummaktadır. Birincisi kitap, çocukların yaşamında ve onlarla ilgili algılarda 19. yüzyılın başlarına ya da “modernleşme süreci”ne kadar bir devamlılığın olduğu hususunda ısrar etmektedir. İkincisi Osmanlıların, 19. yüzyıldan önce de çocuklar üzerine düşündükleri, tartıştıkları ve yaşam döngüsünde çocukluğu yetişkinlikten tamamen ayrı, kendine özgü özellikleri olan bir dönem olarak tanımladıklarına yönelik vurgudur. Osmanlılar, hukuki ve toplumsal olarak çocukluğu ve çocukluktan yetişkinliğe geçişi ayrıntılı bir şekilde ele almışlardır. Üçüncüsü Osmanlı toplumunda çocukların, sahip oldukları sosyal ve ekonomik aidiyetlere bağlı olarak aynı zaman ve mekânda pekâlâ farklı bir çocukluğa sahip olabilecekleri düşüncesidir. Herhalde önemli oranda maddi imkânsızlıklardan dolayı çocukluklarını başka ailelerin himayesinde geçirmek zorunda kalan çocuklar bunun için iyi bir örnek oluşturmaktadır. Dördüncüsü bu çalışma, Osmanlı “modernleşme süreci”nin çocukların yaşamında yol açtığı dönüşümlerin daha iyi anlaşılabilmesinin önemli oranda bunun öncesiyle ilgilenmekten geçtiğini önermektedir. Bunu yapmak çocukların yaşamında ve onlarla ilgili algılarda değişim ve devamlılığın boyutlarını daha iyi anlamayı sağlayacaktır. Osmanlılar, 19. yüzyılın ikinci yarısında kaleme aldıkları Mecelle’de, çocukluğun sınırlarını halen İslam hukuku çerçevesinde düşünmeye devam ediyorlardı. Yahya Araz, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi öğretim üyesidir.

Giovanni Ricci – Türk Saplantısı

Türk Saplantısı: Yeniçağ Avrupa'sında Korku, Nefret ve Sevgi Kitap Kapağı Türk Saplantısı: Yeniçağ Avrupa'sında Korku, Nefret ve Sevgi
Giovanni Ricci
Kitap Yayınevi
232

Batı Avrupa kültürü içinde "Türkler", birkaç yüzyıl boyunca toplumun bütün düzeylerinde başlıca tutku, yazı ve sohbet konularından biri oldu. Eskiden "Türkler" sözünün bugünkünden daha geniş bir anlamı vardı. Bu söz dar anlamda yalnızca Osmanlı sultanının tebaasını değil, neredeyse bütün Müslümanları kapsiyordu. 0 kadar ki, çeşitli Avrupa dillerinde "Türlzleşmek" deyimi aslında Müslüman olmak, lslam dinine geçmek anlamma geliyordu. Gene de, imparatorluldarının büyük gücü nederıiyle daha çok Osmanlı Türkleri düşünülüyordu. İtalyaxı Rönesans'ının büyük isimlerinden Niccolö Machiavelli, 1521'de, aylakların kahvelerde, "gelmek üzere olan Türk"ten, "bu dönemde Haçlı Seferi düzenlemenin yerinde olup olmayacağı"ndan ve "benzeri saçmalıklar"dan söz ederek vakit geçirdiklerini belirtiyordu. Demek ki, Machiavelli gibi dahi kişilerin alay ettikleri bir saplantı söz konusuydu. Kitapta bu saplantı tipik sayabileceğimiz bir dizi olay aracılığıyla irdeleniyor ve incelenen belgeler sayesinde şaşırtıcı yaşam öyküleri ortaya çıkıyor: Hıristiyanlarla yaşayan Magripli kadınlara ve Türklerle yaşayan Hıristiyan kadınlara rastlıyoruz; Türklerin elinde tutsak olmaktan kurtulmalık vererek kurtulan Hıristiyanların yurtlarına dönüşlerinde düzenlenen törenlere ve kürek mahkumu Türklerin sokaldardan dramatik bir şekilde geçirilişlerine tanık oluyoruz; Tunus'ta İslam inancinı benimseyen ve önemli kişiler haline gelen bazı Ferraralı denizcilerin yaşamlarını inceliyor, savaş haberlerini ve Haçlı Seferi düşlerini dinliyoruz; kısacası, insanlar, nesneler, seslerden oluşan sürekli bir gelgite dalmış buluyoruz kendimizi.

