Alain Grosrichard – Sultan’ın Sarayı – Avrupalıların Doğu Fantezileri

Sultan'ın Sarayı - Avrupalıların Doğu Fantezileri Kitap Kapağı Sultan'ın Sarayı - Avrupalıların Doğu Fantezileri
Alain Grosrichard
Aykırı Yayınları
253

Avrupa Osmanlı'ya Nasıl Bakıyordu?

Batı'nın, Avrupa merkezli düşünüş biçiminin Doğu'ya yaklaşımını, Doğu'yu ve bu arada İslam'ı algılayışını Edqard Said'in Orientalizm çalışması 70'li yılların sonlarında hayli sarsmıştı. Tüm dünya ile birlikte elbette Doğu'yu da kendi değer yargıları ve ölçütleri çerçevesinde değerlendiren Batılıların öznelliğiyle, önyargılarıyla uğraşan sadece Edqard Said değildi. Orientalizm'den hemen sonra Fransız akademisyen Alain Grosrichard'ın bu çalışması da aynı doğrultuda Batı'ya yönelik etkili bir eleştiri ve aynı zamanda bir tür özeleştiri olarak ortaya çıktı.

Doğu'nun siyasi rejimlerini, Doğu'nun siyasi hakimi 'despot'u ele alan Grosrichard onun yaşam alanı Saray'ı odak noktası olarak belirleyi, vezirlerden hareme, valide sultandan yeniçerilere kadar birçok konu ve kimlikle ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulunuyor.

Akif Poroy – Avrupa’da Cinsellik Tarihi

Avrupa'da Cinsellik Tarihi Kitap Kapağı Avrupa'da Cinsellik Tarihi
Akif Poroy
Dharma Yayınları
295

Dr. Akif Poroy’un Cinsellik dizisinin ilk cildi olan Avrupa’da Cinsellik Tarihi kitabı, cinselliği “toplumsal seksoloji“ ve “tıbbi seksoloji“ açısından değerlendiriyor. Avrupa’nın toplumsal yaşamı günümüzde bütün dünyada açısından daha da önem kazanıyor. Kadın erkek ilişkisi, nişan, düğün gelenekleri ve bunlara bağlı olarak cinsel yaşam, toplumsal yaşamın çok önemli bir yönünü yansıtıyor. Avrupa’da uzun yıllar yaşamış ve tıbbi seksoloji alanında çalışmış biri olarak Poroy, toplumu yansıtan “cinsel yaşam“ olgusunu, daha kolay anlayabilmemiz için, “Antik Çağ’dan Günümüze Avrupa’da Cinsel Yaşam“ı bol görsel malzemeyle okuyucunun gözleri önüne seriyor. Türk ve Avrupa toplumları arasında cinsellik konusundaki farklılıkları tüm açıklığı ile sergileyebilmek için, daha önceki kitaplarında yayınlanmamış cinsellikle ilgili ülkemizden de ilginç örneklere yer veriyor. Cinsel ahlak konusunu irdeledikten sonra, Avrupa kültürünün kökenleri olan antik Yunan, Roma, Ortaçağ, Rönesans, Hıristiyan Avrupa’sından, günümüz Avrupa’sına kadar cinselliğin incelendiği Avrupa’da Cinsellik Tarihi ensest ilişkiden eşcinsel evliliğe, çocuk fahişelerde, eş değiştirmeye, toplu sevişme gruplarından seks kulüplerine, pornodan seks shop’lara kadar pek değişik ve ilginç konuları işliyor. Toplumları cinsellik açısından karşılaştırmak için, 1971 yılında ülkemizdeki ilk çıplak eylemden, kızını satan babaya, cinsellikte şiddete, Yargıtay’ın “Lezbiyen İlişki“ kararına, berdel evliliğinden ülkemizdeki ev pornosuna kadar, cinsel yaşamın insanı hayrete düşüren örneklerine değiniyor. Akademik titizlikle önyargısız olarak hazırlanan bu çalışma ile, Avrupa ve Türk toplumlarının özel yaşamla ilgili, farklı kültürlerin, farklı değer yargılarını ve büyük farklılıkları yansıtan çok önemli bir belge, kaynak bir kitap.

