Carl Gustav Jung – Ulysses ve Picasso Üzerine Denemeler

Ulysses ve Picasso Üzerine Denemeler Kitap Kapağı Ulysses ve Picasso Üzerine Denemeler
Carl Gustav Jung
Düşün Yayıncılık
80

Jung bu denemeleri kaleme aldığı 1930’larda, 65 yaşındaydı. Joyce’dan altı, Picasso’dan beş yıl daha yaşlıydı. Böylesi bir üçlünün, birbiriyle neredeyse eşzamanlı ilişkileri sanat dünyası bağlamında çok önemli bir kazanım sağlaması yanında, sonraki kuşaklarca, birbirlerine yansıtmaları nedeniyle de şans sayılmalı.
Mazhar Candan’ın Önsöz’ünden...

Yalçın Küçük – Estetik Hesaplaşma

Estetik Hesaplaşma Kitap Kapağı Estetik Hesaplaşma
Yalçın Küçük
Tekin Yayınevi
245

Anlamamın kişisel hazzı, (...) mümkün olan kişisel kızgınlık ve kırgınlıkların tümünü ortadan kaldırıyor. Geriye toplumsal sorun, toplumsal sorumluluk ve tartışma gereği kalıyor. Toplumsal kızgınlık ve kırgınlıklarım benim değildir; ortadan kaldırılmasına göz yumamam.

Adrianne Blue – Öpüşme: Metafizikten Erotiğe

Öpüşme: Metafizikten Erotiğe Kitap Kapağı Öpüşme: Metafizikten Erotiğe
Adrianne Blue
Ayrıntı Yayınları
256

"Öpüşmeyle başladı aşk" diyen Adrianne Blue, öpüşmeyi nasıl keşfettiğimiz sorusunun yanıtını aramaya koyuluyor bu kitapta. Acaba Freud'un dediği gibi memeden kesilme gününün yani kıyamet gününün gelişiyle mi başladı? Yaratılıştan mı biliyoruz yoksa öğrendik mi?Birbiriyle çatışan birçok entellektüel alanda kısa bir yolculuğa çıkan ve dünya coğrafyasındaki deneyimlerini buna ekleyen yazar insanların yüzde doksanının öpüştüğünü söylüyor ve ekliyor: Artık kimse öpüşmenin çocuk yapmakla ilgisi olduğuna inanmıyor. Öpüşmenin, öpücüklerin macerasını Freud'dan etnologlara, antropologlardan şairlere, romanslardan heykel ve resme, Hollywood'dan edebiyata uzanan "tuhaf" öykülerle süslüyor. Masumiyet çağından zevk çağına öpüşlerin tarihini anlatıyor; yanak yanağa dudak dudağa; elden, dilden, cinsel organlardan, ayaktan...

Elie Wiesel – Bugünün Yahudisi

Bugünün Yahudisi Kitap Kapağı Bugünün Yahudisi
Elie Wiesel
Cep Kitapları
238

Birkenau'ya gece yarısı varışı anımsıyorum. Haykırmalar. Havlayan köpekler. Parçalanmak üzere olan ailelerin son kez bir arada olması. Genç bir Yahudi çocuğu babasının yanında erkekler konvoyunda ilerliyor. Onlar yürürken gece de kendileriyle birlikte dev alevlerin gökyüzünü yutmak ister gibi yükseldiği yere doğru yürüyor. Birden esir kampından biri yürüyenlere yaklaşıp gördüklerini, gecenin gerçeğini açıklıyor: Geleceği, geleceğin yokluğunu, sırrın anahtarını, kötünün gücünü. O konuşurken küçük erkek çocuk güven vermek ister gibi babasının koluna dokunarak, "Bu olanaksız değil mi?" diye fısıldıyor. "Onun sözlerini dinleme. Sadece bizi korkutmak istiyor. Söyledikleri imkânsız, akıl almaz. Anlattıkları bambaşka bir çağa, Ortaçağa ait. Yirminci yüzyılda, çağımızda bunlar olamaz. Dünya, Baba, uygar dünya böyle olayların gerçekleşmesine izin veremez."

