Erol Çelik – Heyula

Heyula Kitap Kapağı Heyula
Erol Çelik
Avrupa Yakası Yayınları
352

"Yaşlı kadınlardan nefret ederim.
Hele bunlardan biri benim karımsa"
Günışığının gözalıcı aydınlığında
alabildiğine nettir görüntüler.
Peki ya anlık cinnetlerin karanlığında?
Ayna parçalanır.. Ruh parçalanır..
Paramparça olur sıradan yaşamlar..
Yazardan ruhumuzun karanlık yönüne
ayna tutan öyküler...
"Sadece önümde bir engel kaldı.
Her insanın hayatında geçmesi, aşması gereken
bir sırat köprüsü vardır. Benim sırat köprüm
karşımda duruyor."

Heyula: Korkunç hayal, hayalet

Charles Bukowski – Sıradan Delilik Öyküleri

Sıradan Delilik Öyküleri Kitap Kapağı Sıradan Delilik Öyküleri
Charles Bukowski
Parantez Gazetecilik ve Yayıncılık
200

Bukowski'nin en beğenilen öyküleri…
"kuma oturup suya bakardı, her şeye zor inanılırdı suya bakınca, Çin diye bir ülke olduğuna ya da ABD'ye ve Vietnam'a, bir zamanlar çocuk olduğuna, hayır, buna inanmak zor değildi, onu unutamazdı. bir de erkeklik çağını: çalıştığı işler ve kadınlar, sonra kadınsızlık, şimdi de işsizlik. altımışında bir berduş. bitmiş. bir hiç. bir dolar yirmi sent nakit vardı cebinde. bir haftalık kirasını ödemişti bir de. okyanus… kadınları düşündü yine. bir kaçı iyi davranmıştı ona. diğerleri kurnaz, gürültücü, biraz deli ve çok zor kadınlar olmuşlardı. odalar ve yataklar ve evler ve Noeller ve işler ve şarkılar ve hastaneler ve donukluk, donuk günler ve geceler ve anlam eksikliği ve fırsat eksikliği. ve şimdi, altmış yılın karşılığı: bir dolar yirmi sent."Sİ

Sıradan Delilik Öyküleri'nde yer alan çalışmaları, Charles Bukowski'nin haklı şöhretini kazanmasının en iyi örnekleri sayılıyor. Bukowski bu öykülerde kendi hayatından yola çıkarak, kaybedenlerin dünyasına, ayyaşlar, kaçıklar, düzenbazlar, fahişelerden oluşan bir dünyaya kendine has farklı bir mercekten bakıyor ve her şeyi olabildiğince açık ve net anlatıyor.

Aslı Tohumcu – Abis

Abis Kitap Kapağı Abis
Aslı Tohumcu
Kırmızı Kedi Yayınevi
108

Aslı Tohumcu Abis'te sustalı bir bıçağın korkunç anlamlar barındıran sesiyle seriyor "gerçek"i önümüze...
Satır aralarında naif bir sesle "dünya yaşanması gereken bir yer değil mi?" diye soruyor...

Tohumcu bu ilk kitabında, hayatın göründüğü gibi olmadığını, insan ruhunun karanlık noktalarını ve şiddetin kan kırmızısını anlatıyor... Abis, dünyayı bir kâbusa döndürenlere edebiyatla bir karşı çıkış, sert bir isyanın da kitabı.

Ali Teoman – Öykü Uçları

Öykü Uçları Kitap Kapağı Öykü Uçları
Ali Teoman
Yapı Kredi Yayınları
64

Öykü Uçları, Ali Teoman’dan bir son kurşun: Gene tam hedeften vuruyor.
Ali Teoman’ın Yapı Kredi Yayınları’na emanet ettiği dosyalardan biri de Öykü Uçları idi. “Çok çok kısa öyküler”den oluşan kitap yazarın sekizinci ve son öykü kitabı.

Teoman, dosyasını şu sözlerle YKY’ye teslim etmişti: “Öykü Uçları – Çok Çok Kısa Öyküler’i de Kırık Kalpler Terzihanesi kitabından sonraki üçüncü yeni öykü kitabı olarak ele alabilirseniz çok sevinirim. Yeni öykü yönelimim (tabii eğer ömrüm olursa) bu yönde ilerleyebilir. Biraz Samuell Beckett’in ‘foirades’ı gibi...”