Ahmet Yaman – İslam Aile Hukuku

İslam Aile Hukuku Kitap Kapağı İslam Aile Hukuku
Ahmet Yaman
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları
135

İnsanoğlunun içinde doğduğu, büyüdüğü ve hayata katıldığı en küçük sosyal ünite olan aile, aynı zamanda bir ahlâkî ve hukukî yapıdır da.
Temel çerçevesini Kur'ân'ın çizip ayrıntılarını Hz. Peygamber’in Sünneti'nin belirlediği ve müctehid fakihlerin de bu iki kaynağa getirdikleri yorumlarla geliştirip sistemleştirdikleri İslâm Aile Hukuku’nun temel esprisi şudur: Aile bireylerinden hiç kimsenin haksızlığa uğramadığı, fıtrattaki kadın-erkek niteliklerine uygun ve sevgi temeline dayalı bir aileyi kurmak ve yaşatmak.
Asıl hedef bu olmakla birlikte tarih boyunca aile kurumu ve hukuku ekseninde yanlış görüşlerin ortaya atıldığı ve müslüman toplumlar içinde haksızlıklar doğuran yanlış örflerin yerleştiği de bir gerçektir.
Müslümanların elinde, İslâm’ın ve dolayısıyla Aile Hukuku’nun aslî iki kaynağı, yani Kur’ân ve Sünnet mevcut olduğuna göre, yanlış anlamalar ve uygulamalar bu iki kaynağa göre gözden geçirilmelidir.
Bu mütevazı çalışma, kendi ekseninde böyle bir amaca hizmet etmeyi hedeflemektedir.

Ahmet Taner Kışlalı – Oğrenci Ayaklanmaları

Oğrenci Ayaklanmaları Kitap Kapağı Oğrenci Ayaklanmaları
Ahmet Taner Kışlalı
Bilgi Yayınevi
222

Tanrı'yı Kim Kullanır ve Siyasal Sistemler kitaplarının da yazarı Ahmet Taner Kışlalı tarafından kaleme alınan Öğrenci Ayaklanmaları kitabı Siyasi Olaylar, Siyaset türünde okuyucusu ile buluşuyor. Bilgi Yayınevi yayınevinden 1973 yılında isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Öğrenci Ayaklanmaları isimli kitap 223 sayfadan oluşuyor. Öğrenci Ayaklanmaları kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!

Ahmet Cerrahoğlu – Şeyh Bedreddin Meselesi

Şeyh Bedreddin Meselesi Kitap Kapağı Şeyh Bedreddin Meselesi
Ahmet Cerrahoğlu

Asıl adı Nevzat Cerrahoğlu (d. 1900, İstanbul ? ö. 12 Ağustos 1977, İstanbul),

Türkiye?de sosyalist hareketin tarihine ilişkin kitapları, broşürleri ve yazılarıyla tanınan yazar.

1919′da İstanbul Sultanisi?ni (bugün İstanbul Lisesi) bitirdikten sonra başladığı tıp öğrenimini yarıda bıraktı. İlk yazısı İzmir? de çıkan Ahenk dergisinde yayımlandı (1918). Daha sonra Aydınlık, Resimli Ay, Yeni Adam gibi dergilerde yazdı; Aydınlık? ın ?Fevkalâde Gençlik Nüshası? adlı özel sayısının yayımına katkıda bulundu. 1925′teki Türkiye Komünist Partisi (TKP) tutuklamasında Şefik Hüsnü (Deymer) ile ilişkisi olduğu iddiasıyla tutuklanarak 4 yıl hapse mahkûm edildi.

1932′de ?İnsaniyet Kütüphanesi? yayınlarını kurarak broşürler yayımlamaya başladı. Bu broşürlerde, birçok ünlü yazar ve edebiyatçıyla polemiğe girerek, onların tarih, edebiyat ve çeviri anlayışlarını eleştirdi. Bu arada sosyalist düşünürlerin bazı kitaplarım Türkçeye çe*virdi.

Yazılarında A. Cerrahoğlu adını da kullanmıştır. Başlıca yapıtları arasında, Ansiklopedideki Vahşi (1929), Kari Marx (1935), Iş Ücreti Nedir? (1935), ?Ekonomicilik? Efsanesi (1938), Bir islam Reformatörü: Mehmet Akif (1964), Türkiye?de Sosyalizmin Tarihi*ne Katkı (1975) sayılabilir.