Ancak uygar dünya bunları bilmesine karşın sessiz kaldı. Dünyadaki insanlar o zaman neredeydiler? Ve dünya kültürü nasıl böyle en aşağı noktaya inebildi? Bütün o ruhani liderler, o düşünürler, gerçeğe âşık olan filozoflar, adaletle sarhoş olan ahlakçılar öğretilerini Auschwitz'in büyük usta seçicisi Joseph Mengele'yle nasıl bağdaştırabildiler? Bir yerde ciddi, korkunç bir yanlışlık yapıldığını kendi kendime söyledim. Fakat bunun ne doğasını ne de failini biliyordum. Tarih ne zaman ve nerede böyle korkunç bir döneme girmişti?

Eduardo Galeano – Latin Amerika’nın Kesik Damarları

Latin Amerika'nın Kesik Damarları Kitap Kapağı Latin Amerika'nın Kesik Damarları
Eduardo Galeano
Sel Yayıncılık
359

Beş yüz yıldır topraklarındaki zenginlikler nedeniyle kesintisiz bir yağma ve saldırıya maruz kalan Latin Amerika'nın hikâyesi; bütün insanlığın güç ve iktidar ilişkilerinin, emperyalist politikaların, savaşların altındaki nedenlerin, baskı karşısında mayalanan öfkenin, isyanın ve acının özetidir.

Altın, inci, kalay, gümüş gibi madenlerin; kakao, şeker kamışı, muz, pamuk gibi tarım ürünlerinin fışkırdığı bereketli topraklar, halkların yoksulluğunu doğurmuş, her daim başka kıtaların ihtiyaçlarını karşılamak üzere kimi zaman işgal, çoğu zaman da kukla yönetimler aracılığıyla talan edilmiştir. Üstelik saldırganlar hiçbir zaman niyetlerini gizleme ihtiyacı da duymamıştır. Meksika'nın fethi sırasında Hernán Cortés'in yardımcılığını yapan Bernal Diaz del Castillo şu sözlerle bunu açıkça ifade eder: "Tanrı'ya ve hükümdarımıza hizmet için geldik biz buraya. Fakat aynı zamanda, buradaki zenginlikler için de geldik." Köle taşıyan gemiler belki artık okyanusu geçmiyor ama köle tüccarları Çalışma Bakanlığı aracılığıyla işlerini sürdürmeye devam ediyorlar.

Yağma ve talanın olduğu yerde elbette direniş de var; Latin Amerika tarihi aynı zamanda Tupac Amaru'dan Hidalgo ve Morelos'a, Simón Bolivar'dan José Artigas'a, Zapata'dan Castro ve Che Guevara'ya kadar bugünümüze de ilham veren birçok ismin öncülüğünde gelişmiş bir ayaklanmalar tarihidir. Eduardo Galeano bu hırs, talan, yağma, kan, gözyaşı ve direnişle harmanlanmış yüzyılların dökümünü her zamanki sade ama çarpıcı diliyle kayıt altına alırken, belleklere kazınması gereken bir gerçekliğin altını kalınca çiziyor, bugünü anlamanın ipuçlarını incelikle satırlara döküyor, sömürüye karşı öfke kadar umudu da büyütüyor…

Abdullah Rıza Ergüven – Evren – Doğa

Evren - Doğa: Varlığın Kendiliğindenliği Kitap Kapağı Evren - Doğa: Varlığın Kendiliğindenliği
Abdullah Rıza Ergüven
Berfin Yayınları
180

Evrendeki yolculuğa Demokritos,, İbni Haldun, Galile, Darwin, Marks, Lenin, Einstein, Atatürk, Hawking gibi aydınlanmayı ve bilimi savunan insanlardan yola çıkan Abdullah Rıza Ergüven, Big Bang'i ve evreni sorgulayarak "Büyük Patlama"dan önce evrenin var olduğunu ileri sürüyor.

Ergüven'in 1997'de tamamladığı bu çalışmasında kara delikler, süpernovalar, kuarklar ve ip kuramı gibi önemli konulara değinerek evren ve yaratılışa diyalektik felsefeyle bilimsel bir pencereden bakıyor.

Abdullah Rıza Ergüven şöyle diyor:
".. İnsan bilgiyle donanır, aydınlanırsa, insanlığına kavuşur ancak! Ussal yaşam, doğaya uygun yaşamayı gerektirir. Ussal yaşam bilgiyle gerçekleşir. Evren, doğa varlığın kendiliğindenliği! Bunun ayrımına bilgiyle ulaşılır ancak!

Bilim, Güneşe benzer; Güneş balçıkla sıvanmaz!.."