Jona Lendering – Büyük İskender

Büyük İskender Kitap Kapağı Büyük İskender
Jona Lendering
Kitap Yayınevi
448

Sonunu bildiğiniz, yine de elinizden bırakamadığınız romanlar ya da gümüş perdedeki yansımalarından gözünüzü ayıramadığınız filmler vardır. İşte elinizdeki Büyük İskender kitabı, gerçek bir tarih kitabı olmasına rağmen, Makedonya kralının bilinenden çok farklı bir portresini, adeta epik bir filmin rengârenk kareleri aracılığıyla çiziyor, roman tadında bir anlatı sunuyor. Yazarı Jona Lendering daha önce hiç denenmemiş biçimde, bir yandan geleneksel antikçağ Yunan anlatılarını didiklerken, diğer yandan Babil hükümdarlık kayıtlarını, İran kökenli belgeleri okurlarının gözleri önüne seriyor. Ayrıca ancak son yıllarda okunabilmiş sayısız kil tablet eşliğinde bizi İskender’in peşinden büyülü bir yolculuğa çıkarıyor. Çarpıcı güzellikteki gizemli Uzakdoğu diyarlarına sürüklenirken, başka kültürlerin tuhaf gelenekleri olan halklarını, gözü pek ve merhametsiz savaşçılarını tanıma fırsatı buluyoruz. Lendering’in İskender’i, yalnızca aman vermeyen bir fatih ya da dillere destan bir kahraman değil; daha çok, farklı kültürler arasında bocalayıp kalmış, tebaasını oluşturan halkları bir çatı altında toplama arzusuyla dolu genç bir liderdir. Hep anlatıldığı gibi şeytan ya da tanrı olarak değil, sıradan bir insan olarak görürüz onu. Kitapta, İskender’in ezeli rakibi Pers hükümdarı III. Dareios’un portresi de, Yunan kökenli kaynaklarda yansıtıldığı gibi korkak bir hükümdar olarak değil, üstün vasıfları olan, kılı kırk yaran cesur bir komutan olarak çizilmiştir. Jona Lendering tarihçidir. Kitap Yayınevi’nin de yayınlayacağı Stad in Marmer; Gids voor het antieke Rome aan de hand van tijdgenoten [Mermer Şehir: Çağdaşlarının Gözünde Antikçağ Roması] adlı yapıtı “Hollanda’da bugüne kadar yayımlanmış Roma’yı en iyi tanımlayan kaynak” sıfatıyla övgüye değer bulunmuştur.

J. Edward Chamberlin – At

At Kitap Kapağı At
J. Edward Chamberlin
Kitap Yayınevi
184

Cengiz Han, Büyük İskender, Fransa Kralı Louis, Amerika kıtasının yerlileri, Orta Asya bozkırlarının atlı okçuları... Hepsi de, atlarla yakın ilişki kurmuş insanlar, halklar... Atlar tarih boyunca insanoğlunun hayal gücüne egemen oldu. Tekerleğin icadından bile önce, at insan hayatını biçimlendirdi. At soylu güzelliğiyle mağara duvarlarında, minyatürlerde, görkemli meydan heykellerinde, müzelerdeki göz alıcı tablolarda, birçok sanat eserinde yer aldı. Binlerce yıldır binek aracı, ağır işçi, statü simgesi, dost oldu insan için… Hakkında kitaplar yazıldı, şarkılar bestelendi. Bu kitap, eskiçağlardan beri atın çevresinde oluşan gelenekleri, efsaneleri inceliyor. Atın zekâsı, gücü, yetenekleri, zarafeti ve güzelliği kitabın her bir satırına sinmiş. Tarihin başlangıcından bugüne, Amerika ovalarından, Asya bozkırlarına kadar atlarla insanların birlikteliğinin şaşırtıcı, hayranlık uyandırıcı, aydınlatıcı, tutkulu hikâyesi...