Ahmet Caferoğlu – Türkçede Daş Lahikası

Türkçede Daş Lahikası (1929) Kitap Kapağı Türkçede Daş Lahikası (1929)
Ahmet Caferoğlu
İktisat Matbaası
16

Orta devir farisi lisanına dahil olan birçok Türkçe kelimeler arasında belki en çok intişar eden (Daş) lahikasıdır. Bu kelime Türkçenin kelime başındaki (d)ye tahammül edememesinden dolayı ekseriyetle (taş) şeklinde istimal edilmiştir. Ayrıca Münih Darülfünun profesörlerinden Bergstesser'in doğru olarak kaydettiği veçhile (daş) umumiyetle hafif (deş) şeklinde telaffuz edilmektedir ki bu şekle bilhassa Dalloff lugatinde tesadüf edilmektedir.

Peter Atkins – Evreni Yöneten Dört Yasa

Evreni Yöneten Dört Yasa Kitap Kapağı Evreni Yöneten Dört Yasa
Peter Atkins
Alfa Yayıncılık
120

Evreni tanımlayan yüzlerce yasa içinde, az miktarda güçlü yasa gizlenmiş olarak bulunur. Bunlar enerjinin özelliklerini ve dönüşümünü özetleyen termodinamiğin yasalarıdır. Kavramlar on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkmış olsa da, termodinamiğin yasaları formüle edilip, sonuçları keşfedildikçe, kimyadan yola çıkıp yaşam süreçlerine varana kadar, oldukça geniş olay aralığına dokunabileceği görülmüştür. Evreni Yöneten Dört Yasa'dan ilk ikisi bilinen, ancak yine de esrarengiz olan iki özelliği, sıcaklığı ve enerjiyi anlatır. Üçüncüsüyse çoğu kişinin anlaşılmasını çok daha zor bulduğu bir özelliği, entropiyi anlatır. Sonuncu yasa daha tekniktir, fakat konuyu daha anlaşılır kılar.

"Modern bilimin köşe taşlarını, bilimsellikten ödün vermeden popüler bir dille anlatan keyifli bir kitap."
-Chemistry World-

"Harika bir kitap; keşke üniversitedeyken okusaydım."
-Marcus Chown, New Scientist-

"Her düzeyden okura hararetle tavsiye ederim."
-J. A. Bartz, Choice-

"Enerji ve entropiyi en iyi şekilde anlatmak için bol resimli ve net anlatımlarla dolu."
-Science-

Peter Singer – Hayvan Özgürleşmesi

Hayvan Özgürleşmesi Kitap Kapağı Hayvan Özgürleşmesi
Peter Singer
Ayrıntı Yayınları
363

XIX. yüzyıldan bu yana tekrarlanan çok sayıda deneyde sayısız hayvanın ısıya tabi tutulduğunu ve bu deneyler sonucunda hayvanların sıcaktan fenalaşıp öldüğü dışında bir bilgiye ulaşılamadığını biliyor muydunuz? Dünyada her yıl milyonlarca hayvan, hiçbir somut fayda beklentisi olmadan, buna benzer deneylerde ısıtılıyor, donduruluyor, zehirleniyor aç bırakılıyor, parçalanıyor, depresyona sokuluyor, ruh hastası yapılıyor. Her yıl yaklaşık 50 milyar hayvan, eti için öldürülüyor. Bunların büyük bir kısmı "sınai hayvancılık" teknikleriyle yetiştiriliyor, hayatlarının her saniyesinde acı çekip bazen hiç güneş ışığı görmeden ya da toprağa ayak basmadan öldürülüyorlar. Dünyanın her yerinde milyonlarca vejetaryen bunun bir zorunluluk olduğu iddiasını giderek daha az ikna edici hale getiriyor. "Spor" amaçlı avcılıkta, kürk sanayinde, eğlence sektöründe ise hayvanlara acı çektirmek için herhangi bir gerekçe göstermeye bile gerek duyulmuyor. Sürekli ahlâk, adalet ve eşitlik gibi kavramlardan söz ediyor, ama sıra hayvanlara gelince birdenbire apayrı bir ahlâk anlayışına geçiyoruz. Bu anlayışın özeti şu: Güçlü olan haklıdır ve kendisini savunacak gücü olmayan bir varlığa canımızın istediği gibi davranabiliriz.

