Küçük İskender – Periler Ölürken Özür Diler

Periler Ölürken Özür Diler Kitap Kapağı Periler Ölürken Özür Diler
Küçük İskender
Can Yayınları
144

Aşk, bir tedbirsizlikse eğer, perilerin ölmesi hayata değer. Periler hiç konuşmadan nasıl eşlik ettilerse bir ömür boyu insanlara, nesnelere, olup bitene, ölürkenki haylazlıkları yalnızca bir özrün tüm yanlışları toza buza dönüştürmesiyle sona erer. Perilerin öldükleri, öldürüldükleri ülkelerde farklı olduklarını düşünen birileri varsa, onlar cesetleri yerde değil, gökte arar. Güzel ölen, samimi ölen göğe gömülür çünkü.
küçük iskender, klasikleşmiş şiir kitabı Periler Ölürken Özür Diler’de sevginin geri sayımını, ihtirasın merkezkaç kuvvetini ve ihanetlerin duygusal belgelerini gözler önüne sererken yaşadığı coğrafyada çarpıştığı meleklerin, iblislerin adlarını da birer birer veriyor adeta. Stratejisini düşmanının ahlaksızlığı üzerinden kuruyor. Kötünün zaferi, iyiliğin iktidarının önünü açacaktır sonuçta.
Ölürken özür dilemek aklınızdan hiç geçmemişse peri sayılmazsınız. Bu kitap sizin için belki bir fırsat, belki de bir itirafname.

Valerio Massimo Manfredi – Büyük İskender: Dünyanın Hakimi

Büyük İskender 3 - Dünyanın Hakimi Kitap Kapağı Büyük İskender 3 - Dünyanın Hakimi
Büyük İskender Serisi
Valerio Massimo Manfredi
Can Yayınları
422

Büyük İskender, yaşadığımız toprakların bir zamanlar hakimi olan genç bir Makedonyalının, Büyük İskender'in romanı. Antik dünya topografyası uzmanı olan yazar Valerio Massimo Manfredi, tarihsel gerçeklerle kurmacayı ustalıkla kaynaştırdığı romanında, İ.Ö. dördüncü yüzyılda yaşamış olan Büyük İskender'i yalnızca tarihsel bir kahraman olarak değil, dehası, hırsı, aşkları, güçlü ve güçsüz yanlarıyla 'insan İskender' olarak da yansıtıyor. Dizinin ilk kitabı Makedonya'dan Anadolu'ya ile hırslı, ateşli bir genç olarak tanıdığımız İskender, ikinci kitap Anadolu'nun Kapıları'nda Asya seferine başlayarak Anadolu'yu fethediyor. Mısıra kadar uzanıyordu. Dizinin üçüncü ve son kitabında ise genç komutan, artık Dünyanın Hakimi'dir. Kralların kralı, gene yenilgi yüzü görmeden ülkeler fethediyor, krallara boyun eğdiriyor; Mısır'dan başlayan yolculuğu, Fenike kıyılarından, görkemli Babil ve Persepolis'ten, Pasargad'dan geçerek Hindistan'da son buluyor. Kentler yağmalanıyor, insanlar acılara boğuluyor, genç kralın düşleri, yıkımlarla, felaketlerle iç içe yürüyor. İskender, fethettiği toprakları elinde tutabilmek için, yerel geleneklerle Makedon geleneklerini kaynaştırmaya çalışarak Doğu ile Batı'yı kucaklayan dev bir imparatorluğun efendisi oluyor. Bunca yükselmenin bir bedeli olacak ve İskender, o güne kadar hiç kimseyi sevmediği kadar sevdiği kadınını yitirecektir. Ne var ki en değer verdiği kişilerin ihanetinden kuşkulanınca, gözünü kırpmadan idam hükmü veren İskender, bu aşkı da çok geçmeden unutacak, başka aşkların peşinde koşacaktır. Yüz yıla sığabilecek onca zaferi sekiz yıla sığdıran İskender, ülkesine dönme hazırlıkları yaparken, beklenmedik bir sonla yüz yüze gelecektir.

