Yaşar Kemal – Ağrıdağı Efsanesi
Roman / 25 Ağustos 2017

Kitap Adı: Ağrıdağı Efsanesi Yazar: Yaşar Kemal Yayıncı: Yapı Kredi Yayınları Sayfa Sayısı: 130 Bir aşk destanı olan Ağrı Dağı Efsanesi geleneklerini Mahmut Han’a karşı savunan Ahmet ile Gülbahar arasındaki aşkı konu alır. Efsanelere ve halk söylencelerine yürekten bağlı Yaşar Kemal’in bu romanı, insan psikolojisinin derinliklerini de içerir. “Yaşar Kemal Anadolu’nun halk edebiyatıyla alışveriş içindeyken başladı yazmaya. Gerçek bir yazar olduğu için de dilin duyarlığından, şiirsel destanın tek kahramanıolan Türk halkının kültüründen esinlenmesini bildi.” – Jeliha Hafsia, La Presse, (Tunus) “Yaşar Kemal’in romanı Tolstoy’un çapına ve Dickens’ın canlılığına sahiptir.” – Manchester Guardian, (İngiltere) “Zengin, renkli ve zekice bir nitelikle bezenmiş bir üslup ve yazdığı her kelime sert, cilalanmış, ayrıksı ve bir buğday tanesi gibi potansiyel olarak üretken.” – Irish Times, (İrlanda) ‘Kitabın güzelliği zengin şiirsel dilinde, efsane ve mit duygusunda yatıyor.’ -Sunday Telegraph

Yaşar Kemal – Ağıtlar
Roman / 25 Ağustos 2017

Kitap Adı: Ağıtlar Yazar: Yaşar Kemal Yayıncı: Yapı Kredi Yayınları Sayfa Sayısı: 284 Ölüme karşı etkin bir direniş olan ağıt, insanoğlunun ölümle yüz yüze geldiğinde duyduğu şaşkınlığı, korkuyu ve inanmazlığı dayanılır kılma çabasının sonucudur. Bin yıllardır yakılan ağıtlar, Anadolu’da da çok büyük bir çeşitlilik ve zenginlik gösterir. Yaşar Kemal’in Çukurova bölgesinden ve Toroslar’dan derlediği pek çok ağıt, Ağıtlar’da bir araya geliyor. ‘Gözümüzün önünde, bir deri bir kemik köylü delikanlının biri çıkacak. Adı Kemal Sadık Göğceli, Hemite köyünden gelmedir. Dağ bayır dinlemez, köyünden, dağ köylerinden, obalardan, ovalardan, kasabalardan, ikide bir de kopup gelir Adana’ya, çöker önümüze, ağıtlar, türküler, destanlar serer buruşuk sarı kağıtlar üzerine yazılmış. Peki nereden toplamıştır bunları? Anadolu bacılarının hep birlikte yaktıkları ağıtların yazıcılığını yapıyordu, bu zorunluluğu duyuyordu, esnek ve kararlı yazısı ile. O hızla kopup geliyordu tabana kuvvet, sanki kaderi ile kaderimiz buna bağlıymışçasına. Önümüze serdiği söz dizileri, bağırtıları, dövünmeleriydi. Sanki ölenin, vurulanın, ezilenin, (…) ırgatı, işçisi, yarıcısı ile büyük değişimlerin içinde bulunan Çukurova’nın avaz avaz ağıtlarından sorumluydu bu çocuk.’