Önder Şenyapılı – Ne Demek Ankara Balgat Niye Balgat

Ne Demek Ankara Balgat Niye Balgat Kitap Kapağı Ne Demek Ankara Balgat Niye Balgat
Önder Şenyapılı
ODTÜ Yayıncılık,
211

Ankuva, Ancyra, Engürü, Angora gibi pek çok isim değiştirdikten sonra bugünkü adını alan Ankara aslında oldukça yaşlıdır ama ihtiyar değildir. Genç cumhuriyetle birlikte serpilip gelişen Ankara, Anadolu' da binlerce yıldır hüküm sürmüş çeşitli uygarlıkların, devletlerin ve toplumların; eski söylencelerin, destanların ve halk kültürünün etkilerini, hem isminde hem de cisminde yaşadığı evrimle yansıtmaktadır.
Çeşitli konulardaki başka pek çok kitapla birlikte "Ne Demek İstanbul; Bebek Niye Bebek!?." diye soruyor ve yanıtları, o bildik, akıcı ve samimi üslubuyla bu kitapta veriyor.
Kitapta yer alan ve her birinin isminin kendine has, ilginç birer hikâyesi olan onlarca maddeden bazıları şöyle: Karakusunlar, Peçenek, Öveçler, Çıkrıkçılar Yokuşu, Arapsun, İsrailevleri, Ulucanlar, İtfaiye Meydanı, Solfasol, Mamak, Dullar Çayırı, Hacettepe, Papazın Bağı...

Jack Goody – Çiçeklerin Kültürü

Çiçeklerin Kültürü Kitap Kapağı Çiçeklerin Kültürü
Jack Goody
Ayrıntı Yayınları
640

Jack Goody, 20. yüzyılın önde gelen antropolog ve tarihçilerinden biridir. Annales Okulu'nun önemli temsilcilerinden olarak görülen araştırmacı, ayrıntılar üzerinde özenle durmasının yanı sıra, onları tarihsellik içinde söylemleştiren yazma biçemiyle de özel bir yere sahiptir.
"Çiçeklerin Kültürü" Jack Goody'nin yaşamı boyunca yaptığı geziler ve tuttuğu notlardan hareketle, farklı toplumlar içerisinde benzerliklerin ve ayrılıkların senteziyle oluşmuş geniş bir kültürel evren sunuyor bize. Bu evrende yalnızca çiçek adları ve birbiri ardına dizilmiş sınıflandırmalar bulunmuyor. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam kültürlerinde çiçeğin aldığı türlü türlü biçimler bu çalışmanın ana izleklerinden biri. Öte yandan bu evrende, tek tanrılı dinlerin kan kültüne karşın, bugün unutulmuş Pagan çiçek kültünün nasıl işlediğine ve zaman içinde bu dönüşümün nasıl gerçekleştiğine tanıklık ediyoruz. Goody'nin bu araş-tırmasıyla, Hıristiyan sanatına olduğu kadar Batı düşünüşüne de derinlemesine etkide bulunan İkonoklast döneme, daha önce hiç tanık olmadığımız bir yüzüyle, çiçeklerin dünyasından, bir kez daha bakma fırsatı buluyoruz.
"Çiçeklerin Kültürü" çiçeğin dinsel sembolizmlerdeki anlamlarına olduğu kadar, sivil yaşamdaki rolüne ve bu rolün tarihsel gelişimine ilişkin de ayrıntılı bir inceleme özelliği taşıyor. Çiçek kullanımının ritüellerden bahçelere, taçlardan buketlere sivil dünyadaki hareketini izleyen Goody, bilim dünyasının hep arkabahçesinde kalan sözel kültü-rün izini sürüyor. Pazarlarda yaptığı ayaküstü konuşmalardan, köy yaşlılarının anlatılarına dek sözel kültür alanında yok olup gidecek bir dağarcığı tarihyazımına dahil ediyor.
Jack Goody'nin bir dostla sohbet eder gibi işlediği, aynı zamanda bi-limsel tutarlılıktan taviz vermeyen incelemesi, gerek konusu gerek yön-temiyle, kültürel ufkumuzdan epey uzak kalmış bir alana konuk ediyor bizi.

