Frank Furedi – Korku Kültürü

Korku Kültürü: Risk Almamanın Riskleri Kitap Kapağı Korku Kültürü: Risk Almamanın Riskleri
Frank Furedi
Ayrıntı Yayınları
243

Batılı toplumlarda hayat standardı yükseldikçe, insanlar kendini daha fazla risk altında hissediyor. Öyle bir noktaya varılmış durumda ki, aşık olmaktan el sıkışmaya, asansöre binmekten uçak yolculuğuna, duygusal / toplumsal yaşamın ve teknolojik gelişmenin en sıradan unsurları önemli risk faktörleri olarak görülüyor artık. Sovyetler Birliği'nin yıkılması ve Çin'deki değişmelerden sonra yükselen "tek kutuplu" neoliberal dalga ve sendikaların, ailelerin ve çeşitli cemaatlerin çözülmesiyle insanlar bireyleşti belki; ancak yeni dayanışma biçimlerinin yokluğunda bu bireyleşme, kişiyi özgürleştireceğine iyice çaresiz hale düşürdü. Kendi başına kalan birey, eleştirel bir düşünüş geliştirecek cesareti toplamak yerine, güvensizlik duygusunun altında eziliyor. Giderek iş arkadaşları, komşular, hatta ailenin diğer üyeleri potansiyel birer düşman olarak görülüyor. Toplumun işleyişine dair güvensizlik bütün katmanlarda hakim hale geliyor.
Bu gelişmelerin sonucu olarak güvenlik 1990'lı yılların temel değeri haline geldi ve insanları hayatın risklerinden uzak tutmayı amaçlayan büyük bir sektör gelişti; risk yönetimi ve risk analizi konusunda raflar dolusu kitap yazıldı. Özellikle de 11 Eylül olaylarından sonra, toplumu ve doğayı değiştirmek üzere yapılan müdahalelerin kapanmaz yaralar açtığı ve kıyamet gününün yaklaştığına iyice inanır oldu Batılı insan.
Bizde de birçok insan kendini çevresel ve teknolojik felaketlerin tehdidi altında görüyor. Toplum olarak deli dana paniği, kapkaççı paniği, tacizci paniği gibi korkulara kapılmak için hazır bekliyoruz. "iyi beslenmezsen verem olursun" günlerinden, "kırmızı et zehirdir" noktasına geldik. Anneler çocuklarını okula götürüp dönüşüne kadar başında beklemezse annelik görevini ihmalle suçlanıyor; çünkü artık okul servisleri de birer tehlike kaynağı. Üniversite öğrencilerine hiçbir toplumsal faaliyete katılmamayı hem aileleri hem de okul yönetimleri öğütlüyor.
Elinizdeki kitap bize risk almanın son derece yapıcı ve üretken bir süreç olduğunu hatırlatıyor; ve insanın gerçekleştirdiği tüm ilerlemelerin temelinde. doğaya ve topluma bilinçli biçimde yapılan müdahalelerin olduğunu. Furedi, korkunun korkuyu doğurduğu çözülen toplulukların yerine, risk alarak özne olma cesaretini gösteren insanların oluşturduğu yeni yapılar ve farklı bir dünya öneriyor.

Hakan Övünç Ongur – Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü

Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü Kitap Kapağı Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü
Hakan Övünç Ongur
Ayrıntı Yayınları
160

Hakan Övünç Ongur, bu ilk kitabında, Amerikalı kült yazar Chuck Palahniuk'in bir yeraltı edebiyatı efsanesi haline gelmiş olan Dövüş Kulübü romanını kuramsal bir analize tabi tutuyor. 1999 yılında beyaz perdeye de uyarlanarak dünya çapında geniş bir hayran kitlesine ulaşan Dövüş Kulübü'nün, kendisi ile adı sıkça anılan küresel kapitalizm ve yabancılaşma tartışmalarının da ötesinde, Frankfurt Okulu'ndan postmodernizme, eleştirel kuramlardan psikanalize kadar, çok daha geniş bir çerçevede ele alınabilecek zengin bir metin sunduğunu ortaya koyuyor. Bunu yaparken okuyucuya, Adorno ve Horkheimer'dan, Marcuse'den, Gramsci'den, Baudrillard'dan, ?i?ek'ten, Jung'dan, Freud'dan ve çok sayıda farklı düşünürden yapılan alıntılarla harmanlanmış bir Palahniuk okuması sunuyor. Anlatıcı, Marla Singer, Tyler Durden gibi karakterler tüketim toplumunun, nevrotik kültürün, zihinsel terörizmin, bilinçdışı arketiplerin, simülasyonların ve mutsuzluk üzerine kurulmuş uygarlığın içine yerleştiriliyor.

