John Bellamy Foster – Marx’ın Ekolojisi

Marx'ın Ekolojisi / Materyalizm ve Doğa Kitap Kapağı Marx'ın Ekolojisi / Materyalizm ve Doğa
John Bellamy Foster
Epos Yayınları
350

Marksizmin insanlığın geleceğini bugünden etkileyen hayati meselere dair siyasal ve ideolojik düşünceleri hem dogmatik Marksistler hem de Batılı Marksizm eleştiricilerici tarafından istismar edilmiştir.
Ekoloji meselesi de bunlardan biridir. Ekoloji, günlük hayatı ve insanlığın geleceğini de doğrudan etkileyen başka konularda olduğu gibi dogmatik Marksistler tarafından es geçilmiş, sosyalizm sonrasına belki de ideolojik cennete havale edilmiştir. Bu perspektifte, ekoloji gibi meselerle uğraşmak, Marx'ın düşüncesinden uzaklaşma olarak kavranır. Batılı Marksizm eleştiricileri ise, probleme "ekolojik bilimin her türlü bilgisinden (ya da her türlü ekolojik bağlamdan) yoksun bir biçimde, neredeyse bütünüyle kültürelci olan ve genellikle insanın doğadan yabancılaşmasını bilime atfeden bir "ekolojik" ideoloji eleştirisi geliştirilmişlerdir." Bu perspektifte, yabancılaşma, tek yanlı biçimde, doğa fikrinden yabancılaşma olarak kavranır. Her iki tarafında ortak özelliği Marx'ta bir ekolojik görüş yokmuş gibi davranmaları ve nihayet Marx'ın düşüncesini basit bir ideoloji dünyasında kabul etmeleridir.
"Bu kitabın iki amacı var. Birincisi Çağdaş Yeşil kuramda kabul edilen yaygın görüşün aksine, Marx'ın düşünesinin ve tarih biliminin ekolojik düşünce biçimlerinin nasıl geliştirdiğini daha doğrusu nasıl mümkün kıldığını vurgulamaktadır. İkincisi bugün çok büyük bir ihtiyaç duyduğumuz toplumsal dönüşümü ekolojik bir tarzda insanın doğayla ilişkisinin dönüştürülmesine bağlayan devrimci bir görüşü tarihsel ve kuramsal olarak anlamak ve geliştirmektir."
Marx'ın ekoloji gibi hayati bir mesele hakkında da söyleyebilecek ciddi sözleri var...
Ekolojik perspektifin imkânlarını, felsefi, sosyolojik, tarihsel ve tabii bugünkü hayatımızı da gözden kaçırmadan inceleyen sıkı bir kitap J. B. Foster'in Marx'ın Ekolojisi.

Kevin Robins & David Morley – Kimlik Mekanları

Kimlik Mekanları Kitap Kapağı Kimlik Mekanları
Kevin Robins & David Morley
Ayrıntı Yayınları
314