Murat Belge – İstanbul Gezi Rehberi

İstanbul Gezi Rehberi Kitap Kapağı İstanbul Gezi Rehberi
Murat Belge
İletişim Yayınları
423

Dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan İstanbul, tarih boyunca içinden çeşitli medeniyetler geçen; Bizans, Osmanlı gibi büyük imparatorluklara başkentlik yapmış olağanüstü tarihî dokuya sahip bir kent. Ve bugünkü İstanbul'da, bu yaşam keşmekeşinin içinde gözümüzden kaçan, haberimizin bile olmadığı bu müthiş tarihî zenginlik hâlâ yerli yerinde duruyor. Savaşlardan, yangınlardan, depremlerden sağ kurtulmuş, yaralı çıkmış birçok bina hızla yenilenen kentin dinamiğine direnerek bir kenarda sessiz sedasız varlığını sürdürüyor.

Murat Belge bu rehber kitapta İstanbul'un eşsiz zenginliğini, o kendine has üslûbuyla, aralara serpiştirdiği ilginç hikâyeler ve tarihî "dedikodularla", Pera, tarihî yarımada, Boğaziçi, Üsküdar gibi eski yerleşim merkezlerinin yanı sıra Pendik'e, Florya'ya, Küçükçekmece'ye, Kilyos'a, hatta Polonezköy'e kadar uzanan bir güzergâhta gözler önüne seriyor.
Yeditepeli şehir İstanbul'u tepe tepe gezmek isteyenler ya da gezmeden bilmek isteyenler için...

Mina Urgan – Bir Dinozorun Gezileri

Bir Dinozorun Gezileri Kitap Kapağı Bir Dinozorun Gezileri
Mina Urgan
Yapı Kredi Yayınları
282

Mina Urgan Bir Dinozorun Anıları'nı yazarken kitabının bu kadar çok okunacağını hiç beklemiyor, "Benim gibi bir kocakarının hayatını kim merak eder ki..." diyordu.

Ama öyle olmadı. Yüzbinlerce kişi bu ufak tefek, beyaz saçlı, sigara içen, cesur, komünist ve ateist olduğunu televizyon ekranlarında söyleyen İngiliz Edebiyatı profesörünün anılarını okudu ve kendiyle alay etmeyi bilen bu zeki kadını çok sevdi.

Çünkü o, Türkiye aydınının sıcak ve zeki dilidir. Samimi bir düşünce sahibinin, aykırı da olsa, tüm kesimler tarafından kucaklanacağının kanıtıdır.

Türkiye şimdi de onun yeni kitabı 'Bir Dinozorun Gezileri' ile yeryüzünde keyifli ve uygar bir yolculuk yapacak. 'Dinozorca' yani az parayla, tadını çıkarmayı ve insanları tanımayı hedefleyerek yapılmış bu gezileri gülümseyerek okuyacak, okurken düşünecek, yeryüzünü ve kendini tanıyıp öğrenecek, sevecek.

Josaphat Barbaro – Anadolu’ya ve İran’a Seyahat

Anadolu'ya ve İran'a Seyahat Kitap Kapağı Anadolu'ya ve İran'a Seyahat
Josaphat Barbaro
Yeditepe Yayınevi
136

Venedikli tacir ve elçi olan Josaphat Barbaro, Osmanlı-Venedik savaşlarının sürdüğü bir dönemde Venedik Cumhuriyeti adına Akkoyunlu Sarayı'na elçi olarak gönderildi. Görevi, Venedik Cumhuriyeti'nden Gönderilen ateşli silahları teslim ve Akkoyunlu Padişahı Uzun Hasan'ı Osmanlılara karşı savaşa teşvik etmekti. Karaman topraklarının Osmanlılara geçmesi üzerine silahları götüremedi ama Adana üzerinden kara yoluyla Akkoyunlu ülkesine ulaştı. Uzun Hasan'ın yanında bir süre kaldı. Doğu Anadolu'yu, İran'ı ve Kafkasları gezdi. Daha önce Tatarlar arasında geçirdiği dönemler ile Akkoyunlu ülkesinde edindiği izlenimleri büyük bir dikkatle kaleme aldı. Savaştan spora, geeneklerden kanunlara, ordunun sevk ve idaresinden yanbancı elçilerin kabul törenlerine kadar gördüklerini ve duyduklarını abartmadan yazdı.