Peride Celal – Mektup

Mektup Kitap Kapağı Mektup
Peride Celal
Can Yayınları
144

Telefonda neden romandan öyküye geçtiğimi sordunuz. Ben, öyküden romana geçen bir yazarım. İlk gençliğimde ve daha sonraları da yüzlerce öykü yazdım. Bunlar gazete sayfaları arasında kaybolup gittiler. Kaybolan bu öykülere hiç acımıyorum. (...) Sonradan roman yazmaya başladım. Arada öyküler yazmadım değil. Ama bunları kendim için yazar, saklar gibiydim. İlk öykü kitabım 1978'de çıktı. Kitaba adını veren Jaguar, insanlardan çok bir arabanın öyküsüydü. (...) Birkaç roman arasında yazdığım öyküler, 1981'de Bir Hanımefendinin Ölümü adıyla çıktı. Son öykü kitabım da Pay Kavgası. (...) Öykü yazmak kolay iş değil. Romandan bile zor bir bakıma. Daha da zevkli. Ben, bildiğiniz gibi, burjuva bir aileden gelen, büyük kenti ve bu çevrenin, büyük kentin tutucu, yozlaşmış insanlarını eleştiren bir yazarım. Mektup adlı bu yeni kitabımdaki dört öykü de, romanlarım gibi aynı düşünce ve gözlemlerle yazıldı.
-Peride Celal-

Carlos Maria Dominguez – Kağıt Ev

Kağıt Ev Kitap Kapağı Kağıt Ev
Carlos Maria Dominguez
Jaguar Kitap
94

Bazı insanlar kitap okumaz, bazıları okur ve kimileriyse okumakla kalmayıp onlarla birlikte yaşar. Kâğıt Ev, işte bu kitap tutkunlarından Carlos Brauer'in ve onun -bir edebiyat profesörü olan- Bruma Lennon'la olan gizemli ilişkisinin, bu ilişkinin gün yüzüne çıkmasına neden olan bir Joseph Conrad cildinin, kitap ve okuma aşkıyla dolu yaşamların hikâyesi...

Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez'in, yayımlandığı her ülkede büyük ilgi uyandıran novellasını Seda Ersavcı İspanyolca aslından çevirdi. Peter Sis'in çizimleri ve Cem Ersavcı'nın kapak fotoğrafıyla, kalın ciltlerin arasında saklanacak bir mücevher...

Mustafa Kutlu – Mavi Kuş

Mavi Kuş Kitap Kapağı Mavi Kuş
Mustafa Kutlu
Dergah Yayınları
211

Sıcaktan dili dışarı düşmüş bir köpek sarsak, ağır ve bezgin adımlarla meydanı bir baştan ötekine geçip köşedeki kasabın önünde durur.

Oracıkta dikilen kıdemli sokak kedileri kendilerine benzeyen bu yaşlı köpeği umursamaz.

Kasap dükkanının gölgeli kapısında naylon şeritlerden, rengarenk boncuklardan oluşmuş bir sineklik asılıdır.
Sineklik kıpırdamaz.
Havada en ufak bir esinti yoktur.

Yusuf Atılgan – Bütün Öyküleri

Bütün Öyküleri Kitap Kapağı Bütün Öyküleri
Yusuf Atılgan
Can Yayınları
144

Odam uzaktı. Bir park çıktı önüme. Elmayı çıkardım. Sanki küfeden aldığım değildi bu, kırmızılı yeşilli iri bir elmaydı. Karşıdaki otların içine fırlattım. İçimde teneke borudan çıkan dumanı gördüğümdeki aynı kazıntı vardı. Yandaki kanepede oturan bir adam bana bakıyordu: beni görüyormuş, ben oradaymışım gibi.

 

Yusuf Atılgan, ilkgençlik yıllarında yazdığı öyküleriyle Tercüman gazetesinin açtığı yarışmada ödül kazanmış, daha sonra öykülerini edebiyat dergilerinde yayımlamıştı. Tek öykü kitabı Bodur Minareden Öte’yi 1960 yılında çıkardı. Yazarın bütün öyküleri ilk kez 1992 yılında Eylemci adıyla basıldı, Bütün Öyküleri başlığını taşıyan ve Ekmek Elden Süt Memeden’deki çocuk öykülerini de kapsayan bu kitapsa 2000’de yayımlandı. Edebiyatımızın bu büyük yazarının öyküleri okura romanlarının atmosferi ve coğrafyası hakkında ipuçları verecektir.

