Immanuel Wallerstein – Tarihsel Kapitalizm
Siyasi / 15 Ağustos 2017

Kitap Adı: Tarihsel Kapitalizm Yazar: Immanuel Wallerstein Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 94 Tarihsel kapitalizm daha ilk bakışta, bazı savunucularının öne sürdüğü gibi ‘doğal’ bir sistem olmak şöyle dursun, açıkça saçma bir sistemdir. Daha fazla sermaye üretmek için sermaye üretilmektedir. Kapitalistler ayak değirmeninde daha da hızlı koşmak için gitgide daha hızlı koşan beyaz fareye benziyor. Bu süreç içinde bazı insanlar iyi yaşıyor, ama diğerler yoksul yaşıyor. Peki, iyi yaşayanlar ne kadar ve nereye kadar iyi yaşayacak? Hepimiz bu tarihsel sistemin moda ettiği haklılığı kendinden menkul ilerleme ideolojisiyle öylesine dolmuşuz ki bu sistemin çok sayıdaki olumsuzluklarını kabul etmekte zorlanıyoruz. Marx gibi kararlı bir suçlayıcısı bile tarihsel kapitalizmin oynadığı ilerici role büyük ağırlık vermiştir. ‘ İlerici ‘ sözü tarihsel olarak daha sonra gelen anlamında kullanılmadığı sürece ben buan inanmıyorum… O zaman böyle bir sistem neden ve nasıl ortaya çıktı? – Immanuel Wallerstein

Brigitte Aubert – Dr. March’ın Dört Oğlu
Polisiye / 14 Ağustos 2017

Kitap Adı: Dr. March'ın Dört Oğlu Yazar: Brigitte Aubert Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 163 Katilin Günlüğü İlk seferinde… Hayır, önce size merhaba diyeyim. Merhaba sevgili dostlar. Sevgili yeni dostlar. Merhaba sevgili gizli günlüğüm. Hayatımı ve aileminkini anlatmaya karar vermiş olan sevgili gizli benliğim, merhaba! Ama asıl sözünü etmek istediğim “o”. İlk seferinde, yaşım… kesin yaşımı söylemeye gerek yok, diyelim ki çocuktum. Sevimli, ufak bir çocuk. O da küçük bir kız çocuğu idi. Elbise giymişti, kırmızı akrilik bir elbise, parlak kırmızı. Akriliğin bayağı iyi yandığını biliyordum, bir meşale gibi. Elbisesini yaktığımda bağırdı, sonra da yandı. Yanmasını sonuna kadar izledim. Her yanı şişmişti ve gözleri dışarı fırlamıştı. Hala çok iyi hatırlıyorum, oysa çocuktum. Her zaman iyi bir belleğim olmuştur. Onun yandığını görmekten hoşlanmıştım. Öleceğini biliyordum. Bu hoşuma gidiyordu. Bu hoşuma gidiyor. Ölümü tattırmak. Ölü ilk seferdi. Sonra annem geldi ve beni kollarının arasına aldı….