John H. Pryor – Akdeniz’de Coğrafya Teknoloji ve Savaş

Akdeniz'de Coğrafya Teknoloji ve Savaş: Araplar, Bizanslılar, Batılılar ve Türkler Kitap Kapağı Akdeniz'de Coğrafya Teknoloji ve Savaş: Araplar, Bizanslılar, Batılılar ve Türkler
John H. Pryor
Kitap Yayınevi
250

18 Ekim 1184'te, Messina'ya gitmekte olan bir Ceneviz gemisiyle Akkâ'dan ayrılan Endülüslü gezgin İbni Cübeyr, "Buralarda rüzgârın esmesinde bambaşka bir sır var" diyerek geminin kaptanı "Cenovalı Rumi"nin ters rüzgârlardan kaçmak için yaptığı manevraları anlatır. Cübeyr'in bindiği Cenova tüccar gemisi herhalde 12. yüzyılın en büyük ve en gelişmiş teknelerinden biriydi, yine de yolculuk boyunca başlarına gelmeyen kalmamıştı. O dönemin teknolojisiyle Akdeniz'de yol almak zor işti, kaptanların suları ve rüzgârları avuçlarının içi gibi bilmeleri gerekiyordu. Deniz ulaşımı kas gücüne ve rüzgâra dayanıyordu. Ne var ki Akdeniz, bütün zorluklarına rağmen, çevresindeki uygarlıkları hem birleştiren, hem de ayıran bir güçtü. Tarihçi John H. Pryor bu çalışmasında eskiçağdan 16. yüzyıla kadar neredeyse değişmeden kalan ve uygarlıklar arasında iktisadi ve stratejik sınırları oluşturan Akdeniz rotalarını ve bu uygarlıkların deniz aracılığıyla kurdukları ilişkileri inceliyor. 649-1571 arasındaki dönemi inceleyen bir deniz tarihi bu. Aziz Basileos'un dediği gibi, Tanrı'nın insanlığa armağanı olan Akdeniz'i, yelkenli ve kürekli gemileri, rotaları ve deniz savaşlarını anlatıyor. Ayasofya'nın mermerlerine kazınmış kadırga çizimini de buluyorsunuz kitapta, korsanları da. Bizans, Cenova, Venedik, Abbasi, Fatimi gemileri kol geziyor mavi sularda. Derken Selçuklular iniyor denizlere, sonra da Osmanlılar. Pryor, Akdeniz tarihini ele aldığı bu kitapla yüzyıllar boyunca İslam ve Hıristiyan uygarlıkları arasındaki ilişkilerin tarihine önemli bir katkıda bulunuyor. John H. Pryor Sindney Üniversitesi'nde tarih profesörü.

Hakan Özoğlu – Cumhuriyetin Kuruluşunda İktidar Kavgası

Cumhuriyetin Kuruluşunda İktidar Kavgası: 150'likler, Takrir-i Sükûn ve İzmir Suikastı Kitap Kapağı Cumhuriyetin Kuruluşunda İktidar Kavgası: 150'likler, Takrir-i Sükûn ve İzmir Suikastı
Hakan Özoğlu
Kitap Yayınevi
246

Mustafa Kemal, 1923'te kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin başına geçtiğinde laik ve modernleşmeci bir milli Türk kimliği inşası sürecini başlatmıştı. Ancak bu süreç bir iktidar mücadelesini de içeriyordu. Yeni rejim muhalefeti nasıl susturacak, vizyonunu nasıl pekiştirecekti?
Kısa, ama olaylı bir dönemi inceleyen Cumhuriyetin Kuruluşunda İktidar Kavgası, bu çok önemli yıllarda yeni rejimin muhalefetle başa çıkmak için başvurduğu başlıca üç siyasi ve hukuki manevraya odaklanıyor ve iktidar mücadelesinin yeni devletin biçimlenmesine nasıl katkıda bulunduğunu inceliyor. Dr. Özoğlu çalışmasına, I. Dünya Savaşı'nda kaybeden tarafta yer alan Osmanlı İmparatorluğu'nun kaderini beklediği 1918 yılıyla başlıyor.

