Alain Grosrichard – Sultan’ın Sarayı – Avrupalıların Doğu Fantezileri

Sultan'ın Sarayı - Avrupalıların Doğu Fantezileri Kitap Kapağı Sultan'ın Sarayı - Avrupalıların Doğu Fantezileri
Alain Grosrichard
Aykırı Yayınları
253

Avrupa Osmanlı'ya Nasıl Bakıyordu?

Batı'nın, Avrupa merkezli düşünüş biçiminin Doğu'ya yaklaşımını, Doğu'yu ve bu arada İslam'ı algılayışını Edqard Said'in Orientalizm çalışması 70'li yılların sonlarında hayli sarsmıştı. Tüm dünya ile birlikte elbette Doğu'yu da kendi değer yargıları ve ölçütleri çerçevesinde değerlendiren Batılıların öznelliğiyle, önyargılarıyla uğraşan sadece Edqard Said değildi. Orientalizm'den hemen sonra Fransız akademisyen Alain Grosrichard'ın bu çalışması da aynı doğrultuda Batı'ya yönelik etkili bir eleştiri ve aynı zamanda bir tür özeleştiri olarak ortaya çıktı.

Doğu'nun siyasi rejimlerini, Doğu'nun siyasi hakimi 'despot'u ele alan Grosrichard onun yaşam alanı Saray'ı odak noktası olarak belirleyi, vezirlerden hareme, valide sultandan yeniçerilere kadar birçok konu ve kimlikle ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulunuyor.

Akif Poroy – Avrupa’da Cinsellik Tarihi

Avrupa'da Cinsellik Tarihi Kitap Kapağı Avrupa'da Cinsellik Tarihi
Akif Poroy
Dharma Yayınları
295

Dr. Akif Poroy’un Cinsellik dizisinin ilk cildi olan Avrupa’da Cinsellik Tarihi kitabı, cinselliği “toplumsal seksoloji“ ve “tıbbi seksoloji“ açısından değerlendiriyor. Avrupa’nın toplumsal yaşamı günümüzde bütün dünyada açısından daha da önem kazanıyor. Kadın erkek ilişkisi, nişan, düğün gelenekleri ve bunlara bağlı olarak cinsel yaşam, toplumsal yaşamın çok önemli bir yönünü yansıtıyor. Avrupa’da uzun yıllar yaşamış ve tıbbi seksoloji alanında çalışmış biri olarak Poroy, toplumu yansıtan “cinsel yaşam“ olgusunu, daha kolay anlayabilmemiz için, “Antik Çağ’dan Günümüze Avrupa’da Cinsel Yaşam“ı bol görsel malzemeyle okuyucunun gözleri önüne seriyor. Türk ve Avrupa toplumları arasında cinsellik konusundaki farklılıkları tüm açıklığı ile sergileyebilmek için, daha önceki kitaplarında yayınlanmamış cinsellikle ilgili ülkemizden de ilginç örneklere yer veriyor. Cinsel ahlak konusunu irdeledikten sonra, Avrupa kültürünün kökenleri olan antik Yunan, Roma, Ortaçağ, Rönesans, Hıristiyan Avrupa’sından, günümüz Avrupa’sına kadar cinselliğin incelendiği Avrupa’da Cinsellik Tarihi ensest ilişkiden eşcinsel evliliğe, çocuk fahişelerde, eş değiştirmeye, toplu sevişme gruplarından seks kulüplerine, pornodan seks shop’lara kadar pek değişik ve ilginç konuları işliyor. Toplumları cinsellik açısından karşılaştırmak için, 1971 yılında ülkemizdeki ilk çıplak eylemden, kızını satan babaya, cinsellikte şiddete, Yargıtay’ın “Lezbiyen İlişki“ kararına, berdel evliliğinden ülkemizdeki ev pornosuna kadar, cinsel yaşamın insanı hayrete düşüren örneklerine değiniyor. Akademik titizlikle önyargısız olarak hazırlanan bu çalışma ile, Avrupa ve Türk toplumlarının özel yaşamla ilgili, farklı kültürlerin, farklı değer yargılarını ve büyük farklılıkları yansıtan çok önemli bir belge, kaynak bir kitap.

