Elif Ayla – Şerbet ve Hoşaf

Şerbet ve Hoşaf: Hatıralarda Kalan Yudum Yudum Lezzetler Kitap Kapağı Şerbet ve Hoşaf: Hatıralarda Kalan Yudum Yudum Lezzetler
Elif Ayla
HayyKitap
128

Şerbet gibi havaların, şerbet gibi insanlarla, şerbetten nafakalar çıkarılan günlerin, güzel su içilir yemeğin yanında diye, hoş-ab denilen hoşafların, o unutulmaz tadların bir araya geldiği bir çalışma bu...
Hepsi, insan israfı icad etmeden evvel bulundu. Meyvelerin, otların son hallerine, hadlerine kadar, şükür kazanında kaynatılıp sofraya getirilmesiyle oluşturuldu. Bütün şerbetler ve hikayeler aslında suya yazılmış methiyeler. Suyu kaç şekilde içebileceğimizi anlatıyorlar. Meyveye eklenen su değil, suya eklenen meyveler onlar. Her şerbet ve her hoşaf, insan emeğinin nimete dokunup, Barekallah demesi.

Elif Ayla kitabında, babannne mutfaklarından bugüne kadar gelen, yok olmalarına izin verilmeyen şerbet ve hoşafları anlatıyor. Hoşaflar hikayelere dökülüyor, şerbetler anılarla birleşiyor. Kitap bir tarifler bütünü olmaktan çok, bir yaşam biçimini tarif ediyor. Şefkat, şerbetten akıyor. Hoşaftan geriye çekirdekler değil, anılar kalıyor.

Phyllis Pray Bober – Antikçağ ve Ortaçağda Sanat, Kültür ve Mutfak

Antikçağ ve Ortaçağda Sanat, Kültür ve Mutfak Kitap Kapağı Antikçağ ve Ortaçağda Sanat, Kültür ve Mutfak
Phyllis Pray Bober
Kitap Yayınevi
500

Bu kitap arkeoloji ve sanat tarihinin merceğinden mutfak kültürüne bakıyor ve bize tarihöncesinde Çatalhöyük'te, Mısır, Mezopotamya, Yunan ve Roma uygarlıklarında ve Ortaçağ Avrupa'sında neler yenilip içildiğini, yemeklerin nasıl hazırlanıp sunulduğunu anlatıyor. Şu bizim Çatalhöyük'te MÖ 5850'de taş veya ağaçtan özenle oyulmuş kaplar ya da kille sıvanmış örme sepetler kullanılıyor, ateşte kızdırılmış taşlar bu kaplara daldırılarak yemek pişiriliyormuş. Antik Mısır'da MÖ 3000'de köleler ya da işçilerin arpa ya da gernikten yapılan ekmek, soğan, pırasa, sarımsak ve baklagiller ile biradan oluşan bir beslenme düzenleri varmış. Bir mezardan çıkarılan ölü yemeği ise Mısır soylularının ne yediği hakkında bir fikir veriyor: öğütülmüş arpayla pişirilmiş lapa, ateşte kızarmış bütün bıldırcın, iki pişmiş böbrek, bir pişmiş balık, sığır kaburgası, gernikten yapılmış üçgen biçimli somun ekmek, birkaç pasta, haşlanmış meyve ve büyük olasılıkla incir. Mezopotamya mutfağında ekmek pişirmek için üzerinde hayvanlardan doğurgan çıplaklara kadar her türlü figürün bulunduğu kalıplar kullanılıyormuş. Sözcük dağarcıklarında da 18-20 peynir çeşidine rastlanıyormuş... Sıra Antik Yunan'a geldiyse 4. yüzyıldan bir şiir aktarmakla yetinelim:

Palamut güzün Ülker takımyıldızı inişteyken yakalanır
Nasıl istersen öyle pişir onu. Onu bunu katmaya gerek yok.
Ne kadar çabalasan rezil edemezsin bu balığı.
Ama dostum Moskhus, en iyi pişirme yolunu bilmek istersen,
Derim ki, incir yaprağına sar onu,
bir tutam mercanköşk serptikten sonra
Sakın peynir ya da bir başka saçmalık katayım deme!
Koyuver yaprağın üstüne, sarıp sarmala bir güzelce,
Sonra hepsini kızgın köze göm.
Şimdi doğrusunu istersen, güzelim Byzantion'da (İstanbul) çıkar palamudun en iyisi
Yakınlarında tutulanlar da kötü sayılmaz,
Ama ne denli uzaklaşırsan Hellespont'tan (Çanakkale Boğazı), o denli bozulur balık,
Bir de tuzlu Ege sularında çıkanı vardır ki,
Aynı balık değildir o artık, bütün övgülerimi geri almak zorundayım o zaman.
2002'de kaybettiğimiz Phyllis Pray Bober, Bryn Mawr College'da Beşeri Bilimler profesörüydü.