Tarif Khalidi – Müslüman Hazreti İsa

Müslüman Hazreti İsa Kitap Kapağı Müslüman Hazreti İsa
Tarif Khalidi
Kitap Yayınevi
223
Arap-İslam edebiyatından derlenmiş, Hz. İsa'yı konu alan yüzlerce vecize ve kıssa... Ahlaki metinler, dinî eserler, edebi eserler, sufiliğe ya da İslam tasavvufuna dair metinler, hikmet antolojileri ile evliya ve peygamber tarihçelerinden oluşan bu geniş metin için Tarif Halidi "Müslüman İncil" ifadesini kullanıyor. Müslümanlar, Hicri 2./Miladi 8. ile Hicri 12./Miladi 18. yüzyıllar arasında Hz. İsa imgesiyle Kuran ve hadisler dışında bu metinler aracılığıyla karşılaşıyorlardı. "Müslüman İncil," bir bütün halinde, İslamiyet ile Hz. İsa arasındaki gönül bağının hikâyesidir; bir dünya dininin, bir başka dünya dininin peygamberini nasıl benimsediğini, onu kendi kimliğinin bir unsuru olarak nasıl kabul ettiğini gösteren eşsiz bir belgedir. Profesör Hâlidi kitabın giriş bölümünde vecizelerle kıssaların tarihi ve edebî çerçevesini sunuyor. Sonraki bölümde ise "Müslüman İncil" yer alıyor. Târif Hâlidi bu bölümü okurlara sunarken; vecizeleri tarih sırasına göre kaynakçaları ile veriyor ve her biri için bir yorum sunuyor. Beyrut Amerikan Üniversitesi İslam ve Arap Araştırmaları Kürsüsü profesörü Tarif Halidi, 1996-2000 yılları arasında Cambridge Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Araştırmaları Merkezi müdürlüğünü yaptı. Arabic Historical Thought in the Classical Period (Klasik Çağda Arap Düşünce Tarihi, Cambridge University Press, 1994) ve Classical Arab Islam (Klasik Arap İslam'ı, Darwin Press, 1985) adlı eserleri vardır. Değerli araştırmacı Ali Bulaç'ın kaleme aldığı sunuş kitabı çok yararlı bir rehber eşliğinde okumanızı sağlıyor.

Suraiya Faroqhi – Osmanlı İmparatorluğu ve Etrafındaki Dünya

Osmanlı İmparatorluğu ve Etrafındaki Dünya Kitap Kapağı Osmanlı İmparatorluğu ve Etrafındaki Dünya
Suraiya Faroqhi
Kitap Yayınevi
380

Avrupalı sefirler, tacirler, gezginler Osmanlı diyarında nasıl karşılandıklarını yazıya dökmeyi 15. ve 16. yüzyıllardan itibaren iş edindiler. Osmanlı vakanüvisleri de imparatorluk sınırları dışındaki dünyayı yok saymamışlardı. Seferler, fetihler… hepsi de savaşla bağlantılı bu karşı karşıya gelişler, dış dünya ile bir ilişki kurma biçimiydi. Ama öte yandan yabancı tacirlerin ihraç edebileceği ve edemeyeceği mallara ilişkin çok sayıda padişah fermanı, İmparatorluk toprakları dışından gelip Mekke'ye gidecek hacılara verilmiş geçiş izinleri gibi belgeler, ileri gelen Osmanlı görevlilerinin İmparatorluk sınırları dışında kalan yerlerde meydana gelen gelişmelerle yakından ilgilenmek zorunda olduğunu gösteriyor. İslam hukukunda ve Osmanlı resmi yazılarında, dünyayı, Darülislam (İslam yurdu) ve Darülharb'ten (savaş yurdu) oluşan bir yer olarak tarif etmek âdettendi, ama bunların arasında bir 'demir perde' yoktu. Fiili bir savaş hali olmadığı zamanlar, Hindistan, Gürcistan ve çeşitli Hıristiyan Avrupa ülkelerinden gelen yabancı tacirler fazla güçlük çıkartılmadan kabul edilirlerdi. Uzun sürelerden beri İstanbul, İzmir ve Halep'te ikamet eden Venediklilere, Fransızlara veya İngilizlere rastlamak mümkündü. Kültürel açıdan değer verilen pek çok eşya Osmanlı diyarı ile batılı komşuları arasında gidip geliyordu. Bu kitabın başlıca amaçlarından biri, sınırların aslında ne kadar geçirgen olduğunu göstermek. Osmanlı tarihçisi Suraiya Faroqhi, bugüne değin diplomatik tarih perspektifi içine sıkışıp kalmış olan bir konuyu, sosyal, ekonomik ve kültürel tarihçilik yaklaşımlarının beslediği bir sentez içine oturtarak, Osmanlı uluslararası ilişkiler tarihine çok önemli bir katkıda bulunuyor. Bu sentezin belgesel temelini ise Osmanlı arşiv kaynaklarından çeşitli dillerdeki seyahat anlatılarına, diplomatik kayıtlardan coğrafya yazılarına, kişisel anılardan sefaretnamelere uzanan çok zengin bir derleme oluşturuyor. Kitabın sonundaki zengin ve ayrıntılı kaynakça, erken modern Osmanlı tarihi üzerine çalışanların daima faydalanabileceği bir başvuru kaynağı niteliğinde. Suraiya Faroqhi'nin başlıca eserleri şunlar: Der Bektaschi-Order in Anatolien (vom späten fünfzehnten Jahrhundert bis 1826) (1981); Towns and Townsmen of Ottoman Anatolia, Trade, Crafts and Food Production in an Urban Setting (1984; Osmanlı'da Kentler ve Kentliler. Kent Mekânında Ticaret, Zanaat ve Gıda Üretimi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000); Men of Modest Substance, House Owners and House Property in Seventeenth-Century Ankara and Kayseri (1987); Pilgrims and Sultans, The Haj under the Ottomans (1994; Hacılar ve Sultanlar, Osmanlı Döneminde Hac (1517-1638), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1995; Kultur und Alltag im Osmanischen Reich, (1995; Osmanlı Kültürü ve Gündelik Yaşam. Ortaçağdan Yirminci Yüzyıla, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2005; Approaching Ottoman History, an Introduction to the Sources (1999; Osmanlı Tarihi Nasıl İncelenir?, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2001; Geschichte des Osmanischen Reiches (2000); The Ottoman Empire and the World Around It (2004, Osmanlı İmparatorluğu ve Etrafındaki Dünya, Kitap Yayınevi, 2007).