Bilge Karasu – Lağımlaranası Ya Da Beyoğlu
Roman / 19 Temmuz 2017

Kitap Adı: Lağımlaranası Ya Da Beyoğlu Yazar: Bilge Karasu Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 228 Bilge Karasu . Bütün Yapıtları 1014 Temmuz 1995’te yitirdiğimiz Bilge Karasu, ölümünden sonra yayımlanabileceğini düşündüğü metinler Füsun Akatlı’ya teslim etti. Okunacak, taranacak, ayıklanacak, bazen yeniden inşa edilecek bir bavul ve irici bir seyahat çantası dolusu “yazılı kâğıt”… Akatlı’nın iki buçuk yıllık titiz çalışmasının sonucunda iki kitap çıktı ortaya: Lağımlaranası ya da Beyoğlu’nda “anlatı” ya da “kurmaca” genel kategorisi içerisinde yer alması uygun olacak metinler toplandı; Karasu’nun yazdığı bir radyo oyunu ile iki opera librettosu da bu yapıta eklendi. Diğeri, Öteki Metinler’se denemeler, metinler, notlar, günlüklerden oluşuyor ve ortak paydaları “öteki” kavramı üzerine temellenmeleri. Füsun Akatlı şunları söylüyor: Tek kaygım; o titizlikte, o kılı kırk yarıcılıkta, o rafinelikte bir yazarı (ve bir insanı), kendisinin içine sinecek bir kılıkta okur karşısına çıkarabilmek oldu… Gerek karşılıklı konuşmalaramızda, gerek mektuplaşmalarımızda metinlerle ilgili olarak belirttiği kaygıları dikkate aldım. Bilge Karasu’nun yazar kimliğine ve ‘yazı’sına olan aşinalığımın ve bağlılığımın yanı sıra; onun tamamlayıp son biçimini verecek vakti kalmadığını gayet iyi bilerek, bütün yazı, not, müsvedde hatta karalamalarını bana emanet etmesinden güç aldım. “Bu iki kitapla birlikte, dilimizin bu seçkin ustası ve tümyaşamını yazıya, yazına,dile, düşüne adımış bu çok özel insan, 65…

Bilge Karasu – Gece
Roman / 19 Temmuz 2017

Kitap Adı: Gece Yazar: Bilge Karasu Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 232 Gece’de anlatılan tek tek, bölük pörçük durumların, konumların, gerçek yaşamla somut ilişkisi, sürekli seziliyor satır aralarında. Okurun yakın geçmişte tanığı olduğu birçok toplumsal, tarihsel, kültürel deneyden yankılar ve metinde sözgelişi. Alışılmış tarihsel mantığın işleyişi bile sorguya çekiliyor. Ama bütün bu gerçek durumlardan soyut bir çıkarım olan yaşantı, insan umutlarıyla korkularının bütünleyici imgeleriyle dile getiriliyor. -Akşit Göktürk-

Yves Berger & John Berger – Uçuşan Etekler
Edebiyat / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Uçuşan Etekler: Bir Ağıt Yazar: Yves Berger & John Berger Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 44 John Berger’ın kaybettiği eşi Beverly Berger’ın ardından, oğlu Yves Berger’le birlikte yazdığı bir ağıt: Uçuşan Etekler. Çizimlerle desteklenen; bu dünyadan “geçmişten geleceğe mesajlar taşıyan bir koşucu gibi geçen” bir kadına yazılmış; sevgiliye, dosta, yoldaşa, çalışma arkadaşına, akıl hocasına duyulan özlemin anlatıldığı bir mektup…

Yıldırım Türker – Gözaltında Kayıp Onu Unutma
Siyasi / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Gözaltında Kayıp Onu Unutma Yazar: Yıldırım Türker Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 80 “İnsanların devlet eliyle toplu olarak kayıp edilmelerinin ilk örneği, 7 Aralık 1941 tarihinde Nazi Generali Wilhelm Keitel’in emriyle başlatılan operasyon. Binlerce direnişçi, Nazi işgali altındaki Avrupa’ya gözdağı vermek, her türden direnişi sindirmek amacıyla gece yarılarında toplanıp kayıp edildiler. Operasyonun adı ‘Gece ve Sis’ti. Gece ve Sis, faşizmin şiirinde, geceleyin kayıp et ve belirsizliğin sisiyle sarmala anlamına geliyordu. Daha sonra 1960’larda Guatemala ve Brezilya’da binlerce insan kayıp edildi. 1973 darbesinden sonra Şili’de yüzlerce insan kayıp edildi. Pinochet, Arjantin generallerine el verdi. 1976 darbesinden sanra Arjantin’de binlerce muhalif kayıp edildi. Sivil yönetime geçildikten sonra kimi itirafçı generallerden, kayıp edilen insanların büyük bir kısmının iğnelerle uyuşturulup uçaklardan okyanusa atıldıklarını öğrendik. İnsanları kayıp etmenin kirli tarihi şimdi Türkiye Cumhuriyeti’nde yazılıyor. 1980’den bu yana her yıl, her gün daha fazla insan kayıp ediliyor. Geceye tenezzül etmeyen adamlar çoğunluk gündüz vakti insanları arabalarına tıkıştırıp götürüyor. Sise güvenleri sonsuz nasılsa. Hayatımızın üstüne kapanmış bu sis, kaç on yılın sisi. Hiçbir zaman Arjantin kadar sivil olamayacağımızı, dolayısıyla hiçbir mahkemede terlemeyeceklerini, kullandıkları yöntemleri ele vermek zorunda kalmayacaklarını düşünüyorlar besbelli. Ve kayıplar listesi gün günden kabarıyor. Her geçen ay daha çok insan kayıp ediliyor. Ve…