Ahmet Taner Kışlalı – Oğrenci Ayaklanmaları

Oğrenci Ayaklanmaları Kitap Kapağı Oğrenci Ayaklanmaları
Ahmet Taner Kışlalı
Bilgi Yayınevi
222

Tanrı'yı Kim Kullanır ve Siyasal Sistemler kitaplarının da yazarı Ahmet Taner Kışlalı tarafından kaleme alınan Öğrenci Ayaklanmaları kitabı Siyasi Olaylar, Siyaset türünde okuyucusu ile buluşuyor. Bilgi Yayınevi yayınevinden 1973 yılında isbn kodu ile kitapçılarda satışa sunulan Öğrenci Ayaklanmaları isimli kitap 223 sayfadan oluşuyor. Öğrenci Ayaklanmaları kitabını okuduysanız mutlaka oyunuzu, kitap incelemelerinizi ve alıntılarınızı bekliyoruz. Neokur kullanıcıları fikirlerinizi merak ediyor!

Ahmet Cerrahoğlu – Şeyh Bedreddin Meselesi

Şeyh Bedreddin Meselesi Kitap Kapağı Şeyh Bedreddin Meselesi
Ahmet Cerrahoğlu

Asıl adı Nevzat Cerrahoğlu (d. 1900, İstanbul ? ö. 12 Ağustos 1977, İstanbul),

Türkiye?de sosyalist hareketin tarihine ilişkin kitapları, broşürleri ve yazılarıyla tanınan yazar.

1919′da İstanbul Sultanisi?ni (bugün İstanbul Lisesi) bitirdikten sonra başladığı tıp öğrenimini yarıda bıraktı. İlk yazısı İzmir? de çıkan Ahenk dergisinde yayımlandı (1918). Daha sonra Aydınlık, Resimli Ay, Yeni Adam gibi dergilerde yazdı; Aydınlık? ın ?Fevkalâde Gençlik Nüshası? adlı özel sayısının yayımına katkıda bulundu. 1925′teki Türkiye Komünist Partisi (TKP) tutuklamasında Şefik Hüsnü (Deymer) ile ilişkisi olduğu iddiasıyla tutuklanarak 4 yıl hapse mahkûm edildi.

1932′de ?İnsaniyet Kütüphanesi? yayınlarını kurarak broşürler yayımlamaya başladı. Bu broşürlerde, birçok ünlü yazar ve edebiyatçıyla polemiğe girerek, onların tarih, edebiyat ve çeviri anlayışlarını eleştirdi. Bu arada sosyalist düşünürlerin bazı kitaplarım Türkçeye çe*virdi.

Yazılarında A. Cerrahoğlu adını da kullanmıştır. Başlıca yapıtları arasında, Ansiklopedideki Vahşi (1929), Kari Marx (1935), Iş Ücreti Nedir? (1935), ?Ekonomicilik? Efsanesi (1938), Bir islam Reformatörü: Mehmet Akif (1964), Türkiye?de Sosyalizmin Tarihi*ne Katkı (1975) sayılabilir.

Ahmet Caferoğlu – Türkçede Daş Lahikası

Türkçede Daş Lahikası (1929) Kitap Kapağı Türkçede Daş Lahikası (1929)
Ahmet Caferoğlu
İktisat Matbaası
16

Orta devir farisi lisanına dahil olan birçok Türkçe kelimeler arasında belki en çok intişar eden (Daş) lahikasıdır. Bu kelime Türkçenin kelime başındaki (d)ye tahammül edememesinden dolayı ekseriyetle (taş) şeklinde istimal edilmiştir. Ayrıca Münih Darülfünun profesörlerinden Bergstesser'in doğru olarak kaydettiği veçhile (daş) umumiyetle hafif (deş) şeklinde telaffuz edilmektedir ki bu şekle bilhassa Dalloff lugatinde tesadüf edilmektedir.

Pierre Vidal-Naquet – Kayıp Kıta Atlantis

Kayıp Kıta Atlantis Kitap Kapağı Kayıp Kıta Atlantis
Pierre Vidal-Naquet
Kırmızı Kedi Yayınevi
165