Stefanos Yerasimos – Bir Allame-i Cihan 2. Cilt (1942-2005)

Bir Allame-i Cihan 2. Cilt (1942-2005) Kitap Kapağı Bir Allame-i Cihan 2. Cilt (1942-2005)
Stefanos Yerasimos
Kitap Yayınevi

 

  • Cemil Koçak Otuzlu ve Kırklı Yıllarda Türkiye'de Yahudiler
  • Aykut Köksal Ayasofya - Osmanlı Mimarlığı İlişkisi ve Mimarlık Tarihi Yazıcılığının Bakışı
  • Benjamine Lelouch Osmanlı Sultanı'nın İktidarı ve Adaleti
  • Herkül Millas Türk Edebiyatında Yunan/Rum imajı: Sait Faik
  • Derin Öncel İstanbul'u Çalışmak ve Stefanos Yerasimos
  • Şevket Pamuk Konstantinopolis'ten İstanbul'a İşçi Ücretleri, 1100-1800
  • Ersu Pekin,Âşık Çelebi'nin musannifleri, hanendeleri, sazendeleri
  • Brigitte Pitarakis Bizans'ta Öğrenciler
  • Stéphane de Tapia Türkiye'deki Tramvaylar, Metrolar ve Hızlı Trenler
  • Şirin Tekeli İstanbullu "Büyük Rum" için birkaç sevgi sözcüğü
  • Lale Uluç Zulkadirli Şiraz Valilerinin Son Döneminden Resimli bir Yusuf ve Züleyha Nüshası
  • Nicolas Vatin Barbaros Biraderlerin Kökenlerine ilişkin Notlar
  • Gilles Veinstein İstanbul'da İlk Daimi Sefaretlerin Açılması
  • Marianna Yerasimos Evliya Çelebi Yunanistan'da

 

Stefanos Yerasimos – Bir Allame-i Cihan 1. Cilt (1942-2005)

Bir Allame-i Cihan 1. Cilt (1942-2005) Kitap Kapağı Bir Allame-i Cihan 1. Cilt (1942-2005)
Stefanos Yerasimos
Kitap Yayınevi

 