Yaprak Zihnioğlu – Kadınsız İnkılap
Tarih / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Kadınsız İnkılap: Nezihe Muhiddin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği Yazar: Yaprak Zihnioğlu Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 336 Nezihe Muhiddin kimdi? Hangi sosyal ve entelektüel ortamda yetişti? Kadınlar için neler düşündü? Neler yaptı? Otuzlu yaşlarını sürerken, yani daha çok şeyler yapabilecekken neden ve nasıl kadın hareketinden koparıldı? Nasıly unutturuldu? Türkiye’nin yakın geçmişine ışık tutan bu bilmecenin, Yeni Kadın Hareketi’nin ilk günlerden itibaren içinde yer almış, oluşumuna katkıda bulunmuş, feminizm tartışmalarını yakından izleyen bir kadın tarihçinin kaleminden, dönemin eski Türkçe belgelerine dayalı öyküsünü okumak, özellikle genç kadınlara çok şey öğretecektir. “Zihinoğlu, tek parti dönemi yöneticileriyle Nezihe Muhiddin arasındaki çatışmanın, özünde, kadın kimliği etrafında döndüğünü, Muhiddin’in, Cumhuriyetçi erkeklerin kadınları ‘gayri meşur çocuk’, hatta düpedü ‘çocuk kadın’ olarak görmek istemelerini kabullenemediğini söylüyor. Nezihe Muhiddin’in mücadelesini bilmenin, biz kadınlar için taşıdığı hayati önemi Fatmagül Berktay’ın şu sözleri çok iyi ifade ediyor: ‘Geçmişte yaşananlar, çekilen acılar ve harcanan çabalar belleklerden silinip gidiyor ve bizler hep ‘çocuk kalmaya’ mahküm oluyoruz. İşte bunun içindir ki kadınların kendilerini ‘tarihe yazmaya’, geçmişi araştırmaya, başka kuşakların mücadeleleriyle bağlar kurmaya ve kendilerinden esirgenmiş olan bilgi ve eğitime sahip çıkmaya ihtiyaçları var.’ ” – Şirin Tekeli-

Wayne C. Booth – Kurmacanın Retoriği
Edebiyat / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Kurmacanın Retoriği Yazar: Wayne C. Booth Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 544 Edebiyat eleştirisi alanında devrim yaratan ve kısa zamanda klasikleşen Kurmacanın Retoriği’nde Wayne Booth, her şeyden önce bir edebiyat eserinin gücünü ve etkisini nelere borçlu olduğunu ele alıyor. Bir hikâye ya da romanı “iyi” kılan genel kural ve niteliklerden bahsedilebilir mi? Booth bu tür genellemelerin kurmaca gibi ele avuca sığmaz bir yazın türünü kısıtlayacağı ve kısırlaştıracağı görüşünde. Sözgelimi çoğu edebiyat eleştirmeninin metinde yazar müdahalesini ve yönlendirmesini kınadığını belirten Booth, bu “kuralı” açıkça ihlal eden pek çok başarılı esere dikkat çekiyor. Dahası, diyor Booth, bir anlatı yazarın yönlendirmesinden ne kadar azade olabilir ki? Neticede yazarın her seçimi bir nevi yönlendirme değil midir? Ve bu bağlamda, her anlatı bir tür retorik değil midir? İşin en güzel yanı, Booth kurmacaya ilişkin bu kapsamlı incelemesini soyut kavramlarla değil, Homeros’tan Boccaccio ve Shakespeare’e, Laurence Sterne’den Jane Austen ve Henry James’e, Proust’tan Joyce ve Beckett’a pek çok yazarın eserlerinden örneklerle sunarak okuru keyifli ve ilginç bir edebiyat yolculuğuna çıkarıyor.