Barbaro, gördükleri yerler hakkında "Ben bütün ömrüm boyunca, gelenekleri ve görenekleri bizden oldukça farklı, medeni olmayan kavimler arasında yaşadım. Bizim diyarımızda olmayan birçok şey gördüm. Öyle ki, bunlar Venedik'ten dışarı gitmemiş insanlar için efsane gibi görünür" demiştir.

Ahmet Semih Mümtaz – Eski İstanbul Konakları

Eski İstanbul Konakları Kitap Kapağı Eski İstanbul Konakları
Ahmet Semih Mümtaz
Kurtuba Kitap
176

Semih Mümtaz'ın çeşitli gazete ve dergilerde kaleme aldığı yazıları genelde, yakın tarihi aydınlatıcı birçok bilgi ve hatırayı içermektedir. Söz konusu bu yazılar; Sultan II. Abdülhamid dönemi sosyal ve siyasi olaylarını; devlet adamlarını; döneminin İstanbul ve taşra yaşantısını; eski İstanbul'un ve Boğaziçi'nin unutulan taraflarını, mekânlarını; Paris ve Nice'de yaşadığı yılları; Cenevre'deki talebelik hatıralarını, oradaki Türk öğrencileri ve kurdukları cemiyetleri; Cumhuriyet sonrası İstanbul'un dertlerini dile getirir. Bir kısım yazıları ise musiki ve tiyatro eleştirisi niteliğindedir.

Bu kitap ise Ahmet Semih Mümtaz'ın eski İstanbul'un konak yaşantısına ait hatıra ve izlenimlerine ait yazılarının derlenmesinden oluşmuştur.

Bugün artık tarihe karışıp hayal olmuş eski konaklardaki üç kuşağı bir arada tutan gelenekler, harem ve selamlık anlayışı; kadın ve çocukların dünyası; eski İstanbul'daki ünlü paşa konakları; buralarda yaşayan rical-i devletin şakaları, değişik alışkanlıkları gibi hususi hayatlarıyla ilgili bilinmeyen tarafları; eski Boğaziçi'ni süsleyen şimdi bir kısmı yıkılıp gitmiş yalılar; Çamlıca ve Kadıköy taraflarındaki köşkler, akıcı ve hoş bir anlatımla okuyucuya sunulur.

Füruzan – Balkan Yolcusu

Balkan Yolcusu Kitap Kapağı Balkan Yolcusu
Füruzan
Yapı Kredi Yayınları
200

Füruzan'ın "Balkan Yolcusu" (1994'te ilk yayımlandığındaki adıyla "İşte Bizim Rumeli"), bir gezi-röportaj demeti. Dört bölümden oluşuyor: Bosna-Hersek, Makedonya, Bulgaristan, Yunanistan. Tarihe tanıklık açısından önemi bugün daha da artmış olan "Balkan Yolcusu", edebi bir tat yaşayan, şiirlerle bezeli, zaman zaman öykü kokan, yazarın Balkan izlenimlerini kendine has diliyle yansıtan bir çalışma.

Jean Chardin – Chardin Seyahatnamesi

Chardin Seyahatnamesi: İstanbul, Osmanlı Toprakları, Gürcistan, Ermenistan, İran (1671-1673) Kitap Kapağı Chardin Seyahatnamesi: İstanbul, Osmanlı Toprakları, Gürcistan, Ermenistan, İran (1671-1673)
Jean Chardin
Kitap Yayınevi
496

