İnan Mayıs Aru – Zen ve Şiir

Zen ve Şiir Kitap Kapağı Zen ve Şiir
İnan Mayıs Aru
Sub Yayınları
224

Zen ustası Ch’ih-chueh (Wanshi Shōgaku; 1091–1157) 12. yüzyılda şöyle diyordu: “Zen yolunun iflasının sebebi derin bir marifete ulaşmamış öğretmenlerin öğrencilerini zapt etmek için özlü sözler yumurtlayıp bilgileriyle caka satmaları ve içlerinde büyük bir arzu taşımayan öğrencilerin herkesin pek rağbet ettiği tuhaflıkları ve mevcut gelenekleri izleyerek entelektüel bilgi ve lafebeliğine saplanıp kalmakla yetinmeleridir… Bugün ‘öğretmenler’ ve ‘öğrenciler’in birbirini ayartmaktan başka bir şey yaptığı yok. ‘Lafebeliği’ne gelince; Yuehlin’in de dediği gibi ‘Yüzde doksan isabetli atıştansa sessizlik bin kat yeğdir.’

Edward W. Said – Oryantalizm

Oryantalizm Kitap Kapağı Oryantalizm
Edward W. Said
İrfan Yayıncılık
472

Edward Said bu kitabında Batılıların Doğu'yu nasıl çarpıtarak ele aldıklarını ve bunu hangi yöntemlerle gerçekleştirdiklerini ve böyle bir davranışa hangi gaye ile baş vurduklarını gözler önüne sermeye çalışırken, büyük bir duyarlılıkla şu cümleleri tekrarlamaktadır: "İnsan gerçeğine böylesine uzak ve böylesine gözleri kapalı bir ilmin varlığını farketmeseydim bu kitabı yazmazdım.

Edward W. Said – Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı

Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı Kitap Kapağı Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı
Edward W. Said
Ayrıntı Yayınları
128

Düşünceyle arası zaten hiçbir zaman hoş olmamış bu topraklarda, düşünceyi ve onu cisimleştiren entelektüeli “terörize ederek etkisizleş-tirmeyi amaçlayan”, doğrudan doğruya “vatan hainliği” ile damga-layacak kadar pervasızlaşan bir zihniyet iyice egemenliğini kurmuş durumda. Milliyetçi ve dinsel fanatizm kendisinden başkasına düşüncesini ifade bir yana, yaşama hakkı bile tanımıyor. Bu toprakları “sevme hakkı”nı kendi tekeline almak istiyor. Batı'nın İslam anlayışının ikiyüzlü önyargılarına karşı koymasıyla ünlendiği halde, Salman Rushdie'nin ifade özgürlüğünü sonuna kadar savunarak gerçek bir entelektüel tavrı sergileyen Edward Said'in bu önemli kitabının Türkiye bağlamında son derece ayrıştırıcı bir yere oturduğunu düşünüyoruz. Said, entelektüeli öncelikle otorite ve iktidara hizmet etmeyi reddedişiyle, sonra da milliyeti, dini, ge-leneği ile arasına koyduğu mesafe ile tanımlıyor. “Artık kişinin evinde, kendini evinde hissetmemesi bir ahlâk meselesidir” diyen Adorno'yu yankılayarak entelektüeli metaforik bir sürgün, bir evsizlik konumuna yerleştiriyor. Sürgün içinde yaşadığı toplumun (ve hatta dünyanın) yerlilerinden olmamayı, orada hep tedirgin, rahatsız ve başkalarını da rahatsız eden bir yabancı olmayı içeren bir konum ona göre. Ama geçmişinin, dilinin, milliyetinin sunduğu ucuz kesinliklerin ötesine geçip evrensellik idealinde ısrar eden entelektüel, hep marjinal kalmayı bir yoksunluk olarak değil, bir özgürlük, bir keşif süreci olarak yaşar. Entelektüel, eskiden olduğu gibi, toplumda bir uzlaşma oluşturacak genel simgeleri yaratan biri değil, bu simgeleri sorgulayan, kutsal sayılan gelenek ve değerlerin ikiyüzlülüğünü, ırkçılığını, cinsiyetçiliğini teşhir eden; hiçbir fikir ayrılığına tahammülleri olmayan kutsal metin gardiyanlarıyla mücadeleden çekinmeyen kişidir. Profesyonelleşmenin baskısı giderek artarken, amatör kalıp kamusal alanda yoksullar, yok sayılanlar, güçsüzler adına kendi görüşünü ve tavrını temsil etmekte ısrar eden bireydir entelektüel. Hiçbir kahramana ve siyasi hiçbir tanrıya inanmaz.

