Zafer Berke – Bambaşka Günler

Bambaşka Günler Kitap Kapağı Bambaşka Günler
Zafer Berke
Yaba Yayınları
128

"Her gün aynı gemiye biniyor, aynı iş yerine gidiyor, aynı görevi yapıyor, sonra da hiçbir şey olmamış gibi aynı yoldan, sıkıcı tekrarlarla dolu evinize dönüyorsunuz. Birbirinin tıpatıp aynı olan günlerin sizin için ne değeri var? Tek erdem, çalışkanlık mı bu dünyada? Hiç durmadan övülen çalışkanlık; biraz da saflık, aç gözlülük ve tekdüzelik içermiyor mu? Şimdi işinizin başında olmayı çok mu isterdiniz? Hayır. Öyleyse "gemiyi döndür!" diye niye çırpınıyorsunuz? Ben size bambaşka bir gün öneriyorum. İlerde herkese anlatacağız, aklınıza geldiğindekeyifle gülümseyeceğiz, yaşanmış, gerçek bir gün öneriyorum. Benimle bambaşka bir güne ne dersiniz?"

Zafer Berke – Yeni Zaman

Yeni Zaman Kitap Kapağı Yeni Zaman
Zafer Berke
Yaba Yayınları
107

Zafer Berke, kitap çıkarmakta geç kalmış öykücülerimizden biri olsa da, özünde edebiyatın ciddiyetini kavramış bir edebiyatçıdır. Bu sahadaki yerini belirlemek için temkinli adımlarla yürüyor. Öykücülük çizgisini yaşamın içinden sürdürerek, yaşamın dokunuşlarını duyumsatarak yapmak istiyor daha çok. Bu açıdan Berke, ülkemizin okunabilir bir öykücüsü olduğunu söylememize zemin hazırlamıştır bu ilk yapıtı Yeni Zamanla.

Afşar Timuçin – Geç Zaman Tutkuları

Geç Zaman Tutkuları Kitap Kapağı Geç Zaman Tutkuları
Afşar Timuçin
Bulut Yayınları
120

Edebiyat ve bilim insanı, felsefeci Afşar Timuçin'den yeni bir öykü kitabı. Tutkularımızı ve hele ki gecikmiş tutkularımızı anlatan şiir tadında bir öykü kitabı.

Bu zarif, bu ince, bu güzeller güzeli insanı bu gidiş gelişlerim sırasında tanıdım. Genç bir felsefe öğretmeniydi. Toplumda görmeye alışık olduğumuz kişilerden değildi. Ben felsefe öğretmeni deyince gözünüzün önüne babacan, egemen, yönlendirici biri, biraz da bilge görünmek hevesleri içinde kendine hayran biri gelmiştir: yeldir yepelek yürüyen, insanlara yukarıdan bakan, her söyleneni alaylı bir gülüşle karşılayan biri. Çekinik bir genç kızdı bu. Sessiz, belki biraz da boynu bükük, daha bu yaşta nice acılar çekmiş ama yakınmaya alışmamış gibi duran bir genç kız.

A. Kadir Konuksever – Caddeye Uzak Öyküler

Caddeye Uzak Öyküler Kitap Kapağı Caddeye Uzak Öyküler
A. Kadir Konuksever
Agora Kitaplığı
142

Batman’lı Mehmet Mehdi gülün izini sürmüştü yıllarca. Piya ise bulmuştu o gülü. Fakat savaşa kurban gitti ikisi de. Cephede başlayıp cephede bitmiyordu ki çatışmalar. Hayatların yanı sıra aşklar da soluyordu bu yüzden. Ömürler hiçe sayılırken, ölümler kutsanıyordu. Kiminin gülü kururken, kiminin kan bulaşıyordu perçemine.

Gülmek ile ağlamak arasında bocalanacak bir yerdi orası aslında. Kendine özgü insanları ve hayatlarıyla bambaşka bir diyar. Silah sesleri sokaklarda, evlerin yanı başlarında yankılanırken, unutuluşa terk edilmişti insanlar ve onların küçük öyküleri. Coğrafyaları yazgıları olmuş, yazgıları bıçak sırtında bilenmişti.

Bu kitap oradan geldi işte. Çatışmaların büyük gürültüsünde seslerini duyuramayan, daha doğrusu, böyle bir çabaya bile girişmeyen insanların öyküleri...