Yaşadığımız kaosun ilk belirtileri, 70'li yıllarda, nicelleşme ve metalaşmanın karakterize ettiği modern kültürün derinliklerinden beslenerek Batı Avrupa'daki politik sistemlerde "meşruluk krizi"ne dönüşmüştü. Tarihin tuhaf bir ironisiyle, tam Batı Avrupa entellektüel dünyası bu krizle baş etmenin yollarını ararken, Doğu Bloku içi geçmiş temsili demokrasinin ve meta dünyasının vaatleri peşinde koşan kitleler tarafından berdava edilince, önceleri pek kulak asmadığımız ne kadar sorun varsa hepsi birbirinin peşi sıra sökün etti: Ulusal ve budunsal kimlikler, ulus-ötesi şirketlerin damgasını taşıyan küresel kapitalizm, bölgesel hegemonya mücadeleleri, mikro milliyetçilik, ırkçılık ve bunların hem iktisadi hem de simgesel tepişme uzamlarının en başında gelen yeni iletişim teknolojileri.D. Morley ve K. Robins, tarihin bir değil birçok, kollektif ve bireysel kimliklerin dikişsiz değil çelişkili ve kırılgan olduğunun görülmeye başlandığı, ulus-devlet şemsiyesinin komünizm tarafından değil bizzat kapitalizm tarafından delindiği günümüz dünyasında öne çıkan bu sorunları enine boyuna inceliyorlar. Avrupa kültüründe temel bir sorun olduğunu, kendi olumluluğunu Avrupalı olmayanın olumsuzluğuna dayandırarak kendi kendisiyle özdeşleşmesinin narsist bir kimliğe dönüştüğünü ve artık kendini yeniden inşa etmek için geri çekilmeye başladığını söyleyerek şöylesi soruların peşine düşüyorlar: Demir Perde'nin eşanlı olarak böldüğü ve birleştirdiği Avrupa'nın coğrafi sınırları böyle net sınırların olmadığı bir ortamda nerede başlayıp nerede bitecektir? Bir yandan kitle iletişim araçları yoluyla Avrupalılık bilinci yeşertilmeye çalışırken öbür yandan sınır tanımayan iletişim biçimlerinden aldığı destekle Avrupa'yı hiçleyen Amerikanlaşma tehlikesi nasıl bertaraf edilecektir? Beyaz adamın sihri olan teknolojiyi eline geçirerek Batı'ya karşı yarma harekâtına girişen dünün modern öncesi ve ilkel Doğu'sunda yer alan sarı adamlar yerleşik uluslararası iktidar hiyeraşisinde nereye oturtulacaktır? Avrupa'nın belki 1492'den itibaren netleştirdiği ve o tarihten bu yana dünyanın her yanına ihraç ettği kozmopolit evrenselcilik ile dar görüşlü ve taşralı bölgecilik arasında halat çekme oyununda artan gerilimlerin üzerine boşaltılacağı yeni şeytan adayları (İslam, Doğu, Japonya, Amerika) bu oyunu boşa çıkarmak için hangi imkânlara sahiptir ve hangi ihtimallere oynayabilirler?...Yaklaşık 200 yıldır Batı'ya her adım atılışında Batı'nın biraz daha uzağına düşüldüğünün acıyla fark edildiği, içerideki Ötekilerden başını alıp da dışarıya hâlâ benzeri soruların daha bir acilleştiğini düşünüyoruz. Bir ülkenin "büyük rüya"lar görmeyi çok sevmesine rağmen sonunda, kendi, "iç düşman"larıyla ve sınır komşularıyla baş başa kalmasının nedenlerini biraz da kültür ve simge dünyasının sunduğu teorik ve politik kerterizden incelemek gerektiğini düşünüyorsanız, bu kitapta aradığınızdan daha fazlasını bulacağınıza emin olabilirsiniz.

Judith Butler – İktidarın Psişik Yaşamı

İktidarın Psişik Yaşamı Kitap Kapağı İktidarın Psişik Yaşamı
Judith Butler
Ayrıntı Yayınları
190

Doksanlardan bu yana toplumsal cinsiyet, cinsel kimlik, psişe, özne oluşumu ve beden üzerine yaptığı çalışmalarla düşünsel hayata yön vermiş son derece önemli bir düşünür olan Judith Butler; Foucault, Deleuze ve Lacan gibi düşünürlerin açtığı ufukta yürümüş, ele aldığı konuları bu düşünürlerin ışığında tartışmıştır. Çalışmalarıyla feminist düşünceye yeni boyutlar kazandırmayı amaçlayan düşünür, özellikle toplumsal cinsiyetlerin tartışılmasında kadın-erkek kutupsallığının mutlak olarak alınmamasını savunur. Zira Butler'a göre "kadın" ve "erkek", birtakım özsel niteliklerin belirlediği sabit kategoriler olarak görülmemelidir. Öznenin cinselliği, bu tür dışlayıcı ve sabitleyici kategorilerle değil, pratiklere ve bunların yol açtığı akıcı kimlik oluşumlarına yapılan göndermelerle ele alınmalıdır. İktidarın Psişik Yaşamı, Butler'ın Foucault'cu özne anlayışından hareketle özne-iktidar ilişkisini ele aldığı bir çalışma. Butler bu kitabında farklı kaynaklara yönelerek Foucault'nun çalışmasında teşhis ettiği şu önemli paradoksa mercek tutuyor: Eğer iktidar sadece özneyi kısıtlayan değil, aynı zamanda özneyi kuran temel unsursa, o halde herhangi bir iktidar ilişkisi olmadan öznenin var olamayacağını söylemek zorundayız. Peki eğer iktidar ilişkilerinden azade bir özneden bahsedemeyeceksek, öznelerin iktidara direnebileceklerini ya da tabi olduklarını söylememiz nasıl mümkün olacaktır? Özne basit anlamda iktidarın bir ürünü müdür, yoksa özneyle iktidar arasında daha karmaşık bir ilişki mi söz konusudur? Butler, bu sorunu çözmek üzere Hegel, Nietzsche, Freud, Althusser gibi düşünürlerin kuramlarına başvuruyor; mutsuz bilinç, kara vicdan, çağırma, özdeşleşme ve melankoli gibi kavramları Foucault'nun kuramıyla iletişime sokarak psişenin iktidarla olan ilişkisinin basit bir kabullenme ve içselleştirmeden ibaret olmadığını vurguluyor. Butler böylece sözünü ettiğimiz döngüsellikle baş etmeye çalışıyor, ancak bunu yaparken onu devre dışı bırakmayı değil, derinleştirip inceltmeyi hedefliyor. Butler, diğer kitaplarında başlattığı çizgiyi sürdürerek, İktidarın Psişik Yaşamı'nda da öznenin kuruluşunda pratiklerin, performansın ve değişken özdeşleşme ilişkilerinin önemini irdeliyor. Sonuçta karşımıza, içinde çeşitli eylem ve özdeşleşme olanakları barındıran, akıcılığı sayesinde her türlü sabitleştirici sınırı ihlal edebilen, değişime açık bir özne resmi çıkıyor: İktidarın sınırlayıcı ve dönüştürücü imkânlarını kendi bünyesinde buluşturan, eylemsel ve üretici enerjisini bu çatışmadan alan bir özne.