Yaklaşık 2500 senedir insanlar Atlantis'in peşinde. Platon'dan beri sayısız insan bu "Kayıp Kıta"yı bulmak üzere olduğunu söylüyor. Onu Kuzey Denizi'nde arayanlar da var Atlantik Okyanusu'nda da. Ama sonuç hiç değişmiyor ve Atlantis bilinmezliğini koruyor. Yine de bu kayıp kıta, Antik Çağ'a ait hiçbir efsanenin ulaşamadığı bir popülerliğe sahip. Ünlü tarihçi Pierre Vidal-Naquet elinizdeki kitapta Atlantis üzerindeki esrar perdesini aralıyor. Platon'dan günümüze kadar Atlantis efsanesinin izini kovalayan Vidal-Naquet bu kapsamlı çalışmasında antik çağlardan Hıristiyanlığın doğuşuna, Aydınlanma'dan ezoterik akımlara, Jules Verne'den George Perec'e kadar Atlantis'in ilginç ve eğlenceli öyküsünü inceliyor. Fransızların, İskandinavyalıların, İtalyanların ve en sonunda da Nazilerin Atlantis'i nerelerde ve hangi gerekçelerle aradıklarını anlatıyor. Okuyucuyu filozoflardan, iyi niyetli ama saf araştırmacılardan ve şarlatanlardan oluşan büyük bir galeride dolaştırıyor.

Pierre Clastres – Devlete Karşı Toplum

Devlete Karşı Toplum Kitap Kapağı Devlete Karşı Toplum
Pierre Clastres
Ayrıntı Yayınları
192

Nüfusları kırk ila birkaç bin kişi arasında değişen yüzlerce kabilenin, Güney Amerika kıtasının her metre karesini kullanarak ve ekolojik ortamla tam bir uyum içinde sürdürdükleri yaşama ilkel; istila ve katliamla ele geçirdikleri kıtayı hızla tahrip eden Batılıların yaşamına ise uygar demek, inandırıcılığını çoktan kaybetti. Fransız antropolog Pierre Clastres sayesinde, ilkel toplum ile uygar toplum arasındaki ayrımı, devletsiz toplum ile devletli toplum arasındaki ayrım olarak okumak gerektiğini artık öğrenmiş bulunuyoruz. Bugün, devletsiz toplum ile devletli toplum arasındaki derin uyuşmazlığı her yönüyle ortaya koyabiliyor ve buradan devlete karşı toplum lehine birtakım sonuçlar çıkarabiliyorsak, bunu Clastres’ın antropoloji ile siyaset felsefesini büyük bir ustalıkla harmanlayan gözü pek girişimine borçluyuz.Devlet, despotluk ve kiliseden habersiz; çevreyle uyumlu ve ihtiyaçları ölçüsünde bolluk içinde yaşayan ilkel toplum; devletli toplumların Bir’e, iktidara tapan, kıyıcı, hoşgörüsüz, tahakkümcü zihniyetine, XX. yüzyıla kadar nasıl direnebilmiş ve ayakta kalabilmişti? “Söz”ün gücüne büyük önem veren ve iktidarın, eşitsizliğin kokusunu alır almaz, peygamberlerinin peşine takılıp Kötülüğün Olmadığı Ülke’yi aramaktan çekinmeyen bir toplumun bilgeliği nereden kaynaklanıyordu? Bu toplum, eşitsizliği, despotun iktidarını önlemeyi ve bütünlüğünü korumayı nasıl başarmıştı? Ve hangi talihsiz, önlenemez noktada, ilkel toplum, uygar dediğimiz bugünkü devletli topluma dönüştü?Clastres’a göre, devletin kökeni bilmecesinin çözümü, belki de, kaos-doğa-iktidar ilişkisine atfedilen anlamda yatıyor. İlkel ya da devlete karşı toplum, iktidarı, doğanın bir benzeşiği, toplumu kaosa sürükleyebilecek, kontrol edilemez, olumsuz bir güç olarak belirlerken; uygar ya da devletli toplum, iktidarı, doğanın kaosuna son verebilecek, onu kontrol altına alabilecek, olumlu bir güç olarak gördü. İlkel toplum, doğayı mitsel-dinsel bir çerçeve içine kapatarak zararsız hale getirmeye çalışırken; uygar toplum, doğayı iktidar, devlet aracılığıyla bir köleye dönüştürdü ve sonunda tahrip etti. Doğanın kaosundan kurtulmaya çalışan uygar toplum, şimdi kendi yarattığı uygarlığın kaosuna batmış bulunuyor. Bu durumda bir kez daha sormak istiyoruz: Vahşiler mi daha bilgeydi, biz mi daha bilgeyiz? “Clastres’ın ortaya attığı sorulardan, yönelttiği eleştirilerden sosyalizm düşüncesinin kendisini yenilemesi için çıkarabileceği dersleri görmemek için yüksek dozda art niyet gerekli. Bugün onanmaz gibi gözüken yaralarla bitap durumda soluklayan sosyalizm düşüncesi, insanların geçmiş pratiklerinin böyle yeni baştan değerlendirilmesiyle kendisine yeni ufuklar bulabilir, yeniden canlanabilir. Sosyalizmin baştan aşağı dönüşmesi, kavramlarının tek tek sorgulanması demek, ne beylik bir iki kavrama kumaşı tersyüz edilmiş elbiseler giydirmek demektir, ne de ustaların kelamını nas olarak kabul edip, buna bitmez tükenmez şerhler yazmaktır. Bugün sosyalizm adına yapılacak en selametli iş, bilimci, prodüktivist, siyasal güç putperesti Marksizan dogmayı sosyalizmin başından kurtarmaktır.” Ahmet İnsel, Birikim

