Michel Perrin – Şamanizm

Şamanizm Kitap Kapağı Şamanizm
Michel Perrin
İletişim Yayınları
144

Michel Perrin'in bu çalışması şamanizme ilişkin geniş ve güncel bilgileri sergileme savındadır. Şamanizm bir din midir, yoksa herkesin yapabileceği bir tür büyü mü? Modern etnologlardan bazıları şamanizmi kurumların bütününü ilgilendiren toplumsal bir olgu olarak algılarlar. Onlara göre şamanizm, dinsel, simgesel, ekonomik, siyasal ve estetik bir gerçekliktir. Bu bağlamda şaman da bir yönetici, hastalıkları tedavi eden bir uzman, zeki bir psikolog, yetkin bir sanatçı ve bir "teknisyen"dir.

Tanrıların ve doğanın kopmaz bir bütün oluşturduğu, gece ile gündüze kapıları her zaman açık olan şamanist evren, duyu ve simgelerle yüklüdür ve bugün bile bizi hâlâ çekmekte ve büyülemektedir. Bu kitap, günümüz bilimlerinden yoksun insanların, olayların akışını açıklamak, doğayla yüz ağartıcı bir ilişki oluşturmak, acıları ve kaygıları gidermek için nasıl tutarlı bir entellektüel ve dinsel sistem oluşturduklarını keşfetmemizi ve anlamamızı sağlıyor.

Gilles Kepel – Tanrının İntikamı

Tanrının İntikamı: Din Dünyayı Yeniden Fethediyor Kitap Kapağı Tanrının İntikamı: Din Dünyayı Yeniden Fethediyor
Gilles Kepel
İletişim Yayınları
252

Çağdaş İslami hareketler üzerine yetkin bir uzman olan Fransız araştırmacı Kepel, kısa sürede pek çok dile çevrilen kitabında, 1970’lerden itibaren büyük tek tanrılı dinlerin canlanmasını yorumluyor. Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi toplumlarında “aşağıdan yukarıya yeniden dinselleşme”nin özgül dinamiklerini ele alıyor; yeni dinsel radikalizmin, modernlik karşısındaki gerilimini tartışıyor.

Ruth Benedict – Kültür Örüntüleri

Kültür Örüntüleri Kitap Kapağı Kültür Örüntüleri
Ruth Benedict
İletişim Yayınları
304

Ünlü antropolog Ruth Benedict'in, özellikle kültürel çalışmalar konusunda temel başvuru kaynaklarından biri olarak görülen kitabı Kültür Örüntüleri, insan hayatının şekillenmesinde kültürün rolüne dair çarpıcı bir bakış sunuyor. Üç Kızılderili toplumunun karşılaştırıldığı bu çalışma, toplumların davranışlarındaki çeşitlilikleri yargılamadan ortaya koyuyor. Dolayısıyla Batı toplumunun "en iyi, en gelişmiş" kültür olduğu yönündeki görüşü reddederek, her kültürün kendisini nasıl ele alıyorsa öyle kavranması gerektiğini öne sürüyor. 1930'lu yıllarda yazılmış olmasına rağmen, Kültür Örüntüleri'nin günümüzde hâlâ temel bir eser olmasını sağlayan da kültürel çeşitliliğe yaptığı bu vurgu. Özellikle antropoloji ve etnoloji alanlarında çığır açmış bir isim olan Benedict'in birey ve kültür ilişkisini incelemesi bakımından büyük önem taşıyan araştırması, insan olmanın anlamları üzerine derin bir kavrayış sağlıyor.