Christopher Caudwell – Yanılsama ve Gerçeklik

Yanılsama ve Gerçeklik Kitap Kapağı Yanılsama ve Gerçeklik
Christopher Caudwell
Payel Yayınevi
318

Caudwell, bu ünlü kitabında, ilkel kabile yaşamında sanatın ve bilimin kökenlerini araştırmakta ve Shakespeare'den modern çağa dek şiirin gelişmesini gözler önüne sermektedir. Kitap, şiirin dilini, bilimle sanat arasındaki ayrımı ve gerek bilimin gerekse sanatın günlük yaşamdaki rolünü ele almaktadır. Zaman zaman lirik bir güzelliğin doruklarına yaklaşan canlı bir düş gücüyle yazılmış olan bu kitapta, yazar, "yanılsama"nın, yani insanı imgelemenin, dünyadan kaçışı dile getirmediğini, tersine insanın onu uygulamaya koymasıyla "gerçeklik"in ta kendisi haline gelen bir değişme kavramı olduğunu göstermektedir. Yanılsama ve Gerçeklik, ayrıca, insanoğlunun dünya bilincinin, yani modern sanatta, yeni ruhbilimsel kuramlarda, Einstein ve Planck'ın fiziğinde yansıyan bir bilincin, tüm çelişkileri ve değişiklikleri ile ayrıntılı bir çözümlemesini önümüze sermektedir.

Alasdair Maclntyre – Erdem Peşinde

Erdem Peşinde Kitap Kapağı Erdem Peşinde
Alasdair Maclntyre
VakıfBank Kültür Yayınları
568

İskoç düşünür Alasdair MacIntyre’ın Erdem Peşinde’si “Ahlaki yargılarımızın kaynağı nedir?” ve “Üzerinde toplumsal olarak uzlaşabileceğimiz bir değerler manzumesi oluşturmamız mümkün müdür?” gibi sorulara merak salan geniş bir kitleye hitap ediyor. Yazar, antikçağın Homerosçu ahlakından başlayıp Aydınlanmanın Kantçı etiğine dek sürdürdüğü felsefi ve tarihi referanslarla dolu cevabını, Bentham, Mill, Rawls gibi modern ahlak felsefesinin önemli isimleriyle zenginleştiriyor.

MacIntyre, modern kültürün “rasyonel olarak tutarlı ve savunulabilir bir ahlak söylemi” geliştirme projesinin çöktüğünü; elimizde, birbirine rakip, hiçbiri bir diğerine üstün gelemeyen birtakım geleneklerin kaldığını söylüyor. MacIntyre’a göre, bunun nedeni ahlaka itibar kazandıran bağlamın yitirilip, geriye yalnızca bölük pörçük parçaların kalmış olması... Bu noktada, yazar, çözüm olarak Aristotelesçi geleneği savunuyor.

Yayınlandığı tarihten itibaren pek çok tartışmaya konu olan Erdem Peşinde, modernitenin açmazlarına ve modern ahlak kültürünün sorgulanmasına dair güçlü bir kaynak.