Pierre Clastres – Vahşi Savaşçının Mutsuzluğu

Vahşi Savaşçının Mutsuzluğu Kitap Kapağı Vahşi Savaşçının Mutsuzluğu
Pierre Clastres
Ayrıntı Yayınları

Clastres bu kitabında da, daha önce yayımladığımız Devlete Karşı Toplum’da yıkmaya giriştiği devlet efsanesinin temellerine ışık tutmaya devam ediyor. Toplumun ve siyasal iktidarın devletsiz var olamayacağını öne süren geleneksel antropolojiyi tersine çevirerek, toplumun temelini devletin değil, siyasetin oluşturduğunu saptıyor. Siyasal yaşamı olmayan toplum yoktur, ama devletsiz toplumlar vardır. Bunlar klasik antropolojinin iddia ettiği gibi gelişmemiş, olgunlaşmamış oldukları için değil, otoriteye, farklılaşmaya, bölünmeye karşı oldukları için devlete de karşı çıkmışlardır.Devlete Karşı Toplum’da daha çok devletsiz toplumun yapısal özellikleri üzerinde duran Clastres, Vahşi Savaşçının Mutsuzluğu’nda ağırlığı devletsiz toplumun kendini korumak için geliştirdiği mekanizmaların tanıtılmasına veriyor.Devletsiz toplumu devletli topluma göre açıklayan geleneksel bakış açısını tersine çeviren Clastres, Vahşi Savaşçının Mutsuzluğu’nda bu durumda devletsiz toplumdan devletli topluma nasıl geçildiğini açıklamaya çalışır. Evrimci, kesintisiz, çizgisel gelişmeyi varsayan model geçerliliğini yitirdiğine göre, bölünmenin, eşitsizliğin, devletin kökenini nerede aramak gerekir?“Peki, vahşilerin gerçeğinden nasıl bir ders çıkarabiliriz? Basitçe özetlemek gerekirse, devletin ortaya çıkışının kaçınılmaz olmadığını söyleyebiliriz. Yönetenler/yönetilenler, efendiler/köleler ayrımını tanımayan toplumlar var olduğu sürece, devletin insan doğasından kaynaklanmadığını kabul etmek gerekir. Peki, devlet bir kere ortaya çıkarsa geriye dönüş yok mudur? Bu noktada başlangıç sorununun şiddet sorunundan ayrı düşünülemeyeceği ortaya çıkıyor. Clastres’ın yapıtının gücü antropolojiye gerçekten önemli sorular yöneltmiş olmasından ve bu yolda gerekli olan yöntemsel araçları göstermiş olmasından geliyor.” Pierre Bouretz / Cumhuriyet Kitap

Philip Schlesinger – Medya Devlet ve Ulus

Medya Devlet ve Ulus Kitap Kapağı Medya Devlet ve Ulus
Philip Schlesinger
Ayrıntı Yayınları