Elinizdeki bu kitap, Chuck Palahniuk'in kışkırtıcı ve bolca tartışılan üslubunun altında yatan geniş sosyolojik, psikolojik ve felsefi hazinenin açığa çıkarılması çalışmalarına katkıda bulunmayı amaçlarken, Palahniuk'in kitaplarının dava süreçlerine konu olduğu Türkiye'de kültürel ve kuramsal çalışmalar için umudun hâlâ tükenmemiş olduğunu müjdeliyor.

Bronislaw Malinowski – İlkel Toplum

İlkel Toplum Kitap Kapağı İlkel Toplum
Bronislaw Malinowski
Öteki Yayınevi
184

Vahşilik her zaman için saçmalıkla, zalimlikle, bize garip gelen törelerle, düşsel boş inançlarla ve başkaldırı uygulamalarıyla bir tutuldu. ... Çoğu insan için antropolojiyi çekici okuma kitapları haline ve antropolojiyi ciddi bir inceleme konusundan çok merak uyandırıcı bir alan durumuna getirdiler. ... Bununla birlikte antropolojinin kimi yanları bilimsel bir nitelik sunuyor; insan doğası üzerine bilgilerimizi derinleştiriyor. ... Ayrıca şimdiden verimli verilerle psikolojiyi zenginleştirmiş olan ilkel insanın kafa yapısını ve onun süreçlerini incelemek isteyenlere de büyük hizmette bulunabilir. ?

Son olarak bu kitapta, ?ilkel yaşamın incelenmesini, düzeni sağlamaya yardım eden çeşitli güçleri, bir ilkel kabilenin tek biçimliliğini, kendi içindeki bağlantılarını bulacaksınız.?

Carol J. Adams – Etin Cinsel Politikası

Etin Cinsel Politikası: Feminist - Vejeteryan Eleştirel Kuram Kitap Kapağı Etin Cinsel Politikası: Feminist - Vejeteryan Eleştirel Kuram
Carol J. Adams
Ayrıntı Yayınları
400

Her on yedi saniyede bir kadın tecavüze uğruyor. Her bir saniyede yüzlerce hayvan öldürülüyor. "Dayak yiyen kadınlar" gerçekliği her gün yüzümüze çarpılıyor ekranlardan ve gazete sayfalarından. Çiftliklerin esir ettiği, mezbahaların katlettiği hayvanlar "marketteki et"e indirgeniyor günümüzde. Etin hem protein için zorunlu olduğuna hem de gücün kaynağı olduğuna inanmamız için örülen mit, aslında erkeğin potansiyel şiddet eğilimiyle üstünlük kurmasına neden oluyor. Etçilleri yiyen etçiller, kafamızdaki iktidar piramidinde en üste yerleştiriliyor ve bu haliyle gündelik hayatımızın her köşesine sızıyor. Reklamların neredeyse tamamında eti yenen hayvanların kadınsı temsil edilmesi ve erkek zihninde seks yapılacak kadının et veya piliç görüntüsünde olması yapbozu kendiliğinden tamamlıyor.

İşte Carol J. Adams bu kitapta, yukarıda sayılan olguları ve genel olarak ataerki ile et tüketimi arasındaki diyalektiği çözümlüyor. Ona göre, erkeklik inşasının önemli bir parçası başka bedenleri denetim altında tutmaktır; et yemek de bunun önemli bir aşamasını oluşturur. "Et yemek, erkek iktidarının her öğünde yeniden ilan edilmesidir." Onun kuramıyla, pornoda veya sof-rada (aslında erkeğin yazdığı tüm "metinlerde") parça parça tüketilen tüm adsızlar, "kayıp gönderge" olarak yeniden bedene kavuşuyor.