Entellektüel’den Entel’e

Entellektüel'den Entel'e Kitap Kapağı Entellektüel'den Entel'e
Demirtaş Ceyhun
Sis Çanı Yayıncılık
112

Entelektüel kavramı da, 12 Eylül’den nasibini aldı, onbir harfinden tam altı harfini yitirdi. Entel oldu. Ama gerçek entelektüelleri yok edebilmek olanaklı mı? Tövbe sözümüz 12 Eylül entelektüellerine.

Sibel Özbudun & Temel Demirer – Söylenecek Yalan Kalmadı: İnsan Hak(sızlık)ları

Söylenecek Yalan Kalmadı: İnsan Hak(sızlık)ları Kitap Kapağı Söylenecek Yalan Kalmadı: İnsan Hak(sızlık)ları
Sibel Özbudun & Temel Demirer
Ütopya Yayınevi
510

Yerküremizde de topraklarımızda da insan "hak(sızlık)ları"ndan söz etmek; eğer müesses -kapitalist- "nizam"a ve "olağan" dediklerine bir itiraz, eleştiri, karşı çıkış, en çok da isyan değil ise, kocaman bir yanılsama veya bir yalandır... Çünkü müesses -kapitalist- "nizamlar"ın insan "hak(sızlık)ları" babında "söylenecek yalanları kalmamıştır"! Kolay mı? Bush'un Irak'a "demokrasi" ve "insan hak(sızlık)ları" götürdüğünü haykırdığı bir dünyada (küreselleşme" ve) burjuvazi açısından "hak(sızlık)" geneliyle bir saldırı, talan ve yağmadır! Hayır; hiçbir şeyi abarttığımız yok; topyekûn bir yıkıcılığa tahvil olmuş olan sürdürülemez kapitalizm koşullarında "insanlık durumu" bir mahkûmiyete dönüşmüştür! Ama "öteki(leştirilen)ler"in omuz omuza yolunu açacağı, şövenist "linç iklimi"nin yerle yeksan edileceği günler de gelecek: Kapitalizmin "sıradan kötülükler"inden, "çürüme ve cinnet kareleri"nden, "çılgın milliyetçilik"inden mutlaka hesap sorulacak... Ancak yeri gelmişken şimdiden açıklamadan geçmeyelim: "Sorulacak olan hesap"ta kesinlikle insan hakları ihlâli olmayacaktır! Bu, hak ihlâlinin ne demek olduğunu Filistin askısından F-Tipi hücrelere dek yaşayarak öğrenenlerin, TCK 301 mağdurlarının, yani Hrant Dink'in veya Apé Musa'nın kardeşlerinin sözüdür... O sözler ki, işkencede kan kusmak pahasına bir adım geri atmayan Dr. Hikmet Kıvılcımlı'ların, ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya'ların, bir 6 Mayıs sabahındaki Deniz Gezmiş'in, Kızıldere'de kurşunlanan(lar)dan Mahir Çayan'ın ve daha nicelerinin "ateşle sınanmış"lığına, aşka ve hayata dair tutkularına mündemiçtir... İş bu nedenledir ki biz hep "Dersimiz Tarih: Kaldığımız Yeri Unutmayın" deriz... Bunun içindir azınlıklar ve milli mantık(sızlığ)ın yarattığı Ermeni felaketi (soykırımı) konusundaki hassasiyetimiz... Bunun içindir "evet, evet, hepimiz Ermeniyiz, hepimiz Kürdüz!" diye haykırışımız... * * * Dileriz ki bu kitap, özgürlük için dövüşenlerin yoldaşı olur. Ve umarız, bir daha kaleme alınmasını gerektirmeyecek koşulların biçimlenişine katkıda bulunur...

Zeynep Selvili Çarmıklı – Pembe Fili Düşünme

Pembe Fili Düşünme Kitap Kapağı Pembe Fili Düşünme
Zeynep Selvili Çarmıklı
İnkılap Kitabevi
208

Pembe fili düşünmemem gerekiyor. Tamam, o zaman kocaman, gri bir balina düşünürüm. Pembe fili düşünme. Balinalardı değil mi su püskürten? O kadar zaman nefeslerini mi tutuyorlar, ne yapıyorlar? Pembe fili düşünme. Geçenlerde aldığım kitabı da düşünebilirim. Pembe fili düşünme. Çok heyecanlıyım başlamak için. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünmemem lazım. Acaba kaç defa düşündüm? Pembe fili düşünme.