Yümni Sezen – Hümanizm ve Atatürk Devrimleri

Hümanizm ve Atatürk Devrimleri Kitap Kapağı Hümanizm ve Atatürk Devrimleri
Yümni Sezen
İz Yayıncılık
622

Hümanizmi tarihsel ve teorik bir çerçevede ele alarak İslam, liberalizm ve laiklikle ilişkisini inceleyen, Hümanizm ve Türkiye başlığıyla satışa sunulan kitap, Türk hümanistlerini ve Atatürk devrimlerini bu çerçeveye göre konumlandırmaya, değerlendirmeye yönelik ciddi bir çalışma.

Karl Korsch – Marksizm ve Felsefe

Marksizm ve Felsefe Kitap Kapağı Marksizm ve Felsefe
Karl Korsch
Belge Yayınları
192

"Burjuva bilincine karşı devrimci materyalist diyalektikle, proleter sınıfın felsefesiyle yani felsefe yoluyla yürütülen mücadele sonunda, belli bir döneme kadarki tüm toplum pratikle ekonomik temelleriyle birlikte tamamıyla altüst olmakla birlikte teoride de tamamıyla aşınmış ve ortadan kalkmış olacaktır. Önce felsefeyi gerçeklik haline getirin ki sonra ortadan kaldırabilesiniz"

John Zerzan – Makinelerin Alacakaranlığı

Makinelerin Alacakaranlığı Kitap Kapağı Makinelerin Alacakaranlığı
John Zerzan
Kaos Yayınları
184

Makinelerin Alacakaranlığı, uygarlık krizini ve bu krizden çıkış yollarını ele alan çeşitli makalelerden oluşmaktadır. Gelecekteki İlkel adlı kitabından aşina olduğumuz John Zerzan, bu çalışmasında savaş, toplumsal cinsiyet, kent, gürültü, sembolik kültür gibi uygarlığı yaratan temelleri tek tek ele alıyor. Böylece bizi, çağdaş yaşamın vazgeçilmez bileşenleri olarak kabul edilen bu olgulara yeniden bakmaya, ve bu alacakaranlıktan çıkışın imkânları üzerine düşünmeye sevk ediyor; önsözde de dediği gibi, "varsayımlar sorgulansın, sohbetler çoğalsın" diye...

İlhan Arsel – Aydın Ve Aydın

Aydın Ve Aydın Kitap Kapağı Aydın Ve Aydın
İlhan Arsel
Kaynak Yayınları
528

Halk yığınlarının köhne geleneklerden ve ilkel din anlayışından kurtulup özgürlüğe ve akılcı düşünceye ulaşmasında aydının rolü...
Ulusları aydınlığa çıkaran ya da karanlıklarda tutan güç: "Aydın" ve "aydın acubesi"...
"Akılcı aydın" yetiştirme açısından Batı dünyası ve şeriat dünyası...
Şeriat dünyasının Akıl Çağı'na çıkamayışında "Aydın"ın sorumluluğu...
Halkın karşısındaki aydın ve aydının karşısındaki halk...

İnan Mayıs Aru – Zen ve Şiir

Zen ve Şiir Kitap Kapağı Zen ve Şiir
İnan Mayıs Aru
Sub Yayınları
224

Zen ustası Ch’ih-chueh (Wanshi Shōgaku; 1091–1157) 12. yüzyılda şöyle diyordu: “Zen yolunun iflasının sebebi derin bir marifete ulaşmamış öğretmenlerin öğrencilerini zapt etmek için özlü sözler yumurtlayıp bilgileriyle caka satmaları ve içlerinde büyük bir arzu taşımayan öğrencilerin herkesin pek rağbet ettiği tuhaflıkları ve mevcut gelenekleri izleyerek entelektüel bilgi ve lafebeliğine saplanıp kalmakla yetinmeleridir… Bugün ‘öğretmenler’ ve ‘öğrenciler’in birbirini ayartmaktan başka bir şey yaptığı yok. ‘Lafebeliği’ne gelince; Yuehlin’in de dediği gibi ‘Yüzde doksan isabetli atıştansa sessizlik bin kat yeğdir.’

