Tezer Özlü – Zaman Dışı Yaşam

Zaman Dışı Yaşam Kitap Kapağı Zaman Dışı Yaşam
Tezer Özlü
Yapı Kredi Yayınları
47

Benim en büyük mutluluğum herşeyden kaçmak. Herşeyden. Tüm çocuklardan. Tüm acılardan. Tüm sevgilerden. Tüm orgazmlardan. Tüm gecelerden. Tüm günlerden. Her hilal aydan, her ülkeden. Ben her gece ölüyorum. Her sabah yeniden canlanıyorum. Her yirmidört saatlik zaman dilimi hem ölüm hem yaşam aynı zamanda..."

"Zaman Dışı Yaşam" çağdaş Türk edebiyatının çok genç yaşta yitirdiği özgün yazarlarından Tezer Özlü'nün, kendi yapıtlarından yola çıkarak, 1983 yılında kaleme aldığı bir senaryodur. Tezer Özlü tüm yapıtlarında sergilediği yaşamın ve zamanın en küçük kesitinde dahi yaşamın anlamını arayış edimini, bu kez zaman dışı yaşamda da sergiliyor.

Ayfer Tunç – Havada Bulut

Havada Bulut Kitap Kapağı Havada Bulut
Ayfer Tunç
altkitap Yayınevi

Sait Faik’le Tanışma – Ayfer Tunç
İlkokuldaydım. Milliyet Yayınları’nın yayımladığı, (her vesile ile sözünü ettiğim) mavi şömizli, küçük boy çocuk kitaplarını okumayı çok seviyordum. Bu kitaplardan biri Türk Hikâyeleri Antolojisi’ydi. (Adı, En Güzel Türk Hikâyeleri Antolojisi de olabilir, emin değilim.) Refik Halid Karay’ın “Eskici”sini, Orhan Kemal’in “Çikolata”sını, Tarık Buğra’nın “Oğlumuz”unu ve Reşat Nuri Güntekin’in “Kirazlar”ını bu kitapta okumuştum. (Hatta “Kirazlar” ile “Oğlumuz”u hep karıştırmış olduğumu, hikâyenin sonu beni üzdüğü için Reşat Nuri yerine Tarık Buğra’ya kızdığımı yıllar sonra farkettim.)
Sömestr tatilinde bir hikâye okuyup ne anladığımızı yazmamız istenmişti. Bilinen ilkokul Türkçe müfredat soruları: Bu hikâyenin ana fikri nedir, yazar burada ne anlatmak istemektedir? Ben de bu kitaptan bir hikâye seçtim. Sait Faik Abasıyanık’tan “Stelyanos Hrisopulos Gemisi”.
Hikâyenin adını uzun uzun hecelediğimi, sonra birkaç gün boyunca, evde Stelyanos Hrisopulos-Stelyanos Hrisopulos diye diye dolaştığımı hatırlıyorum. Bir tür tekerleme olmuştu bu benim için: Stelyanos Hrisopulos! Azınlıklara duyduğum sevgi dolu ilginin bu hikâye ile başladığından eminim. Sait Faik’in anlattığı Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ve diğerlerinin varlığının nasıl bir zenginliğe işaret ettiğini ilk onun yazdıklarını okuyunca farkettim.
Beni Sait Faik’e çeken bir başka unsur da “memleketlim” oluşuydu. O da Adapazarı’nda doğmuştu, ben de. Bir çocuk için bu çok önemlidir, başka türlü bir bağlılık duyarsınız o yazara karşı. Şehrinizin sokaklarında dolaşırken acaba buradan geçmiş midir, acaba şu sinemada film seyretmiş midir, acaba şu dondurmacıdan dondurma almış mıdır diye merak edersiniz. Aynı şehirden olmak o yazarı daha sahici kılar gözünüzde, o yazarın soyut bir kişi, bir rüya olmadığını, gerçek ve yaşamış bir insan olduğunu, bir insan olduğunu derinden hissedersiniz, hele sözü edilen küçük, küçücük bir şehirse. Gerçi onun hikâyelerini okurken hafif bir burukluk duymuyor değildim, çünkü onun Adapazarlı’dan çok Burgazadalı olduğunu hissediyordum. Yine de doğum yerinin benim doğduğum şehir olması beni ona başka türlü bağlıyordu.
Ortaokulda, lisede müfredat gereği ara ara okuduğum, yaz tatillerinde ve canım edebiyatın tadına varmak, bir hikayenin ince dokusunda eriyip gitmek istediğinde hiç düşünmeksizin elime aldığım kitaplar yine onun kitaplarıydı.
Okurun sorumluluğu kişiseldir. Ama okuduğunuz yazardan bir “şey” yapmak gerektiğinde sorumluluk kişisel, basit bir mesele olmaktan çıkar, öyle ağırlaşır ki, kimi zaman taşınamaz. TRT Edebiyat Uyarlamaları kapsamında Sait Faik öykülerinden bir senaryo yazmamı istediğinde iki duygunun içinde çalkalandım. Biri sevinçle karışık bir onur, diğeri korku. Açık, net, gözle görülür bir korku. Altında kalırım korkusu. Ama bazen korkmak iyidir. Havada Bulut adlı senaryo bu büyük korkunun gölgesinde doğdu.
Korkuyorum, hâlâ. Ama Sait Faik, benim okuduğum, okuduğum kadarıyla tanıdığım, anladığım, sevdiğim, hayran olduğum, insanı seven, insanı anlayan Sait Faik hatalarımı bağışlayacaktır. Eminim.