"Bugün çağdaş dünyada kültür kavramıyla ilgili sözcüklerin bunca rahat kullanılmasında... elinizdeki kitabın büyük bir payı var."
Margaret Mead

"Benzersiz ve çok önemli… Kültür Örüntüleri, daha özgür ve daha hoşgörülü bir yaşam için yol gösterici bir tabela niteliğinde."
New York Times

"Benedict'in Kültür Örüntüleri, çeşitliliğin değerini bize öğretmede temel bir metin…"
Amerikan Antropoloji Derneği

Peter Weiss – Direnmenin Estetiği

Direnmenin Estetiği Kitap Kapağı Direnmenin Estetiği
Peter Weiss
İletişim Yayınları
847

Almanya'da politik tiyatronun bir altbaşlığı olarak alınabilecek "belgesel tiyatro"nun öncülerinden ve teorisyenlerinden biri olan Peter Weiss, Direnmenin Estetiği'nde, 1937-1944 yılları arasındaki anti-faşist direnişi ve bu direnişin içinde yer alan gerçek kişilerin öykülerini/yaşantılarını merkez alarak, isimsiz bir Ben Anlatıcı'nın (sınıf bilincine sahip aydın bir işçinin) bakış açısıyla, tarihi, Antik Yunan'dan bu yana sanat ve siyaset düzlemlerinde yeniden kuruyor. Direnmenin Estetiği gerçekliğin verilerinden yararlandığı için belgesel ve tarihsel, yazarının yaşamına göndermeleri olduğu için otobiyografik, metne giren parçaları kendine özgü bir biçimde yorumladığı ve birleştirdiği için kurmaca, metinde belirsiz bir imkân olarak yansıyan bir kurtuluş fikri bıraktığı için ütopik, yandaşı olduğu dünya görüşü karşısında eleştirel olduğu için yeniden kurucu, kullandığı farklı anlatım biçimleriyle hem belgesel-gerçekçi hem gerçeküstücü, Batı kültürünün siyasi tarihi ve sanat tarihiyle metinler üzerinden tartıştığı için metinlerarası ve kültür birikimini yeniden yorumladığı için ufuk açıcı özellikler taşıyan çok katmanlı bir derya metin.

William Beckford – Vathek

Vathek Kitap Kapağı Vathek
William Beckford
İletişim Yayınları
118

Korku edebiyatının en başarılı ilk örneklerinden birine hayat veren William Beckford, Vathek'le aynı zamanda roman sanatının da en hakiki Cehennem'ini yaratmıştır.

Abbasi soyunun dokuzuncu halifesi Vathek, yıldızların sırrını çözmek için Babil kulesinin bir benzerini inşa ettirir. Bu kulede Vathek, bilinmeyen bir ülkeden gelecek bir adam aracılığıyla bir dizi mucizenin gerçekleşeceğini öğrenir. Bu arada gizemli kılıçlarla hükümdarlığın başkentine gelen bir yabancı da, şehre merak salar. Kılıçların üzerindeki harflerin esrarını çözmek isteyen Vathek, bu yabancının istek ve emirlerinin esiri olur. Yabancı Vathek'e, inancını değiştirmesi karşılığında Yeraltı Ateşi Sarayı'nın hazinelerini vaat eder.

Bu vaat karşısında her türlü emre uymaya hazır olan açgözlü halifenin bilmediği bir şey vardır: Yeraltı Ateşi Sarayı korkunç bir Cehennem'dir. Beckford'un kendi döneminin hayal gücünü aşan bu önemli eserini Murat Belge'nin önsözü ve Seçil Kıvrak'ın Vathek'in Fransızca ve İngilizce metinlerini karşılaştırarak oluşturduğu özenli çevirisiyle sunuyoruz.

"Saintsbury ile Andrew Lang, "Yeraltı Ateşi'nin Sarayı" buluşunun, Beckford'un en büyük başarısı olduğunu söyler ya da ima ederler. Ben de, bunun edebiyattaki ilk hakiki kötücül Cehennem olduğunu savunuyorum. Şöyle bir paradoksu göze alacağım: En ünlü edebi Cehennem, İlahi Komedya'daki dolente regno, kötücül bir yer değil, kötü şeylerin olduğu bir yerdir. Ayrım açıktır."
Jorge Luis Borges

Gün Zileli – Ev (1946-1954)