Edward J. Larson – Yüzyılın Davası

Yüzyılın Davası Kitap Kapağı Yüzyılın Davası
Edward J. Larson
İzdüşüm Yayınları
415

Amerika'da vuku bulan Scopes Davası'nın, içeriğini oluşturan Darwin'in Evrim Teorisi 2000 yılında Amerika'da yapılacak olan başkanlık seçimlerinin en önemli propaganda malzemelerinden birini oluşturacak gibi görünüyor. Bu kitaptaki Yaradılış ve Evrim tartışmasının baş aktörleri bilimadamı sıfatını taşımıyorlar. Bunlardan bir tanesi Amerika'nın en ünlü ağır ceza avukatı, diğeri ise ünlü bir politikacı. Clarence Darrow ve William Jennigs Bryan.

Henri Lefebvre – Diyalektik Materyalizm

Diyalektik Materyalizm Kitap Kapağı Diyalektik Materyalizm
Henri Lefebvre
Kanat Kitap
136

Felsefenin kimi temel kavramları, tekrar tekrar, her yeni dönemde üzerinde kafa yormayı hak ediyor. Diyalektik ve materyalizm kavramları da böyle. Eleştirel düşüncenin ve özellikle Marksizmin özünü oluşturan bu kavramlar hep uzun tartışmalara konu oldu ve maalesef ülkemizde, dogmatik ve ezberci kitaplarla, sık sık da hatalı çevirilerle tartışıldı.

İşte Henri Lefebvre’in Diyalektik Materyalizm kitabı da, Marksizmin şablonlaştırılmasına verilen bir yanıt. Stalin’in Tarihsel ve Diyalektik Materyalizm kitabının hemen ardından yayımlanması tesadüf değildir. Lefebvre, Marx’ın 1844 El Yazmalarına, dolayısıyla Hegel’e dönerek geliştirir eleştirisini: Marksizmi bir tür şematik doğa bilimine çeviren dogmatiklere karşı, diyalektik materyalizmin insan pratiğinden sürekli beslenen, açık uçlu bir yöntem olduğunu söyler. Marksizmin, felsefenin sonunu ilan eden pozitivist tavırla da, salt felsefi bir sistematikleştirmeyle da ilgisi yoktur. Eski dogmatizmin dağıldığı ama yerine yeni kabalaştırmaların geçtiği günümüzde, Marksizmi ve problematiğini yeniden kurma çabası hâlâ sürüyor.

Bu kitap okuyucusunu yeni bir tartışma alanına çekecek; bazı sorulara verdiği yanıtları değiştirecek, yeni sorulara vesile olacak. Dogmatiklerin hep tek bir kitabı, tek adamı, tek doğrusu vardır; oysa birileri sürekli yeni kitaplar okumak ve yeni yazarlarla beraber tekrar düşünmek ihtiyacı hisseder. Bu kitap, işte "o birileri" için.

Sosyoloji ve tarihi, diyalektik materyalizm çerçevesinde birleştiren duru ve eksiksiz bir yöntem sunan kişi bence Henri Lefebvre oldu.
Jean-Paul Sartre, Diyalektik Aklın Eleştirisi

Carlo Rovelli – Ya Zaman Var Olmasaydı?