Valerio Massimo Manfredi – Büyük İskender: Anadolu’nun Kapıları

Büyük İskender 2 - Anadolu'nun Kapıları Kitap Kapağı Büyük İskender 2 - Anadolu'nun Kapıları
Büyük İskender Serisi
Valerio Massimo Manfredi
Can Yayınları
366

... Büyük İskender, Anadolu'dan geçerken, arkasında onlarca efsane bırakıyor. O zamanki adı Gordion olan Yassıhöyük'te efsanevi düğümü bir kılıç vuruşuyla çözünce önünde fetih yolları açılıyor. Ne onu taparcasına seven Leptine'ni aşkı, ne de annesinin kaygıları İskender'i yolundan alıkoyabiliyor. İssus'ta yendiği ünlü Pers Kralı Darius'un karısı Barsine ise İskender'in Anadolu'dan çıkıp Mısır'a ve orada Firavun ilân edilmesine kadar olan dönemi ele alıyor.

Valerio Massimo Manfredi – Büyük İskender: Makedonya’dan Anadolu’ya

Büyük İskender 1 - Makedonya'dan Anadolu'ya Kitap Kapağı Büyük İskender 1 - Makedonya'dan Anadolu'ya
Büyük İskender Serisi
Valerio Massimo Manfredi
Can Yayınları
334

Hırslı, zeki, gözüpek, tanrı kadar güzel bir genç adam ve uçsuz bucaksız bir imparatorluk. Büyük İskender İ. Ö. 356 yılında Makedonya'da bir kralın oğlu olarak doğdu, 20 Yaşında tahta çıktı, Batı'da Yunan yarımadasından Doğu'da Hindistan'a kadar fethedilmedik ülke bırakmadı, Anadolu'yu kuzeyden güneye, batıdan doğuya Pers egemenliğinden kurtarıp kendine bağladı ve bugünün uygar dünyasının ilk temellerini attı. Daha yaşarken efsane olmuştu, öldükten sonra da tüm zamanların en etkileyici kralı olarak bilindi. İnsanlar üzerinde müthiş bir etkisi vardı; kadınlarla ilişkilerinde de sözü geçen taraf hep o oldu, hem annesiyle olan ilişkisinde hem de sevgilileriyle....

Baki Öz – Alevilik ile İlgili Osmanlı Belgeleri

Alevilik ile İlgili Osmanlı Belgeleri Kitap Kapağı Alevilik ile İlgili Osmanlı Belgeleri
Baki Öz
Can Yayınları
302

Tarihçi-yazar Baki Öz, 1949'da Erzincan'ın Çayırlı İlçesi'nin Eşmepınar Köyü'nde doğmuştur. Tarih öğrenimi almış ve yıllarca tarih öğretmenliği yapmıştır. Tarih araştırmalarını Atatürk ve Alevilik-Bektaşilik tarihi üzerinde yoğunlaştırmış, bu alanda bir çok yapıt üretmiş, Alevilik tarihinin aydınlanmasına kapı aralamıştır. Değerli araştırmacı yazarımız Baki Öz, 08.05.2002'de aramızdan ayrıldı. Yaşama veda etmeden önce kaleme aldığı araştırmalarını kitap olarak görme şansına ne yazık ki kavuşamadı.

Yayınevimiz, son araştırmalarını kitaplaştırdı. Halkımıza bu kitapları sunmaktan sevinç duyuyor ve anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

  • Fermanlar
  • Beratlar
  • Fetvalar
  • Layihalar
  • Raporlar
  • Mektuplar
  • Vakıfnameler
  • Mahkeme Tutanakları
  • Mühimme Tutanakları
  • Mühimme Defteri Kayıtları
  • Vakanamelerden Parçalar

Georges Lefebvre – Kapitalizm

Kapitalizm Kitap Kapağı Kapitalizm
Georges Lefebvre
Çan Yayınları
46

...kapitalizm için körükörüne ve bencilce
kazanç peşinde koşar diyorlar. Oysa dünya
kuruldu kurulalı her zaman ve her yerde vardı
kazanç hırsı. İnsanın insanı sömürmesini örgüt
haline getirmiştir diye de çatıyorlar kapitalizme.
Peki ama, köle sahipleri başka bir şey mi yapıyorlardı
ki! Benim niyetim, bir tarihçi olarak, kapitalizmi
yaratan insan tipini ve uygarlığın gelişmesinde
ona bir yer veren nitelikleri araştırmaktır.
Geleceği geçmişe bağlıyarak şunları soracağım
kendime: Acaba kapitalizmi yaratanlarda birtakım
nitelikler vardı da, onların ardından gelenler
her zaman bağlı mı kalmadılar bunlara? İnsan tabiatından
ayrılmaz birtakım özellikler midir bunlar?
Kapitalizm bir gün ortadan kalksa bile, yine
de elde tutmak mı gerekir bu özellikleri? Acaba,
kapitalizmi yaratanlar, insanlığın ortak malına bir
katkıda bulundular mı? Bulundularsa, bu katkıyı
korumak ve zenginleştirmek gerekmez mi?