Ev (1946-1954) Kitap Kapağı Ev (1946-1954)
Gün Zileli
İletişim Yayınları
136

“Filistinli Ebu Suut el Haravi, ‘evinden kaçmaya zorlandığın için utanma’ diyor. Türkçede tam öyle değil ama birçok dilde ‘ev’, yaşanan yurdu da temsil ediyor. Gittikçe azalan aile fertlerinin birlikte yaşadığı aile ocağını terk edeli yaklaşık otuz beş yıl oluyor. Neredeyse on beş yıl geçecek, ‘yurt’ anlamındaki ‘ev’den kaçmak zorunda kalışımın üzerinden. Utanmıyorum. Kader de utanmasın. Utanması gereken başkaları var.”
Gün Zileli
Türkiye sol hareketinin önemli isimlerinden biri olan Gün Zileli politik geçmişini, daha önce yayımladığımız Yarılma, Havariler ve Sapak’ta bütün açıklığıyla anlatmıştı. Elinizdeki kitap bir açıdan o üçlemenin öncesi, diğer bir açıdan ise tamamlayıcısı. Zileli bu kitabında kendi ‘özel’ine dönüyor, çocukluğunu ve evini hikâye ediyor. ’40’ların sonu ve ’50’lerin başında yaşanan toplumsal dönüşümün orta sınıf Cumhuriyet aydını bir ailedeki yansımaları, o hayatlarda ve insanlarda yarattığı değişim... Anılarında karşımıza çıkan tiplerin evveliyatları... Hem anıların ayrılmaz bir parçası hem de başlı başına edebiyat tadında bir dönem anlatısı...

E. M. Forster – Hindistan’a Bir Geçit

Hindistan'a Bir Geçit Kitap Kapağı Hindistan'a Bir Geçit
E. M. Forster
İletişim Yayınları
368

Edward Morgan Forster, 1924`te yayımlanan Hindistan`a Bir Geçit`te, Britanya İmparatorluğu`nun yönetimindeki Hindistan'ı, iki farklı kültüre ait insanların yakınlaşma çabalarını engelleyen önyargıları ve yanlış anlamaları anlatır. Doğu-Batı sorunsalını inceler. Genç bir Müslüman olan doktor Aziz, işgalci İngilizler`le yakınlaşmak, onları anlamak ister,ama gördüğü muamele karşısında hayal kırıklığına uğrar. Oğlu yargıç Ronny`yi ziyarete gelen bayan Moore, Aziz`e sempati duyar. Yargıç, evlenmeyi düşündüğü genç bir kadını, Adele Quested`i yanında getirmiştir. `Gerçek Hindistan`ı` tanımak isteyen Adele, burnu havada İngiliz yöneticlerinden farklı davranmak, tabuları yıkmak niyetindedir. Doktor Aziz`in planladığı marabar Mağaraları`na yapılan bir gezide beklenmedik olaylar meydana gelir ve iki ırk arasındaki düşmanlık had safhaya ulaşır. Forster`in en sevilen romanlarından biri olan Hindistan`a Bir Geçit, onun bu egzotik ülkede geçirdiği günlerin izlenimleri olarak da okunabilir.

Aleksandr Soljenitsin – İvan Denisoviç’in Bir Günü

İvan Denisoviç'in Bir Günü Kitap Kapağı İvan Denisoviç'in Bir Günü
Aleksandr Soljenitsin
İletişim Yayınları
157

Yayımlandığında dünyada hem edebi hem de siyasi yankı uyandıran İvan Denisoviç'in Bir Günü, Stalinist baskıyı edebiyata taşıyan ilk roman.

Aleksandr İsayeviç Soljenitsin İvan Denisoviç'in Bir Günü'nde, toplama kamplarındaki acımasız yaşama ve çalışma koşulları karşısında onurunu ve haysiyetini korumaya çalışan insanları anlatıyor. Kirli, soğuk ve adaletsiz bir ortamda hayata tutunan mahkûmların, insanlık dışı düzene nasıl direnç gösterdiklerini resmediyor. Romanın kahramanı İvan Denisoviç, İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların elinden kaçtıktan sonra, ajan olma şüphesiyle Sovyet hükümeti tarafından gözaltına alınır ve sürgüne gönderilir. Buzlar altındaki Sibirya sürgününde, açlık ve dayak tehdidi altında on yıl geçirecektir. Soljenitsin'in kendi anılarından yola çıkarak yazdığı roman, 1962 yılında yayımlandığında Sovyetler Birliği'nde büyük yankı uyandırmış, kısa sürede toplatılmış ve yasaklanmıştı. Stalinist dönemin yazarlar üzerindeki siyasi baskısını anlamak için okunması gereken bir roman.