Chardin Seyahatnamesi 1686'da yayınlandığından bu yana seyahatname türünün klasikleri arasında yer aldı. Chardin ilk doğu yolculuğuna 1664'te çıkmış, ama bu kitabın konusunu oluşturan yolculuğu ortağı M. Raisin ile 10 Kasım 1671'de İzmir'e gitmek üzere Livorno'da buluşmalarıyla başlıyor. Yolculukları üç ülkeyi; Osmanlı imparatorluğu, Gürcistan ve İran'ı kapsıyor. Chardin Osmanlı imparatorluğu hakkında genel bir bilgi vermeyi iddia etmiyor. Buna karşılık kapitülasyonların yenilenmesi konusunda Fransız-Osmanlı müzakerelerinde Edirne'de Osmanlı Sarayında bulunmasını fırsat bilerek bu 17. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı imparatorluğuyla Hıristiyan Avrupa'nın ilişkileri hakkında bir genel bakış sağlıyor. Chardin'i burada özel kılan nokta olayların basit aktarımından ziyade yorumlarındadır. Seyyahların metinlerinde olduğu kadar, resmi veya gayri-resmi raporlarda şu veya bu olay kendinden geçmiş bir sultanın, hırçın bir haremağasının, tamahkâr bir vezirin veya fanatik bir müftünün kaprisleri olarak aktarılırken, Chardin, muhtemelen var olan bütün faktörlerin ötesinde üç kıtaya uzanan ve içte ve dışta son derece karmaşık sorunlarla mücadele eden gerçek bir imparatorluk politikasını ortaya çıkarmayı başarıyor. Genç sayılacak ve İstanbul'dan sadece geçmekte olan bir tüccarın döneminin kalıplaşmış fikirleri aşabilmesi çok şaşırtıcıdır. Yazarımızın Gürcistan'a dair anlattıklarının iki yönü var: fazlasıyla hareketli geçen kendi yolculuğunun ve maceralarının hikâyesi ve yakın tarihle ilgili kısa bilgiler. Bu iki yön başarıyla kimliğini muhafaza etmeye çalışan, üç güçlü komşusu; İran imparatorluğu, Osmanlı imparatorluğu ve Rus imparatorluğu arasına sıkışmış hem uysal hem de yabani bir ülkenin renkli görüntüsünü sunarak birbirini tamamlıyor. Chardin önce Erivan'dan Tebriz'e ve buradan da Isfahan'a yaptığı yolculuğun coğrafi ön bilgilerini vermiş ve metne Ermeni ve İran toplumuyla ilgili görüşlerini de serpiştirmişti. Yazar 24 Haziran 1673'de Isfahan'a varacaktır. İşlenen konular sarayla pazarlıkları ve Isfahan'a gelen büyükelçilikler aracılığıyla İran-Avrupa ilişkileridir. Chardin araştırmacı bir kişiliğe sahiptir ve yazılı İran kaynaklarını yoğun şekilde kullanmıştır. Verdiği tarihsel-coğrafi bilgilerin büyük bir kısmı, o dönemde Avrupa'da tanınmayan 14. yüzyılda yaşamış büyük İran coğrafyacısı Hamdullah Müstevfi'den geliyor.

Philippe du Fresne-Canaye – Fresne-Canaye Seyahatnamesi 1573

Fresne-Canaye Seyahatnamesi 1573 Kitap Kapağı Fresne-Canaye Seyahatnamesi 1573
Philippe du Fresne-Canaye
Kitap Yayınevi
168

Fresne Canaye Seyahatnamesi ilk kez 1625’te bir seyahat anlatıları derlemesinde yer aldı. Tüccar ve hukukçu yetiştirmiş Parisli bir aileden gelen Philippe du Fresne 1551’de doğmuştu. Fransa’nın İstanbul Büyükelçisi Noailles’in maiyetine girerek , onlarla birlikte İstanbul’a geldi.Burada her fırsatta halkın arasına karışan Canaye’nin İstanbul’da gördüklerini, yaşadığı ilginç olayları günü gününe not ettiği, Venedik’e döndükten sonra yazdığı anlaşılıyor. Seyahatnamesinde, Ragusa’dan başlayıp İstanbul’a giden yol üzerinde karşılaştığı halkları titizlikle inceleyen Canaye, Bulgar kadınlarının saç biçimini, Pera sokaklarında dolaşanların giysilerini bile betimliyor. Konuk olduğu bir Rum düğününü, bir sünnet düğününü, esir pazarını, bayram şenliklerini, padişahın elini öpme törenini onun gözünden öğreniyoruz.Yapıtının değişik yerlerinde Edirne pazarı, Asya kıyıları kültürü gibi ticaret tarihiyle ilgili bilgilere de rastlıyoruz. Çok ilginç bir tarihte, hemen hemen İnebahtı bozgunundan iki yıl sonra, Türkiye’ye gitme şansını elde eden Canaye, Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa’nın yeniden yapılanma çalışmalarını da izliyor. Osmanlı ordusunun disiplini ve padişahın elindeki uçsuz bucaksız kaynaklar onu şaşkına döndürüyor. Hıristiyan kökenli vezirlerin Osmanlı İmparatorluğu’nu akıllıca yönettiğine tanık oluyor. Ancak, “Türklerin sertliğine” çok kızıyor, karılarını özel hapishanelere koyan, yabanıl hayvanlarını ise sokaklara başıboş bırakan insanları anlamıyor. Ne var ki, bütün bunlar onun Türklerde bulunan birçok iyi niteliği görmesini engellemiyor ve bu niteliklerin başında da, Hıristiyanlara özgü olduğu ileri sürülen bir erdem geliyor: Tanrı sevgisi.