Bu kitap, kadın ve hayvanın tüm yönleriyle eş olduğunu savunmuyor; yalnızca şiddet ve tahakkümden beslenen erkek egemen kültürün yeri yurdu olmadığının, zayıf bulduğu her şeyi ve herkesi "erkek" tanımının dışına atarak alt edilecek bir öteki ilan ettiğinin, özneden nesneye indirgediğinin altını çiziyor. Yiyecek/giyecek başka bir şey yokmuşçasına, birtakım canlılara yaşarken kafesi, ölürken ise kan gölünü reva gördüğümüz sürece savaşları ve ayrımcılığı olumlayan eril şiddet kültürünün ve hiyerarşinin aramızdan ayrılmayacağını hatırlatıyor.

Bu kitapta ışık tutulan erkek şiddeti, kadın düşmanlığı, et yeme kültürü ve militarizm arasındaki bağlantılar, bugün de Carol J. Adams'ın yirmi yıl önce teşhis ettiği zamanki geçerliliğini koruyor.
-J. M. Coetzee-

Nuri Bilgin – Kimlik İnşası

Kimlik İnşası Kitap Kapağı Kimlik İnşası
Nuri Bilgin
Aşina Kitaplar
330

Kimlik İnşası son zamanlada kimliksorunları konusunda yazılmış en kapsamlı kitaplardan birisi.

Kişisel, sosyal, mesleki, cinsel, kolektif, etnik, dinsel, kültürel, ulusal, ulus üstü...Kimlikler, kısacası kimlik nedir? Kim olduğumuz sorusuna verdiğimiz cevaplar neyi ifade ediyor? Bu cevaplar, taş veya topraklar, bina veya anıtlar gibi insanın dışında ve ondan bağımsız bir nesneyi betimleyip anlatan ifadeler midir? Bir başka deyişle, kimliklerin özsel bir gerçekliği var mıdır?

Veya bu cevaplar, kim olduğumuz hakkında verdiğimiz cevapları anlatan ifadeler midir? Yani kimlikler, kişisel sosyal kültürel tarihsel bir icat ve inşa ürünü müdürler? Kimlikler aynada yansıyan görüntülerimiz midir? Yoksa gösterdiği tarafından gösterilen birer ayna mıdır?

Marc Bloch – Feodal Toplum

Feodal Toplum Kitap Kapağı Feodal Toplum
Marc Bloch
Islık Yayınları
752

"(…) Marc Bloch bu eseri için 'bir soru dizini' diyordu. Aslında haklıydı; bu kitap kökleri ondan alan ve genellikle onun bulgularını kabul eden bunca araştırmanın kaynağıdır. Derinlik sanatı, sözcüklerin doğruluğu, üslubun çekiciliği, görüntünün anlamı onu yaşlanmaktan korudu. Bir başyapıt da zaten bu özellikleriyle kendisini ortaya koyar." (Robert Fossier)

Bloch, yakın dostu ve meslektaşı Lucian Febvre'le birlikte 1929'da Annales d'Histoire Economique et Sociale dergisini çıkarmaya başladığında yepyeni bir tarihyazımı anlayışı yerleştirmek üzere yola koyulmuştu. Bütüncül, sorun odaklı, bugünle dün arasında geriye okuyuşa dayalı bir git-gel üzerine kurulu yeni bir tarihyazımı anlayışıyla insan yaşamının tüm yönlerini anlamak ve açıklamak amacı güdüyordu. İşte bu açıdan Marc Bloch'un Feodal Toplum'u yalnızca feodalite tartışmalarında vazgeçilmez kaynak olması ya da Ortaçağ tarihçileri için temel başvuru kitabı niteliği taşıması açısından değil, tarihyazımına getirdiği yöntemsel yenilik bakımından da son derece önemli bir eserdir.

Bununla birlikte başta Bloch olmak üzere Annales Okulu tarihçilerinin eserleri görece olarak çok geç sayılmayan bir dönemde Türkçe'ye çevrilmeye başladı. Okuyucu, daha birçok Annales Okulu tarihçisinin eserlerinin Türkçe'ye çevrilmesini beklerken, daha önce çevrilmiş olan Feodal Toplum'un yeni bir çevirisini yapmanın Türk entelektüel yaşamı için gereksiz bir lüks olup olmadığını haklı olarak sorabilir. Ancak, önceki çevirinin eksiklikleri, yanlışları bir tarafa bırakılsa bile, ortaya çıkan Türkçe metnin okunmasındaki zorluk göz önüne alındığında, yeni bir çevirinin yalnızca Türk Okuyucusuna karşı değil, Bloch'a karşı da ödenmesi gereken bir borç olduğunu teslim edilecektir.