  • Ayda Arel Prygos'tan Burgaz'a: Osmanlı dünyasında sivil amaçlı kuleler I: Erken dönem ve öncüller
  • Tülay Artan Bâbıâli'nin Alay Köşkü yakınlarındaki oluşumu ve Süleymaniye'de bir sadrazam sarayı gezisi
  • Jean-Louis Bacqué Grammont 16. ve 17. yüzyılların Üsküdar'ına Bakış
  • Evangelia Balta Mikra Asia yani Anatoli adlı Karamanlıca Gazete
  • Natalie Clayer Keçi Sütünden Biraya: Osmanlı Sonrası Arnavutluk'ta Sosyal Dönüşümler ve Beslenme
  • Étienne Copeaux Refahyol dönemi (1996-1997) karikatürleri üzerine bir çalışma
  • Edhem Eldem Ölümüne Kopya; Osmanlı Mezar Taşı Geleneğinde Metin Aktarımı
  • Füsun Ertuğ Kapadokya'da Bir Köyün Tarihine ve Tarımsal Geçmişine Dair Notlar
  • Suraiya Faroqhi 18. yüzyıl Sonlarında İstanbul'da Hıristiyan ve Yahudi Esnaf
  • Frédérick Hitzel Sultan'ın Mekke Kervanı
  • Fikret Karakaya Bestekârlık Meşki

 

Ronaldo Munck – Marks @2000

Marks @2000: Geç Marksist Perspektifler Kitap Kapağı Marks @2000: Geç Marksist Perspektifler
Ronaldo Munck
Kitap Yayınevi
208

Bir kaç yıl önce "Marksizm yüzyılı"nın sona erdiğini ilan etmek pek olağan hale gelmişti. Artık olsa olsa, sivri akıllı bir antikacı Marx`ın fikirleriyle ilgilenebilirdi. Buna rağmen, bir zamanlar durmadan Marksist metafiziği köteklemesiyle tanınan Jacques Derrida, şimdi cesur ve kesin bir dille "Marx`sız bir yarın düşünülemez" diyor. İşte bu nedenle, elinizde tuttuğunuz kitap 2000 yılının Marx’ını keşfe çıkmıştır. İçinde yaşadığımız bu fırtınalı, hatta kaotik, küreselleşmiş, postmodern çağa ait çelişkilerin ne anlama geldiğini çıkarsamayı amaçladığımdan, bu kitabı Marx`ı günümüze getiren bir "yaşayan Marx" çabası olarak niteliyorum. Ronaldo Munck. Liverpool Üniversitesi Siyaset Sosyolojisi Profesörü. Ekoloji, kültür, feminizm, kalkınma ve milliyetçilik kapsamındaki ana konular çerçevesinde düşünce dolu, eleştirel ve kışkırtıcı bir marksizm araştırması. Ernesto Laclau, Essex Üniversitesi Siyaset Teorisi Profesörü. Marx resmi komünizmin enkazı altından çıkarılabilir mi? Munck ileriye bakarak, onu kültürel, feminist ve ekolojik perspektiflerle imgesel bir yeni senteze kavuşturuyor. Robin Cohen, Warwick Üniversitesi Sosyoloji Profesörü. Çok iyi temellendirilmiş kışkırtıcı bir kitap. Yenilenmiş bir marksizmin sistemli ve kapsamlı savunusunu yapıyor. Bob Jessop, Lancester Üniversitesi Sosyoloji Profesörü Munck, marksizmi eleştirmekten kaçınmıyor. Ama niyeti hiç bir şekilde Marx’tan ve marksizmden vazgeçmek değil.David Walker, Yayıncı, Marksizm Araştırmaları

Phyllis Pray Bober – Antikçağ ve Ortaçağda Sanat, Kültür ve Mutfak

Antikçağ ve Ortaçağda Sanat, Kültür ve Mutfak Kitap Kapağı Antikçağ ve Ortaçağda Sanat, Kültür ve Mutfak
Phyllis Pray Bober
Kitap Yayınevi
500