"Doktor Jivago'ya kadar hiçbir ilk roman modern Rus edebiyatında, nadide bir eser olan İvan Denisoviç'in Bir Günü kadar heyecan uyandırmamış ve fırtınalar koparmamıştı."
-Davıd Stewart Hull-

Aleksandr Soljenitsin – Kreçetovka İstasyonu’nda Bir Olay

Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay - Matriyona'nın Evi Kitap Kapağı Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay - Matriyona'nın Evi
Aleksandr Soljenitsin
İletişim Yayınları
126

Soljenitsin’in bu kitapta bir araya gelen iki novellası “Kreçetovka İstasyonu’nda Bir Olay” ve “Matriyona’nın Evi”, 20. yüzyılın bu büyük yazarının, Rus edebiyatı geleneğini Dostoyevski ve Tolstoy’dan sonra devam ettirdiğini göstermektedir.

“Kreçetovka İstasyonu’nda Bir Olay”, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altındaki Rusya’da savaşırken kritik bir karar vermek zorunda kalan Kızıl Ordu teğmeni Zotov’un zorlu mücadelesini ve savaşın ağırlığı altında yaşamlarını sürdüren, açlık, yokluk ve bilinmezlikle boğuşan köylülerin giderek tedirginleşen ruh hallerini ustalıkla yansıtmaktadır.

“Matriyona’nın Evi” ise, acılarla geçen gençlik yıllarının ardından yoksulluk ve hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalan, çıkarcı akraba ve komşularından başka kimsesi olmayan, topal kedisi ve keçisiyle yaşayan Matriyona’nın hikâyesidir. Evine yerleşen kiracısı, ancak hayatı gibi talihsiz olan ölümünün ardından Matriyona’nın gerçekte kim olduğunu öğrenecektir!

“Tıpkı Dostoyevski’nin eserleri gibi, Soljenitsin’in öyküleri de, büyük bir sanatsal yetkinliktir.”

THE TIMES

Murat Belge – İstanbul Gezi Rehberi

İstanbul Gezi Rehberi Kitap Kapağı İstanbul Gezi Rehberi
Murat Belge
İletişim Yayınları
423

Dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan İstanbul, tarih boyunca içinden çeşitli medeniyetler geçen; Bizans, Osmanlı gibi büyük imparatorluklara başkentlik yapmış olağanüstü tarihî dokuya sahip bir kent. Ve bugünkü İstanbul'da, bu yaşam keşmekeşinin içinde gözümüzden kaçan, haberimizin bile olmadığı bu müthiş tarihî zenginlik hâlâ yerli yerinde duruyor. Savaşlardan, yangınlardan, depremlerden sağ kurtulmuş, yaralı çıkmış birçok bina hızla yenilenen kentin dinamiğine direnerek bir kenarda sessiz sedasız varlığını sürdürüyor.

Murat Belge bu rehber kitapta İstanbul'un eşsiz zenginliğini, o kendine has üslûbuyla, aralara serpiştirdiği ilginç hikâyeler ve tarihî "dedikodularla", Pera, tarihî yarımada, Boğaziçi, Üsküdar gibi eski yerleşim merkezlerinin yanı sıra Pendik'e, Florya'ya, Küçükçekmece'ye, Kilyos'a, hatta Polonezköy'e kadar uzanan bir güzergâhta gözler önüne seriyor.
Yeditepeli şehir İstanbul'u tepe tepe gezmek isteyenler ya da gezmeden bilmek isteyenler için...