Edward W. Said – Oryantalizm

Oryantalizm Kitap Kapağı Oryantalizm
Edward W. Said
İrfan Yayıncılık
472

Edward Said bu kitabında Batılıların Doğu'yu nasıl çarpıtarak ele aldıklarını ve bunu hangi yöntemlerle gerçekleştirdiklerini ve böyle bir davranışa hangi gaye ile baş vurduklarını gözler önüne sermeye çalışırken, büyük bir duyarlılıkla şu cümleleri tekrarlamaktadır: "İnsan gerçeğine böylesine uzak ve böylesine gözleri kapalı bir ilmin varlığını farketmeseydim bu kitabı yazmazdım.

Edward W. Said – Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı

Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı Kitap Kapağı Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı
Edward W. Said
Ayrıntı Yayınları
128

Düşünceyle arası zaten hiçbir zaman hoş olmamış bu topraklarda, düşünceyi ve onu cisimleştiren entelektüeli “terörize ederek etkisizleş-tirmeyi amaçlayan”, doğrudan doğruya “vatan hainliği” ile damga-layacak kadar pervasızlaşan bir zihniyet iyice egemenliğini kurmuş durumda. Milliyetçi ve dinsel fanatizm kendisinden başkasına düşüncesini ifade bir yana, yaşama hakkı bile tanımıyor. Bu toprakları “sevme hakkı”nı kendi tekeline almak istiyor. Batı'nın İslam anlayışının ikiyüzlü önyargılarına karşı koymasıyla ünlendiği halde, Salman Rushdie'nin ifade özgürlüğünü sonuna kadar savunarak gerçek bir entelektüel tavrı sergileyen Edward Said'in bu önemli kitabının Türkiye bağlamında son derece ayrıştırıcı bir yere oturduğunu düşünüyoruz. Said, entelektüeli öncelikle otorite ve iktidara hizmet etmeyi reddedişiyle, sonra da milliyeti, dini, ge-leneği ile arasına koyduğu mesafe ile tanımlıyor. “Artık kişinin evinde, kendini evinde hissetmemesi bir ahlâk meselesidir” diyen Adorno'yu yankılayarak entelektüeli metaforik bir sürgün, bir evsizlik konumuna yerleştiriyor. Sürgün içinde yaşadığı toplumun (ve hatta dünyanın) yerlilerinden olmamayı, orada hep tedirgin, rahatsız ve başkalarını da rahatsız eden bir yabancı olmayı içeren bir konum ona göre. Ama geçmişinin, dilinin, milliyetinin sunduğu ucuz kesinliklerin ötesine geçip evrensellik idealinde ısrar eden entelektüel, hep marjinal kalmayı bir yoksunluk olarak değil, bir özgürlük, bir keşif süreci olarak yaşar. Entelektüel, eskiden olduğu gibi, toplumda bir uzlaşma oluşturacak genel simgeleri yaratan biri değil, bu simgeleri sorgulayan, kutsal sayılan gelenek ve değerlerin ikiyüzlülüğünü, ırkçılığını, cinsiyetçiliğini teşhir eden; hiçbir fikir ayrılığına tahammülleri olmayan kutsal metin gardiyanlarıyla mücadeleden çekinmeyen kişidir. Profesyonelleşmenin baskısı giderek artarken, amatör kalıp kamusal alanda yoksullar, yok sayılanlar, güçsüzler adına kendi görüşünü ve tavrını temsil etmekte ısrar eden bireydir entelektüel. Hiçbir kahramana ve siyasi hiçbir tanrıya inanmaz.

Edward J. Larson – Yüzyılın Davası

Yüzyılın Davası Kitap Kapağı Yüzyılın Davası
Edward J. Larson
İzdüşüm Yayınları
415

Amerika'da vuku bulan Scopes Davası'nın, içeriğini oluşturan Darwin'in Evrim Teorisi 2000 yılında Amerika'da yapılacak olan başkanlık seçimlerinin en önemli propaganda malzemelerinden birini oluşturacak gibi görünüyor. Bu kitaptaki Yaradılış ve Evrim tartışmasının baş aktörleri bilimadamı sıfatını taşımıyorlar. Bunlardan bir tanesi Amerika'nın en ünlü ağır ceza avukatı, diğeri ise ünlü bir politikacı. Clarence Darrow ve William Jennigs Bryan.