Nazan Bekiroğlu – Nun Masalları

Nun Masalları Kitap Kapağı Nun Masalları
Nazan Bekiroğlu
Timaş Yayınları
160

Nazan Bekiroğlu’nun Unutulmaz Eseri “Nun Masalları” Timaş’ta.

Masal gemisi, nihayet İstanbul Boğazı’ndan, son padişahla son şehzadesini alarak uzaklaştı.
Hiçbir şey kalmadı geriye.
Bir büyük boşluk kaldı geriye.
Bir deutun bunları, bulutların ufuk üzerinde koştuğu güz akşamları, kıyıya iyice yanaşan masal gemilerinin gölgelerine bakarak ve dahi o gölgeleri kendisi gibi görebilecek başkalarının varlığını da vehmederek dalgalara söyleyen öykücü.

Nazan Bekiroğlu – Cam Irmağı Taş Gemi

Cam Irmağı Taş Gemi Kitap Kapağı Cam Irmağı Taş Gemi
Nazan Bekiroğlu
Timaş Yayınları
248

Taşın boyanmasıydı adet olan, sıra boyamalara geldi. Yontucunun, kullandığı boyalara güveni sonsuzdu. Asırlarca dayanacaklarını, solmayacaklarını, bambaşka renklere dönüşmeyeceklerini biliyordu. Kimi bir deniz kabuğunun, kimi bir çömlek parçasının içinde karıştırdı renkleri. İstese, sonsuz sayıda renk elde edebilirdi. İstemedi. Kimi iç açıcı, kimi kasvet verici, ama hepsi de canlı ve kalıcı renklerle yetindi. Gözlerini karla hiç ovmamış kadınların ülkesinde buz mavisi, yağmur grisi gibi, kar beyazının da adı olmazdı elbet ama renklerin en zor olanı, kendisinden başka bütün renkleri yutanı, renksizlik kılanı, göz yakıcı çiğ beyaz bile onun duvar resimlerinde yumuşadı, uysallaştı. Hacmini buldu, boyun eğdi, renklerden bir renk oldu. En çok da bir yıldız ırmağının üzerinde akan lacivert gökyüzünün altında güzel durdu. Çünkü kraliçe her defasında yıldızlı gök altında beyaz bir elbise giyiyor oluyordu. Yontucu her şeyi üstün bir gerçekçilik duygusuyla tamamladı. Tasvirleri arasında bu gerçekçilikle bağdaşmayan tek sahne, lacivert ırmağın burgaçlı dalgaları arasına saldığı, batacağı ya da yol alacağı zamanın tek anlık aynasından belli olmayan taş geminin üzerine kaldı. Onun da tek yolcusu vardı

Tezer Özlü – Kalanlar

Kalanlar Kitap Kapağı Kalanlar
Tezer Özlü
Yapı Kredi Yayınları
52

"Doğumum bile bir kökünden kopma idi. On yaşıma kadar, çevremi, özellikle çevremdeki sessizliği kavramaya çalıştım... Yirmi yaşım ile otuz yaşım arasında aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım... Otuz yaşım ile kırk yaşım arasında ne akıllı ne de çılgındım. Dünyayı kavradığını sandım... Kırk yaşındayım. Bugün, gecenin bazı saatlerinde kitlenin anlamsız gürültüsü içinde boğuluyorum... Kendimi öldürmeye çalışıyorum... Özlemlerim kalmadı. Bıraktım. Hepsini kendi ve benim dünyamı anlamaları için bıraktım... Ve bana ölümsüzlerin sonsuz acıları kaldı."

Efsane sahibiyle yüzleşiyor.

Tezer Özlü – Eski Bahçe Eski Sevgi

Eski Bahçe Eski Sevgi Kitap Kapağı Eski Bahçe Eski Sevgi
Tezer Özlü
Yapı Kredi Yayınları
124

Tezer Özlü'nün 'Bütün Yapıtları'nı yayına hazırlayan Yapı Kredi Yayınları, yazarın kısa anlatılarını bu ciltte topladı. Yaşamöyküsel esintilerin coşkusundan delici gözlem gücüne kadar, yazarın iç dünyasının panaromasını sunuyor bu kitap.