Andrea Camilleri – Montalbano İle Bir Ay

Montalbano İle Bir Ay Kitap Kapağı Montalbano İle Bir Ay
Andrea Camilleri
İnkılap Kitabevi
423

Bu kitabın adı neden "Montalbano ile bir ay"? Çünkü okuyucular, bu ünlü komiserle yalnızca otuz gün birlikte olacaklar. Zaten kitapta da tam otuz öykü var!..
Öykülerde anlatılanların hepsi komiserimizin yaşadığı bir Sicilya kasabası olan Vigata'da geçmiyor, bazıları Salvo Montalbano'nun meslek hayatının ilk yıllarına ait anıların bir süreven tadıyla yoğrulmuş izdüşümleri. Ama hepsi de bin bir gizemle çevrelenmiş cinayetlerle yüz yüze getiriyor bizi ve her şey tam da o noktada başlıyor. Aşk, tutku, çıkar ve öfke rüzgaları, cinayetle noktalanınca Montalbano çıkıyor sahneye. Çünkü katil kadın ya da erkeke, yaşlı ya da genç, güzel ya da çirkin, cahil ya da kültürlü, nasıl olursa olsun farketmiyor, yolu komiserimizle kesiyor sonunda.

Ara Güler – Babil’den Sonra Yaşayacağız

Babil'den Sonra Yaşayacağız Kitap Kapağı Babil'den Sonra Yaşayacağız
Ara Güler
Aras Yayıncılık
130

Yaşamını fotoğrafa adayan Ara Güler'in arka planda kalmış olan yazar kimliğini sergileyen bu öykü kitabı, Ermenice yazdığı on bir öykünün çevirisi ile Türkçe yazdığı iki öyküden oluşuyor.

Ara Güler 1928'de İstanbul'da doğdu. Bir imparatorluk başkentinin, 1800'lü yıllarda başlayan batılılaşma hareketiyle çehresi değişen merkezi bir semtinde, Beyoğlu'nun kozmopolit havasını soluyarak büyüdü. 1951 yılında Galata'daki Getronagan Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne devam etti. Gazetecilik yaşamına 1950'de Yeni İstanbul 'da başladı. O yıllarda Ermenice gazete ve edebiyat dergilerinde öyküleri yayımlandı... 1961'de İngiltere'de yayımlanan Photography Annual, onu dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri olarak tanımladı. Fotoğraflarıyla dünya çapında ünlendi.

Babil'den Sonra Yaşayacağız 'da Ara Güler bu kez öyküleriyle fotoğraf çekiyor. Ortaya satır satır okunurken, kare kare bakılan bir kitap çıkıyor. Yazı, fotoğrafa dönüşüyor.

Arif Kaptan – Giyotinli Labirent

Giyotinli Labirent Kitap Kapağı Giyotinli Labirent
Arif Kaptan
Stüdyo İmge Yayınları
135

Hayata ilişkin kaybedişler, büyük başlangıçların dönüşüdür. Ardından soluk soluğa terk edilmişlik duygusu; içinde hüzün geçen bir tren gibi. Yollların belirsizliğinde kendini raylara teslim edersin. Nereye kadar mı? Aslında raylardan çıkmadığın sürece emniyettesin.
Sonra en başa dönersin.
Aslında yolculuklardan artakalandır yazı. "Hayat tecrübelerin bütünüdür." diye iddia edersin. "Ama hayır!" diye karşı çıkarabilir yazar. "Bazen yaşamak istediklerini de yazabilirsin."
Giyotinli bir labirent tam karşında... Konu belli: 'Giyotinli Labirent."
On beş öyküden oluşan bu kitap oldukça öznel, ve ama bir o kadar da nesel bazı anlatım içeriyor. Aslında bütün bunlara öykü demek de pek yerinde değil, çünkü anlatım o kadar ilginç ki bazı yerlerde öykü kurgusuyla makalenin birbirine karıştığını hissedersiniz. Otomatiğe alınmış bir tüfek gibi, sözcükler ardı ardına patlıyor: Ben kimim, neyim, neredeyim, ne yapıyorum, herkes ne yapıyor, sonrası ne olacak? Bütün sözcükler yerini buluyor mu? Bu da oldukça öznel.
Arif Kaptan böyle yazmış. Sen nasıl yazardın?

Peter Bichsel – Aslında Bayan Blum Sütçüyü Tanımak İstiyordu

Aslında Bayan Blum Sütçüyü Tanımak İstiyordu Kitap Kapağı Aslında Bayan Blum Sütçüyü Tanımak İstiyordu
Peter Bichsel
Kabalcı Yayınevi
97

Aslında Bayan Blum Sütçüyü Tanımak İstiyordu, Çağdaş İsviçre Edebiyatı'nın F. Dürrenmatt ve Max Frisch'le birlikte kendinden en çok söz ettiren yazarlarından biri olan Peter Bichsel'in ilk yapıtıdır. Bichsel 1964 yılında kaleme aldığı bu yapıtında, sade vatandaşın gündelik yaşam içerisindeki iletişim yoksunluğunu, kendine özgü abartısız biçemiyle yansıtır.