Walter Benjamin – Moskova Günlüğü
Günlük / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Moskova Günlüğü Yazar: Walter Benjamin Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 192 Walter Benjamin 1926 yılı sonunda, kısa bir tatil aşkı yaşamış olduğu Bolşevik aktris ve eğitimci Asja Lacis’in bir ruhsal rahatsızlık geçirdiği haberi üzerine, yaklaşık iki ay kalacağı Moskova’ya gitti. Sovyet kültürel politikasında Stalinizasyonun başladığı bir dönemdi bu; herşey yeniden yapılanıyordu, “kamusal yaşamın gerilimleri öylesine büyüktü ki, özel yaşam tamamen tıkanmış” görünüyordu. Rusça bilmeyen Benjamin, dönemin tartışmalarına ancak ünlü tiyatro eleştirmeni Berhard Reich ve Asja Lacis aracılığıyla girebiliyordu. Moskova’da Benjamin’in “Partisiz ve mesleksiz” bir serbest yazar olarak konumuna şüpheyle bakılıyordu; Reich, Lacis’in sevgisine ulaşabilmesinde karşısına güçlü bir rakip olarak çıkmıştı, üstelik Moskova buz gibiydi ve kaldırımlarda yürümek bile bir ıstıraptı… Moskova Günlüğü, Benjamin’in hayatının bu zor döneminde tuttuğu notlardan oluşuyor. Bireysel bağımsızlığını kaybetmek pahasına Komünist Parti’ye katılıp sağlam bir çerçeve kazanmakla dışarlıklı bir solcu olmanın marjinalliğine sığınmak arasında sıkışıp kalışını, dönemin Moskova’sındaki kültürel ve siyasal olayları algılayışını anlatmanın yanı sıra sokakları, müzeleri ve günlük hayatıyla yazarın Moskova’yı algılayışını içten, edebi anlatımıyla aktaran bu günlük, hem hüzünlü bir anlatı, hem de siyasi bir değerlendirme kitabı olarak okunabilir.

Wadad M. Cortas – O Sevdiğim Dünya
Anlatı / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: O Sevdiğim Dünya Yazar: Wadad M. Cortas Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 240 “Bu benim hikâyem, bir Arap kadınının hikâyesi. Kayıp bir dünyanın hikâyesi.” Böyle başlıyor Cortas’ın anlatısı ve bizi yirminci yüzyılın en çalkantılı zamanlarında dünyanın en çalkantılı bölgelerinden birinde yaşamış idealist ve barışsever bir eğitimcinin; eşitlik ve özgürlük için mücadele eden, kadın haklarını sonuna dek savunan, sanatın her türünü sevip destekleyen, dil-din-ırk ayrımı yapmadan tüm insanlığı kucaklayan bir hümanistin yaşamöyküsüyle baş başa bırakıyor. Samimi bir tevazu ve sadelikle kaleme alınmış bu hatırat sadece Cortas’ın kendi yaşamını değil Arap dünyasının yakın tarihini de kapsıyor elbette: Birinci Dünya Savaşı’nın ardından nihayet Osmanlı egemenliğinden kurtulup bağımsızlıklarına kavuşmayı uman Arap ülkelerinin Batı’nın sömürgeci zihniyeti ve eylemleri karşısında uğradığı hayal kırıklığı, İkinci Dünya Savaşı’nın Ortadoğu üzerindeki etkileri, İsrail’in bir devlet olarak ortaya çıkması sırasında ve sonrasında dökülen kan, evlerinden edilen Filistinlilerin çektiği acılar ve buna duyarsız kalan dünya kamuoyu, aynı topraklardan yaşayan insanların süreğen çatışmasının getirdiği maddi ve manevi yıkım… Cortas’ın hikâyesinden görüyoruz ki bütün bu acıların ortasında insanlığa ve geleceğe olan umudunu yitirmeyen, halkların barış içinde bir arada yaşayabileceğine inanan, bu amaç uğruna canla başla mücadele eden insanlar da vardı. Ve yine bu hikâyeden görüyoruz ki hepimizin sevdiği bu dünya ancak…