Füsun Üstel – Makbul Vatandaşın Peşinde

Makbul Vatandaşın Peşinde Kitap Kapağı Makbul Vatandaşın Peşinde
Füsun Üstel
İletişim Yayınları
373

II. Meşrutiyet'ten Bugüne Vatandaşlık Eğitimi

Türkiye'de devletin istediği vatandaş tipi nasıldı? Bunun için, okullarda nasıl bir "vatandaşlık terbiyesi" verildi? Füsun Üstel,2. Meşrutiyet'ten günümüze uzanan süreçte bu sorunların cevabını arıyor. Vatandaşlığı tanımlamak ve vatandaşlarını "yaratmak", ulus inşasının temel süreçlerinden biri.

Franz Oppenheimer – Devlet

Devlet Kitap Kapağı Devlet
Franz Oppenheimer
Engin Yayıncılık
224

"Tarihte her devlet bir sınıf devleti idi, zamanımızda her devlet bir sınıf devleti'dir; ya rütbe, mertebe ya da mülk farklılıklarına dayanan üst ve alt toplumsal gruplardan oluşan bir hiyerarşidir... Aile birlikleriyle karşılaştırıldığında ise devlet... çok daha yüksek bir türdür. Devlet insanların yarı-oyun olarak yaptıkları işleri sıkı bir metodlu çalışmaya dönüştürür ve böylece, daha doğmamış sayısız kuşağı görülmemiş derecede büyük sıkıntılar altına sokmuş olur... Ama devlet, gerçek anlamıyla çalışmayı icad ederek, dünyada etik ilişkilerin çok daha yüksek bir düzeyinde herkesin mutlu olabileceği bir altınçağı getirebilecek tek gücü harekete geçirmiş olur."
-Franz Oppenheimer-

Chris Rojek – Şöhret

Şöhret Kitap Kapağı Şöhret
Chris Rojek
Ayrıntı Yayınları
223

Bazı insanlar için başkalarının "hayranlığını çekmek" ve "arzu edilmek" neden çok önemlidir? Gündemde kalmak, görünür olmak için neden her türlü yola başvururlar? Peki, hayranlar neden şöhreti izler, onlara bağlanır ve imrenirler; kendilerini ölçmek için neden başkasını kıstas alırlar?
Şöhretler, yalnızca medya tarafından imal edilip imge tüketicisi izleyicilere sunulan basit birer fabrikasyon ürün değildir. Olumlu değerleri temsil eden şöhretler kadar olumsuz değerleri temsil eden seri katiller gibi kötü şöhretler de vardır. Çoğu zaman onlar da anti-kahraman figürü olarak görülüp, yüceltilirler. Öyleyse şöhretleri imal eden, onların imajlarını oluşturan, temsil edecekleri değerleri belirleyip sunan medya ile beraber, izleyicilerin ve hayran topluluklarının arzuları ve şöhretlerle kurdukları duygusal ilişkiler de incelenmelidir.