Bu kitap arkeoloji ve sanat tarihinin merceğinden mutfak kültürüne bakıyor ve bize tarihöncesinde Çatalhöyük'te, Mısır, Mezopotamya, Yunan ve Roma uygarlıklarında ve Ortaçağ Avrupa'sında neler yenilip içildiğini, yemeklerin nasıl hazırlanıp sunulduğunu anlatıyor. Şu bizim Çatalhöyük'te MÖ 5850'de taş veya ağaçtan özenle oyulmuş kaplar ya da kille sıvanmış örme sepetler kullanılıyor, ateşte kızdırılmış taşlar bu kaplara daldırılarak yemek pişiriliyormuş. Antik Mısır'da MÖ 3000'de köleler ya da işçilerin arpa ya da gernikten yapılan ekmek, soğan, pırasa, sarımsak ve baklagiller ile biradan oluşan bir beslenme düzenleri varmış. Bir mezardan çıkarılan ölü yemeği ise Mısır soylularının ne yediği hakkında bir fikir veriyor: öğütülmüş arpayla pişirilmiş lapa, ateşte kızarmış bütün bıldırcın, iki pişmiş böbrek, bir pişmiş balık, sığır kaburgası, gernikten yapılmış üçgen biçimli somun ekmek, birkaç pasta, haşlanmış meyve ve büyük olasılıkla incir. Mezopotamya mutfağında ekmek pişirmek için üzerinde hayvanlardan doğurgan çıplaklara kadar her türlü figürün bulunduğu kalıplar kullanılıyormuş. Sözcük dağarcıklarında da 18-20 peynir çeşidine rastlanıyormuş... Sıra Antik Yunan'a geldiyse 4. yüzyıldan bir şiir aktarmakla yetinelim:

Palamut güzün Ülker takımyıldızı inişteyken yakalanır
Nasıl istersen öyle pişir onu. Onu bunu katmaya gerek yok.
Ne kadar çabalasan rezil edemezsin bu balığı.
Ama dostum Moskhus, en iyi pişirme yolunu bilmek istersen,
Derim ki, incir yaprağına sar onu,
bir tutam mercanköşk serptikten sonra
Sakın peynir ya da bir başka saçmalık katayım deme!
Koyuver yaprağın üstüne, sarıp sarmala bir güzelce,
Sonra hepsini kızgın köze göm.
Şimdi doğrusunu istersen, güzelim Byzantion'da (İstanbul) çıkar palamudun en iyisi
Yakınlarında tutulanlar da kötü sayılmaz,
Ama ne denli uzaklaşırsan Hellespont'tan (Çanakkale Boğazı), o denli bozulur balık,
Bir de tuzlu Ege sularında çıkanı vardır ki,
Aynı balık değildir o artık, bütün övgülerimi geri almak zorundayım o zaman.
2002'de kaybettiğimiz Phyllis Pray Bober, Bryn Mawr College'da Beşeri Bilimler profesörüydü.

Peter L. Berger & Samuel P. Huntington – Bir Küre Binbir Küreselleşme

Bir Küre Binbir Küreselleşme: Çağdaş Dünyada Kültürel Çeşitlilik Kitap Kapağı Bir Küre Binbir Küreselleşme: Çağdaş Dünyada Kültürel Çeşitlilik
Peter L. Berger & Samuel P. Huntington
Kitap Yayınevi
395
Küreselleşme bazıları için yeni bir bakış ve demokratikleşme çağını açacak sihirli bir sözcük. Bazıları içinse Amerika'nın ekonomik ve siyasal egemenliğinde türdeşleşmiş bir dünyayı akla getiriyor. Bu kitap kendini küreselleşme sürecinin yol açtığı kültürel boyutla sınırlıyor. Gelişen bir küresel kültür gerçekten var ve bu kültür gerek kökeni, gerek içeriği açısından ABD ağırlıkl. Yükselen küresel kültür hem elit, hem de popüler araçlarla yayılıyor. İş ve siyaset dünyası liderlerinin kültürü, aydınların kültürü ve popüler kültür hızla değişiyor. İnançlar, değerler, yaşam tarzları dönüşüyor. Dünyanın her köşesini etkliyen bir kültürel deprem tablosuyla karşı karşıyayız. Bu depreme gösterilen tepkiler de farklı. Bazı insanlar hiç kaygılanmadan olayı kabul ediyor. Bazıları ise militan bir tutumla küreselleşmeyi reddetmeye çalışıyor ve bunu kah din, kah milliyetçilik bayrağı altında yapıyor. Küreselleşmeye karşı tavır almanın küresel ekonomiden dışlanma sonucunu vereceğini gören bazı ülkeler küresel ekonomiye katılmayı ama küresel kültüre direnmeyi bağdaştırmaya çalışıyor. Bu başarılması zorlu bir denge gösterisi.