Ursula K. Le Guin – Yerdeniz
Fantastik / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Yerdeniz: 6 Kitap Tek Cilt Yazar: Ursula K. Le Guin Yayıncı: Metis Yayınları Le Guin’in Yerdeniz kitapları Yerdeniz Büyücüsü, Atuan Mezarları, En Uzak Sahil, Tehanu, Yerdeniz Öyküleri ve Öteki Rüzgâr Metis Edebiyat koleksiyonunun en sevilen kitaplarından oldu, yıllar içinde birer kült kitap haline geldiler. Metis’in 30. kuruluş yıldönümünde bu altı kitabı tek ciltte toplayarak, sert kapaklı bir özel basım yaptık.

Umut Tümay Arslan – Bu Kabuslar Neden Cemil?
Sinema / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Bu Kabuslar Neden Cemil: Yeşilçam'da Erkeklik ve Mazlumluk Yazar: Umut Tümay Arslan Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 224 Popüler sinema her zaman kolektif arzu ve kaygıları seslendiren imgelerle doludur. Bu Yeşilçam için de geçerli. 70’li yılların Yeşilçam filmlerinde yer bulan imgeler de çoğu zaman modernleşmenin ve kapitalizmin sonuçlarına bağlı kolektif huzursuzluk, kaygı ve arzulara tercüman olmuşlardır. Kuşkusuz farklı biçimlerde. Dönemin Yeşilçam filmlerinde birçok farklı ses birlikte işitilir. Bunlardan biri güç ve intikam peşindeki saldırgan bir erkeğin sesidir. Hesap soran, başkalarına haddini bildirmek isteyen, her şeyi kontrol etmeyi arzulayan, bu arzusunun karşısına dikilen her tür engeli sınırsız bir şiddet kullanarak ortadan kaldıran bir erkeğin sesidir bu. Bu Kâbuslar Neden Cemil? bu sesi, bu sesin işitildiği erkek filmlerini konu alıyor. İki temel soru var: İlki, ne oldu da, Yeşilçam’ın hep anadili olmuş olan melodramın sesi, 70’lerle birlikte eril bir sese teslim oldu? Kolektif kaygıyı yatıştırmakta sıklıkla başvurulan Kurtarıcı Kahraman figürünün erkekliğin korkularıyla ilişkisini nasıl anlamalıyız? Diğeri, Türkiye’nin aynı dönemde yaşadığı siyasi, kültürel ve toplumsal hareketlenmenin Yeşilçamdaki izdüşümünü erkek filmlerinde nasıl kaydedebiliriz? Baba, oğul, koca, sevgili olarak erkek — ezik ya da kahraman, polis ya da militan, patron ya da işçi, adil ya da değil, Türkiye erkekliğinin hallerinin, popüler sinema üzerinden…

Umut Tümay Arslan – Bir Kapıdan Gireceksin
Sinema / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Bir Kapıdan Gireceksin: Türkiye Sineması Üzerine Denemeler Yazar: Umut Tümay Arslan Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 272 Bir Kapıdan Gireceksin, yakın dönem Türkiye sineması üzerine on dokuz denemeden oluşuyor. Bu denemeler, Türkiye’nin uzak ya da yakın, kronik ya da yeni, can acıtıcı ya da kayıtsızlaştırıcı meselelerini sinemasal kurgu dolayımıyla düşünmeye, bu yolla farklı türden hakikatler keşfetmeye imkân tanıyor. Ama aynı zamanda bizleri bekleyiş, inanç ve arzu ile kapısı aralanan, sinemanın o sapkın ama mucizevi dünyasına bir kez daha sokuyor. Yan yana geldiklerinde bu denemeler, insanın bilgi ile inanç arasındaki salınımının, film seyretme deneyiminin de ta kendisi olan bu salıncağın, insan hayatının aptalca sıradanlığını, hatta bu sıradanlığın kimi zaman taş gibi görünen kalıcılığını, iç burkucu sefaletini nasıl aşındırabildiğini de gösteriyor. Rüyalarına sahip çıkmak isteyenler için. Seçkide, Yeşim Tabak, Bülent Diken, Meltem Gürle, Barış Engin Aksoy, Asuman Suner, Mithat Sancar, Fırat Yücel, Fatih Özgüven, Boğaç Ergene, Nejat Ulusay, Karin Karakaşlı, Feride Çiçekoğlu, Nazan Maksudyan, Ebru Çiğdem Thwaites, Mesut Yeğen, Umut Tümay Arslan, Meltem Ahıska, Özlem Köksal ve Sema Kaygusuz’un birer yazısı yer alıyor.