Caitlin R. Kiernan – Boğulan Kız

Boğulan Kız Kitap Kapağı Boğulan Kız
Caitlin R. Kiernan
Optimum Kitap
344

Indiana Morgan Phelps -akadaşları ona kısaca Imp der- bir şizofreniktir. Artık kendi aklına güvenemez çünkü hatıralarının ona bir şekilde ihanet ettiğine ve onu kendi kimliğini sorgulamaya ittiğine ikna olmuştur.

Imp, gerçeklik algısıyla mücadele ederek kötü niyetli bir sirenle, ona yabani bir kız görünümünde gelen, yardıma muhtaç bir kurtla ya da çok ama çok daha tuhaf bir şeyle karşılaşmasına dair doğruları su yüzüne çıkarmalıdır.

“Zekice, güzel ve bir yap boz kadar mükemmel şekilde işlenmiş bir kitap olan Boğulan Kız beni soluksuz bıraktı.” -Holly Black, New York Times, Red Glove’nin En Çok Satanlar Yazarı.

“Bu bir başyapıt. Uzunca bir süre bu türün en iyilerinden biri olarak okunmalıdır.” Elizabeth Bear, Grail’in Yazarı

“Harika yazılmış, şaşırtıcı şekilde orijinal bir roman.” Elizabeth Hand Illyria’nın Yazarı

“Boğulan Kız”la Caitlìn R.Kiernan prensip ve artistik ciddiyete sahip kurgular yazma yetisine haiz, gotiğin ve fantastiğin en iyi ve en usta yazarlarının halen şekillenmekte olan yeni birliğine bir adım atmıştır.” - New York Times’ın En çok satanlar yazarı Peter Straub

Cora Carmack – Aslında

Aslında Kitap Kapağı Aslında
Cora Carmack
Pena Yayınları
320

New York Times ve USA Today'in en çok satanlar listesinde yer alan Cora Carmack'ın ikinci kitabı "Aslında"

Mackenzie "Max" Miller'in bir sorunu var. Ailesi ona sürpriz bir ziyarete geliyordur ve eğer onun boyalı saçlarını, dövme ve piercinglerini görür­lerse onu evlat­lıktan reddedebilirler. Daha da kötüsü ailesi, erkek arkadaşı olarak Mace gibi boynunda dövmesi olan ve bir müzik grubunda çalan biriyle tanışmayı kesinlikle istemez. Max, tüm yalanları bir bir dökülmek üzereyken Cade'le tanışır. Cade Philadelphia'ya Teksas'taki sorunlarını geride bırakmak için gelmiştir. Sorunlarıyla ilgilenmek istemiyordur. Max bir kafede ondan erkek arkadaşıymış gibi davranmasını istediğinde bu oyunu oynayabileceğini düşünür ve kabul eder. Yalnız rolünü o kadar iyi oynuyordur ki oyunun sonu bir türlü gelmez...

"Olağanüstü. İlk Defa'dan sonraki favori kitabım Aslında. Kesinlikle okunmalı."
- Jennifer L. Armentrout, yazar-

"Aslında'da istediğiniz her şeyi bulabilirsiniz. Erotik gerilim, kırık kalpler ve muhteşem karakterler Cora Carmack'in eğlenceli dilinde bir araya geliyor."
- Colleen Hoover, yazar -

"Bir kitaptan bekleyebileceğim her şey burada. Yaşamdan bir dilim gibi. Daha fazla Cora Carmack istiyorum."
- Sophie Jordan, yazar-

Sümeyye Koç – Hercai

Hercai Kitap Kapağı Hercai
Sümeyye Koç
Epsilon Yayınevi
432

Her şey, zamansız bir ölüm yüzünden başladı.
Bu ölüm beraberinde, körpe bir yüreğe öfke ve kin getirdi. Aradan uzun, çok uzun yıllar geçti. Genç bir adamın kalbi ve ruhu birbirinden harap duygularla, acımasızca perçinlendi.

Öyle ki, bu hissiyatlar onu uçurumun kenarına sürükleyebilecek kadar tehlikeli hale gelmişti.
Yaralı bir mazinin ona bıraktığı en acı hatıra, yüreğinden tüm merhameti söküp atmasına neden oldu. Kara bir kilit vurup derin dehlizlere kapattı vicdanının çığlık çığlığa haykıran sesini. Merhameti ne zaman isyan etse, hep o anı hatırladı. Gözüne uyku girmeyen kara bir gecenin sonunda, akla zarar bir karar aldı!
Ait olduğu topraklara gitmeye karar verdi genç adam. Çünkü her şey orada başlayacaktı, yıllar önce orada bittiği gibi...

