Ahmet Oktay – Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları

Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları Kitap Kapağı Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları
Ahmet Oktay
Everest Yayınları
570

Marksizmin politik kuramı ile estetik kuramı arasında, başından beri bir gerilim olduğu söylenebilir. Devrimci bir teori olarak marksizm, son kertede sadece ekonomik ve toplumsal yapının değiştirilmesini değil, aynı zamanda kültürel/düşünsel yapının da dönüştürülmesini öngörür. Buysa, kültürel açıdan hayli donanımsız olan sömürülen/yönetilen sınıfların, bu dönüşümü arzulamalarını gerektirir. Bu dönüştürme sürecinde sanata, edebiyata bir görev düştüğü, tarihsel süreç içinde kabul edilmiştir. Ama uygulama ve edebi pratik açısından sorun hala çözülememiştir.
Ahmet Oktay, "Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları" adlı üçüncü baskısı yapılan bu kitabında, olayı sovyetler birliği ve türkiye bağlamında serimlemeye, kaynakları göstermeye ve bağlantılandırmaya, toplumcu gerçekçilik'i politik/deolojik, felsefi ve yazınsal düzeylere birbirleriyle ilişkilendirerek açıklamaya çalışıyor. İlk baskısı 1986'da yapılan bu kitabın, postmodernist sanatın yaptığı tahribat karşısında kaygılananlar ve özgürlükçü, eşitlikçi bir dünya umudunu taşıyanlar açısından, bu umudu besleyecek bir sanat/edebiyat için öngörü noktaları oluşturduğu söylenebilir...

Perihan Mağden – Ali ile Ramazan

Ali ile Ramazan Kitap Kapağı Ali ile Ramazan
Perihan Mağden
Everest Yayınları
160

Ramazan, Ali'nin ta başından, daha ilk günlerinden bildiği bir şeyi, o olmadan bir hiç olduğunu; ancak Ali ile Ramazan olduklarında tam olduklarını, bir anlam kazandıklarını o bekleme günlerinde anlıyor. Kabul ediyor. Ali'yi bekledikçe boş duvarlara bakarak; Ali içinde büyüyor, büyüyor. Ali basmasına uğruyor Ramazan. Ali'nin gelmesine yakın o kadar ağlıyor ki uluya uluya yer yatağında, içinin yıkandığını hissediyor baştan aşağı. "Ulan Ali, sen dönmeden ağlaya zırlaya yıkadım içimi. Yeni doğmuş bebek gibiyim Mağaraçocuğu. Ne biçim seviyomuşum ulan seni!" Ali'yi garda karşılarkenbunları söyleyip boynundan öpüveriyor. Ali kıpkırmızı oluyor utancından. Yanlış anlayacaklar. İbne değil onlar. Ne biçim âşıklar. İkisi de erkek; tamam. Ama âşıksan ne yazar:Kime ne yazar!

Kürşat Başar – Bazen Unutmak İstersin

Bazen Unutmak İstersin Kitap Kapağı Bazen Unutmak İstersin
Kürşat Başar
Everest Yayınları
224

Tarihin ilk dönemlerinden kalan eşyaların sergilendiği müzelere hiç gitmediniz mi?

Bir yanda balta, mızrak, bıçak, ok türü şeyler öte yanda bugün de hemen hemen aynıları kullanılan küpe, gerdanlık, bilezik, göz boyası gibi şeyler...

Kadınların milattan önce kullandığı kolyeler, küpeler, taraklar, bilezikler, tokalar

bugün en havalı mağazalardan dünya parasına alacaklarınızla birebir aynı.

Peki aynı dönemde erkekler ellerindeki bütün aletlerle uğraşa didine ne yapmış?

Balta!

Erkekle kadın arasındaki farkı soruyorsanız buyurun:

Baltayla küpe arasındaki fark...

Aşk, ilişkiler, evlilik, kadınlar, erkekler...

Kürşat Başar bu kitabında hepimizin hayatına dokunan kısa hikâyeler

ve yazılarla karşımıza çıkıyor.

Düşündüren, sevindiren, kederlendiren,

yeri geldiğinde kahkaha attıran yazılar bunlar. Kimi zaman bize can alıcı sorular soruyor, kimi zaman yine yüreğimize dokunan hüzünlü bir hikâye anlatıyor.