Evliya Çelebi – Seyahatnamesi’nden Seçmeler

Seyahatnamesi'nden Seçmeler Kitap Kapağı Seyahatnamesi'nden Seçmeler
Evliya Çelebi
Ötüken Neşriyat
376

Evliya Çelebi, Osmanlı tarihinde istisnaî bir şahsiyettir. O’nun istisnaîliği, hem uğraştığı sahanın Osmanlı tarihi bakımından orijinalliği hem de usta bir nesir yazarı olmasından gelir. Zira Osmanlı’da şiir çok gelişmiş olmasına rağmen, nesir pek gelişmiş bir tür değildi. İşte Evliya Çelebi, yazdığı seyahatname ile hem nesirdeki ustalığını hem de gezip görme ve bilmedeki engin tecessüsünü gösteren bir şahsiyettir. O’nun seyahatname yazarlığındaki büyüklüğünü yerli tarihçilerden başka, yabancı tarihçiler de teslim ederler.

Kendisi, basit bir seyyah değildir. Seyahatnamesi ile sadece coğrafî, kültürel bilgiler vermez. Osmanlı İmparatorluğu’nun merkez ve taşra teşkilâtı hakkında da geniş bir malûmat sahibi olduğu, gene bu sahanın uzmanlarınca tasdik edilir. Ama her nedense, Evliya Çelebi gerektiği şekilde itibar görmemiş bir insandır. O’nu, İlber Ortaylı dâhi olarak vasıflandırır. Milyonlarca kilometrekarelik Osmanlı coğrafyasında, Rumeli ve Anadolu’yu gezdikten başka, seyahatlerini Mısır ve Suriye’ye kadar da uzatmış ve bazen mübalağa etse de çok değerli bilgiler vermiştir.
Ve bütün bu seyahatlerini tabiî ki at sırtında yapmıştır.

Böyle büyük bir şahsiyeti layıkıyla tanımak ve O’nu gelecek nesillere aslî değeriyle tanıtmak için de, Nihal Atsız gibi tarih şuuru olan ve insan kıymeti bilen birisi lâzımdı. İşte Nihal Atsız, bu ehemmiyetli tarihî vazifeyi, bu eseriyle hakkıyla yerine getirmiş bir insandır.

Abdullah Uçman – Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi

Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi Kitap Kapağı Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi
Abdullah Uçman
Tercüman Yayınları
180

Günümüzden tam iki buçuk yüzyıl önce kaleme alınan Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi'nin, ülkemiz batılılaşma tarihinin ilk günleri için oldukça önemli bir yeri vardır. Sefâretnâme bir yanıyla, o günlerin batılılaşma çabasındaki Osmanlı devlet adamları için bir program niteliği taşımaktadır. Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi'nin XVIII. yüzyıl Fransa'sında seyahati sırasında gördüğü yerleri anlatırken çevresine bakışındaki dikkati iyice anlayabilmek için, bu seyahatin yapıldığı tarihten biraz gerilere şöyle bir göz atmak bize birçok ip ucu verecektir.

