Oscar Wilde – Sosyalizm ve İnsan Ruhu

Sosyalizm ve İnsan Ruhu Kitap Kapağı Sosyalizm ve İnsan Ruhu
Oscar Wilde
Metis Yayıncılık
136

"Sosyalizmin tesisinden elde edilecek en büyük kazanç, bizleri o pek sıkıcı şeyden, başkaları için yaşama zorunluluğundan kurtarması olacaktır." Oscar Wilde'ın bu açılış cümlesi, toplumsallığa değil de bireyselliğe vurgu yapan bir sosyalizm anlayışına karşılık geliyor. Kalabalıkların inanç ve değer yargılarının çoğu zaman mutlakiyetçi otoriteye yol açtığını çok erken bir tarihte görmüş olan Wilde, geleneksel ahlakçılıklara, din temelli hayır kurumlarına karşı çıkar, belirleyici olanın insanın hayırseverliğe muhtaç olma durumundan kurtulması olduğunu vurgular.

Öyle bir kurtuluş ki, sömürüyü ortadan kaldırarak insanlara kendi hayatlarını zenginleştirmede eşit imkânlar yaratsın, böylece bir insanın başka bir insana acımasının, yardım etmeye çalışmasının, ama bir türlü gerçekten yardım edememesinin bütün manevi yükünü de ortadan kaldırsın. İnsanın gerçek özgürlüğü de burada yatmaktadır.

Sosyalizm ve İnsan Ruhu'nu Roll Dergisi 2000 yılında, Fatih Özgüven'in çevirisiyle ve başka yazarlardan alıntılarla yayımlamıştı. Aradan geçen yıllara rağmen metnin ve derginin katkısı olan alıntıların bugün de son derece güncel olduğunu düşündüğümüz için Roll edisyonunu aynen yayımlıyoruz.

Fernando Pessoa – Şeytanın Saati

Şeytanın Saati Kitap Kapağı Şeytanın Saati
Fernando Pessoa
Metis Yayıncılık
56

"Masallardaki Yakışıklı Prens'i, Mükemmel Erkeği, Yorulmak bilmez âşığı hiç düşünmediniz mi? Sizi kimsenin okşamadığı gibi okşayacak birini, sanki siz onun içindeymişsiniz gibi sizin olan birini, aslında bir olan üçlü bir coşkuda hem babanız, hem kocanız, hem de oğlunuz olan birini, hiç yanınızda, düşünüzde hissetmediniz mi?
... Bendim o, her zaman ben, ben Yılan -bana verilegelen rol bu- dünyanın başlangıcından beri...
... Ben İmgelem Tanrısı'yım, yitik, çünkü yaratmıyorum.
... Ben sesi esriklik, ruhu yanılgı olan, yaratmadan yaratan Tin'im.
... Ben, senin her zaman aradığın ve asla bulamayacağın kimseyim."

Andrew Crumey – Mobius Dick

Mobius Dick Kitap Kapağı Mobius Dick
Andrew Crumey
Metis Yayıncılık
248

Fizikçi John Ringer'ın telefonuna bir mesaj gelir. Gönderenin kim olduğu belli değildir. Eski bir sevgili mi? Belki. Ama Ringer telefonunun menüsünden geri arama özelliğini bir türlü bulamadığından, gönderenin kim olduğunu öğrenemez. Diğer yandan mesajla birlikte tuhaf olaylar ve ilk bakışta birbiriyle alakasız görünen anlatılar birbiri ardına gelecektir.
Ringer'ın eski sevgilisiyle ilgili anıları, Schumann'ın son günleri, Schrödinger'in kuantum dalgalarıyla ilgili eşitliği - tesadüfler, analojiler, sürprizler ve tekrar eden motiflerle, apayrı görünen bütün unsurlar ilmek ilmek birbirine bağlanıyor. Her sayfada biraz daha merak uyandırarak, tıpkı bir kara delik gibi, insanın elinden kayıp giden gerçekliklerin, kuantum bilgisayarlarının, vakum enerjisinin harikalar diyarına çekiyor okuru.