Ya Zaman Var Olmasaydı? Biraz da "Sarsıcı" Bilim Kitap Kapağı Ya Zaman Var Olmasaydı? Biraz da "Sarsıcı" Bilim
Carlo Rovelli
Bilge Kültür Sanat
128

Carlo Rovelli kuantum çekimi alanında uzmanlaşmış şöhretli bir fizik profesörüdür. Fizik dışında bilim tarihi ve felsefesi alanında da araştırmalar yapmakta ve dersler vermektedir. Hâlen hem Fransa'daki Akdeniz Üniversitesi'nde, hem Abd'deki Pittsburgh Üniversitesi'nde, hem de Fransız bilimsel araştırmalar kurumu cnrs'te görevlidir. Rovelli çevirisini sunduğumuz bu kitabında, bilim adamı olarak kişisel serüvenine paralel şekilde modern fiziğin evrimini keyifle okunan bir üslûpla anlatıyor. İzafiyet teorisinden kuantum fiziğine uzanan bir güzergâhtaki araştırmalarının sonucunda geliştirdiği "zamanın var olmadığı" hipotezini açıklıyor. Üstelik de bunu, konuyu hiç bilmeyen okurların da kolayca anlayabileceği kadar yalın bir şekilde yapmayı başarıyor. Bilimsel merakın nelere kâdir olduğunun otobiyografik bir örneğini sunuyor...

Kısacası, "edebiyat lezzetinde fizik"...

"Birleşik Devletler'e varır varmaz, Wheeler konakladığım Bed and Breakfeast'e beni görmeye geldi. Beraber kahvaltı ettik ve sonra da kampüs civarında uzun bir yürüyüşe çıktık. Bana, Bohr'dan, atom bombasından ve bu gibi olağanüstü şeylerden bahsettiği yürüyüşümüzde ben de ona hesaplamalarımızın sonuçlarını açıkladım. Bana şöyle demişti: 'Biliyor musun Carlo... Nazi Almanyası'ndan kaçan Einstein buraya ilk geldiğinde onu alıp kahvaltıya götürmüştüm; tıpkı bugün seninle yaptığımız gibi bu güzergâhta Einstein ile de yürümüştük..."

Adnan Adıvar – Tarih Boyunca İlim ve Din

Tarih Boyunca İlim ve Din Kitap Kapağı Tarih Boyunca İlim ve Din
Adnan Adıvar
İş Bankası Kültür Yayınları
720

"Düşünen beşeriyeti çok eski zamanlardan beri meşgul eden ilim ve din arasındaki münasebetler meselesi, hiçbir vakit ne tamamen hallolunmuş, ne de tamamen unutulmuştur.
Meşhur filozof A. N. Whitehead'e göre, 'tarihin gelecekteki seyrinin, bugünkü neslin ilim ve din arasındaki münasebetler hakkında vereceği karara bağlı olduğunu iddia etmek bir mübalağa sayılmaz'."

A. Adnan Adıvar

George Thomson – İlk Filozoflar

İlk Filozoflar Kitap Kapağı İlk Filozoflar
George Thomson
Payel Yayınevi
407

İlk Filozoflar'da George Thomson tarihöncesi Ege'de düşünce ve bilimin gelişmesine meta üretiminin gelişmesi temelinde inceleyerek uygarlığın gelişmesinde ilk adımları atmış olan filozofları ve görüşlerini tanıtmaktadır. Tiyatronun özellikle de tragedyanın kökenlerini araştırdığı ve dizinin son yapıtı olan Aiskhylos ve Atina'yla birlikte Thomson'un 4 ciltlik bu büyük çalışmasını eksiksiz olarak Tükçeye kazandırmış

Brian Fay – Çağdaş Sosyal Bilimler Felsefesi

Çağdaş Sosyal Bilimler Felsefesi Kitap Kapağı Çağdaş Sosyal Bilimler Felsefesi
Brian Fay
Ayrıntı Yayınları
366

Çokkültürlü bir dünyada yaşama deneyimi, yanıtı siyasal düşünce için yaşamsal önemde bir soru doğuruyor. “Başkalarını, özellikle de bizden farklı olanları anlamamız mümkün mü?” İşte Brian Fay’in elinizdeki çalışmasının en temel sorusu da bu.

