Alberto Manguel – Borges’in Evinde

Borges'in Evinde Kitap Kapağı Borges'in Evinde
Alberto Manguel
Yapı Kredi Yayınları
68

"Ölümünden birkaç ay önce, Arjantinli zengin bir toprak sahibi Borges'i estancia'sına davet etti ve bir sürpriz sözü verdi. Yaşlı adamı bahçedeki bir banka oturttu ve yalnız bıraktı; birden Borges yanıbaşında iri ve sıcak bir beden hissetti, ardından da omuzlarına dayanmış iri patiler. Estanciero'nun evcil kaplanı, onu düşleyen adama saygılarını sunuyordu. Hiç korkmadı Borges. Yalnızca çiğ et kokan sıcak nefesinden rahatsız oldu. 'Kaplanların etobur olduğunu unutmuşum.' "

Arjantinli deneme ustası Manguel'den, Borges'e kitap okuduğu yıllarda onunla yaşadıklarını aktaran, ayna ve labirent ustasının dünyasından bilinmeyen kesitleri gün ışığına çıkaran bir metin. Arjantinli fotoğraf ustası Sara Facio'nun, yine o yıllarda Borges'in evinde çektiği özel fotoğraflarla.

Walter Veltroni – Oğulsuz

Oğulsuz Kitap Kapağı Oğulsuz
Walter Veltroni
Turkuvaz Kitap
85

Bir gün herhangi biri gibi Buenos Aires sokaklarında dolaşırken karşıma bir duvar yazısı çıktı. Soluk bir zemin üzerine boyayla yazılmış dört kelime: Particio, seni seviyorum. Baban. Elli yıllık hayatımda, bir babanın oğluna hitaben yazdığı bir duvar yazısına hiç rastlamamıştım. Bu sözlerden yola çıkarak pek çok hikaye tasarladım zihnimde. Böylesine basit bir cümle, birinin bir duvara yazdığı 26 harf, o tapraklara sinen melankoli ve hüzün hatırlandığında nasıl da destansı ve derin bir anlam kazanmıştı...
Arjantin'in başkenti Buenos Aires sokaklarında dolaşan o herhangi biri Roma Belediye Başkanı Walter Veltroni'den başkası değil. Veltroni, o 26 harften yürek sızlatan beş Arjantin öyküsü çıkarmış. Kayıp öyküleri...Kaybolanların ardında kalanların bekleyiş öyküleri...

Tezer Özlü – Yaşamın Ucuna Yolculuk

Yaşamın Ucuna Yolculuk Kitap Kapağı Yaşamın Ucuna Yolculuk
Tezer Özlü
Yapı Kredi Yayınları
116

Tezer Özlü, bir başka kutupta kendisiyle aynı yazgıyı paylaşan Oğuz Atay gibi, beklenmedik bir anda edebiyatımızdan demir aldı. Yazar ile sahici efsanesini birleştiren bu anlatı, hem yoğun bir vasiyetname niteliği taşıyor, hem de hayata ender görülen acılıkta bir perspektiften tanıklık ediyor.

Tezer Özlü, Türk edebiyatının gamlı prensesi.
(Arka Kapak)

Yayınevinin notu: Bu kitap, yazarın Almanca kaleme aldığı "Auf dem Spur eines Selbsmords" (Bir İntiharın İzinde) adıyla 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü alan metnin Türkçesidir. Bu kitap dilimizde, yazarı tarafından Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984) adıyla bir anlamda yeniden yaratıldı.

Fernando Pessoa – Huzursuzluğun Kitabı

Huzursuzluğun Kitabı Kitap Kapağı Huzursuzluğun Kitabı
Fernando Pessoa
Can Yayınları
536