Frederik Pohl – Pısırıklar Çağı

Pısırıklar Çağı Kitap Kapağı Pısırıklar Çağı
Frederik Pohl
Metis Yayıncılık
168

Yeniden doğmayı kim istemez. Ama ölümünüzle yeniden doğumunuz arasına yüzlerce yıl girerse, bazı "uyum sorunları" yaşamanız kaçınılmaz olacaktır.

Rita Felski – Edebiyat Ne İşe Yarar?

Edebiyat Ne İşe Yarar? Kitap Kapağı Edebiyat Ne İşe Yarar?
Rita Felski
Metis Yayıncılık
176

İnsan neden okur? Edebiyat okumanın hoşça vakit geçirmek dışında bir faydası olabilir mi? Üniversitelerde neden edebiyat bölümleri vardır? Edebiyatın güzel ahlak sahibi, entelektüel bakımdan gelişmiş bireyler yetiştirmeye hizmet ettiği söylenebilir mi hâlâ?

Edebiyat Ne İşe Yarar? özgün ve kışkırtıcı düşüncelerle dolu bir kitap. Okurun kendi okuma uğraşı hakkında, kurumların ise edebiyat eğitiminin gerekçeleri hakkında daha bilinçli olmasına yardımcı olmayı amaçlıyor.

Carl-Johan Vallgren – Bir Garip Aşk Öyküsü

Bir Garip Aşk Öyküsü Kitap Kapağı Bir Garip Aşk Öyküsü
Carl-Johan Vallgren
Metis Yayıncılık
312

On dokuzuncu yüzyılın başlarında, filozof Kant'ın da doğum yeri olan Königsberg'deki bir genelevde bir hilkat garibesi doğar. Doğarken annesinin ölümüne sebep olan bu canavarımsı yaratık sağır, dilsiz ve ürkütücü bir şekilsizliktedir. Ne var ki çok gizli bir yeteneğe de sahiptir: İnsanların zihnini okur, kalplerinin en derininde olup biteni bilir. Herkül adı verilen bu bebeğe hayatın bahşettiği en büyük armağan, onunla aynı gün genelevde dünyaya gelen güzeller güzeli Henriette Vogel ile birbirlerine duydukları kopmaz aşktır.
Ama içinde yaşadıkları dünya "tahmin edebileceğiniz gibi" böyle bir aşkı kaldıramaz, âşıklar birbirlerinden uzağa savrulurlar. Yeteneği başına bela olan, çetin düşmanlar edinen Herkül, on dokuzuncu yüzyıl boyunca aşkının peşinde Avrupa'yı bir ucundan diğerine dolaşır. Tımarhaneler, ucube sirkleri ve manastırların içinden geçerken, dönemin yüksek kurumlarındaki mühim şahısların içyüzüne tanık olur, dehşete kapılır: Gözlerimizin önündeki, kan, hırs ve toplumsal baskıyla, çürüme ve kutsalın kötüye kullanılmasıyla dolu bir tarihtir. İnsan olmanın anlamını sorgularız kahramanımızla birlikte, ama her şey bir yana, garip de olsa sarsılmaz bir aşk öyküsüdür dinlediğimiz.
Güzel ve çirkin, saygın ve alçak, yüce ve düşük gibi kavramlarımızı yerinden oynatan, aşkın, nefretin ve duyguların gücünü vurgulayan Carl-Johan Vallgren'in bu müthiş romanı, günümüz İsveç edebiyatının öndegelen yapıtlarından biri. Yazarına İsveç'in en önemli ödülü olan August başta olmak üzere sayısız ödül kazandıran ve çok sayıda dünya diline çevrilen kitap şimdi Türkçede...