1982 Anayasası’nın oylanması öncesinde bir gazeteciler sitesinde oturan birçok gazeteci toplanıp şöyle bir karar almışlar: “Hepimiz ‘hayır’ dersek çok göze batarız, aramızdan bazıları da ‘evet’ oyu atsın.” Anlaşmaya varılmış. Ama yapılan sayım sonucu ezici çoğunluğun ‘evet’ oyu verdiği görülmüş.Basın tarihimiz bunun gibi birçok örnekle malul. Medya, önemli oranda bağımsız davranma imkânına sahip olmasına karşılık, belli güç odaklarıyla, özellikle devletle fazlaca iç içe geçmiş durumda. Kraldan çok kralcılığın, “gönüllü suç ortaklığının” bu denli uç boyutlarına başka ülkelerin medyasında rastlamak güç. Ama bu, diğer “demokratik” ülkelerde devlet ile medya arasındaki ilişkilerin ideal düzeye erişmiş olduğunu da göstermiyor.Schlesinger bu kitapta, Batı’da da, özellikle “ülke güvenliği ve düzeni” gerekçesinin arkasına sığınan benzer “işbirliği” ve “otosansür” tavrının örnekleri olduğunu gösteriyor. Örneklerle yetinmeyerek, medya-devlet arasındaki ilişkinin tek boyutlu bir belirleme ilişkisi olarak adlandırılamayacak karmaşıklıktaki boyutlarını yorumlamaya çalışan ciddi bir teorileştirme çabası gösteriyor. Kitabın ana eksenini, siyasal tanımlama ve yorumlama süreçleri etrafındaki ideolojik mücadelenin özgül bağlamlarda ne biçimlerde ifade edildiğini değerlendirme girişimi oluşturuyor. Üç ana bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde “siyasal şiddet” ya da “terörizm”in anlamı ve medyada temsil edilme biçimleri ele alınıyor. “İç ve dış düşmanlar”, “kanun ve düzen”, “devletin bekası” türünden retorik adlandırmalara ihtiyaç duyan devletlerin medyayı bu doğrultuda etkileme çabaları ve medyanın buna nasıl cevap verdiği yorumlanıyor. İkinci bölümde Batı’da Soğuk Savaş ideolojisinin siyasal kültürün oluşumundaki etkisi, komünizmin ve Avrupa komünizminin popüler medyada ve siyaset biliminde temsil edilme tarzları inceleniyor. Üçüncü bölümde ise Gellner, Hobsbawm, Anderson, Giddens ve benzeri kuramcıların çalışmaları eleştirel bir gözle değerlendirilerek, ulusal kimliklerin ve bir Avrupa kimliğinin oluşmasında devletin ve medyanın oynadığı ve oynayabileceği rol tartışılıyor.Medya, Devlet ve Ulus’u yayımlarken, hem benzer çalışmaların Türkiye için de yapılmasının ne denli gerekli olduğuna, hem de medyanın “özgürlük, eşitlik, adalet” gibi insani ve toplumsallık içeren talepleri çoğaltma imkânı olmasına rağmen, bunu yapmayarak, statükocu bir tavrı benimsemesinin yarattığı “toplumsal tahribat”a dikkat çekmek istiyoruz.

Serge Latouche – Dünyanın Batılılaşması

Dünyanın Batılılaşması Kitap Kapağı Dünyanın Batılılaşması
Serge Latouche
Ayrıntı Yayınları

Artık, coğrafi olmaktan çok ideolojik bir kavram olan Batı, neredeyse bütün ülkelerin gözlerini diktiği “büyülü bir merkez” konumunda. Kalkınma adına önerdiği sanayileşme, bürokratikleşme ve tekniğin sınırsız kullanımı itirazsız kabulleniliyor; yaşam tarzına dönüşen “tüketim” insanların tek amacı sayılıyor.Serge Latouche ise bu büyüden kendini kurtararak dünyanın Batılılaşması ile birlikte yaşam tarzlarının birörnekleştiğini, düş gücünün standartlaştığını, kültürün yerini kalkınmanın aldığını söylüyor ve bu sürecin tehlikelerine dikkat çekiyor. Ona göre Batı merkezli haberler, gösteriler, modalar, ahlaki değerler, siyasal yasalar, kitle iletişim araçlarıyla bir anda bütün dünyayı abluka altına alıyor; ekonomi-politik, “dinler dışı bir din” haline gelerek sınırsız üretim, başarı ve tüketim hırsı bütün dünyaya pompalanıyor; evrensellik adına insanların yüzyıllardır edindikleri kültürel kimlikler yok ediliyor; gerçek anlamda “çoğul insanlık arayışı” giderek totaliterleşen Batı yüzünden tehlikeye giriyor.Latouche bu tehlikeye karşı bize “kısır bir içe kapanışa başvurmadan, dünyadaki büyük gelişmelere de kör kalmadan, gerçek anlamda farklı kültürel kimliklerden oluşan çoğul bir evrensellikten yana olma” çağrısı yapıyor. “Türkiye son yıllarda “kapalı toplum” özelliklerinin sınırlayıcılıklarını ve kasvetini kırarak dünyayla daha içli dışlı olmaya başladı. Şimdilerde müthiş bir tüketim ve imaj patlaması yaşanıyor. Ve bu “gelişme” olarak adlandırılıyor. Oysa nicedir kimi batılı yazarlar bu sürecin sonucu olan bireycilik, yaşamın her alanının metalaşması gibi tehlikelere dikkat çekiyorlar. Ve varılan yerin “demokratik yalnızlık” gibi Türkiye’de henüz telaffuz edilmeyen bir “son” olduğunu belirtiyorlar. Bu açıdan neye maruz kaldığımızı anlamak için vazgeçilmez kitaplar...”Refik Durbaş / Sabah