Henri Lefebvre – Diyalektik Materyalizm

Diyalektik Materyalizm Kitap Kapağı Diyalektik Materyalizm
Henri Lefebvre
Kanat Kitap
136

Felsefenin kimi temel kavramları, tekrar tekrar, her yeni dönemde üzerinde kafa yormayı hak ediyor. Diyalektik ve materyalizm kavramları da böyle. Eleştirel düşüncenin ve özellikle Marksizmin özünü oluşturan bu kavramlar hep uzun tartışmalara konu oldu ve maalesef ülkemizde, dogmatik ve ezberci kitaplarla, sık sık da hatalı çevirilerle tartışıldı.

İşte Henri Lefebvre’in Diyalektik Materyalizm kitabı da, Marksizmin şablonlaştırılmasına verilen bir yanıt. Stalin’in Tarihsel ve Diyalektik Materyalizm kitabının hemen ardından yayımlanması tesadüf değildir. Lefebvre, Marx’ın 1844 El Yazmalarına, dolayısıyla Hegel’e dönerek geliştirir eleştirisini: Marksizmi bir tür şematik doğa bilimine çeviren dogmatiklere karşı, diyalektik materyalizmin insan pratiğinden sürekli beslenen, açık uçlu bir yöntem olduğunu söyler. Marksizmin, felsefenin sonunu ilan eden pozitivist tavırla da, salt felsefi bir sistematikleştirmeyle da ilgisi yoktur. Eski dogmatizmin dağıldığı ama yerine yeni kabalaştırmaların geçtiği günümüzde, Marksizmi ve problematiğini yeniden kurma çabası hâlâ sürüyor.

Bu kitap okuyucusunu yeni bir tartışma alanına çekecek; bazı sorulara verdiği yanıtları değiştirecek, yeni sorulara vesile olacak. Dogmatiklerin hep tek bir kitabı, tek adamı, tek doğrusu vardır; oysa birileri sürekli yeni kitaplar okumak ve yeni yazarlarla beraber tekrar düşünmek ihtiyacı hisseder. Bu kitap, işte "o birileri" için.

Sosyoloji ve tarihi, diyalektik materyalizm çerçevesinde birleştiren duru ve eksiksiz bir yöntem sunan kişi bence Henri Lefebvre oldu.
Jean-Paul Sartre, Diyalektik Aklın Eleştirisi

Carlo Rovelli – Ya Zaman Var Olmasaydı?

Ya Zaman Var Olmasaydı? Biraz da "Sarsıcı" Bilim Kitap Kapağı Ya Zaman Var Olmasaydı? Biraz da "Sarsıcı" Bilim
Carlo Rovelli
Bilge Kültür Sanat
128

Carlo Rovelli kuantum çekimi alanında uzmanlaşmış şöhretli bir fizik profesörüdür. Fizik dışında bilim tarihi ve felsefesi alanında da araştırmalar yapmakta ve dersler vermektedir. Hâlen hem Fransa'daki Akdeniz Üniversitesi'nde, hem Abd'deki Pittsburgh Üniversitesi'nde, hem de Fransız bilimsel araştırmalar kurumu cnrs'te görevlidir. Rovelli çevirisini sunduğumuz bu kitabında, bilim adamı olarak kişisel serüvenine paralel şekilde modern fiziğin evrimini keyifle okunan bir üslûpla anlatıyor. İzafiyet teorisinden kuantum fiziğine uzanan bir güzergâhtaki araştırmalarının sonucunda geliştirdiği "zamanın var olmadığı" hipotezini açıklıyor. Üstelik de bunu, konuyu hiç bilmeyen okurların da kolayca anlayabileceği kadar yalın bir şekilde yapmayı başarıyor. Bilimsel merakın nelere kâdir olduğunun otobiyografik bir örneğini sunuyor...

Kısacası, "edebiyat lezzetinde fizik"...

"Birleşik Devletler'e varır varmaz, Wheeler konakladığım Bed and Breakfeast'e beni görmeye geldi. Beraber kahvaltı ettik ve sonra da kampüs civarında uzun bir yürüyüşe çıktık. Bana, Bohr'dan, atom bombasından ve bu gibi olağanüstü şeylerden bahsettiği yürüyüşümüzde ben de ona hesaplamalarımızın sonuçlarını açıkladım. Bana şöyle demişti: 'Biliyor musun Carlo... Nazi Almanyası'ndan kaçan Einstein buraya ilk geldiğinde onu alıp kahvaltıya götürmüştüm; tıpkı bugün seninle yaptığımız gibi bu güzergâhta Einstein ile de yürümüştük..."