Doris Lessing – Kedilere Dair

Kedilere Dair Kitap Kapağı Kedilere Dair
Doris Lessing
Metis Yayıncılık
152

Kedilere yakın yaşayan herkesin bildiği gibi onlar hakkında genelleme yapılamaz. Her biri apayrı karaktere sahip yaratıklardır kediler, basbayağı "birey"dirler. Has bir yazar olan Lessing de bunun gayet farkında olduğu için kedi ırkına bir güzelleme yazmak yerine, hayatına girmiş kedilerin hikâyelerini, hiçbir süslemeye başvurmadan anlatmayı tercih ediyor. Ama bazı kedilerin güzelliğiyle büyülenmekten de kendini alamıyor:

 

"Bej renkli, ... ön ayakların bitiminde gümüşe çalan patiler. Kenarları beyazla çerçevelenmiş olduğu için simli gibi duran kulaklar dikilip, öne arkaya oynardı; dinleyerek, algılayarak. ... Kuyruğu, ucu sanki diğer organlarının alamadığı mesajları alıyormuş gibi, bir başka boyutta oynardı. Hava kadar hafif, pür dikkat oturur, tüyleriyle, bıyıklarıyla, kulaklarıyla, bütün varlığıyla, bakar, işitir, hisseder, koklar, içine çekerdi. Eğer balık sudaki hareketin somutlaşmış, şekillenmiş haliyse, endamına bakılırsa kedi de hissedilmeyen havanın çizgiye dökülmüş ve biçimlenmiş hali.

Ah kedi; derdim, daha doğrusu tapınırdım: Güzeeeel kedi! Nefis kedi! Zarif kedi! İpek kedi! Tüylü baykuş gibi yumuşacık kedi, kelebek patili kedi, süslü kedi, inanılmaz kedi! Kedi, kedi, kedi, kedi."

Ivo Andriç – Drina Köprüsü

Drina Köprüsü Kitap Kapağı Drina Köprüsü
Ivo Andriç
Metis Yayıncılık
354

Drina Köprüsü, şüphe yok ki, geçtiğimiz yüzyılın en büyük romanlarından biri. 1961'de İvo Andriç'e layık görülen Nobel Ödülü, edebiyat dünyasında, özel olarak bu kitaba verilmiş gibi kabul edildi; kitap o yıllarda Türkiye'de de büyük ilgi gördü. Drina Köprüsü, hiç eskimeyecek değerinin ötesinde, kırk-elli yıl sonra 1990'ların Yugoslavyası'nda yeniden güncellik kazandı. Acı bir vesileyle: ülkedeki çok milletli, dinli, çok kültürlü hayatı tahrip eden iç savaşlar silsiseyle... Bu eseri savaşın hemen bütün tarafları bir şekilde sahiplendiler. Kimileri de, Sırpların, Hırvatların, Müslümanların birarada olamazlığının belgesi gibi 'okuttular' bu romanı. Drina Köprüsü, eski Bosna'nın, orada yaşayan herkesin paydaş olduğu hayatınadair, bu hayatın milliyetçilikler çağında nasıl değiştiğine dair bir roman. Belki de bir romans demek lazım - bir millete, cemaate değil de bir ülkeye, bir vatana adanmış bir aşk romanı. Diğer eserlerini de yayıma hazırladığımız Ivo Andriç'in bu başyapıtı, Osmanlı'da farklı toplulukların nasıl birarada yaşadığını geniş bir görüşle ve incelikle tasvir ediyor. Anlatılan ne müthiş bir uyum hikayesi, ne de mutlak bir zulüm hikayesi. Kimliklerin, dinlerin, devletlerin ve de her şeyin ötesinde, içinde insanların olduğu, karmamış, zengin bir hayat tablosu. Zaten Drina Köprüsü'nü büyük roman yapan da bu: Osmanlı, Bosna, Sırplar, Müslümanlar vs. meselelerini okura tamamen unutturabilen bir büyük roman.