W. G. Sebald – Satürn’ün Halkaları

Satürn'ün Halkaları Kitap Kapağı Satürn'ün Halkaları
W. G. Sebald
Can Yayınları
268

Satürn'ün Halkaları, W. G. Sebald'in İngiltere'nin doğu kesimindeki Suffolk Kontluğu?nda yürüyerek yaptığı yolculuğun notlarından oluşan bir roman. Ama aynı zamanda Suffolk öyküsünün çerçevesinde, geçmişe, çocukluğa, tarihe, savaşlara, ölümlere, soykırımlara, kısacası insan eliyle gerçekleşen yıkımlara ve yokoluşlara uzanan, doğanın ve kültürün neden olduğu yıkımların tarihteki izini süren bir yol romanı. 2001 yılında, trajik bir rastlantı sonucunda gezdiği yerlerde trafik kazasında yaşamını yitiren yazar Sebald, Satürn'ün Halkaları'nda, Suffolk'un çakıl taşlı sahillerinde yürürken, okurları şimdi ile geçmişin, gerçek ile düşün iç içe geçtiği yaşantılar ve metinler arasında bir yolculuğa çıkarıyor: Ömer Hayyam'dan Descartes'a, Borges'ten Joseph Conrad, Chateaubriand ve daha nicelerine uzanarak...

Julien Gracq – Argol Şatosunda

Argol Şatosunda Kitap Kapağı Argol Şatosunda
Julien Gracq
Can Yayınları

"Julien Gracq", yirminci yüzyıl Fransız edebiyatının en seçkin romancılarından biri. Derinden derine bağlanır göründüğü romantik ve gerçeküstücü yaklaşımları, açıklamaktan çok sezdirmeyi amaçlayan özgün anlatımında kendini gösterir. Ayrıntılı ve şiirsel betimlemeleri, doğayla kültürün kaynaşımından çıkardığı simgeler evreni, gerçekle düşün sınırlarında gezinen, birbirinden ilginç kişileriyle anlatımını zenginleştirir. "Argol Şatosunda", onun tüm bu özelliklerini incelikle ortaya koyan bir romanı olarak bilinir. Issız ve görkemli bir doğanın ortasında, tek başına yükselen çok eski bir şatoda geçer olaylar. Gerçek olamayacak kadar güzel bir kadının çevresinde birbiriyle boy ölçüşen iki arkadaşın gerilim dolu ilginç serüvenini, "Julien Gracq"ın büyük ustalığı içinde izleriz...

Friedrich Schiller – Hayaletgören

Hayaletgören Kitap Kapağı Hayaletgören
Friedrich Schiller
Can Yayınları
144

"Kutlayın kendinizi, Prens, saat tam dokuzda o öldü."
Hayaletgören, romantik ve gotik düşünce geleneği üzerinde önemli etkileri olan Alman oyun yazarı ve şair Friedrich Schiller'in tek roman denemesidir. Schiller'in okültizm, spiritizma ve ruh çağırma motifleriyle dönemin komplo teorilerini ustalıkla harmanladığı Hayaletgören, Venedik'te bir Alman prensinin başından geçen çetrefil bir maceraya odaklanır. Ciddi, içine kapanık ve melankolik biri olan prens, kimsenin kendisini tanımadığı Venedik'te sessiz sedasız bir yaşam sürmektedir. Oysa Venedik baştan çıkarıcı zevklerin, karanlık arzuların şehridir.
1787-1789 arası Die Thalia dergisinde bölüm bölüm yayımlandığında büyük ilgiyle karşılaşan Hayaletgören, bir roman fragmanı. Schiller'in Hayaletgören'de işlediği motifler sonraları E.T.A. Hoffmann'dan Thomas Mann'a uzanan bir yelpazede sıklıkla yeniden edebiyat sahnesine taşındı, kullandığı anlatım teknikleri ise Edgar Allan Poe, H.P. Lovecraft ve Clark Ashton Smith gibi isimler tarafından benimsendi.