20. yüzyıl Portekiz edebiyatının büyük ismi Fernando Pessoa, sağlığında yayınlanan yapıtları olduysa da, esas olarak ölümünden sonra, yazılarını topladığı sandığın bulunmasıyla ün kazandı. Yaklaşık 27 bin sayfaya yayılan, farklı türlerde eserler veren yazar, bunların büyük bir kısmını kendi adıyla değil, birer yaşamöyküsüyle, kişilikle, hatta edebi duruş ve tarzla donattığı 70 ayrı kurmaca yazarın, dışkimliğin adıyla imzalamıştı; kötü bir Portekizce’yle ilkel doğa şiirleri yazan Alberto Caeiro, pagan dinlere inanan hekim Ricardo Reis, "içinde bir Yunan şairi barındıran Whitman" diye tarif edilen Alvaro de Campos gibi... Bu kurmaca yazarlardan biri olan Bernardo Soares, Pessoa’nın "yarı-dışkimlik" olarak nitelediği, ona çok yakın bir karakterdi ve Huzursuzluğun Kitabı’nın yazarı olarak yaratılmıştı. Soares, gündüzleri bir kumaş mağazasında çalışan, geceleri yağmurun sesinde, ayak seslerinde yalnızlığını duyumsayan bir Lizbonluydu.
Huzursuzluğun Kitabı, kurmaca bir karakterin kendi hayatını anlattığı bir roman olarak görülebilir; ancak yazarla kahramanı sık sık birbirinin yerine geçtiğinden, Pessoa’nın hayatla ilgili kendine ait olan ve olmayan düşünceleri döktüğü, evirip çevirdiği bir denemeler, anlatılar toplamı olarak da kabul edilebilir. Pessoa bu kitap üzerinde 1913’ten itibaren çalışmaya başlamış, ölümüne dek parça parça yazmaya da devam etmişti. Sandık açıldıktan sonra, dağınık metinler bir araya getirilmeye başlandı ve 1982’de Portekiz’de yapıt ilk kez olarak basıldı; daha sonra, yeni bulunan parçaların eklenmesi ve elyazmalarında yanlış okunmuş yerlerin düzeltilmesiyle yeni basımlar yapıldı.
Dünyayı seyretmekle yetinmek isteyen, eylemsizliği en yüce erdem ve gerçek yaşam olarak gören Soares, Pessoa için belki de dünyanın ve yaşamanın ne olduğunu gösteren bir perdedir. Huzursuzluğun Kitabı aynı zamanda, bir edebiyatçının ulaşmak istediği yapıtla kâğıda dökebildiklerinin arasındaki mesafedir de; hayal edilenin soluk, titrek bir sureti, gölgesi olarak kalmaya, kusurlu olmaya mahkûmdur; tıpkı bütün kitaplar ve bütün çeviriler gibi.

Thomas Bernhard – Ungenach

Ungenach Kitap Kapağı Ungenach
Thomas Bernhard
Yapı Kredi Yayınları
80

Ungenach, Thomas Bernhard'ın Avusturya'nın suçlu belleğine ilişkin saptamalarını başlatan kitabıdır; anlatının tümü "aidiyet travması" çevresinde gelişir. Ülke dışında yaşayan Avusturyalı bir akademisyen, büyük bir mirasın vârisi, bu mirası akrabalarına "bölüştürerek" ondan bir an önce kurtulmak ister. Genç adam miras meselesini halletmek için memlekete dönüp de geçmişle yüz yüze gelince, geçmişin karşısına çıkardığı sorulara verilecek yanıtların hepsine katlanması gerektiğini görecektir. Anlatıcı, üç sese de katlanmalıdır; Noter Moro'nun delicesine otoriter sesine de, kardeşi Karl'ın mektuplarının melankolisine de, Ungenach malikânesi ve arazisi dolayısıyla Avusturya ile tüm bağlarını koparmak isteyen kendi iç sesine de…

Thomas Bernhard Ungenach'ta, istenmeyen bir mirası sırtından atma temasını, dolayısıyla gelenekten kopuşu ele alıyor, 1945'ten sonra Avusturya denen "ev'de artık eskisi kadar rahat yaşanamayacağı meselesiyle yüzleşiyor.