Ve Miran Karaman!

Kusursuzca hazırladığı planla, ant içtiği intikamını almak için hazırdı. Yüreğinde kor bir öfke, dilinde kahrolası bir yemin vardı. Şimdi vakit, ödeşmeyi arzulayan deli yüreğini susturma vaktiydi. İçindeki öfkenin bir nebze soğuması için masum bir can yakacaktı... O can kim mi?
Reyyan Şanoğlu!
“Geceye bir selamım var. Andım olsun ki, adımı ezberleyecek bu şehir!”

Pierre Vidal-Naquet – Kayıp Kıta Atlantis

Kayıp Kıta Atlantis Kitap Kapağı Kayıp Kıta Atlantis
Pierre Vidal-Naquet
Kırmızı Kedi Yayınevi
165

Yaklaşık 2500 senedir insanlar Atlantis'in peşinde. Platon'dan beri sayısız insan bu "Kayıp Kıta"yı bulmak üzere olduğunu söylüyor. Onu Kuzey Denizi'nde arayanlar da var Atlantik Okyanusu'nda da. Ama sonuç hiç değişmiyor ve Atlantis bilinmezliğini koruyor. Yine de bu kayıp kıta, Antik Çağ'a ait hiçbir efsanenin ulaşamadığı bir popülerliğe sahip. Ünlü tarihçi Pierre Vidal-Naquet elinizdeki kitapta Atlantis üzerindeki esrar perdesini aralıyor. Platon'dan günümüze kadar Atlantis efsanesinin izini kovalayan Vidal-Naquet bu kapsamlı çalışmasında antik çağlardan Hıristiyanlığın doğuşuna, Aydınlanma'dan ezoterik akımlara, Jules Verne'den George Perec'e kadar Atlantis'in ilginç ve eğlenceli öyküsünü inceliyor. Fransızların, İskandinavyalıların, İtalyanların ve en sonunda da Nazilerin Atlantis'i nerelerde ve hangi gerekçelerle aradıklarını anlatıyor. Okuyucuyu filozoflardan, iyi niyetli ama saf araştırmacılardan ve şarlatanlardan oluşan büyük bir galeride dolaştırıyor.

Pierre Clastres – Devlete Karşı Toplum

Devlete Karşı Toplum Kitap Kapağı Devlete Karşı Toplum
Pierre Clastres
Ayrıntı Yayınları
192