Sayın Dalkıran – İbn-i Kemal ve Düşünce Tarihimiz

İbn-i Kemal ve Düşünce Tarihimiz Kitap Kapağı İbn-i Kemal ve Düşünce Tarihimiz
Sayın Dalkıran
Osmanlı Araştırma Vakfı (OSAV) Yayınları
224

. smanlı ulu çınarının tam olarak neşv ü nemâ bulduğu dönemlerin fıkıh yani İslâm Hukukunda, tasavvufta, kelâmda, İslâm Felsefesinde ve en önemlisi de ilmiye teşkilâtının idaresinde önemli isimlerinden biri ve belki de birincisi de İbn-i Kemal'dir. İbn-i Kemal, Osmanlı Kanunnâmelerini tedvîn eden bir kanunşinâsdır. Karaman ve Rumeli Eyâleti gibi mühim eyâletleri tahrir eyleyen muharrir yani il yazıcısıdır; kendisinden sonra gelen tarihçilere temel kaynak olan Osmanlı Tarihinin müellifi bir tarihçidir; yaklaşık 40 küsur Risâleleri yani konuyla alakalı monografileri ile Osmanlı düşünce tarihine yön veren bir kelâmcı ve mütefekkirdir; Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Selim'in güçlü bir Şeyhülislamıdır; senelerce ilmiye teşkilatının başında fiilen görev yapmış Rumeli Kazaskeri ve kısaca tam bir müfti's-sakaleyn yani cin ve insin müftüsüdür.

Sedef Çokay – Antikçağda Aydınlatma Araçları

Antikçağda Aydınlatma Araçları Kitap Kapağı Antikçağda Aydınlatma Araçları
Sedef Çokay
Ege Yayınları

Geçmişten bugüne, insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından olan aydınlanma ihtiyacı, çeşitli araçlar yardımıyla karşılanmıştır. Bu kitapçıkta Grek ve Roma Dönemlerindeki aydınlatma araçları anlatılmaktadır.

Baki Öz – Alevilik ile İlgili Osmanlı Belgeleri

Alevilik ile İlgili Osmanlı Belgeleri Kitap Kapağı Alevilik ile İlgili Osmanlı Belgeleri
Baki Öz
Can Yayınları
302

Tarihçi-yazar Baki Öz, 1949'da Erzincan'ın Çayırlı İlçesi'nin Eşmepınar Köyü'nde doğmuştur. Tarih öğrenimi almış ve yıllarca tarih öğretmenliği yapmıştır. Tarih araştırmalarını Atatürk ve Alevilik-Bektaşilik tarihi üzerinde yoğunlaştırmış, bu alanda bir çok yapıt üretmiş, Alevilik tarihinin aydınlanmasına kapı aralamıştır. Değerli araştırmacı yazarımız Baki Öz, 08.05.2002'de aramızdan ayrıldı. Yaşama veda etmeden önce kaleme aldığı araştırmalarını kitap olarak görme şansına ne yazık ki kavuşamadı.