Keyifle ve bir solukta okunacak öyküler.

Gökhan Özcan – Hiçbirşey

Hiçbirşey Kitap Kapağı Hiçbirşey
Gökhan Özcan
Vadi Yayınları
196

İnsanların yine kapılardan baktığı bir marttı.
65'in martı.
Doğuldu.
Bir kere doğulunca,
Ebenin ellerinden aşağı doğru sarkıtılmak kaçınılmazdı.
Kaçınılmaz olmayan öyle baş aşağı unutulmaktı.
Mecburen...
O günden beri durmadan biriktirildi herşey.
Şimdi o herşey sunuluyor size: Hiçbişey.

- Gökhan Özcan

Ferit Edgü – Leş

Leş: Toplu Öyküler Kitap Kapağı Leş: Toplu Öyküler
Ferit Edgü
Sel Yayıncılık
620

1950’lerin başlarında, çiçeği burnunda bir avuç genç, Türk öykücülüğünü, Türk şiirini yenileştirme sevdasıyla ortaya çıkmışlardı. Sonraları ‘50 Kuşağı’ adını alacak bu kuşağın yazarlarından birinin, yarım yüzyılı aşan bir sürede yazdığı öyküler yer alıyor bu kitapta: 9 öykü kitabı, 181 öykü. Hemen hemen bir yaşam!

Tomris Uyar – Dizboyu Papatyalar

Dizboyu Papatyalar Kitap Kapağı Dizboyu Papatyalar
Tomris Uyar
Yapı Kredi Yayınları
80

Hangi sınıftan gelirlerse gelsinler, yaşadıkları baskılara boyun eğmeyen bireylerle onların uyumlu sınıfdaşlarının kişilik ve değer çatışmalarını bulacağınız Dizboyu Papatyalar'da Tomris Uyar'ın yalın, süssüz anlatım biçimi ve kendine özgü kurgusu kendini hissettiriyor. İlk kez 1973 yılında yayımlanan Dizboyu Papatyalar, edebiyatımızın kalıcı yapıtları arasında.

"Dili bilmesek bile anlıyoruz, çünkü Akdeniz'in ortak dili bu. 'Dizboyu Papatyalar' anlamına da gelebilir, 'Daha yığınla çok var doğurulacak, yığınla çocuk bezi, don, erkek çorabı var yıkanacak' anlamına da. 'Seni seviyorum, hadi hoşça kal, bir gün o kıyı kahvesinde yanına çöküp dostça iki kadeh içebilme isteğim baskın geliyor,' anlamına da..."

Marguerite Yourcenar – Doğu Öyküleri

Doğu Öyküleri Kitap Kapağı Doğu Öyküleri
Marguerite Yourcenar
Helikopter Yayınları
112

Biz gençken bu kitabı tekrar tekrar okuduk. Başucu kitabımız yaptık. Ernesto Saboto’nun Tünel’i, Italo Calvino’nun Görünmez Kentler’i neyse, Doğu Öyküleri de oydu bizim için. Bir şölen. Düzyazı sevmeyen dostlarımız bile önünde secdeye dururlardı bu kitabın. Yourcenar, efsanevi isim. Bu kitap, efsanevi bir kitap.
Nefî divanını Bulak baskısıyla karşılaştıran ve şiir deyince, açıyorum eskileri okuyorum diyen en yakın arkadaşım, adını vermeyeyim, Doğu Öyküleri deyince sadece mutluluktan havalara uçardı.
Tabii, çevirmenin payı büyüktü bu durumda. Hür Yumer, okuyup okuyabileceğimiz en güzel çevirilerden birini hediye etmişti Türkçeye.
Herhangi bir okur, mesela, “Wang-Fo Nasıl Kurtuldu” başlıklı ilk öyküyü okuduğunda, hakikaten selamlayacaktır edebiyatın gücünü. Güzelin niye güzel olduğunu açıklamakta zorlanırız genelde. Ben de anlatamazdım eskiden bu kitabın niye güzel olduğunu. Şimdi biliyorum: Yaratıcılığın, yeni bir şey yapmanın yani poiesis’in en has örneği bu. Uzun müddet de aşılabilecek türden değil. Güzel, bu. Tam da bu. Başdöndürücü.
Levent Yılmaz
Yayın Yönetmeni