Françoise Sagan – Günübirlik Acı

Günübirlik Acı Kitap Kapağı Günübirlik Acı
Françoise Sagan
Can Yayınları
125

Françosie Sagan, adını dünyaya 1954 yılında, on dokuz yaşındayken yazdığı Günaydın Hüzün adlı romanıyla duyurmuştu. Unutulmazlar arasına giren o kitabından sonra bugüne kadar tam kırk iki roman yazdı ve ilk romanında yakaladığı başarıyı sürdürdü. Fransa'nın klasik yazarları arasında yer alan Françosie Sagan, romanlarındaki kurguları daha çok, birlikte olan bir kadınla bir erkek ve onların dışındaki üçüncü bir kişi üzerine oturtur. Kahramanları, genellikle burjuva çevrelerinin insanlarıdır. Yalnızlık, acı ve hüzün, onun temel izlekleridir. Günübirlik Acı'nın kahramanı bir erkektir; başarılı bir mimar olan Matthieu. Sıradan şikayetlerle gittiği doktorundan bir gün hiç beklemediği bir şey öğrenir genç adam: kanserdir. Çoğu kişinin yaptığını yapmaz Matthieu, kendisiyle hesaplaşmaz, içine kapanmaz. Sorununu yanındaki insanlarla paylaşır; onların tepkileri, onun bu insanlarla olan ilişkilerinin de sınanmasıdır bir bakıma. Çelişkiler içinde geçirdiği bu süreç, Matthieu'yü, uzun zamandır yaşamından silmiş olduğu birine götürür: bir zamanlar delice sevmiş olduğu kadına. Bütün düzeni altüst olan genç adamı bir büyük süpriz daha beklemektedir.

Aimee Bender – Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü

Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü Kitap Kapağı Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü
Aimee Bender
Can Yayınları
280

Bir gün, mutsuzluğu, acıları ve arzuları, en derindeki sırları görme yeteneğin olduğunu keşfetseydin...

Bir gün, sana gülümseyen yüzlerin ardını görüp sana en yakın kişinin yüreğinde kilitlediği kapıları aralasaydın, ne yapardın?..

Büyümenin eşiğindeki Rose için hayat, bir sabah geri dönülmezcesine değişir. Zira annesinin yaptığı limonlu pastadan aldığı bir lokmayla, sadece yemeği değil, onu pişiren kişinin duygularını da tatmakta olduğunu anlar...

Olağanüstü yeteneği, aynı zamanda derin bir kaygı ve hüznü de beraberinde getirir; çünkü her zaman neşeli, güler yüzlü ve sevecen biri olarak bildiği annesi, kalbinde sarsıcı bir gerçek saklamakta, ailesinden ayrı ikinci bir hayat yaşamaktadır... Çok geçmeden babası ve ağabeyinin de çok özel yetenekleri olduğunu anlar. Her üçü için de bu yetenek, kimi zaman bir mucizeye kimi zaman da yakalarını kurtaramadıkları bir illete dönüşecektir.
Hemen her ailenin üstünü örttüğü gerçekleri, duyarlı ve yetenekli bir genç kızın büyüme öyküsü eşliğinde anlatan acı, tatlı ama her sayfası büyülü bir şehir masalı...

"Kitap o kadar güzel ki, tadını daha iyi alabilmek için bitirir bitirmez tekrar okumaya başladım."
Jodı Pıcoult

Murat Gülsoy – Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık

Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık Kitap Kapağı Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık
Murat Gülsoy
Can Yayınları
224

Murat Gülsoy, Bu Kitabı Çalın adlı yapıtıyla Sait Faik Hikaye Armağanı'na, ilk romanı Bu Filmin Kötü Adamı Benim ile de Yunus Nadi Roman Ödülü'ne değer görülmüştü. Gülsoy, Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık adlı bu yeni kitabıyla, yazı serüveninin en başından beri attığı tüm adımlara basarak geri dönüyor, yalnızca kitapları değil dünyanın kendisini de bir metin olarak olarak okuyan bir edebiyat geleneğinin izini sürüyor. Bir süredir vermekte olduğu yaratıcı yazarlık derslerinden yola çıkarak, gerçekliği yazı yoluyla yeniden kurmanın araçlarını, yöntemlerini sorguluyor. Gülsoy, kurmacanın bilinen sınırlarıyla ihlâl edilebilir kurallarını açımlarken, bir büyüyü bozuyor ve okuyanla yazan arasındaki sessiz anlaşmanın kurallarını alt üst ediyor. Sözün kısası, anlatacak bir hikayesi olanlara 'okunaklı' bir anlatı kurmanın yollarını işaret ediyor. Yolları çatallanan yazı bahçesinde kaybolmasınlar diye...