John Berger – Picasso’nun Başarısı ve Başarısızlığı

Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı Kitap Kapağı Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı
John Berger
Metis Yayıncılık
240

Yirminci yüzyılın en varlıklı ve ünlü sanatçısı olarak ölen Picasso, yorulmak bilmeyen yaratıcılığı ve şaşırtıcılığıyla henüz hayattayken bile bir efsane olmuştu. Böylece kitaplar, kartlar, röprodüksiyonlardan oluşan büyük bir endüstri doğdu Picasso adıyla anılan. Günümüzde resim sanatının, ressamın, daha doğrusu ancak yaratarak var kalabilen kişinin içinde bulunduğu çıkmazdır John Berger'ın ilgisini çeken: Bir İspanyol, bir sürgün, yalnız ve yalıtılmış bir insan olarak Picasso. Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı'nda Berger, resimleri üzerinden farklı bir bakış açısıyla okuyor Picasso'yu. Okurun Görme Biçimleri ve O Ana Adanmış adlı kitaplarından da aşina olduğu görme zevkini ve eleştirelliğini bu kitabıyla da sürdürüyor.

John Berger – Görme Biçimleri

Görme Biçimleri Kitap Kapağı Görme Biçimleri
John Berger
Metis Yayıncılık
168

Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.
Ne var ki başka bir anlamda da görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek bulunuruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez. Her akşam güneşin batışını görürüz.
Dünyanın güneşe arkasını dönmekte olduğunu biliriz. Ne var ki bu bilgi, bu açıklama gördüklerimize uymaz hiçbir zaman. Gerçeküstücü ressam Magritte "Düşlerin Anahtarı" adlı resminde sözcüklerle nesneler arasında her zaman var olan bu uçurumu yorumlamıştır.

John Berger – G.

G. Kitap Kapağı G.
John Berger
Metis Yayıncılık
360

G. John Berger'in İngiltere'nin en prestijli ödülü olan Booker ödülünü almış, erken dönem romanı. Arka planında Avrupa tarihinin Garibaldi, 1898 Milano işçilerinin ayaklanması, Boer savaşı, Alplerin ilk kez uçakla geçilmesi gibi önemli siyasi olaylarının yer aldığı roman, kadın ve erkeğin cinsel bağ ve ilişki içindeki davranışlarına eğiliyor.

David Eddings – Büyücüler Kraliçesi

Büyücüler Kraliçesi Kitap Kapağı Büyücüler Kraliçesi
Belgariad Serisi 2. Kitap
David Eddings
Metis Yayıncılık
312

"Bir gün, Tanrı Aldur bir çocuk kalbi büyüklüğünde, küre şeklinde bir taş aldı ve bir ruh haline getirene kadar elinde evirip çevirdi. İnsanların Aldur Taşı dedikleri bu canlı mücevherin gücü çok büyüktü ve Aldur onunla mucizeler yarattı." Aldur'un kardeşi Tanrı Torak, binyıllar boyunca Taş'ı eline geçirmek için yapmadığını bırakmadı. Onu engellemek için çalışan iki kişi, Aldur'un müridi Büyücü Belgariath ve kızı Büyücü Polgara idi. Belgariad, Torak'ın Aldur Taşı'nı ele geçirip dünyaya hakim olmak için verdiği son mücadelenin hikayesidir. Büyücüler Kraliçesi'nde, Garion'un, yol arkadaşları İpek, Barak, Pol Teyze ve Büyücü Belgariath ile birlikte, kendindeki büyü gücünü tanımasının, intikamın sandığı kadar kolay ve mutluluk veren bir şey olmadığını öğrenmesinin, Batı dünyasının en büyük şövalyesi Mandorallen ile tanışmasının ve doğduğundan beri içinde olan sesin yol göstericiliğiyle, bir kraliçeye ve bir tanrıya kafa tutmasının hikayesi anlatılıyor.

David Eddings – Büyülü Şato

Büyülü Şato Kitap Kapağı Büyülü Şato
Belgariad Serisi 4. Kitap
David Eddings
Metis Yayıncılık
328

"Bir gün, Tanrı Aldur bir çocuk kalbi büyüklüğünde, küre şeklinde bir taş aldı ve yaşayan bir ruh haline getirene kadar elinde evirip çevirdi. İnsanların Aldur Taşı dedikleri bu canlı mücevherlerin gücü çok büyüktü ve Aldur onunla mucizeler yarattı."