Böyle de düşünmemem lazım galiba. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme. Mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu. Pembe fili düşünme. Of kaç dakika oldu acaba? Pembe fili düşünme. Dakika tutmayı unuttum galiba. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme.  Acaba telefonum nerede? Kılıfı da pembe! La la la la. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme.

Kürşat Başar – Bazen Unutmak İstersin

Bazen Unutmak İstersin Kitap Kapağı Bazen Unutmak İstersin
Kürşat Başar
Everest Yayınları
224

Tarihin ilk dönemlerinden kalan eşyaların sergilendiği müzelere hiç gitmediniz mi?

Bir yanda balta, mızrak, bıçak, ok türü şeyler öte yanda bugün de hemen hemen aynıları kullanılan küpe, gerdanlık, bilezik, göz boyası gibi şeyler...

Kadınların milattan önce kullandığı kolyeler, küpeler, taraklar, bilezikler, tokalar

bugün en havalı mağazalardan dünya parasına alacaklarınızla birebir aynı.

Peki aynı dönemde erkekler ellerindeki bütün aletlerle uğraşa didine ne yapmış?

Balta!

Erkekle kadın arasındaki farkı soruyorsanız buyurun:

Baltayla küpe arasındaki fark...

Aşk, ilişkiler, evlilik, kadınlar, erkekler...

Kürşat Başar bu kitabında hepimizin hayatına dokunan kısa hikâyeler

ve yazılarla karşımıza çıkıyor.

Düşündüren, sevindiren, kederlendiren,

yeri geldiğinde kahkaha attıran yazılar bunlar. Kimi zaman bize can alıcı sorular soruyor, kimi zaman yine yüreğimize dokunan hüzünlü bir hikâye anlatıyor.

Tuba Ezici – Adam Sandıklarımız

Adam Sandıklarımız Kitap Kapağı Adam Sandıklarımız
Tuba Ezici
Olimpos Yayınları
160

Bu kitabı adam sandığı erkek yüzünden, yürek sandığında acılar ve hayal kırıklıkları biriktiren kadınlara ithafen yazdım.

Ve sen de o adam sandığımız erkeklerden biriysen, lütfen o elindeki kitabı sakince rafa bırak…

Zira içinde görmek istemeyeceğin gerçekler var.

Hilmi Yavuz – Okuma Biçimleri

Okuma Biçimleri Kitap Kapağı Okuma Biçimleri
Hilmi Yavuz
Timaş Yayınları
240

Zamanın ruhu’nun, edebî okumaları, ağırlıklı olarak romana ve düzyazı türlerine doğru yönlendirdiği bir dönemde Hilmi Yavuz; şiiri, teorik okumalarla yeniden gündeme taşıyor. Geçmiş ve günümüz şiirinin biçim ve imgelem açısından ele alındığı metinlerin yanı sıra diğer sanat ve sosyal bilim dallarına ilişkin anekdotlar da Yavuz’un engin birikiminden süzülerek sayfalara yansıyor. Şiir ve poetika, okuma biçimleri, dil felsefesi odaklı metinlerle birlikte sinema, heykel, müzik, fotoğraf ve resim, sanat temalı yazıların ana başlıklarını oluşturuyor. Yahya Kemal, Sezai Karakoç, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mevlânâ Celaleddin-i Rumî, Behçet Necatigil, Hölderlin gibi sayısız yazar, şair ve dünürün eserlerine dikkati çekerken; Yunus Emre, Mozart, Cinuçen Tanrıkorur, Kamil Fırat, Rahmi Aksungur gibi birçok sanatçının dünyasına açılan kapıları aralıyor.

“‘Okuma Biçimleri’nden bir edebî metnin okunma, yorumlanma ve anlamlandırılma biçimlerini kastettiğimi belirtmeliyim. Şüphesiz bir metin, birbirinden çok farklı bağlamlarda okunabilir; ama galiba, en doğrusu, öncelikle, bu bağlamların neler olduğunu ortaya koymak olmalıdır. […] Edebiyat teorileri, bunu ya yazar merkezli olarak okuma, yani ‘yazarın niyeti’ni (intentio auctoris) açığa çıkaracak bir okuma; ya metin merkezli okuma, yani ‘metnin niyeti’ni (intentio operis) açığa çıkaracak bir okuma; yahut da okur merkezli okuma, yani ‘okurun niyeti’ni (intentio lectoris) açığa çıkaracak bir okuma biçiminde öbeklendirirler. Oysa eleştiri pratiği, edebiyat teorilerinin bu kesin sınırkoyucu öbeklendirmelerini aşan, teoriyle pratiğin örtüşmediği durumlarla karşı karşıya bırakır bizi.”