Üstün Akmen – Bay Kuş

Bay Kuş Kitap Kapağı Bay Kuş
Üstün Akmen
Evrensel Basım Yayın
224

Bay Kuş’un, bir tatil sürecinde demokrasi anlayışından devrim tanımına, sevdadan küreselleşmeye, tutkudan türbana, safsata televizyon dizilerinden tiyatroya, resimden heykele, cazdan operaya, edebiyattan geçmişteki kimi anılara, hatta endemik bitki topluluklarının yapılaşmasına kadar, o daldan bu dala konuşundan izlenimler içermekte. Hepi topu bu…

Marcel Proust – Hazlar ve Günler

Hazlar ve Günler Kitap Kapağı Hazlar ve Günler
Marcel Proust
Yapı Kredi Yayınları
168

Proust hatırlamaya başlıyor...

Marcel Proust'un 20'li yaşlarında kaleme aldığı, kısa anlatılardan ve şiirlerden oluşan bu eser, bir bakıma Kayıp Zamanın İzinde'nin habercisidir.

Honoré'nin yakışıklı sofra arkadaşı gençliğin ihtiyatsızlığıyla Heredia'nın eserlerinde genelde söylendiğinden daha fazla düşünce bulunabileceğini ima etmeye kalkışınca, zihinsel alışkanlıkları sarsılan konuklar surat astılar. Ama Mme Fremer derhal, "Aksine, onlar takdire şayan oymalı akikler, görkemli mineler, kusursuz kuyumculuk örnekleri" diye haykırınca bütün çehrelerde yeniden keyifli ve doyumlu ifadeler belirdi. Anarşistlere ilişkin tartışma daha vahimdi. Ama Mme Fremer bir doğa yasasının kaçınılmazlığı karşısında boyun eğercesine, teslimiyetle, "Bütün bunların ne yararı var? Zenginler ve yoksullar daima var olacak" dedi yavaşça. Ve en yoksulu en azından yüz bin frank ranta sahip olan bütün davetliler bu gerçekle yüz yüze gelince vicdan azaplarından kurtulup yürekten bir neşeyle son şampanya kadehlerini de devirdiler...

Adalet Ağaoğlu – Gece Hayatım

Gece Hayatım Kitap Kapağı Gece Hayatım
Adalet Ağaoğlu
Everest Yayınları
210

"Benim tek başına fantazyalardan örülü kitaplar, bilimkurgusal türde hikâyeler, romanlar yazmaya heveslenmeyişim, başlarda da değindiğim gibi, uyanık uykularımdan ötürüdür. Gece hayatımda gördüklerim, bakıyorum da, gündüz hayatımda gördüklerimden, gözlemlediklerimden çok daha ürkütücü. (...) Kitabın adı ticarî bir kurnazlık taşıyor, değil mi? Ama ne yapalım ki, şu rüyalarımın, karabasanlarımın hepsini en çok da bu ad yüzünden yazıya döktüm, diyebilirim. O kadar sevdim bu adı. Hem zaten bitkinlikten iki dostuyla bir lokantada, meyhanede gece on ikiye kadar bile güç oturabilen birinin Gece Hayatım diye bir kitap yazmasından daha iyi fantazya olur mu? Ayrıca, aklımda şu da var: 'Anlatılabilir' olan rüyalar kâbuslardır aslında, hayat değil."

Georges Perec – Karanlık Dükkan

Karanlık Dükkan: 124 Rüya Kitap Kapağı Karanlık Dükkan: 124 Rüya
Georges Perec
Metis Yayıncılık
248

Kurmaca bir anlatıda dile dökülen nedir? Anlatılanlar sonuçta, daha en baştan dille, dil içinde tasavvur edilmez mi hep? Dil içinde vücut bulmadan, dile dökülebilmiş bir şey var mıdır? Georges Perec işte böyle bir sınav koyuyor önüne: Kolay dile gelmeyen bir şey olan rüyaları kaleme almak… Perec, 1968-1972 arasında bir deneye girişir ve farklı bir edebiyat türü yaratmak istercesine rüyalarını kayda geçirir: "Herkes rüya görür. Ama sadece bazıları hatırlar rüyalarını, hatırlayanların çok azı onları anlatır, kâğıda dökenlerse daha da azdır. İhanet edeceğini bile bile (ve bunu yaparken mutlaka kendinize de ihanet edersiniz) insan niye rüyalarını yazmaya kalkar ki?" diye başlıyor söze yazar, "Gördüğüm rüyaları kayda geçirdiğimi sanıyordum; kısa süre sonra fark ettim ki, meğer sırf yazmak için rüya görür olmuşum."