Fay bu çalışmasında, sosyal bilimleri girdiği çıkmazdan kurtarma ve sosyal bilimsel araştırmaya yeniden can verme kaygısıyla, yeni bir sosyal bilimler felsefesi kuruyor: Felsefesinin en belirleyici özelliği de yeniden tanımladığı çokkültürlü bir yaklaşım... Sadece farklılığı tanımayı ve ona saygı göstermeyi vurgulayan yaygın çokkültürcülük anlayışının nihai sonucunun farklı grupların tecridi olacağını iddia eden Fay, karşılıklı öğrenmeye, diyaloğa ve etkileşime vurgu yapan bir çokkültürcülük anlayışı sunuyor. Bunu yaparken de benlik-başkası, biz-onlar, benzerlik-farklılık, içeridekiler-dışarıdakiler gibi tüm katı ikili kategorileri sorguluyor; yalnız sosyal bilimlerde değil, gündelik hayatımızda da hâkim olan bu ikici düşünce tarzını yıkmaya ve bunun yerine diyalektik düşünceyi koymaya çalışıyor.

Anlamın doğası, yorumun niteliği, nesnelliğin olabilirliği, benlik ve benliğin başkalarıyla ilişkisi, kültür ve toplumun doğası, kültürlerarası anlayışın karmaşıklığı gibi meseleler Fay’in irdelediği konulardan bazıları. Ama Fay’in ele aldığı bu sorunlar yalnızca sosyal bilimleri değil, çokkültürlü deneyimin özneleri olan bireyleri de çok yakından ilgilendiriyor. Fay bizler için çok önemli bir kılavuz sunuyor.

Bugün karşımızda duran en önemli sorunlardan birinin bir arada nasıl yaşayacağımız olduğu düşünüldüğünde, “Sadece farklılığı tanımak yetmez; etkileşim, diyalog ve karşılıklı öğrenme olmalıdır” düsturundan alabileceğimiz çok şey olduğu tartışma götürmez bir gerçek...

E. P. Thompson – Teorinin Sefaleti

Teorinin Sefaleti: Hatalı Bir Devridaim Makinesi Kitap Kapağı Teorinin Sefaleti: Hatalı Bir Devridaim Makinesi
E. P. Thompson
Nika Yayın
480

Kılı kırk yaran titizliği ve iş bilmezler işine karıştığında sergilediği asabiyeti ile Thompson'ın sosyalbilimsel bilgi üretimine dair söyledikleri son derece sarihtir: Teori ile karine arasındaki diyalog kesintisizce sürdürülmelidir. Bu kesintisiz diyalog hayatî önemi haizdir ve fakat bu diyalog esnasında teorinin empirik çalışmayı manipüle etmesine asla izin verilmemelidir. Her ne kadar bilim insanlarının, fiiliyatta, yani bilim felsefelerinin normatif buyruklarına karşıt bir biçimde, teorilerinde ısrar etmeleri doğal, anlaşılır ve kimi zaman gerekli bir durum olsa da, "soyutlamanın şiddeti"nden kaçınmak sosyalbilimsel etkinliğin mütemmim cüzü olmalıdır. Teorisiz empirik araştırma kuşkusuz boştur; ama teorinin ayartısına kapılmış ellerde elastikiyetini yitirmiş kavramlar da gitgide deli gömleğine dönüşür. Kavramları esnek bir biçimde kullanabilme becerisi zanaatla edinilir ama zanaat erbabı, aynı zamanda, elindeki aleti/kavramı uygulamaya çalışırken bozulma/amorflaşma ihtimaline karşı hazırlıklı olan ve gerektiğinde aleti/kavramı tamamen terk etmeyi bilen kişidir. Kaskatı kalmış ya da tersine tamamen biçimsizleşmiş kavramlarda ısrar eden kişinin ise elinde kavramlar değil maymuncuklar var demektir: Ne kadar parlak ve göz alıcı ya da ne kadar güncel politik eyleme dolaysızca yöneltici olurlarsa olsunlar, geçersiz ya da çürük empirik temellere dayanan argümantasyonların ve teorik inşâ çabalarının bizi her seferinde hem teorik hem de pratik krizlerin eşiğine getireceği unutulmamalıdır.
-Vefa Saygın Öğütle-

Mihail Bakunin – Tanrı ve Devlet

Tanrı ve Devlet Kitap Kapağı Tanrı ve Devlet
Mihail Bakunin
Belge Yayınları
324

Halk öyle bir biçimde boyunduruk altında tutulmalı ve soyulmalıdır ki, yazgısı hakkında yüksek sesle yakınmasın, itaat etmeyi unutmasın, karşı gelmeye ve isyan etmeye vakit bulamasın.