Mehmet Murat Somer – Buse Cinayeti

Buse Cinayeti Kitap Kapağı Buse Cinayeti
Mehmet Murat Somer
İletişim Yayınları
256

Ortada iki cinayet: Buse ve öldürülen yaşlı komşu kadın; bir şantaj çetesi, adı bile duyanı ürperten Süreyya Eronat, sansürcü gazeteciler, kendilerince gizlemelerine gerek olan ilişkiler yaşamış bir dolu iyi-kötü ünlü adam vardı. Hepsinin üstünde, gözümü korkutma konusunda elinden geleni yapan Sofya vardı. Her şeye bulaşan, yaptıklarının artık sosyal dedikodu merakını aştığına inandığım Hasan ayrı bir meseleydi.

Zekâsı ve azmiyle, vahşice işlenen seri cinayetlerin üstesinden gelen kahramanımız, eğitimli, kültürlü, sanattan anlayan, yaşamdan zevk almayı bilen, tutkulu, bakımlı, atletik yapılı, gerektiğinde 'aslan gibi delikanlı' bir travesti…

Mehmet Murat Somer'in akıcı ve mizahi anlatımıyla okur, ışıltılı Beyoğlu gecelerinin karanlık arka sokaklarında eğlenceli bir keşfe çıkıyor.

Mehmet Murat Somer – Peygamber Cinayetleri

Peygamber Cinayetleri Kitap Kapağı Peygamber Cinayetleri
Mehmet Murat Somer
İletişim Yayınları
221

HOP-ÇİKİ-YAYA POLİSİYELERİ
Polisiye edebiyatta, yazarlar kadar dedektifler ya da çözümleyici kahraman tipleri de meşhurdur. Sherlock Holmes, Hercule Poirot, Maigret ve diğerleri kimi zaman yazarlarını bile gölgede bırakmışlardır.
Hop-çiki-yaya Polisiyeleri dizisinin de merkezinde böyle bir tip var: İyi eğitim almış, kültürlü, sevimli, “sosyal”, aynı zamanda hayatına istemediği kimseyi sokmamakta kararlı, yakışıklı, Uzakdoğu sporlarına vâkıf bir travesti… Cinâî vakaların çözümlendiği merkez üssü de, onun işlettiği gay bar…
Mehmet Murat Somer bizi bu kahramanın peşinden travestilerin dünyasına, parıltılı İstanbul gecelerinin karanlıklarına, şiddet dolu cinayetlere götürüyor... “Kim yaptı?”, “Neden yaptı?” sorularının yanıtını ararken kurbanların sıradışı hayatlarına konuk ediyor. Ve “genel ahlâk” nazarında “sapık” olanlarla (ki bunlar çoğunlukla kurbanlar) “düzgün” sayılanların (ki bunlar çoğunlukla failler) aslında hayata ve “zevklere” dair ne kadar çok şey paylaştıklarını gösteriyor!
Her sınıftan İstanbullu hayatların girdisi çıktısıyla rengârenk bir fon… Heyecan, gerilim, hızlı tempo… Kadın ve erkek cinselliklerini ti’ye alan özel bir mizah… Akıcı, ferah bir dil… Hop-çiki-yaya Polisiyeleri, polisiye tutkunları için gerçek bir sürpriz!

Henry James – Daisy Miller

Daisy Miller Kitap Kapağı Daisy Miller
Henry James
İletişim Yayınları
152

Gülümser Ağırer çevirisi,
Henry James'in önsözü,
Carol Onmann'ın sonsözleriyle.
Yazar ve dönem kronolojisiyle.

Romanlarında toplumun dayatmalarını tanımayan ve sırrı çözülemeyen Amerikalı kadın figürünü yakından inceleyen Henry James, bu konuyu ilk defa 1878 tarihli Daisy Miller'da eşsiz bir incelikle resmetmiştir.Ailesiyle birlikte Avrupa'da seyahat eden Daisy Miller, etrafındakileri hayrete düşürmektedir. Frederick Winterbourne onu çözmekte herkesten çok zorlanır: Bu genç kız görgüden habersiz midir, yoksa bilerek mi bu kuralları altüst etmektedir? Cenevre Gölü'nden Roma'nın sokaklarına uzanan hikâye, bir gece yarısı Kolezyum'da doruğa ulaşır: İtalyan bir gençle yakınlık kuran Daisy, kendisini ödemekten kaçtığı bedellerce kıstırılmış bulacaktır. James'in edebiyat çevrelerinde adını duyurmasını sağlayan bu kısa romanı, genç kızlara kötü örnek olduğu gerekçesiyle çok da eleştirilmiştir."Öyle ince bir zekâya sahipti ki, onu hiçbir fikrin bozması mümkün değildi. James romanlarını yazarken, kendi görüşünü kaleme alan değme Fransız eleştirmene benzer; bir başka parazit fikrin esamisi bile okunmaz."
-T.S. ELIOT-