Raymond Chandler – Büyük Uyku

Büyük Uyku Kitap Kapağı Büyük Uyku
Raymond Chandler
Everest Yayınları
270

"Eski savaşlardan kalma yaşlı bir general. Ağır ağır ölmekte olan, geleneklerine bağlı bir adam. İki delişmen çekici kız, kayıp bir damat. Petrolden gelen, harca harca bitmez bir servet, kimden geldiği bilinmeyen şantaj mektupları. Çölün ortasında, kimi zaman karanlık bir labirent, kimi zaman romantik bir gün batımı gibi yükselen bir serap, bir yeni zaman şehri: Los Angeles. Kentin bağırsaklarındaki logar kapaklarından savrulup lağım sularında kaybolan bozuk paralar gibi harcanıp giden insanlar. Yeşil dolarlar, fildişi renkli kadın bedenleri üzerinde yükselen kadim suç. Bu suçla başa çıkamayacağını bilmesine rağmen, -belki de zaten bunun farkında olduğundan- alaycı kararlılığını hiçbir zaman yitirmeyen bir dedektif: Philip Marlowe."
Ahmet Ümit

Büyük Uyku'da okurlar, Raymond Chandler'ın ölümsüz karakteri Philip Marlowe'la tanışıyor. İlk kez 1939 yılında yayımlanan bu kült eser, Fatih Özgüven'in yetkin çevirisiyle tam bir edebiyat şölenine dönüşüyor. Everest Yayınları olarak Amerikan polisiyesinin klasikleşmiş isimlerinden Raymond Chandler külliyatını, Türk polisiyesinin usta ismi Ahmet Ümit'in editörlüğünde sunmaktan mutluluk duyuyoruz.

Metin Kaçan – Fındık Sekiz

Fındık Sekiz Kitap Kapağı Fındık Sekiz
Metin Kaçan
Everest Yayınları
158

"Fındık Sekiz, simgesel/alegorik bir doku içinde İslâm mistisizminden izler taşıyan bir metin. Tasavvuf öğesi, Kaçan'ın bıçkın/külhani anlatımı ve inanılmaz haşarılık ve ataktaki yaratıcı dil oyunlarının arasında alışılmadık bir etki bırakmakta. Fındık Sekiz, bir iç dünya yolculuğunun odakta olduğu bir metin. Beyoğlu'nun kanla/şiddetle/uyuşturucuyla/cinsellikle yoğrulmuş batakhane kültürü ile entel diye adlandırılan bir başka sınıfın yan yana varlıklarını sürdürdüğü bir ortamda, ana kişi Meto maddesel yaşamın uçlarında dolaşır, 'intiharın arifesinde, yaşamın şerefesinde' gezinir. Fındık Sekiz, karanlıktan aydınlığa, maddesellikten tinselliğe yapılan bir yolculuğu anlatır… Bir aşk romanıdır Fındık Sekiz. Karşı cinsten birine duyulan aşktan çok soyut bir aşktır burada söz konusu olan. Mistik tonlamalı gündüz düşlerinin somut bir Beyoğlu gerçeğiyle birbirine geçtiği bir uzamda yaşanır Fındık Sekiz.

Metin Kaçan – Ağır Roman

Ağır Roman Kitap Kapağı Ağır Roman
Metin Kaçan
Everest Yayınları
126

Güneş buluttan sıyrılırken Kolera'nın âlemci kadınları bir omuz darbesinde yıkılacakmış gibi duran evlerinin önünde oto tamircileriyle, marangozlarla, tornacılarla aslanlar gibi muhabbete koyuldular. Bir yandan da kaynak yaparken elleri titreyen ustalara esrarı daha kallavi içmeleri için zıvana hazırlamaya başladılar.

Köylü kadınlar, kocalarının mahalle hakkında anlattıkları korku hikâyelerinden tırstıklarından mahkûmlar gibi camdan bakıyorlardı.