Politikayı bir zanaat haline getiren ve hedefini (yani adaletsizlik, şiddet, yalan, ihanet, tek ve toplu cinayet) bilen insanlar, politika sanatına ve devletin bilgeliğine nasıl inanabilir? Kilise ve devlet her zaman ahlaksızlığın en büyük okulu olmuştur.

Tarih onların büyük suçlarını kanıtlıyor. Rahipler ve devlet adamları her yerde, her zaman halkın bilinçli, sistemli, uzlaşmaz, kana susamış düşmanları ve cellatları olmuştur.

Miyamoto Musashi – Beş Çember Kitabı

Beş Çember Kitabı Kitap Kapağı Beş Çember Kitabı
Miyamoto Musashi
Anahtar Kitaplar
112

BEŞ ÇEMBER KİTABI, tüm savaş sanatları kaynakçalarının temel yapıtıdır; ama ardındaki -Zen, Shito ve Konfüçyüs düşüncelerinden etkilenen-felsefe, savaş sanatları dışında pek çok alana da uygulanabilir. Örneğin pekçok Japon işadamı, kitaptan bugün iş alanlarında bir rehber olarak yararlanmakta, satış kampanyalarını, Musashi'yi harekete geçiren aynı enerjiyle askeri harekatlar gibi örgütlemektedirler.Musashi Japonlarca Kensai ya da "kılıç piri" kabul edilir. Yaşamının gerçekleri Batılı okura acımasızlık gibi görünse de, Musashi aslında dürüst bir idealin peşinde olmuştur, ve gerçekliği BEŞ ÇEMBER KİTABI'nda ortaya çıkar. Kitap muharebe stratejisi üzerine bir tez değildir; Musashi'nin deyişiyle, "stratejiyi öğrenmek isteyenler için bir rehber" dir ve her rehberde olduğu gibi, içeriği daima öğrencinin anlık kavrayışını bir miktar aşmaktadır.

Paul Hazard – Batı Düşüncesinde Büyük Değişme

Batı Düşüncesinde Büyük Değişme Kitap Kapağı Batı Düşüncesinde Büyük Değişme
Paul Hazard
Ötüken Neşriyat
480

Bu eserde Avrupa düşüncesinde 1680-1715 tarihleri arasında yer alan köklü değişmesinin hikâyesini anlatıyor.

Claire Colebrook – Gilles Deleuze

Gilles Deleuze Kitap Kapağı Gilles Deleuze
Claire Colebrook
Doğu Batı Yayınları
200

“Deleuze?...Birçok bakımdan bu, Gilles Deleuze’ün kendisinin de sormuş olabileceği bir soru. Deleuze, hiçbirşeyi olduğu gibi kabul etmezdi ve hayatının gücünün ama yalnızca insan hayatı değil, her türlü hayatın gücünün sorunlar geliştirme gücü olduğunda ısrar ederdi…”

Claire Colebrook son derece akıcı bir üslupla kaleme aldığı bu çalışmasında, Deleuze yorumcularının çoğunlukla yaptığı gibi Deleuze'ü kronolojik olarak ele almıyor. Yapıtlarını bir bir irdelemek yerine; Deleuze'ün özgün terminolojisi ve kavramları üzerinde duruyor. Deleuze çalışma hayatı boyunca aynı kavramları farklı bağlamlarda tekrar tekrar geliştirmiş bir felsefeci. Colebrook da Deleuzecü bir yaklaşım benimseyerek, işe baştan başlıyor ve doğrudan doğruya kavramlar üzerinde yoğunlaşıyor. Deleuze'ün karmaşık ontolojik projesi ve terminolojisine açıklık getirmeye çalışıyor ve bunda da başarılı oluyor.