Rebecca Solnit – Kaybolma Kılavuzu

Kaybolma Kılavuzu Kitap Kapağı Kaybolma Kılavuzu
Rebecca Solnit
Encore Kitap
192

Yolunu değiştirmek, sınırların dışına çıkmak, eve farklı yollardan dönmek, kısacası kaybolmak keşfetme imkanı sunar. Rebecca Solnit edebiyatta, sinemada, haritalarda, doğada, renklerde, resimde, fotoğrafta, şarkılarda, yollarda ve hatıralarında dolanıyor. Kişisel tarihini büyü hikayelerle ilişkilendirirken ailesinin göçmen coğrafyasında kayboluyor; kaplumbağalarla, vaşaklarla, yılanlarla göz göze geliyor; papazlarla, punkçılarla karşılaşıyor; dağlarla, çöllerle yüzleşiyor, Hitchcock'un Vertigo filminden, Keats'in şiirinden, Woolf'un günlüklerinden, Dinesen'in hikayelerinden, Yves Klein'ın mavisinden, Benjamin'in denemelerinden izleri takip ediyor.

"O halde soru, nasıl kaybolunacağı. Hiç kaybolmamak, aslında yaşamamaktır ; nasıl kaybolunacağını bilmemek sizi felakete sürükler… Önemli olan bütün dünyayı kaybetmek, onun içinde kaybolmak ve bütün bu aşamalardan ruhunu bulmaktır."

Yılmaz Erdoğan – Hijyenik Aşklar

Hijyenik Aşklar Kitap Kapağı Hijyenik Aşklar
Yılmaz Erdoğan
Sel Yayıncılık
158

Kalabalık geceleri bekleyen yalnız kahvaltılar için hep acele ediyorduk. Yağsız beyaz peynir tadında ilişkiler kuruyorduk. Seviyorduk. Sevmeyi seviyorduk. Bazı elele yürüyüşlerde yağmur yağsın istiyorduk. Hangi sevdanın üstüne yağmur yağsa, biz onu aşk belliyorduk. Hijyene önem vermiyorduk. Beyaz çarşafların üstündeki lekeler aşklarımızın haritalarıydı. Hangisi biz, hangisi yavru vatan oradan anlıyorduk.

Boris Vian – Pornografi Üzerine

Pornografi Üzerine Kitap Kapağı Pornografi Üzerine
Boris Vian
Altıkırkbeş Basın Yayın
96

Eğer bir kadını elde etmek, bir kadeh cini ya da bir paket Gauloise sigarasını elde etmek kadar kolay olsaydı ve onun, alkol ve sigara gibi, kirli ve mide bulandırıcı bir odaya tıkılmaya zorlanmaksızın açık havada tadına bakma özgürlüğümüz olsaydı, alkolizm ve nikotin zehirlenmesi çarçabuk ortadan kalkardı ya da en azından makul ölçülere inerdi. Hükümetin tüm olanakları kullanarak kentlileri konyak içmeye, pis kokulu otlar yakmaya itelemesi ve aynı zamanda alabildiğine karmaşık ama aslında kesinlikle normal bir işlevi gerçekleştirmeye yönelmekten başka bir şey yapmayan uçkuru düşükleri ön yargılar ve diğer kurallar ile mahkum etmesi olgusunda eğlenceli bir çelişki var... Madem ki aşk, her şeye karşın, yineliyorum, sağlıklı insanların çoğunluğunun ilgi merkezidir, devletçe de engellenmekte ve tıkanmaktadır, erotik edebiyatın, devrimci hareketin bugünkü tarzı olmasına şaşırmayız biz de! Erotik kitapları okumak, onları tanıtmak, yazmak, yarının dünyasını hazırlamak ve gerçek devrime doğru yol açmak demektir... Kötülük derinlere kök salmıştır, çünkü uzun zamandır doğrunun yanında yer almıştır; sahte erotik edebiyatı, bu uzmanlığın casusluk örgütü olarak adlandırabiliriz... Sarışın bir kadınla aşk yapmak...elbette iyi...ama hiç siyahları denediniz mi? Kim cesaret edecek buna? Ya da: Güzel bir kadınla yatmak...evet...ama çirkin bir kadınla yatmanın ne demek olduğunu biliyor musunuz?