Murat Gülsoy – İstanbul’da Bir Merhamet Haftası

İstanbul'da Bir Merhamet Haftası Kitap Kapağı İstanbul'da Bir Merhamet Haftası
Murat Gülsoy
Can Yayınları
264

Ben olmamış bir kahraman emeklisi, ben bir kırmızı çarpı, ben uygun adım serseri, bir gençlik düşü, ben bir yanılgılar bileşimi, ben: yeri belli olan; geçip gidiyorum şehrin içinden.Hayatın akışına aldırmıyorum.Çünkü ben suskunluk ve unutuşun sivil ifadesiyim.Aslında Promete’nin ciğerini söken kartal olmalıymışım. Promete olamadıktan sonra...Bir kitabın bize yeni bir dünyanın kapılarını aralamasını ya da kendi deneyimimize farklı ve daha parlak bir ışık tutmasını bekleriz çoğu kez. Çaresiz bir anlam arayışıdır bu. Murat Gülsoy, İstanbul’da Bir Merhamet Haftası’nda, bu çaresizliğin insani boyutunu aramaya çıkarken okurlarını da peşinden sürüklüyor. Kimi zaman ürkek, kimi zaman saldırgan kahramanları, kimi zaman şiirsel, kimi zaman mekanik üsluplarıyla bizi "bakmaya" davet ediyorlar. Ancak, Gülsoy’un edebiyatı, röntgenci heveslerden uzakta, arka pencereye değil, yazıdan bir aynaya bakmaya çağırıyor okurunu. Anlamı kendinde gizli bir dünyayı seyre dalan insanların zihinlerinde geziniyoruz. Bir şeye, dünyaya, insanlara bakmanın kendimize bakmak; kendimize bakmanın bir şeye, dünyaya, insanlara bakmak olduğunu hissederek...

Uğur Yücel – Yağmur Kesiği

Yağmur Kesiği Kitap Kapağı Yağmur Kesiği
Uğur Yücel
Can Yayınları
152

Lefteri üç gün toprak altında kalmıştı...
Sırtında kırbaç izleri. Sırtı paramparça. Karnını deşip kemiğe saplanmış lakerda bıçağı.
Köpekler burunlarını toprağa vermiş, en pes seslerden ağlıyor. Denizkızları bir bir gırtlaklarını kesip kayalara vuruyor diri bedenlerini.
"Ave Maria" söylüyor koro.
"Allahümme salli âlâ seyyidina Muhammed," diye bağırıyor kurbanlık koyunlar.
Karlar örtüyor eflatun şallarını köyün üstüne.
Lefteri'yi çarmıha gerdiler.
Ve o hiçbir şey demedi.
Rakılar, esrarlar ağladı.
"Ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasa," dedi kedi imam.
Helal ettiler haklarını.
Lefteri gömüldü.
Sevgilisi Melina Ratsis'in yanına.
Sarıldılar.
Bıçağı söktü aldı karnından Melina. Bir bir yaralarını sevdi okşadı. Gözlerini öptü. Saçlarını koparıp bedenine sürdü. Mezarın diplerine çekti Lefteri'yi. Çekildikçe su geldi çekildikçe deniz, indikçe tuz geldi burnuna. Balıklar öptü gözlerini. "Derin nefes al sevgilim," dedi Melina. Son nefesini aldı Lefteri.
Daldılar derinlere derinlere. Denizkızı Melina sevdasına kavuştu. Denizin bittiği yerlere gittiler, Karya mezarlarına, yüksek manastırlara...
Onlar çağırmadı bu olup biteni. Bu felaket klavyeleri. Bu yarılmış kar tepelerinden fırlamış ten kokusu.
Oluk oluk.
Onlar bağırmadı.

Patrick Süskind – Üç Buçuk Öykü

Üç Buçuk Öykü Kitap Kapağı Üç Buçuk Öykü
Patrick Süskind
Can Yayınları

Patrick Süskind , Türkiyeli okur için bildik bir ad. Umutulmaz romanı Koku, kısa romanı Güvercin ve Bay Somer'in Öyküsü'nün ardından bu kez de öyküleriyle karşınızda. İnsan doğasını, zayıflıkları ve erdemleriyle iyi bilen bir yazar Patrick Süskind. Derin bir gözlem gücü, kendini hissettiren, ama dozunda bir ironi, fantastik bir kurgulama bu öykülerin ortak özelliği. Patrick Sükind'in usta bir anlatıcı olduğunu bir kez daha kanıtlayan, Üç Buçuk Öykü, küçük ama belleklerde hoş bir lezzet bırakan türden bir kitapçık.