Necati Cumalı – Dila Hanım

Dila Hanım Kitap Kapağı Dila Hanım
Necati Cumalı
İnkılap Kitabevi

Dila Hanım'da olaylar biraz masalsı yanıyla dikkatimi çekti: Dila Hanım erkek kılığına girmiş can düşmanını ararken aşka düşer. Meğer aşık olduğu adam öldürmek için aradığı adamdır. Bunu ancak onun evine gidince bilir. Onun kendisini sevdiğinden, gördüğünden en ufak bir şüphesi olmamasına karşın gece kapının sürgüsünü çekmez onu bekler. Bir görüşte ne çok sevdiğini de aynı gece iyice görür. Bir yanda yeeeerde konmaması gereken kan, bir yanda aşk: Çaresiszliğe düşer. Rıza Bey de onu ilk görüşte sevmiştir, misafir ettiği günün gecesinde hiç bir şey konuşmamış olduğu halde, onun sevgisinden emin, herkes uyuduktan sonra odasına girer, konuşurlar. Tutku ile bağlanmışlardır artık. Birbiri için ölümü göze alacak kadar.
Öykünün başlarında, Bey'in cenazesinin getirlişi gerçekçi betimlemelerle çok keyifli. Cumalı müthiş bir atmosfer yaratmış kar betimlemeleri ile. Ayrıntı hatırlamıyorum ama nedense cenazenin getirilişi, bana Kuyucaklı Yusuf'u anımsattı.

" Seni görür görmezdavullar zurnalar vurdu yüreğimde" hem niyeti, hem duyguları açıklaması yönüyle çok coşkulu,çok zengin, öyle aklımda kaldı bu cümle.
Birçok öyküsünde olduğu gibi burada da kadını, etkinliği açısından önceleyen bir yaklaşım sergilemiş Cumali. Bütün azametine karşın, Dila Hanım'ın karşısında neredeyse çaresizdir Rıza Bey. Son sözü kadın söylemiştir. Kadın son sözünü neden böyle söylemiştir? Geleneklere mi yenik düşmüştür, kendine mi?

Pırnal ve kenter kelimeleri ile ilk kez bu öyküde karşılaştım. Kenter'in anlamını bulamadım sözlükte.
Dila Hanım'ın filmide yapılmıştı yanılmıyorsam, başrolleri Kadir İnanır ile Türkan Şoray oynuyordu, onun sonunda ikisi de ölüyordu. Ve Dila hanım, buradaki gibi güneş yanığı yüzü ile tüysüz erkekleri anımsatmıyor, güzelliği le göz kamaştırıyordu.

Orhan Veli Kanık – Hoşgör Köftecisi

Hoşgör Köftecisi Kitap Kapağı Hoşgör Köftecisi
Orhan Veli Kanık
Yapı Kredi Yayınları
64

Orhan Veli'nin hikâyeleri, 1947-50 yılları arasında Tanin gazetesi ile Seçilmiş Hikâyeler ve Yaprak dergilerinde yazarın sağlığında, William Saroyan'dan "serbest" olarak çevirdiği hikâyesi ise ölümünden sonra Vatan gazetesinde (1952) yayımlanmıştı.

Hikâyeler ilk kez ayrı bir kitapta toplanmış ve kitaba yazarın edebiyat hakkındaki küçük ama ilginç bir konuşması da eklenmiştir.

Hoşgör Köftecisi okurlarının, "keşke genç yaşta kaybetmeseydik de, o güzel şiirler gibi bu güzel hikâyelerden de daha çok yazsaydı" diyeceğini düşünüyoruz.

Kerem Işık – Aslında Cennet de Yok

Aslında Cennet de Yok Kitap Kapağı Aslında Cennet de Yok
Kerem Işık
Yapı Kredi Yayınları
88

Aslında Cennet de Yok, öyküleri kitap-lık, Eşik Cini, Notos Öykü, Özgür Edebiyat dergilerinde yayımlanan Kerem Işık'ın ilk kitabı. Yazar öykülerinde, yaşamın olağan görünen akışı içinde pek de göze çarpmayan ayrıntıları bütün sıradan görüntüsünden çekip, incelikle, yalın bir dille işliyor. Kerem Işık odaklandığı konuyu ve meselesini, kimi zaman çokkimlikli bir parçalılıkla, kimi zaman sıradan insana yönelen bir sesin dikkatiyle ve en sade haliyle ele alırken, abartılı söz oyunlarına başvurmadan, delidolu, öfkesini içten içe işleyen, duygulu, düşünceli karakterin naif ses perdesinde kalarak, duru bir Türkçeyle kuruyor öykülerini: naif bakışını insanın geçiciliğini kavramış bir dünya görüşüyle bütünleştirmiş oluyor.