Thorsten Botz-Bornstein – Filmler ve Rüyalar
Sinema / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Filmler ve Rüyalar: Tarkovski, Bergman, Sokurov, Kubrick ve Wong Kar-Wai Yazar: Thorsten Botz-Bornstein Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 240 Rüya kuramını film çalışmaları bağlamında ele almak, bu kuramın içinde geliştiği özgün, klinik bağlamdan çıkarak esasen estetik kaygıların şekillendirdiği bir ortama geçmeyi gerektiriyor. İşte Filmler ve Rüyalar’da Botz-Bornstein da tam bunu yapıyor: Rüyaları estetik ifadeler olarak değerlendirip bu özel ifadelerin ne şekillerde geliştirildiğine odaklanıyor. Rüyaları psikolojik hayatımızın sıradan olayları gibi değil, varlıklarını belli bir rüya-zamanında sürdürmelerinden dolayı ilginç, kendine yeten fenomenler olarak ele alıyor. Bu noktadan yola çıkarak, Tarkovski’nin estetik rüya fenomenlerini işleyerek geliştirdiği gerçekçilik karşıtlığını, Sokurov’un modern imaj ideolojisine yönelik yıkıcı saldırılarını, Arthur Snitzler’in alışılmış olanı nasıl tekinsize dönüştürdüğünü, Kubrick’in bu yapısal modelden nasıl kaçındığını ve Wong Kar-wai’nin parodileştirilmiş kapitalizm manzaralarını inceliyor.

Thomas Bernhard – Wittgenstein’ın Yeğeni
Roman / 9 Haziran 2017

Kitap Adı: Wittgenstein'ın Yeğeni: Bir Dostluk Yazar: Thomas Bernhard Yayıncı: Metis Yayınları Sayfa Sayısı: 120 “Yazdığım her kitapta, seçtiğim konuya duyduğum sevgi ve nefret arasında gidip gelirim. Ne zaman ikinci duygu ağır bassa, zihinsel işleri tamamıyla bir kenara bırakıp, kendimi bedensel işlere adamaya karar veririm… Ama bir süre sonra gene kendimden nefret etmeye başlarım çareyi yeniden zihne sığınmakta bulurum. Bazen bu dengesizliğim ailemde her türlü insan, çiftçiler, düşünürler, işçiler, yazarlar, dahiler, geri zekalılar, orta karar burjuvalar ve hatta katiller olmasından mı ileri geliyor diye düşünürüm. Bütün bu insanlar aynı anda varolurlar içimde; didişir dururlar. Bazen birinin, bazen ötekinin kanatları altına sığınmak isterim. Seçim yapmak zorunda olmak, çıldırmanın eşiğine getirir beni. Aynanın karşısında traş olurken bir sabah boğazımı usturayla kesivermedimse henüz, tek sebebi korkaklığımdır.”Kavgacı, kışkırtıcı, başta kendisi herkese ve her şeye karşı olan ‘huysuz’ bir yazar. Wittgenstein’in Yeğeni, sevilmeyi umursamayan ama sevgiyi umursayan çağdaş bir sesin, kendi kendisiyle konuşur gibi sürdürdüğü benzersiz bir anlatı.