Wolfgang Borchert – Bu Salı

Bu Salı Kitap Kapağı Bu Salı
Wolfgang Borchert
Afa Yayınları
128

"Bir tek sinema bileti için ödenen para karşılığında satın alınabilecek bu seçmeler, bugün Borchert'in ilk kez askeri tutukevini boyladığı yaşta olanlara sesleniyor. O sıralar yirmi yaşındaki asker Borchert'in mektupları devletin güvenliğini sarsıcı nitelikte görülmüş, bu yüzden yazarı ölüme mahkum edilmiş, ama altı hafta kadar bir hücrede bekletikdikten sonra hayatı yeniden bağışlanmıştır. Yirmi yaşında olmak, altı hafta bir hücrede pineklemek ve öleceğini, Hitler ve savaş üzerine düşündüklerini açığa vurduğu birkaç mektup yüzünden öleceğini bilmek! Bu kitabı ellerine alan yirmi yaştakiler, insana kendi fikirlerinin ne denli pahalıya patlayabileceğini, karşılığında ödenmesi gereken bedelin ne denli yüksek olabileceğini göreceklerdir."

Wolfgang Borchert – Ama Fareler Uyurlar Gece

Ama Fareler Uyurlar Gece Kitap Kapağı Ama Fareler Uyurlar Gece
Wolfgang Borchert
Yapı Kredi Yayınları
336

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Nazi Almanyası’nda askere alınarak gönderildiği Rus Cephesi’nde ağır yaralanıp nasyonal sosyalizm karşıtı görüşlerinden dolayı tutuklanan, 1942 ve 1944’te iki kez çarptırıldığı ağır hapis cezalarında yakalandığı hastalıklar yüzünden yirmi altı yaşında hayatını kaybeden Wolfgang Borchert, Almanya’da İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan Yıkıntı Edebiyatı’nın önde gelen isimlerindendir. Ölümünden önceki iki yıla sığdırdığı yapıtıyla umudunu, vatanını, yaşama amaçlarını yitirenlerin sesi olmuştur. Yapıtı manifesto niteliğiyle okunması gereken, gerçeklikle düş gücünü, insanın yıkıcı dünyasıyla edebiyatın yırtıcı karakterini birleştirebilmiş bir dil aracılığıyla, savaşın karanlığına özgün bir bakış getirmiştir Wolfgang Borchert. Bugün, sesi hâlâ gür ve sarih biçimde duyulurken, savaş karşıtı feneri ışığını bütün keskinliğiyle koruyor. “…aramızda, ah kim çıkar aramızda, kim kurşunlarla delik deşik bir akciğer hırıltısına bir şiir düzebilir, kim bir idam mahkûmunun çığlığını şiire dökebilir, kim bilebilir o ölçüyü, bir ırza tecavüze uygun düşecek o ritmik ölçüyü, kim makinelilerin uluyuşunu duyuracak bir vezin bilebilir ve bir sözcük, içinde gökyüzünün artık yansımadığı, yanan köylerin bile yansımadığı, ölü bir at gözünün yeni susmuş çığlığını anlatabilecek bir sözcük bulabilir, hangi basımevinde yük vagonlarının pas kırmızısı, bu dünya yangını kırmızısı, ak insan tenindeki bu kurumaya başlamış kan kabuklu kırmızı için bir harf bulunabilir?...

Abidin Dino – Yeditepe Öyküleri

Yeditepe Öyküleri Kitap Kapağı Yeditepe Öyküleri
Abidin Dino
Can Yayınları
96

Abidin, gençlik yıllarında, arada bir Tophane'deki esrar tekkelerine uğradığını, o yöredeki yosmalarla, esrarkeşlerle, toplumun lümpen tabakasıyla "tanıştığını" anlatırdı. O günlerden kalan kimi desenlerinde o insanlardan birkaçını tanımıştık. Yaklaşık yetmiş yıl sonra, Yeditepe Öyküleri, onları kitaplıkların karanlık köşelerinden bulup çıkaran yorulmaz Turgut Çeviker'in çabalarıyla işte bu desenlerin eşliğinde okuyucuya ulaşıyor.(...) Bu kitapçıkta yer alan beş küçük öyküyü, yazıldıkları dönem ve o dönemin Türk yazınını göz önünde tutarak değerlendirmek gerekir...

Bu değerlendirmeyi yaptığımızda şaşırtan bir olguyla karşılaşıyoruz: O dönemin Türk öykücülüğünde, bu öykülerin benzeri yok. Buna karşılık bu öyküler, garip bir biçimde, Babel'i anımsatıyor. Onun Odessa Öyküleri'ni...

Ferit Edgü