Aldur'un kardeşi Tanrı Torak, binyıllar boyunca Taş'ı eline geçirmek için yapmadığını bırakmadı. Onu engellemek için çalışan iki kişi, Aldur'un müridi Büyücü Belgarath ve kızı Büyücü Polgara idi. Belgariad, Torak'ın Aldur Taşı'nı ele geçirip dünyaya hakim olmak için verdiği son mücadelenin hikayesidir.

Büyülü Şato'da, Ctuchik'in elinden Taş'ı almayı başaran Garion, Polgara ve Belgarath'ın Batı'ya, Riva adasına dönüşlerinin, Garion'ın sonunda soyunun mirasına kavuşarak "Belgarion" olmasının ve Batı ordularının Tolnedra İmparatorluğunun Çiçeği, Borune Hanedanının Mücevheri, İmparatorluk Prensesi ve Batı'nın Hükümdarı Ce'Nedra yönetiminde Torak'ın ordularına karşı büyük bir savaşa girişmesinin öyküsü anlatılıyor.

David Eddings – Efsuncunun Son Oyunu

Efsuncunun Son Oyunu Kitap Kapağı Efsuncunun Son Oyunu
Belgariad Serisi 5. Kitap
David Eddings
Metis Yayıncılık
324

'Bir gün, Tanrı Aldur bir çocuk kalbi büyüklüğünde, küre şeklinde bir taş aldı ve yaşayan bir ruh haline getirene kadar elinde evirip çevirdi. İnsanların Aldur Taşı dedikleri bu canlı mücevherin gücü çok büyüktü ve Aldur onunla mucizeler yarattı."

Aldur'un kardeşi Tanrı Torak, binyıllar boyunca Taşı'ı eline geçirmek için yapmadığını bırakmadı. Onu engellemek için iki kişi, Aldur'un müridi Büyücü Belgarath ve kızı Büyücü Polgara idi. Belgariad, Torak'ın Aldur Taşı'nı ele geçirip dünyaya hakim olmak için verdiği son mücadelenin hikayesidir.

Efsuncunun Son Oyunu'nda, bir yandan Riva Kraliçesi Ce'Nedra'nın ordusunun Angarak odularına karşı verdiği ümitsiz savaşın, bir yandan da Garion'un Aldur Taşı ile birlikte, Torka ile nihai karşılaşmasına doğru yolculuğunun hikayesi anlatılıyor. İki Kehanet en sonunda karşı karşıya geliyorlar ve dünyanın kaderi yeniden çiziliyor.

David Eddings – Kehanetin Oyuncağı

Kehanetin Oyuncağı Kitap Kapağı Kehanetin Oyuncağı
Belgariad Serisi 1. Kitap
David Eddings
Metis Yayıncılık
256

"Bir gün, Tanrı Aldır bir çocuk kalbi büyüklüğünde, küre şeklinde bir taş aldı ve yaşayan bir ruh haline getirene kadar elinde evirip çevirdi. İnsanların Aldur Taşı dedikleri bu canlı mücevherlerin gücü çok büyüktü ve Aldur onunla mucizeler yarattı" Aldur'un kardeşi Tanrı Torak, binyıllar boyunca Taş'ı eline geçirmek için yapmadığını bırakmadı. Onu engellemek için çalışan iki kişi, Aldur'un müridi Büyücü Belgarath ve kızı Büyücü Polgara idi. Belgariad, Torak'ın Aldur Taşı'nı ele geçirip dünyaya hakim olmak için verdiği son mücadelenin hikayesidir. Kehanetin Oyuncağı'nda, küçük bir çiftlikte büyüyen Garion'un, Pol Teyzesi, ihtiyar masalcı 'Bay Kurt', Çerek savaşçısı Barak ve casus, hırsız ve akrobat ipek ile birlikte, Torak'ın müridi Zedar tarafından çalınan Taş'ın pesine düşmesinin hikayesi anlatılır. Garion bu arayış boyunca, dünyanın sandığı gibi düzenli, mantık kurallarına göre işleyen bir yer olmadığını, büyünün gücünü ve en yakınındaki insanların bile aslında onun sandığı kişeler olmadıklarını öğrenecektir.

Yazı dolaşımı