Mahir Ünsal Eriş – Olduğu Kadar Güzeldik

Olduğu Kadar Güzeldik Kitap Kapağı Olduğu Kadar Güzeldik
Mahir Ünsal Eriş
İletişim Yayınları
128

Meydandaki çay bahçelerinden birine oturmak geldi içimden sonra.
Çünkü Erdek bir kitap olsaydı, bu çay bahçeleri ilk cümlesi olurdu onun. Gelindi mi oturulmalıydı. Bir çay, birkaç sigarayla, kıyıda kayığında ağ onaran, çapari kösteği hazırlayan balıkçıları seyretmek, bir tost isteyip, bacaklarıma sırnaşan kedilere atmak, yakın masalarda konuşulanları dinlemek, birini bekliyormuş gibi ikide bir saate bakmak iyi gelebilirdi. Gelmeliydi en azından. Yine yaz akşamları. Yaralı tekneler, küflü sesler. Erdek'te çay bahçeleri, bıkkın orkestra, tatsız garsonlar. Ezine, Susurluk, Bandırma, burası Ankara, orası Samsun! Yalandan bayılanlar, bilmezden gelinenler, kaybolan dayılar… Uykusunda ağlayan adamlar, pişmanlar, yorgunlar. Para için mırın kırın, laf dokunduran konuşmalar. Nerede bu Türkan Şoray?

Mahir Ünsal Eriş, sokaktan gelen gürültüyü, bangır bangır Yıldız Tilbe dinleyen evleri resmediyor. Bi gevezeleşip bi susanları, "iyi olalım be ne olur" diyenleri, helallik isteyenleri anlatıyor. Olduğu Kadar Güzeldik, gazoza doğru çocuklaşan hikâyelerle çağlıyor, zamana dokunuyor. Eriş, hüzünlü mağlupların iyimser yazarı olmaya devam ediyor.

Menekşe Toprak – Valizdeki Mektup

Valizdeki Mektup Kitap Kapağı Valizdeki Mektup
Menekşe Toprak
İletişim Yayınları
124

Hesabı ödedikten sonra ufak valizimi alarak, kahvenin baktığı meydanın ortasındaki metroya doğru yürüyorum. Metronun derinliğine dalmadan önce son bir kez daha, yüzyıllarca nice krala, nice imparatora görkemini ve iktidarını hatırlatmış, şimdiyse levhalarıyla, parlak ışıkları, mini etekli, kot pantolonlu kadınları ve erkekleriyle, egzoz kokan otomobilleriyle yanlış zamanda ve yerdeymiş duygusunu veren kente bakıyorum. Ama bu kenti sadece bu haliyle anımsamayacağımı, onun, hiçbir benzerliğinin olmadığı, Anadolu'nun sürekli kılık değiştiren o bozkır metropolüyle beraber aklıma geleceğini biliyorum.

Yersiz yurtsuzlar. Cevaplanmayan telefonlar. Adressiz mektuplar. Gaz maskeleri. Sığınaklar. Harabe binalar. Yıkık dökük merdivenler… Son bir hevesle geçmişe dönenler, bozkıra çıkanlar.

Valizdeki Mektup, aidiyetsizliğin ve sevgisizliğin anlatıldığı buruk öyküler…

Menekşe Toprak, Türkiye'den Berlin'e, oradan Viyana'ya uzanan tozlu yolları, bu yollarda savrulan hayatları anlatıyor. Arafta nefes nefese.