Chris Rojek öncelikle, modern zamanlarda demokrasinin ve seküler toplumların yükselişinin ardından tanrıların gözden düşmesinin bir sonucu olarak şöhret olgusunun öne çıkışını saptıyor. Popüler kültürün toplum üzerindeki etkisini anlamak için çok önemli bir boyut olan şöhret olgusunu incelerken tarihsel bir saptamayla yola çıkıyor: Soyluluğun ve kraliyet ayrıcalıklarının ortadan kaldırılmasının aileden gelen şöhret statüsünün önemini azalttığı, buna karşın sıradan insan ideolojisinin yüceltildiği modern toplumlarda, en azından teorik olarak, her bireyin toplumda yükselme ve "önemli insan" statüsü elde etme şansı vardır. Sınıfsal ayrıcalıkların ortadan kalkmayıp yalnızca biçim değiştirdiği çağımız toplumlarında kimi sıradan insanlar, sahip oldukları yetiler, meziyetler ya da fiziksel özellikler sayesinde şöhret statüsüne ulaşma şansı elde edebilirler. Günümüz medyasının boyutları, kazanılmış şöhretin yerel düzeyden çıkıp bütün dünya ölçeğine kadar yayılabilmesine imkan tanır.
Andy Warhol'un dediği gibi belki de: "Herkes bir gün on beş dakikalığına şöhret olabilecek!"
Şamanizm'den mitolojiye, seri katillerin psikolojik özelliklerinden modern toplumun sosyoloji ve tarihine, Roma tarihinden günümüze kadar pek çok alanda şöhret olgusunun izini süren yazar; günümüz şöhret kültürünü kavramak için Elvis Presley, Madonna, John Lennon ve Prenses Diana gibi şöhret ikonlarını da mercek altına alarak vazgeçilmez bir kitap üretiyor.

Bryan D. Palmer – Karanlığın Kültürleri

Karanlığın Kültürleri Kitap Kapağı Karanlığın Kültürleri
Bryan D. Palmer
Ayrıntı Yayınları
624

Gece, yalnızca güneşin etkisini yitirmesi, gündüzün bitmesi, iş yorgunu bedenlerin güç bela evlere sürüklenmesi, günün dertlerinin muhasebesi, arkadaşlarla hoşça bir sohbet ya da uykunun kollarında tasasız bir unutuş değildir; aynı zamanda, gün için kurulan düzenin sona ermesi, dayatılan zorunluluklar alanının iplerinden boşanması, özünü bulmak için bireyin kendi Dionysos şölenini kuruşu, Bakhalar ayininin evreni hakimiyeti altına alışı, doğanın vahşi yaratıklarının ve arzunun yeryüzüne çıkmasıdır. Bryan D. Palmer'ın kaleminden ilginç olduğu kadar kışkırtıcı da olan bir kitapla karşı karşıyayız. Palmer, "Karanlığın Kültürleri"nde bize akademik olmadığının ısrarla altını çizdiği, ama akademiyi kendi lehine ustaca kullanan bir araştırma sunuyor. Amacı gecenin tarihine ilişkin tarihsel bir döküm çıkarmak, kronolojik bir usavurmayla geceyi kontrol altına almak değil. Tek bir tarihsel çerçeveye indirgenmiş, basitleştirilmiş bir tarih tezine karşı çıkıyor, gecenin tarihlerini, karanlığın kültürlerini yazmaya yelteniyor Palmer. Bu yüzden araştırmasını, klasik tarihyazımının dışladığı, hem bir kimlik hem bir yapı olduğunu öne sürdüğü marjinallik üzerine odaklıyor. Açıkça Foucaultcu olan bu iddiayı Marx'ın yabancılaşma üzerine tezleriyle birleştiren Palmer, tarihi iktidarsızlaştırmadan ama ona çoğulluğunu da geri vererek yeniden anlatı kalıbına sokuyor; meta-tarihi bireylikler tarihi olarak yeniden inşa ediyor.
"Karanlığın Kültürleri" yüzyıl sonu huzursuzluğunun penceresinden hakkında konuşulmayan üzerine söz alıyor. Postmodernizm, postyapısalcılık, postsömürgecilik, postfeminizm… gibi sonracı akımların ucuna eklemlenmek yerine, teslimiyeti de itaati de reddeden bir tarih okumasına girişiyor. Marjinallikleri şeyleştirmek ya da onların farklılıklarını tek bir düzlemde toplamak yerine, onları yeni olasılıklar üreten programlar sunacak biçimde bir araya getiriyor.

Bozkurt Güvenç – Türk Kimliği

Türk Kimliği Kitap Kapağı Türk Kimliği
Bozkurt Güvenç
Boyut Yayın Grubu
456

ürk Kimliği Bozkurt Güvenç Kültür Tarihinin Kaynakalrı Kimiz Biz, Kimlerdeniz?