Nüfusları kırk ila birkaç bin kişi arasında değişen yüzlerce kabilenin, Güney Amerika kıtasının her metre karesini kullanarak ve ekolojik ortamla tam bir uyum içinde sürdürdükleri yaşama ilkel; istila ve katliamla ele geçirdikleri kıtayı hızla tahrip eden Batılıların yaşamına ise uygar demek, inandırıcılığını çoktan kaybetti. Fransız antropolog Pierre Clastres sayesinde, ilkel toplum ile uygar toplum arasındaki ayrımı, devletsiz toplum ile devletli toplum arasındaki ayrım olarak okumak gerektiğini artık öğrenmiş bulunuyoruz. Bugün, devletsiz toplum ile devletli toplum arasındaki derin uyuşmazlığı her yönüyle ortaya koyabiliyor ve buradan devlete karşı toplum lehine birtakım sonuçlar çıkarabiliyorsak, bunu Clastres’ın antropoloji ile siyaset felsefesini büyük bir ustalıkla harmanlayan gözü pek girişimine borçluyuz.Devlet, despotluk ve kiliseden habersiz; çevreyle uyumlu ve ihtiyaçları ölçüsünde bolluk içinde yaşayan ilkel toplum; devletli toplumların Bir’e, iktidara tapan, kıyıcı, hoşgörüsüz, tahakkümcü zihniyetine, XX. yüzyıla kadar nasıl direnebilmiş ve ayakta kalabilmişti? “Söz”ün gücüne büyük önem veren ve iktidarın, eşitsizliğin kokusunu alır almaz, peygamberlerinin peşine takılıp Kötülüğün Olmadığı Ülke’yi aramaktan çekinmeyen bir toplumun bilgeliği nereden kaynaklanıyordu? Bu toplum, eşitsizliği, despotun iktidarını önlemeyi ve bütünlüğünü korumayı nasıl başarmıştı? Ve hangi talihsiz, önlenemez noktada, ilkel toplum, uygar dediğimiz bugünkü devletli topluma dönüştü?Clastres’a göre, devletin kökeni bilmecesinin çözümü, belki de, kaos-doğa-iktidar ilişkisine atfedilen anlamda yatıyor. İlkel ya da devlete karşı toplum, iktidarı, doğanın bir benzeşiği, toplumu kaosa sürükleyebilecek, kontrol edilemez, olumsuz bir güç olarak belirlerken; uygar ya da devletli toplum, iktidarı, doğanın kaosuna son verebilecek, onu kontrol altına alabilecek, olumlu bir güç olarak gördü. İlkel toplum, doğayı mitsel-dinsel bir çerçeve içine kapatarak zararsız hale getirmeye çalışırken; uygar toplum, doğayı iktidar, devlet aracılığıyla bir köleye dönüştürdü ve sonunda tahrip etti. Doğanın kaosundan kurtulmaya çalışan uygar toplum, şimdi kendi yarattığı uygarlığın kaosuna batmış bulunuyor. Bu durumda bir kez daha sormak istiyoruz: Vahşiler mi daha bilgeydi, biz mi daha bilgeyiz? “Clastres’ın ortaya attığı sorulardan, yönelttiği eleştirilerden sosyalizm düşüncesinin kendisini yenilemesi için çıkarabileceği dersleri görmemek için yüksek dozda art niyet gerekli. Bugün onanmaz gibi gözüken yaralarla bitap durumda soluklayan sosyalizm düşüncesi, insanların geçmiş pratiklerinin böyle yeni baştan değerlendirilmesiyle kendisine yeni ufuklar bulabilir, yeniden canlanabilir. Sosyalizmin baştan aşağı dönüşmesi, kavramlarının tek tek sorgulanması demek, ne beylik bir iki kavrama kumaşı tersyüz edilmiş elbiseler giydirmek demektir, ne de ustaların kelamını nas olarak kabul edip, buna bitmez tükenmez şerhler yazmaktır. Bugün sosyalizm adına yapılacak en selametli iş, bilimci, prodüktivist, siyasal güç putperesti Marksizan dogmayı sosyalizmin başından kurtarmaktır.” Ahmet İnsel, Birikim

Pierre Clastres – Vahşi Savaşçının Mutsuzluğu

Vahşi Savaşçının Mutsuzluğu Kitap Kapağı Vahşi Savaşçının Mutsuzluğu
Pierre Clastres
Ayrıntı Yayınları

Clastres bu kitabında da, daha önce yayımladığımız Devlete Karşı Toplum’da yıkmaya giriştiği devlet efsanesinin temellerine ışık tutmaya devam ediyor. Toplumun ve siyasal iktidarın devletsiz var olamayacağını öne süren geleneksel antropolojiyi tersine çevirerek, toplumun temelini devletin değil, siyasetin oluşturduğunu saptıyor. Siyasal yaşamı olmayan toplum yoktur, ama devletsiz toplumlar vardır. Bunlar klasik antropolojinin iddia ettiği gibi gelişmemiş, olgunlaşmamış oldukları için değil, otoriteye, farklılaşmaya, bölünmeye karşı oldukları için devlete de karşı çıkmışlardır.Devlete Karşı Toplum’da daha çok devletsiz toplumun yapısal özellikleri üzerinde duran Clastres, Vahşi Savaşçının Mutsuzluğu’nda ağırlığı devletsiz toplumun kendini korumak için geliştirdiği mekanizmaların tanıtılmasına veriyor.Devletsiz toplumu devletli topluma göre açıklayan geleneksel bakış açısını tersine çeviren Clastres, Vahşi Savaşçının Mutsuzluğu’nda bu durumda devletsiz toplumdan devletli topluma nasıl geçildiğini açıklamaya çalışır. Evrimci, kesintisiz, çizgisel gelişmeyi varsayan model geçerliliğini yitirdiğine göre, bölünmenin, eşitsizliğin, devletin kökenini nerede aramak gerekir?“Peki, vahşilerin gerçeğinden nasıl bir ders çıkarabiliriz? Basitçe özetlemek gerekirse, devletin ortaya çıkışının kaçınılmaz olmadığını söyleyebiliriz. Yönetenler/yönetilenler, efendiler/köleler ayrımını tanımayan toplumlar var olduğu sürece, devletin insan doğasından kaynaklanmadığını kabul etmek gerekir. Peki, devlet bir kere ortaya çıkarsa geriye dönüş yok mudur? Bu noktada başlangıç sorununun şiddet sorunundan ayrı düşünülemeyeceği ortaya çıkıyor. Clastres’ın yapıtının gücü antropolojiye gerçekten önemli sorular yöneltmiş olmasından ve bu yolda gerekli olan yöntemsel araçları göstermiş olmasından geliyor.” Pierre Bouretz / Cumhuriyet Kitap