Murat Kocaaslan – IV. Mehmet Saltanatında Topkapı Sarayı Haremi

IV Mehmet Saltanatında Topkapı Sarayı Haremi: İktidar,Sınırlar ve Mimari Kitap Kapağı IV Mehmet Saltanatında Topkapı Sarayı Haremi: İktidar,Sınırlar ve Mimari
Murat Kocaaslan
Kitap Yayınevi
303

17. yüzyılda Fransız seyyah J. B. Tavernier, Topkapı Sarayını tasvir ederken, hareme ilişkin bilgi vermesinin mümkün olmadığını, zira hareme girmenin neredeyse imkânsız olduğunu söyler. Tavernier'in, fazla görünmediklerini söylediği hareme mensup kadınların etkinlikleri, perde arkasından da olsa hiç küçümsenemeyecek ölçüdeydi ve her biri birer başrol oyuncusuydu. 17. yüzyılda gelişen olayların ve şartların tanıdığı olanaklar ölçüsünde konumları yükselen valide sultanlar her alanda etkinliklerini artırdı. Artık "saray" ve özellikle "harem" siyaset oyununun sahnelendiği yerdi. Bu oyunda sultan başrolden düşmüş, yerini başkaları almıştı. 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Topkapı Sarayı Haremi ön plana çıkmaya başladı. Özellikle valide sultanların artan siyasi gücünün yanında darüssaade ağalarının siyasi güce kavuşmaları da bunda önemli bir rol oynadı. Ancak Harem'in asıl etkin bir rol oynamaya başlaması, 17. yüzyılın başında şehzadelerin sancaklara gönderilmeyip yerine haremde yaşamaya başlamasıyla oldu. Bu yeni durumla birlikte Osmanlı hanedanı içinde süregelen iktidar oyununun sahnelendiği yer harem oldu. Yazar Murat Kocaaslan, Topkapı Sarayı haremini ele aldığı bu çalışmasında, Osmanlı hanedanı üyelerinin yaşadığı haremin mimari örgütlenmesini ve kadınların mimariye olası etkilerini, özellikle IV. Mehmed'in saltanat dönemi çerçevesinde tartışıyor. Bununla birlikte haremdeki mimari örgütlenmenin beraberinde getirdiği "bilinçli" veya "bilinçsiz" olarak oluşturulan sınırlara dikkat çekiyor. Osmanlı hanedan üyelerinin yaşadığı haremde mimari şekillenmenin doğrudan statüyle ilgili olduğunu, bu örgütlenme içinde haremde yaşayan her bir bireyin sınırlarının kesin olarak çizildiğini ve bu sınırların aşılmasına izin verilmediğini ileri sürüyor. Haremdeki bu sınırların mimariye bire bir uygulandığını ortaya koyuyor. Bu anlamda haremdeki mimari örgütlenmenin sarayın genel mimari örgütlenmesiyle de örtüştüğünü belirtiyor. Dr. Murat Kocaaslan, halen Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünde çalışıyor.

Ken Robinson – Yaratıcılık: Aklın Sınırlarını Aşmak

Yaratıcılık: Aklın Sınırlarını Aşmak Kitap Kapağı Yaratıcılık: Aklın Sınırlarını Aşmak
Ken Robinson
Kitap Yayınevi
240
Tarihte hiçbir zaman olmadığı kadar hızla devinen bir ekonomik ve teknolojik değişimler çağında yaşıyoruz. Yaratıcı, yenilikçi ve esnek insanlara her toplumun ihtiyacı var. Ama böyle insanlar çoğu kez bulunamıyor. Bu neden böyle? Esas sorun ne? Bununla ilgili olarak ne yapılabilir? Yaratıcılık, Aklın Sınırlarını Aşmak konuyla ilgili çç hayati sorunun yanıtını veriyor; 1) Yaratıcılığı desteklemek neden çok önemli ve başarısız olmanın bedeli ne? 2) Çocukların kafası yaratıcı fikirlerle kaynadığı halde büyürken onlara ne oluyor? 3) Yaratıcılık nasıl desteklenebilir, herkes yaratıcı mıdır, yaratıcılık geliştirilebilir mi, öyleyse nasıl? Dr. Ken Robinson bu kitapta günümüzdeki eğitim kurumlarının öğrencilerin yaratıcı potansiyellerini yok ettiğini ileri sürüyor ve bunu tersine çevirebilmek 21.yüzyılda yaşamın dayattığı olağanüstü koşullarla baş edebilmek için nasıl bir eğitim verilmesi gerektiğini tartışıyor.