Bohumil Hrabal – Sıkı Kontrol Edilen Trenler

Sıkı Kontrol Edilen Trenler Kitap Kapağı Sıkı Kontrol Edilen Trenler
Bohumil Hrabal
Everest Yayınları
90

Hayatın ağır aktığı bir kasabanın tren istasyonu... En büyük hareket, istasyon şefinin telgrafçı kızla çapkınlığı.. Ve bu ağır hayatın ötesinde, İkinci Dünya Savaşı’nın pençesinde bir dünya...
İstasyonun en genç elemanı, bakir Miloş, hayatı anlamaya çalışan toy bir delikanlı. O durağanlık içinde kendi yerini bulmaya çalışıyor ama hem kadınlar hem de acımasız savaş kafasını fena halde karıştırıyor.
Savaş sonrası Çek edebiyatının en önemli kalemi kabul edilen Bohumil Hrabal’ın Sıkı Kontrol Edilen Trenler’i, edebiyatının evrenselliğine en güzel örneklerden biri. Yazarın 1965’te kaleme aldığı ve artık çağdaş klasikler arasında anılmaya başlanan bu eser, savaşlardan yakasını bir türlü kurtaramayan biçare dünyamıza, tarihin derinliklerinden ayna tutuyor. Sıkı Kontrol Edilen Trenler, sürpriz finaliyle, hayatın durağanlığına çakan bir şimşek...

Eric J. Hobsbawm – Kısa 20. Yüzyıl: 1914-1991 Aşırılıklar Çağı

Kısa 20. Yüzyıl: 1914-1991 Aşırılıklar Çağı Kitap Kapağı Kısa 20. Yüzyıl: 1914-1991 Aşırılıklar Çağı
Eric J. Hobsbawm
Everest Yayınları
788

Çağımızın önemli tarihçilerinden Eric Hobsbawn’ın, kendine özgü bakış açısıyla 1914-1991 yılları arasındaki dünya meselelerini irdelediği “Kısa 20. Yüzyıl”ını gözden geçirilmiş yeni basımıyla sunuyoruz.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcından, SSCB’nin çöküşüne kadar olan dönemi ayrıntılı bir şekilde anlatan “Kısa 20. Yüzyıl”, günümüzde yaşananların anlaşılmasına yardımcı olacak, başucunda bulundurulması gereken bir kaynak.

Ernesto Che Guevara – Gerilla Savaşı

Gerilla Savaşı Kitap Kapağı Gerilla Savaşı
Ernesto Che Guevara
Everest Yayınları
165

" Bu halk müxadelesinin herhangi bir anında, gerilla topraklarının içinde v dışındaki sivil örgütlenmenin şemasıdır. Tüm bu anlatılanları en üst derecede mükemmelleştirmenin olanakları mevcuttur; bir kez daha tekrarlıyorum, benim benim ağzımdan konuşan küba devrimi deneyimimizdir, yeni deneyimler bu kavramları değiştirebilir ve iyileştirebilir. Burada verdiğimiz bir şemadır, bir kutsal kitap değil."

Ahmet Telli – Belki Yine Gelirim

Belki Yine Gelirim Kitap Kapağı Belki Yine Gelirim
Ahmet Telli
Everest Yayınları
95

Büyük aşklar yolculuklarla başlar
Gidelim istersen suyun
Söğüt dallarını serinlettiği
Irmağın sesine aldanarak
Bir aldanma değil midir
Öncesi unutulan şeyler gibi
Aşklar ve yolculuklar da
Belki anlatır anlatacağı
Bir şey varsa bekleyen
Eprimiş olsa da sözler

Ahmet Telli – Kalbim Unut Bu Şiiri

Kalbim Unut Bu Şiiri Kitap Kapağı Kalbim Unut Bu Şiiri
Ahmet Telli
Everest Yayınları
167

Kalbim Unut Bu Şiiri

Kalbim dedim sonra, aşk da
Bozkırdaki yangınlar misali
Yeşerse de arsız otlar yeniden
Ne dağların eflatun ufku ne de
Kırlangıçların esmerliği görülür

Ki her ömrün ezberindedir
Bu hecenin bütün harfleri
Eprimiş anılar kalıyor geride
Bir de ceylanların ürkek
Sıçrayışları tetik boşluğunda

Ve unutuluyor işte bu kadar
Çok sevilmişse sevilenin adı

Kürşat Başar – Başucumda Müzik

Başucumda Müzik Kitap Kapağı Başucumda Müzik
Kürşat Başar
Everest Yayınları
440

"Eğer, hayatımızın bir an'ına gidip orada sonsuza dek kalacaksınız deseler yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim. Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken… Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim adamla öpüştüğüm ilk gün… Herkes âşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu. Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan âşıksın."