Yayınevimiz, son araştırmalarını kitaplaştırdı. Halkımıza bu kitapları sunmaktan sevinç duyuyor ve anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

  • Fermanlar
  • Beratlar
  • Fetvalar
  • Layihalar
  • Raporlar
  • Mektuplar
  • Vakıfnameler
  • Mahkeme Tutanakları
  • Mühimme Tutanakları
  • Mühimme Defteri Kayıtları
  • Vakanamelerden Parçalar

Kurthan Fişek – Devlete Karşı Grevlerin Kritik Tahlili

Türkiye'de Devlet İşçi İlişkileri Açısından Devlete Karşı Grevlerin Kritik Tahlili Kitap Kapağı Türkiye'de Devlet İşçi İlişkileri Açısından Devlete Karşı Grevlerin Kritik Tahlili
Kurthan Fişek

"Ana çizgileriyle ve soyut olarak öne sürülenler şunlardır :
(1) Kapitalist toplumlarda «doğal durum», uylaşım değil, uzlaşmazlıktır
ve bu uzlaşmazlık yapının özünden gelmektedir; (2) Sermaye
olgusuntın barındırdığı içsel çelişki yüzünden, işyeri uyuşmazlıkları
gibi sıklıkla görülen durumları, insan ilişkilerini geliştirmek
gibi geçici tedbirlerle çözmek olanaksızdır; (3) Sorunun,
kaçınılmaz olarak, toplumu meydana getiren ana sınıflar açısından
ele alınması gereklidir; ( 4) DEVLET'in bir sınıfsal içeriği vardır ve
bu sınıfsal içerik, kapitalist toplumlarda, devlet makinesinin burjuvazinin
çıkarlarına uyarlanmış biçimde işlemesine yol açmaktadır.
Bu temel önermelerden hareketle, Anadolu toplumlarında üretim
ilişkilerinin evrimi üstıünde en genel çizgileriyle durulmuş ve
devletin, son tahlilde, kapitalist işveren olarak Türkiye işçi sınıfının
karşısında yer aldığı vargılanmıştır. Bu sonuca varmada kullanılan
ölçüt 1963-1968 dönemi devlet kesimi grevleri ve bu grevlerin
karşılaştırmalı morfo-sosyolojik görüntüsüdür."

Kazım Dayıoğlu – Ankara Kabadayıları

Ankara Kabadayıları Kitap Kapağı Ankara Kabadayıları
Kazım Dayıoğlu
Pencere Yayınları
224

Halil Soyuer Balıkesir'in Havran ilçesinde 1921 yılında doğdu. Balıkesir Lisesini bitirdi. Şiire Lise çağında başladı. İlk şiiri 1940 yılında Yedigün dergisinde yayınlandı. Yedek Subaylığını bitirince 1944 yılında Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Teşkilatında göreve başladı ve Ankara'ya yerleşti. 1947 yılından kapanıncaya kadarAnkara Halkevi'nin Dil Edebiyat Şubesi Başkanlığını yaptı. O yıllarda çok büyük ilgi gören Şiir Günleri'nin yaratıcısı oldu ve sunuculuğunu yaptı. 1955 yılında memuriyetten istifa ederek gazeteciliğe başladı. Ankara'da yayımlanan birçok günlük gazetede Muhabirlik, İstihbarat şefliği, Köşe yazarlığı ve Yazıişleri Müdürlüğü görevlerini yürüttü. 1984 yılında Adalet Gazetesi İstihbarat şefi iken emekli oldu. 1966/69 yılları arasında Ankara'da Çaba adında aylık sanat dergisini çıkardı. Şiirleri ülkemizdeki birçok sanat dergisinde yayınlandı. Ayrıca İngilizce'ye ve Farsça'ya çevrildi.

Evli olup Ankara'da yaşayan Halil Soyuer'in 3 çocuğu (Nursel-Birsel-Emrah) ve 3 torunu (Görkem-Sıla-Efekan) vardır. Şimdiye kadar ünlü bestekarlarca 171 şiiri bestelenmiş olan Halil Soyuer'in, birçok yarışmada birincilikleri vardır. T. Vakıflar Bankası'nın 40. kuruluş yılı dolayısıyla düzenlenen ülke genelindeki sanatçılar arasında Altın ödüle hak kazanan 20 sanatçıdan birisidir. Halil Soyuer, Dünyü Şairler Kurultayı'nda Türkiye'yi temsil eden şairler arasındadır. Memleketi olan Havran'da bir caddeye adı verilerik ölümsüzleştirilmiştir. 51 yıldır Ankara'da yaşayan Halil Soyuer, bu kitapta yer alan birçok Ankara Kabadayısı ile gazetecilik mesleği icabı yakın arkadaş olmuş ve onların senelerce yanında bulunmuştur. Şiirleri toplu olarak Bütün Şiirleri adıyla yayınlanmıştır.