Diğer kitaplarından tanıdığımız tekniklerin, bulmaca ve oyun merakının kendini gösterdiği bu rüya anlatılarında yazarın kitaplarına ışık tutacak ipuçları bulmak da mümkün. Karanlık Dükkân, özel bir yazarın iç dünyası için bir "cümle kapısı".

Franz Kafka – Ceza Kolonisinde

Ceza Kolonisinde Kitap Kapağı Ceza Kolonisinde
Franz Kafka
Can Yayınları
204

Ceza Kolonisi'nde, çağımız insanının kaygı ve korkularını, yalnızlığını, kendi kendine yabancılaşmasını, çevresiyle iletişimsizliğini ustalıkla dile getirmiş olan Franz Kafka'nın tüm anlatılarını bir araya getiren bir çalışmanın ilk kitabı. Anlatılar'ın bu ilk kitabı, Kafka'nın kitaplarında yayınladığı anlatılar ile kitaplarında yer almayan, ayrı ayrı yayınlanmış anlatıları dilimizde ilk kez bir arada sunuyor.

Kafka'nın yazdıklarına farklı eleştirmenlerce çok farklı yorumlar getirilmiştir. Kimilerince varoluşçuluk bağlamında değerlendirilen Kafka'da kimileri Marksist, kimileri Freudcu etkiler bulmuşlar, kimileri de onun yapıtlarının özünde gerçeküstücü bir mizahın yattığını ileri sürmüşlerdir. Ne var ki, Kafka'nın belki de en belirleyici özelliği, hiçbir kalıba girmemesi, hiçbir akıma sığmamasıdır. Kafka, tüm yazdıklarıyla, 20. yüzyılın en kendine özgü yazarlarının başında gelir.

Albert Camus – Yaz

Yaz Kitap Kapağı Yaz
Albert Camus
Can Yayınları
116

Yaz 'da Cezayır 'in sıcak ve aydınlık doğasından Antik Yunan 'ın ölçülü ve ışıklı düşüncesine uzanır . Böylece, Avrupa 'nın kapıldığı yıkıcı tutkuyu yalın olduğu kadar hayrınlık uyandıran bir mantıkla yargılar ve ortaya çıkan Akdeniz bilinci Albert Camus 'nün mutluluk etikasını yarıtır .

Albert Camus – Tersi ve Yüzü

Tersi ve Yüzü Kitap Kapağı Tersi ve Yüzü
Albert Camus
Can Yayınları
72

"Brice Parain, sık sık, yazdıklarımın en iyisini bu küçük kitabın içerdiğini ileri sürer... Hayır, aldanıyor, çünkü deha bir yana bırakılırsa, insan yirmi iki yaşında yazı yazmasını pek bilemez. Ama Parain'in söylemek istediğini anlıyorum.Bu acemice sayfalarda, sonradan yazdıklarımdakilerden daha çok gerçek aşk bulunduğunu söylemek istiyor, haksız da değil... Bu sayfaların yazıldığı zamandan beri, yaşlandım, çok şeyler görüp geçirdim. Sınırlarımı, sonra hemen hemen bütün zayıflıklarımı tanıyarak kendi hakkımda bilgi edindim... Herkes gibi ben de düşlerim bazı bazı. Ama iki sakin melek onun eşiğinden hiçbir zaman geçirmediler beni; biri dostum yüzünü gösterir, öbürü düşmanın suratını. Evet, bütün bunları biliyorum, aşkın neye patladığını da öğrendim ya da aşağı yukarı. Ama yaşamın kendisi hakkında, "Tersi ve Yüzü"nde acemice söylenenden daha fazlasını bilmiyorum."