Hasan Ali Toptaş – Uykuların Doğusu

Uykuların Doğusu Kitap Kapağı Uykuların Doğusu
Hasan Ali Toptaş
Everest Yayınları
243

2005 ORHAN KEMAL ROMAN ARMAĞANI

“Bir bakıma, insan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykuda oluyor, diyordum.”

İlk yayımlandığında Uykuların Doğusu, dairevî yapısıyla okurların başını döndürmüştü.

Yazdığı her romanıyla “roman sanatını yeniden tanımlama”nın peşinde olan Hasan Ali Toptaş, bu kez sınırları zorluyor, alanı genişletiyor.

“Yeryüzüne haykırmak istediğim sözler peşimdeydi artık, duvarlara çarptıkça yankılanıyor, yankılandıkça da bana eskisinden daha anlamlı görünüyorlardı.”

Uykuların Doğusu, roman sanatının ufkuna doğru hareket ediyor; pervane gibi, döne döne, durmadan.

“Tıpkı Binbir Gece Masalları gibi bitmeyen bir anlatıdır Uykuların Doğusu. Sonsuza kadar başa dönmeye mahkûmsunuzdur.”

-Ethem Baran-

Hasan Ali Toptaş – Sonsuzluğa Nokta

Sonsuzluğa Nokta Kitap Kapağı Sonsuzluğa Nokta
Hasan Ali Toptaş
Everest Yayınları
216

Otobüsün ön koltuğunda oturan "yorgun bir tavşan"ın dikiz aynasından gördüğü, rüya ve hayallerle kurulan bir dünya.
Yahut öyle sanıyoruz.
Elinde kahrolası valizi, yersiz yurtsuz ve işsiz bir genç.
Yahut evli ve yatalak bir edebiyatsever.

Hasan Ali Toptaş'ın belki de en hülyalı romanı Sonsuzluğa Nokta; Bedran'ın etiyle kemiğiyle yanımızda oturduğu, seviştiği, konuştuğu, korktuğu gerçeklik.

"Hasan Ali Toptaş'ın dili, Türk şiirinin bugünkü düzeyinde en çekici ögeleri, biçemi taşıyor. Seviyorum Hasan Ali Toptaş'ı, saygı duyuyorum."
-Vedat Türkali, Radikal İki-

"İnsanlar isterlerse her şeyi, ama hemen her şeyi bir tür silaha dönüştürebilirlerdi çünkü. En çok da sevgiyi elbette, alışılan yaşam biçimlerini, alışılacakları... Ava hazırlandıklarında, silaha dönüştürdükleri şeylerin geride kalan izlerinden belki durumlarına uygun birer gerekçe yaratacaklardı daha sonra bu yolcular; gerekçelerin gölgesinden de çeşitli yetkiler çıkaracaklardı kendilerine ve böylece, bütün silahlar dosdoğru bana yönelecekti."

Hasan Ali Toptaş – Ölü Zaman Gezginleri

Ölü Zaman Gezginleri Kitap Kapağı Ölü Zaman Gezginleri
Hasan Ali Toptaş
Everest Yayınları
140

Çürümüş evlilikler, elleri karanlıkta kalan çocuklar, eşyanın saltanatı, canlı olmanın aczi. Kıstırılmışlığın buruk resimleri. Peki, zaman hep geleceğe mi akar? Portakal yanaklı kadın da kim? Şeker diye, çaylara atılan bir çift balkon. Tanklar. Bir kızın ellerinden ellerini uzatır da kimi zaman, bize dokunur zaman.

Ya Fuentes, Koca Gringo’yu sınırın öteki yanında yazdıysa?

Ölü Zaman Gezginleri, öykü sanatının geldiği noktayı merak edenler için nefis bir şölen.

“Yüzyılın son çeyreğindeki Türk edebiyatının birkaç kilometre taşından biri Hasan Ali Toptaş. O bir kurgu-dil sanatçısı;
ödün vermez bir biçim ustası; yirminci yüzyıl edebiyatının vardığı çizginin en uç noktası.”

-YILDIZ ECEVİT-

“Tren yolculuğunu severim ben,” dedi ağzından saçılan dumanların arkasından.

Gitmek fiilinin altını çift çizgiyle en güzel trenler çizebilirmiş ona göre. Otobüs koltuğunda Ramses gibi kıpırdamadan oturanlara, yolculuk ediyor denemezmiş doğrusu. Sonra, trenler her zaman bir sır taşıma olasılığı taşırlarmış.