Philip Schlesinger – Medya Devlet ve Ulus

Medya Devlet ve Ulus Kitap Kapağı Medya Devlet ve Ulus
Philip Schlesinger
Ayrıntı Yayınları

1982 Anayasası’nın oylanması öncesinde bir gazeteciler sitesinde oturan birçok gazeteci toplanıp şöyle bir karar almışlar: “Hepimiz ‘hayır’ dersek çok göze batarız, aramızdan bazıları da ‘evet’ oyu atsın.” Anlaşmaya varılmış. Ama yapılan sayım sonucu ezici çoğunluğun ‘evet’ oyu verdiği görülmüş.Basın tarihimiz bunun gibi birçok örnekle malul. Medya, önemli oranda bağımsız davranma imkânına sahip olmasına karşılık, belli güç odaklarıyla, özellikle devletle fazlaca iç içe geçmiş durumda. Kraldan çok kralcılığın, “gönüllü suç ortaklığının” bu denli uç boyutlarına başka ülkelerin medyasında rastlamak güç. Ama bu, diğer “demokratik” ülkelerde devlet ile medya arasındaki ilişkilerin ideal düzeye erişmiş olduğunu da göstermiyor.Schlesinger bu kitapta, Batı’da da, özellikle “ülke güvenliği ve düzeni” gerekçesinin arkasına sığınan benzer “işbirliği” ve “otosansür” tavrının örnekleri olduğunu gösteriyor. Örneklerle yetinmeyerek, medya-devlet arasındaki ilişkinin tek boyutlu bir belirleme ilişkisi olarak adlandırılamayacak karmaşıklıktaki boyutlarını yorumlamaya çalışan ciddi bir teorileştirme çabası gösteriyor. Kitabın ana eksenini, siyasal tanımlama ve yorumlama süreçleri etrafındaki ideolojik mücadelenin özgül bağlamlarda ne biçimlerde ifade edildiğini değerlendirme girişimi oluşturuyor. Üç ana bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde “siyasal şiddet” ya da “terörizm”in anlamı ve medyada temsil edilme biçimleri ele alınıyor. “İç ve dış düşmanlar”, “kanun ve düzen”, “devletin bekası” türünden retorik adlandırmalara ihtiyaç duyan devletlerin medyayı bu doğrultuda etkileme çabaları ve medyanın buna nasıl cevap verdiği yorumlanıyor. İkinci bölümde Batı’da Soğuk Savaş ideolojisinin siyasal kültürün oluşumundaki etkisi, komünizmin ve Avrupa komünizminin popüler medyada ve siyaset biliminde temsil edilme tarzları inceleniyor. Üçüncü bölümde ise Gellner, Hobsbawm, Anderson, Giddens ve benzeri kuramcıların çalışmaları eleştirel bir gözle değerlendirilerek, ulusal kimliklerin ve bir Avrupa kimliğinin oluşmasında devletin ve medyanın oynadığı ve oynayabileceği rol tartışılıyor.Medya, Devlet ve Ulus’u yayımlarken, hem benzer çalışmaların Türkiye için de yapılmasının ne denli gerekli olduğuna, hem de medyanın “özgürlük, eşitlik, adalet” gibi insani ve toplumsallık içeren talepleri çoğaltma imkânı olmasına rağmen, bunu yapmayarak, statükocu bir tavrı benimsemesinin yarattığı “toplumsal tahribat”a dikkat çekmek istiyoruz.