Halit Ertuğrul – Aşk Böyle Yaşanır

Aşk Böyle Yaşanır Kitap Kapağı Aşk Böyle Yaşanır
Hatıra - Mektup Dizisi
Halit Ertuğrul
Nesil Yayınları
160

Aşk, baş tacı edilerek, kalbin en temiz yerinde saklanacak bir duygu iken; maalesef onu ayağa düşünenler oldu. Aşklarını insanlar ayağına düşüren insanlar ise, ne yazık ki kendileride ayağa düştü. 'Aşk' diye ete kemiğe sarılanlar, 'aşk' diye her türlü değerleri ayaklar altına alanlar, aşktan nasipsiz insanlardır. Çünkü aşk insan ruhunu temizler, olgunlaştırır, kişiyi ulvi duygularla donatır. Günümüz insanının ve özellikle degünümüz gençlerinin en fazla problem yaşadığı konuların başında 'aşk' gelir. 'Aşk Böyle Yaşanır' kitabı; 'aşk' diye yanlış ilişki içinde olan ve çok zaman da bu uğurda kişilik değerlerini yitiren bazı insanlara örnek olması, dileğiyle hazırlanmıştır. Bu kitap; baştan sona kadar yaşanmış ve nefes kesen ibretli olaylarla doludur.

Henry Miller – Uykusuzluk (Insomnia)

Uykusuzluk (Insomnia) Kitap Kapağı Uykusuzluk (Insomnia)
Henry Miller
Notos Kitap
69

Ayrıksı bir yazardan ayrıksı bir kitap...

Henry Miller yirminci yüzyılın başkaldırıcı yazarlarından. Kapitalizmi reddederken sosyalizmi efendi değiştirme olarak gördü. Anarşizmi Amerikan "doğaya dönüş" geleneğiyle, Beat Kuşağı ve "çiçek çocuklar" ile ilişkilendirilen Miller, Yitik Kuşak içinde de sayılmaz.

Miller'ın Uykusuzluk'ta (Insomnia) sözünü ettiği Japon kadın, 1967'de yetmiş altı yaşındayken tanışıp âşık olduğu kabare sanatçısı Hoki Tokuda. Yine bu dönemde yaptığı suluboya resimler de kendi resimleri arasında özel bir bölümü, Insomnia Dizisi'ni oluşturur.

"Henry mitolojik bir yaratığa benziyor. Yazıları ateşli, yıldırım gibi, girift, hain ve tehlikeli. Yazdıklarının gücünü, o günahtan arındırıcı, yıkıcı, gözüpek, korkunç gücünü seviyorum. Yaşama duyulan hayranlığın, coşkunun, her şeye olan tutkulu ilginin, enerjinin, taşkınlığın, gülüşün ve ansızın patlayan fırtınaların bu tuhaf karışımı aklımı başımdan alıyor. Her şey silinip süpürülüyor: ikiyüzlülük, korku, basitlik, yalancılık. İçgüdünün ortaya konması bu. Birinci tekil kişiyi, gerçek adları kullanıyor; düzenden biçimden hatta kurmacadan bile nefret ediyor."
-Anaïs Nin-

Antonio Tabucchi – Requiem

Requiem Kitap Kapağı Requiem
Antonio Tabucchi
Can Yayınları
120

Yıllar sonra ikinci vatanı saydığı Portekiz’e dönen bir adam, boğucu bir pazar günü, öğlen on ikiyle geceyarısı arasında Lizbon’un sokaklarında ve rıhtımlarında dolaşır. Barlara, lokantalara uğrar, yemek yer, içki içer. Yaşayanlar ve ölülerle karşılaşır. Fernando Pessoa’ya çok benzeyen, çoktan ölmüş bir şairle buluşuncaya kadar "geçmişinin hayaletleri" arasında gezinir.. Portekiz ve Pessoa tutkunu Antonio Tabucchi’nin, Requiem’le, Lizbon kentine "yürekten bir selam" gönderdiği de söylenebilir. Tabucchi, bu kısacık anlatısında, hem okurlarını özlem yüklü bir gezintiye çıkarır, hem de gastronomik bir masal anlatır onlara. Requiem, yalnızca Lizbon kentinde değil, aynı zamanda Portekiz mutfağında bir bellek yolculuğunun kitabıdır. Tabucchi, saf edebiyatın bir incisini daha sunuyor okurlara. Requiem, yalnızca Tabucchi hayranlarının değil, Pessoa tutkunlarının da bir solukta okuyacakları küçük bir başyapıt.