İnsanbilimci profesör Bozkurt Güvenç, "Türk Kültür Tarihinin Kaynakları" üzerinde yaptığı yaklaşık on yıl süren çalışmasını, "Türk Kimliği"nde okuyucuyla buluşturuyor. Yaklaşık dört bin yıllık bir tarihi, objektif bir gözle geniş bir perspektiften kaleme alan yazar, okuyucuyu zengin bir kültürel yolculuğa çıkarıyor. Türk Kimliği'nin çok katmanlı atlasında, değişen zaman ve süreçlerin izinde, geçmişe bakarak bugünü sorguluyor. Türkiye Bilimler Akademisi'nin onursal üyesi ve Yeditepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü'nde akademisyen olan Bozkurt Güvenç, "Biz Kimiz?" sorusunun tüm cevaplarını cesur, akıcı ve zengin anlatımıyla "Türk Kimliği"nde veriyor.

Michel Foucault – Güvenlik, Toprak, Nüfus

Güvenlik, Toprak, Nüfus: College De France Dersleri 1977-1978 Kitap Kapağı Güvenlik, Toprak, Nüfus: College De France Dersleri 1977-1978
Michel Foucault
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
392

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Michel Foucault'nun 1970-1984 arasında Collège de France'ta verdiği ve düşünürün birçok farklı dönemde ceza kurumları, psikiyatri, liberalizm veya öznenin kuruluşu gibi konuları ve bunlara ilişkin tahlillerini içeren derslerini yayınlıyor. Foucault'nun derslerdeki ses kayıtlarından hareketle düzenlenen bu kitapların yayınına Fransa'da 2004'te başlandı. Bu kitaplar, yazarın diğer eserlerinde ve değişik söyleşilerinde yer almayan yorumlarını da içeriyor. Michel Foucault, delilik, cinsellik, suç gibi konuları işlediği kitaplarında, genellikle doğal ve tarihdışı bir kategori olarak ele alınan "insan"ın, aksine, tarihsel olarak inşa edilmiş olduğunu göstermeyi amaçlıyordu. 1970'li yılların ilk yarısındaki derslerini adlî, cezai pratiklere ve kapatılma sorununa ayıran Foucault, 1978 senesindeki bu derste disiplini değil yönetimi, kapatılmayı değil dolaşımı, hapishaneyi değil insanları özgürlükle yönetme tekniği olarak liberalizmi ele alıyor. Modern devletin tarihini yönetim sanatlarının bir parçası olarak okurken, bu sanatların soybilimini de Doğu'daki çoban-kral figürüne bağlayan Foucault, bu derste daha önce başvurduğu yöntem ve analizleri köklü bir biçimde dönüştürerek, dünya çapında büyük ilgi uyandıran "yönetimsellik" ve "pastoral iktidar" gibi kavramları geliştiriyor. Öte yandan, modern politikanın "devlet aklı" gibi temel meselelerinin, polis gibi başat kurumlarının ortaya çıkışının incelendiği Güvenlik, Toprak, Nüfus dersi, parlak bir siyasi tarih denemesinin çok ötesinde bir etkiye sahip. Foucault'nun nüfusun şehircilik politikaları üzerinden yönetilmesi ya da pastoral iktidar karşısındaki "tutum ayaklanmaları" konusundaki analizleri, bu düşüncenin bugün bizler için hâlâ ne denli canlı ve önemli olabileceğini ortaya koyuyor.

Anthony Grafton – Kalpazanlar ve Eleştirmenler

Kalpazanlar ve Eleştirmenler Kitap Kapağı Kalpazanlar ve Eleştirmenler
Anthony Grafton
Dost Kitabevi
131