Colebrook, Deleuze’ün felsefeci olarak ne önerdiğini anlamak istiyorsak, öncelikle felsefenin sanat ve bilimle niçin ilişkili olduğunu anlamamız gerektiğini söylüyor bize, çünkü Deleuze önemli felsefi fikirlerini bilim ve sanattan yararlanarak geliştirmiş bir felsefeci. Edebiyat, sanat, psikanaliz, felsefe, genetik bilimi, film, toplumsal teori vb. alanlarda düşüncenin labirentinde geziniyor. Gündelik hayattan örnekler alıp sonuçlar çıkarmak yerine, uç boyutta düşünmeyi talep ediyor bizden. Yeni düşünce ve yazma üslupları yaratıyor. Hayatı dönüştürmeye yönelik yeni düşünce tarzlarında ısrar ediyor.

Joel Kovel – Tarih ve Tin

Tarih ve Tin: Özgürleşme Felsefesi Üzerine Bir İnceleme Kitap Kapağı Tarih ve Tin: Özgürleşme Felsefesi Üzerine Bir İnceleme
Joel Kovel
Ayrıntı Yayınları
351

Tam bir kuşatılmışlık altında yaşıyoruz. Bir yandan kapitalizm doğayı ve her türlü aşkınlık imkanını tahrip edip ruhumuzu da satılığa çıkararak bizi her gün kurşuna diziyor, öte yandan hala "kalpsiz bir dünyanın kalbi" olduğu zannedilen din çok güçlü bir cazibe merkezi olarak yeniden öne çıkıyor. Özgürlüğümüz, yani insanlığımız her an biraz daha eksiliyor, bir tahakkümden bir başkasının kucağına koşup duruyoruz. Modern toplumlarda özgürleşme vaadinin taşıyıcısı olan sosyalizm ise ekonomizm ve kartezyen rasyonalizme tabi olup tinsel potansiyelini ve dolayısıyla, insanları seferber etme gücünü yitirdi. Bedelini aşktan, şiirden, oyun ve kahkahadan yoksun hayatlar yaşayarak ödüyoruz!..
Joel Kovel "tin" ve "ruh" kavramlarının insanın öziürleşmesi için sundukları imkanları enine boyuna incelediği bu kitabında hem kapitalzimin hem de Yahudilik, Hıristiyanlık, Budacılık gibi kurumlaşmış dinlerin güçlü bir eleştirisini sunuyor. Yazar, kitabı aslen Hegel'in başlattığı ve Marx, Nietzsche, Freud, Kafka ve Heidegger'in çeşitli biçimlerde sürdürmüş oldukları "tinsellik sorunu dindışı bir çerçevede geliştirme" projeinin sürdürücüsü olarak tasarlamış. Tini cisimsiz bir töz olarak görmüyor; ona göre tin, kökleri insanın toplum-öncesi doğasında, "varlığın plazması"nda olan; ama tezahürleri her zaman tarihe bağımlı olan bir ilişki biçimi. Verili dünyanın reddi ve her türlü tahakkümün eleştirisi üzerinde temellenen tini tanımlayan edim, "benliğin ötesine geçip Öteki'nin tüm farklılığı içinde tanınması"dır. Bu anlamda da tinsellik dinsel öğretilerden çok daha fazla şeyi içerir. insan varoluşunun her alanında; cinsellikte, siyasette, gündelik faaliyetlerde ve doğada tinsel imkanlar vardır. Ama Egosal, yani Öteki'ni tanımaktan aciz bir varlık kipi etrafında örgütlenmiş olan kapitalizm, anlamlı yaşamın benliğin maksimizasyonu olduğunu telkin ederek bu imkanları tahakküm altına alır.
Yazara göre, tinselliği bu cendereden sadece yeniden tanımlanması gereken bir sosyalizm projesi kurtarabilir. Bu proje de köklerini Stalin, Mao gibi sosyalizm adına, tinselliğin önkoşulu olan özgürlüğü boğanlarda değil; gerçek devrimcinin olağanüstü bir sevme yeteneğine sahip olması gerektiğinde ısrar eden Che gibilerde bulacaktır.
Tarih ve Tin "zor" değil "zorlu" bir kitap. Tinden uzaklaşmış modern/postmodern toplumlarda ya özgürlüksüz ya da "ruhsuz" hayatlar yaşama çıkmazını aşmak isteyen ve düşünmekten korkmayan ciddi okura büyük bir heyecan vereceğini sanıyoruz.