İbnülcemal Ahmet Tevfik – Velosipet ile Bir Cevelan

Velosipet ile Bir Cevelan: 1900'e Doğru İstanbul'dan Bursa'ya Bisikletli Bir Gezi Kitap Kapağı Velosipet ile Bir Cevelan: 1900'e Doğru İstanbul'dan Bursa'ya Bisikletli Bir Gezi
İbnülcemal Ahmet Tevfik
İş Bankası Kültür Yayınları
113

1890´lı yılların sonlarında, bisiklet meraklısı İstanbullu bir genç, Bursa ve çevresinde bir keşif gezisine çıkmaya karar verir. Günümüz yazarları gibi, geçeceği yolları önceden belirler, ziyaret edeceği şehirler ve kasabalar hakkında bilgiler derler. İstanbul´dan Mudanya´ya yaptığı gemi yolculuğundan, Bursa-İnegöl-Yenişehir-Bursa güzergâhındaki bisiklet turuna, tüm gezisini kayda geçirir. İstanbul´a döndükten sonra, 1900´de bastırdığı gezi notlarını, bize 20. yüzyılın eşiğindeki Bursa´nın renkli panaromasını çizer.

Gül Işık – İspanya: Bir Başka Avrupa

İspanya: Bir Başka Avrupa Kitap Kapağı İspanya: Bir Başka Avrupa
Gül Işık
Metis Yayınları
253

Akdeniz'in diğer ucunda, Türkiye'yle simetri yapan bir coğrafyada yer alıyor İspanya. Tarihinde ve kültüründe de bu simetrinin izlerini kolaylıkla bulabiliyoruz. Avrupa deyince aklımıza gelenlerden oldukça farklı, hakkında çok az şey bildiğimiz, ama tanıdığımızda biraz da kendimizi tanımamızı sağlayacak bir Avrupa ülkesi...

Gül Işık, kendi deneyim ve tanıklıklarının yanı sıra ülkenin başlıca yazar ve düşünürlerinin görüşlerine de yer vererek, İspanya'nın tarihsel ve kültürel kimliğini; bu farklı Avrupalılığın köklerini, gelişimini, etkileşimlerini, Ortaçağ'dan günümüze geçirdiği büyük serüveni araştırıyor.

Elif Köksal – Katmandu’da Ev Hali

Katmandu'da Ev Hali Kitap Kapağı Katmandu'da Ev Hali
Elif Köksal
Metis Yayınları
15

"1997-2008 arası Nepal'in başkenti Katmandu'da yaşadım. Dünyanın tek Hindu krallığının son on yılına, Nepal'in iç savaşına denk geldim. Sonunda Maocu gerillalar Kral'ı devirdi. Yeni cumhuriyetin ilk yıllarını gördüm. Günlük hayat Katmandu'da yine günlük hayattı. Alıştığımız öbür yerlerde yaşamaktan bir düzlemde pek farklı değildi. Nepal'de ama başka düzlemler de vardı sanki, onlar sahiden başkaydı:
"Mesela Himalayalar. Katmandu şehrinin kuzeyinde bir uçtan bir uca altı, yedi, sekiz bin metrelik dağlar öyle duruyorlar. Bakması öyle mıknatıslı ki insan kendini dağların yüzü suyu hürmetine orda öyle bıraksa, memleketine dönmeyi unutsa şaşmamak lazım. Merhaba ve hoşçakal yerine 'İçindeki tanrıyı selamlarım,' diyoruz, nasılsın yerine de 'Pilavını yedin mi?' diye soruyoruz. İçine tanrıça girmiş küçük bir kız çocuğunun yüzü suyu hürmetine Nepal'in ayakta durduğuna inanıyoruz.
"Duygularımızı açığa vurmak ayıp, kızgınlık göstermek karakter zayıflığı. Karşımızdakini üzecekse doğruyu söylemek terbiyesizlik, teselli edici yalanlar bulmak erdem. Sokakta etrafımızdakileri hoş görmek üzerine kurulu bir hayat düşünün: Trafikte şoförler burada çok küfredeceğimiz durumlarda kocaman sırıtıyorlar. Sahiden." - Elif Köksal.

Halil Aytekin – Doğuda Kıtlık Vardı

Doğuda Kıtlık Vardı Kitap Kapağı Doğuda Kıtlık Vardı
Halil Aytekin
Toplum Yayınları
384

'Doğuda Kıtlık Vardı' kitabında Halil Aytekin, yalnız gezi notlarını değil, aynı zamanda gezip gördüğü bölgelerin sosyal yaşantılarına ait doğru bilgiler, gözlemler ve ilginç fotoğraflar da sunmaktadır.