Tarihte, kalp para kadar, kalp metin de üretilmiştir. Belirli bir iktidara meşruyet sağlamak, belirli bir kültüre ayrıcalık tanımak ya da bir topluluğa geçmiş yaratmak için "bulunuverilen" belgeler, kitaplar vardır. Bu kitaplar, nedense, bilinmedik dillerde yazılmış, tarihin köşelerine sıkışış kütüphanlerde unutulumuş ve yine nedense, bazı alimler tarafından, gerektiğinde, "keşfedilivermişlerdir". Ulvi amaçlara hizmet eden ka l p a zanların yanı sıra, bireysel tamamen maddi amaçlara hizmet edenler de vardır. Mesleğinde yükselmek isteyenler gibi. Beri yanda da bu metinleri, bu kitapları, bu belgeleri masaya yatıran bilginler, dilciler, alimler bulunur. Belgelerin kalp olduğunu tescil etmeye çalışır, bunun için de ayrıntılı yöntemler geliştirirler. Grafton, kitabında bizi ayrıksı olduğu kadar büyüleyici de olan büyük metin ka l p a zanlıklarının tarihine götürüyor. Erasmus'tan Chatterton'a, namuslu ka l p a zanlardan namussuza, bu kavramların nasıl anlam kaymasına uğradığı da göstererek, bizi sıradışı dehalarla tanıştırıyor. Bu sürece anlatırken, özellikle Casaubon, Scaliger gibi yazarlar aracılığıyla, tarihsel metinlerin özgünlüğü, eskiliği geçerliliği üzerine geliştirilmiş araştırma yöntemlerinin ana gelişme evrelerini gösteriyor. Tarhin, geçmişin bilgisinden bir bilim olmaya doğru tutkulu ilerleyişi hakikat ve gerçeklik üzerine soruları da barındırıyor. Bazı kalp metinlerin gerçek olduğuna bir zamanlar kalben inanılmıştır. Peki, şimdiki gerçek ne?

A. Shpirt – Bilimsel Teknolojik Devrim ve Üçüncü Dünya

Bilimsel Teknolojik Devrim ve Üçüncü Dünya Kitap Kapağı Bilimsel Teknolojik Devrim ve Üçüncü Dünya
A. Shpirt
Sorun Yayınları
145

Bilim ve teknolojideki ilerlemeler, çağımızda, tüm toplumları derinden etkilemektedir. Bunu her alanda görmek olanaklı.
Dünya emperyalistkapitaiist sistemi, bilimsel-teknolojik devrimin kazanımlarını çıkarları açısından değerlendirmek istemekte, bu yolda yoğun propaganda çabalarına girmektedir.
Ne var ki, dünya sosyalist sistemi, bilimsel ve teknolojik devrimi ve onun kazanımlarını, halkların, tüm insanlı¬ğın ve sosyalizmin utkusu yolunda sorumluca kuşanmakta..
Çağımızdaki bu gelişmeler, «üçüncü dünya» ülkelerini hangi yol ve amaçlarla etkilemektedir? Emperyalist-kapitalist sistemin elindeki böylesine bir silah, geri kalmış ya da gelişmekte olan ülkelerin, kendi geriliklerini yenmede, ekonomik-toplumsal sorunlarını çözümlemede, yaşam koşullarını iyileştirmede, üretici güçlerini geliştirmede, kısası, halklara mutluluk ve refah getirebilmekte midir? Bu gibi, daha onlarca sorunun olumsuz cevaplarına karşın, «gelişmiş kapitalist ülkeler ve gelişmekte olan devletler arasında ekonomik ve teknik düzeyde varolan uçurum, büyümeye devam ediyor. Yakın gelecekte, yabancı sermaye oligarşisi ve yerel burjuvazinin sömürüsüne karşı, üçüncü dünya halklarının sürdürdüğü mücadelenin şiddetleneceği ve daima daha çok sayıda ülkenin, kapitalizmin kanunlarının artık işlemediği, ilerici, toplumsal ve ekonomik gelişme yoluna gireceği beklenmektedir. Bu güç savaşımda Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının, sosyalist ülkelerin sürekli ve kararlı desteğine emin olarak güvenebilecekleri» açıktır.

Yves Lacoste – İbni Haldun: Üçüncü Dünyanın Geçmişi – Tarih Biliminin Doğuşu

İbni Haldun: Üçüncü Dünyanın Geçmişi - Tarih Biliminin Doğuşu Kitap Kapağı İbni Haldun: Üçüncü Dünyanın Geçmişi - Tarih Biliminin Doğuşu
Yves Lacoste
Sosyalist Yayınlar
272

İbni Haldun Ortaçağ'a ilişkin yapılar betimledi; İktisadi, toplumsal ve siyasal evrimi yavaşlatan ya da engelleyen yapılardı bunlar. Bu gecikme yabancı güçlerin etkileriyle birleşerek, birkaç yüzyıl sonra sömürgeciliği olanaklı kıldı; sömürgecilikte azgelişmişlik olgusunun ortaya çıkışını belirledi."